Etiket arşivi: Yunanistan

Bizans İmparatorluğu 125| Patrikhane 4

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Katoliklerden farklı olarak, Ortodoks dünyası, çok kutuplu bir yapıya sahip.
  • Ortodoksların tarihsel olarak dört merkezi var: Kudüs, İskenderiye, Antakya ve İstanbul. Bir görüşe göre, bunlardan ilk üçü, doğrudan doğruya İsa’nın havarileri tarafından kuruldukları için, daha kutsal olarak kabul ediliyor. İstanbul Kilisesi’nin önceliği ise Bizans’ın başkenti olmasından kaynaklanıyor, deniyor.
  • Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflaması, Fener Patrikhanesi’nin Ortodoks Kiliseler üstündeki otoritesini de zayıflattı. Osmanlı’dan bağımsızlığını kazanan ülkelerin kiliseleri Patrikhane’nin yetkilerini kabul etmediklerini açıklayarak birer milli kiliseye dönüştü. Balkanlar’da yeni devletlerin kurulması ile birlikte bölgede otosefal kilise yapılanması hakim oldu. Bunlardan biri de Atina’daki Yunan Ortodoks Kilisesi idi. Fener Patrikhanesi’nin yetkilerini kabul edenler Yunanistan’a sonradan bağlanan kuzey kesimdeki kiliseler, Girit ve 12 Ada Metropolitleri ve Yunanistan dışında yaşayan Yunanlıların mensubu oldukları kiliselerdir. Dolayısıyla Yunanistan’ın bir bölümü otosefaldir. 1883’ten beri Yunan Kilisesi bağımsız ise de bazı tasarruflarını patriğin onayına sunuyor.
Ayios Yeoryios Kilisesi’nin içinden. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ayios Yeoryios Kilisesi’nin içinden.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Otosefal kiliseler, patriklere bağlı olmalarına rağmen kilise işlerini ulusal düzeyde herhangi bir patrikten bağımsız olarak yönlendirebilen, ama Ortodoksluğu bağlayıcı kararlar alamayan kiliselerdir.
  • Dünya üzerindeki Ortodoks Kiliseleri üç gruptan oluşuyor:
    *Patriklik Düzeyindeki Kiliseler: İskenderiye, Antakya (Şam), Kudüs, İstanbul.
    *Ulusal Kiliseler: Moskova, Belgrad, Bükreş, Sofya, Tiflis.
    *Otosefal Kiliseler: Yunanistan, Güney Kıbrıs, Arnavutluk, Polonya, Gürcistan, Kanada, ABD, Afrika Metropolitlikleri.
  • Fener Patrikhanesi’ne bağlı metropolitlikler ve başpiskoposluklar şunlardır: Kadıköy, Gökçeada, Bozcaada, Prens Adaları, Terkos, Girit, 12 Adalar, ABD, Avustralya, Yeni Zelanda, Avrupa.

ABD, Avustralya, Yeni Zelanda ve Avrupa’da yaşayan bütün Ortodokslar Fener’e bağlı değildir. Sadece buralarda yaşayan Yunanlıların bağlı oldukları kiliseler Fener’e bağlıdır. ABD’de 14 milyon civarında Ortodoks nüfus vardır ve bunların 2 milyonu Yunan’dır ve Fener’e bağlıdır. Ayrıca, Aynaroz, Patmos, Selanik, Cenevre ve Kore’de de bazı kurumlar Fener’e bağlı olarak çalışmaktadır.

  • Fener Patriği’nin otoritesi altında olmayan otosefal Ortodoks kiliseleri liderlerini kendileri seçer, ama meşruiyet, İstanbul’daki Eşitler Arasında Birinci (Pirumus Inter Pares) olan Patrikhane’den gelir. Bunlar, liderlerini İstanbul’a teklif eder ve son seçimi İstanbul yapar.
  • Fener Rum Patrikhanesi, 9. yüzyıldan bu yana ayinlerde ilk sırada anılmaktadır. Ayinlerde sayılış sırası İskenderiye, Antakya, Kudüs, Rusya, Belgrad, Romanya, Bulgar, Tiflis Patriklikleri, Kıbrıs ve Atina Başpiskoposluğu, Polonya Metropolitliği, Arnavutluk ve Çekoslovakya Başpiskoposluğu şeklindedir.
  • Ancak kesin olan şey, Ortodoks dünyasının onursal merkezi Fener Rum Patrikhanesi’dir.
  • Yunanistan Başpiskoposunun Patrik Bartholomeos ile arası çok bozuk ama, genellikle Yunanlılar, Osmanlı İmparatorluğu devrinde Yunan kültürünü ve milli kimliğini ayakta tuttuğu için Patrikhane’ye karşı şükran duygusu içindeler. İstanbul’a gelen Yunanların çoğu mutlaka Patrikhane’ye giderler. Bir ara Yunanlılar, Patrikhane’yi bir Yunan adasına taşıyıp ona “zulme uğramış sürgünde Patrikhane” adını vermeyi düşünmüşlerdi.

 

Bizans İmparatorluğu 122| Patrikhane 1

  • 381’de Konstantinopolis’te toplanan Konsil’de Konstantinopolis Kilisesi’ne Patriklik statüsü verilmiş ve Konstantinopolis Piskoposluğu (Patriklik), Roma Piskoposluğuna (Papalık) denk sayılmış, iki makamın eşit haklar taşıdığı karara bağlanmıştı.
  • 451 yılında toplanan Khalkedon (Kadıköy) Konsili, Konstantinopolis Patrikliği’nin ökümenik unvanını resmen tanıdı. Bu konsilde, Hıristiyan alemini beş yetki alanına bölen sıralamasında Konstantinopolis, başkent piskoposluğu olarak hepsinin üstüne çıkarılırken; Roma Kilisesi’ne muğlak bir öncelikten de bahis vardı. Bu önceliğin biçimsel mi, yoksa eylemsel mi olduğu tartışma konusu oldu.
  • Konstantinopolis Kilisesi, Roma’nın önceliğini salt tarihçesine dayalı protokolde birincilik olarak algılarken; Roma Kilisesi, tüm Hıristiyan aleminin öncülüğü olarak yorumluyordu.
  • Beş yönder Kilise’ye başpiskopos atama ve azletme yetkisi Konstantinopolis’teki imparatora aitti.
  • Papalık, 8. yüzyılda Büyük Konstantin’in Bağışı diye sunduğu vasiyet ile yetki engelini aştı ve 11. yüzyıla gelindiğinde dört Başpiskoposluğun üstünde bir temyiz makamı olma iddiasını taşıyordu.
  • Roma Kilisesi’nin, İsa’nın on iki havarisinden birincisi Petrus tarafından kurulduğu, Petrus’un Roma’da öldüğü ve gömüldüğü iddiası ile Papalık, Hıristiyanlığın beş Kilisesi’nden ilk sıradaki ve lideri olduğunu iddia ediyordu.
  • Roma Kilisesi, 451 yılındaki Khalkedon Konsili’nde kabul edilen Konstantinopolis Kilisesi’nin Resul Andreas tarafından kurulduğu kararını tanımamıştı. Dini jargonda, bir Havari/Resul tarafından kurulan kilise Apostolik oluyordu. Roma’ya göre, Konstantinopolis Kilisesi bir havari tarafından kurulmadığı için öncül olamazdı. Resul Andreas, Resul Petrus’un kardeşiydi.
Havari Aziz Andreas. Fotoğraf: bnr.bg

Havari Aziz Andreas.
Fotoğraf: bnr.bg

  • Doğu Slavlarının din değiştirmesi, Bizans Hıristiyanlığını, dolayısıyla patriğin nüfuz alanını genişletmişti.
  • Konstantinopolis Patrikliği, Yunanistan’dan Asya’ya uzanan Doğu Roma İmparatorluğu’nun Ortodoks ahalisi başta; Ukrayna, Rusya, Belarus Slavları, Gürcü, Bulgar, Sırp, Makedon, Rumen gibi Ortodoks Kiliseleri, en üst makam olarak Konstantinopolis Patrikliği’nin otoritesine bağlıydılar. Bu cemaatlerin patrikleri ve kilise papazları, Konstantinopolis Patriği tarafından atanır ya da onaylanırdı.
  • 7. yüzyılda Konstantinopolis Patriği’nin görev alanı Antakya, Kudüs ve İskenderiye gibi, Araplar tarafından fethedilen Doğu patrikliklerini kapsamıyordu.
  • Patrikliğin önderliği imparatora ve imparatorluğa bağlıydı. Misyoner gönderilmesi gibi dini inisiyatifler patrik kadar imparatorların da yetki alanı içindeydi.
  •  13. yüzyıldan itibaren imparatorluğun parçalanması sırasında patriğin Büyük Kilisesi, Ortodoks dünyasının birliğini temsil etmeye başladı.
  • Şehrin Latinler tarafından işgal edildiği dönemde Konstantinopolis Patriklik Makamı da İznik’te yapılandı.
  • Son İmparator Konstantin Paleologos’un Konstantinopolis’i Osmanlı’dan korumak için Papa’dan yardım istemesi; Konstantinopolis Patrikliği’nin 1448 yılında Papa’nın Floransa’da Katolik ve Ortodoks birliğini sağlamak amacıyla topladığı din kurultayına katılmasını fırsat bilen, Papa’nın otoritesini asla tanımayan Rusya, kendi patrikliğini otosefal, yani bağımsız ilan etti. Çarlık güçlendikçe, Rusların Ortodoksluğun koruyucusu olduğu tezi de güçlendi. Ortodoksluğun tarihsel merkezlerinden biri olmayan Moskova Patrikhanesi, kendisinin dünyadaki en büyük Ortodoks cemaate sahip olduğunu, Türk topraklarında kalmış bir kilisenin kendisine gerçek anlamda liderlik yapamayacağını öne sürüyordu.
  • Son İmparator Konstantin Paleologos’un yeğeni Prenses Zoe Sofia, 1472 yılında Moskova Büyük Prensi İvan Vasilyeviç ile evlenince Paleologos Hanedanı Rusya’da devam ediyor, Üçüncü Roma Moskova’dır savı oluştu.
  • Bizans döneminde, patriğin ikametgahı Aya Sofya’nın güney cephesine bitişikti. 532 yılındaki Nika Ayaklanmasında Aya Sofya yanınca, Justinyen Aya Sofya’nın yapımı sırasında Patrikhane’yi Aya Sofya’nın batısındaki Theotokos Khalkoprateia Kilisesi’ne taşıtmıştır. Kilise yaklaşık 5 sene boyunca bu işlevi görmüştür. Kiliseden günümüze pek bir şey kalmamıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 116| Hipodrom 2

  • Hipodrom üç bölümden oluşmaktaydı: Spina, Carceres ve Sphendone.
  • Spina, hipodromun tam ortasına, eksen duvarına, omurgasına verilen addı. Bugünkü seviyeden 5 metre aşağıda bulunan arenayı, alçak bir duvar olan spina ortadan ikiye böler ve atlı arabalar, bu duvar etrafında dönerlerdi.
  • Spina genellikle obelisk ile süslenirdi. Spinayı süsleyen yapıtlar zamanla artmış ama günümüze üçü ulaşmıştır. Büyük Konstantin zamanında spinada Romus ve Romulus’u emziren dişi kurdun ve Adem ile Havva’nın heykellerinin de olduğu düşünülüyor.
  • Büyük Konstantin’in Yunanistan’ın Delphi şehrindeki Apollon Tapınağı’ndan getirttiği savaş ganimeti Yılanlı Sütun ya da Burmalı Sütun önce Aya Sofya’nın önündeydi, sonra spinaya getirildi. Yılanlı Sütun, Antik Yunanistan’ın Persler’e karşı verdiği sonuncu savaşın, 31 Yunan sitesinin birleşerek MÖ 479 yılında Platea’da kazandıkları zaferin anıtıydı. Sütunun malzemesi savaşta edinilen tunç ganimetlerin eritilmesi ile elde edilmişti. Sütun, gövdesi birbirlerine dolanmış üç yılandan oluşur. Sütunun bir de tılsımı vardı: Burma dikiti oluşturan yılan motifleri, şehri zararlı sürüngenlerden koruyacaktı. Hem Bizans’ta hem Osmanlı’da obelisklerin tılsımlı olduğu düşünülürdü. Yılanlı Sütun, 17. yüzyıla kadar sağlamken, bir yeniçeri kılıcıyla yılan başlarını uçurduktan sonra tılsımını yitirdi denir. Bir başka görüşe göre ise burma dikitin yılan başlarının 1700 yılında sarhoş bir Leh diplomat tarafından kırıldığı yönündedir. Kayıp yılan başlarından biri sonradan bulunmuştur; İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmektedir. Sütunun orijinalinin yüksekliğinin 8 metre olduğu söylenir. Anıttan günümüze 5.30 metrelik bir bölüm ulaşmıştır.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, günümüze ulaşabilmiş tek bronz yılan başı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, günümüze ulaşabilmiş tek bronz yılan başı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Spina’nın ikinci obeliski ise, Büyük Konstantin’in şehri imarı sırasında, Hipodrom’u süslemek amacıyla kente getirtmek üzere Mısır’da yerinden indirttiği dikilitaştır. İmparator I. Theodosius’un (379-395), 390 yılında Hierapolis’ten, Karnak’taki Amon-Ra Tapınağı’ndan  getirtip Hipodrom’a koydurduğu Antik Mısır eseri III. Tutmosis Dikilitaşı’dır. Dikilitaşın spina üzerine yerleştirilme çalışmalarının 32 gün sürdüğü bilinmektedir. Anıtın taşınma sırasında kırılması veya hafifletilmek istenmesi nedeniyle alt kısmından yaklaşık üçte birinin kesilmiş olduğu düşünülmektedir. Taşın bugünkü yüksekliği 19.59 metredir. Kaidesinin iki yüzünde Grekçe ve Latince yazıtlar yer almaktadır. Diğer iki yüzünde ise, anıtın dikilişi ve araba yarışları ile ilgili sahneler kabartma olarak betimlenmiştir. Bu bölümün üzerindeki esas kaidenin dört yüzünde ise, İmparator I. Theodosius, ailesi ve saray erkanı kabartmaları vardır. Dikilitaşın piramit biçimli en üst bölümünde, dikdörtgen çerçeve içinde Firavun III. Tutmosis ile tanrı Amon-Ra el eledir. Anıt üzerinde Amon-Ra’nın betimlendiği yerlerde onun her şeye hayat, ebedilik ve tat veren, tanrıların kralı ve gökyüzünün sahibi olduğu bildirilmiştir. Firavun ise, Yukarı ve Aşağı Mısır’ın kralı, Ra’nın oğlu, ebedi hayat, devamlılık ve hazza sahip olan şeklinde yüceltilerek tanımlanmıştır. Anıtın en tepesinde yer alan çam kozalağı biçimli tepeliğin 869 yılındaki depremde düştüğü bilinmektedir.
  • Spinaya 4.-5. yüzyılda dikildiği düşünülen Örme Sütun, İmparator VII. Konstantin Porfirogenetos (913-959) ve oğlu Romanos tarafından onarılmış ve üstü altın yaldızlı bronz levhalarla kaplanmıştır. Bununla ilgili yazıt, kaidenin doğu kenarında yer almaktadır. Yazıtta anıt, Rodos’un ünlü bronz Apollon heykeli ile karşılaştırılmaktadır. Yaklaşık 32 metre boyundaki anıtın üstündeki bronz levhalar Haçlılar tarafından sökülmüştür. Bugün anıtın üzerinde görülen delikler, sökülen bronz levhaların kenetlerinin yuvalarıdır.
  • Hipodrom’un ikinci bölümü olan Carceres, spinanın kuzeyinde yer alan, yarış arabalarının giriş yeri idi. Günümüzde burada, 1898 yılında Alman imparatoru II. Wilhelm’in İstanbul’u ziyaretinin anısına Almanya’da yapılarak 1901’de alana yerleştirilen Alman Çeşmesi bulunmaktadır.
Günümüzde de Sultanahmet Meydanı’nda bulunan Theodosius Dikilitaşı’nın kaidesindeki rölyeflerden biri  İmparator Theodosius ve ailesini, Hipodrom’da katishma’da gösterileri izlerken betimler. Fotoğraf: Fotoğraf: Ortaçağ, Umberto Eco, Alfa/Tarih, 2014.

Günümüzde de Sultanahmet Meydanı’nda bulunan Theodosius Dikilitaşı’nın kaidesindeki rölyeflerden biri İmparator Theodosius ve ailesini, Hipodrom’da katishma’da gösterileri izlerken betimler.
Fotoğraf: Fotoğraf: Ortaçağ, Umberto Eco, Alfa/Tarih, 2014.

 

 

Bizans İmparatorluğu 71 | Bizans’ta Tiyatro ve Müzik

  • Roma’da komedide siyasal hiciv yapılır, açık saçık hareketler, sözler söylenir, Hıristiyanlarla dalga geçilirdi. Din adamları tarafından tiyatroya “şeytanın kilisesi” deniyordu.
  • Yeni Roma Patriği, tiyatroyu kapatırsak siyasi rahatsızlıkları ortadan kaldırmış oluruz; barbarlar mutludur, çünkü tiyatroları yoktur, diyordu. Oyunları paganlar savunuyordu. Paganizmin son kalesi tiyatroydu. Devletin tutumu ise imparatora göre değişiyordu. 6. yüzyılda Bizans tiyatrosunda antik gelenek bitti: Pazar günü tiyatroya gitmek, dans eden kadınları izlemek günahtı. Oyuncunun Hıristiyan olduğu anlaşılırsa cezalandırılır, hatta bazen sahnede öldürülürdü. Oyuncuların saç modelinin taklit edilmesi bile günah sayılırdı. Tiyatrocular Hıristiyan mezarlarına gömülmezdi. Ayrıca tiyatrolar halkı eğlendirerek son hesap gününü unutturuyorlardı. Sahneye konan oyunlarda din adamlarının küçük düşürülme ihtimali de vardı.
  • Görkemli ziyafetlerde müzisyenler, pantomimçiler konukları eğlendirirdi.
  • İkonalarla tapınma ve röliklerle alay edildiği, ikonaların kırıldığı İkonaklazma Dönemi’nin (726-842) imparatorları sanata değer vermiyorlardı ama tiyatroyu seviyorlardı, bu dönemde tiyatro canlandı. Tiyatrolardaki resim ve heykellere dokunmadılar. Bir dramayı Aya Sofya’nın içinde bile sergilediler, Elia’nın göğe yükselişi kubbede canlandırıldı. Alevler saçan araba tekerleri ile araba iplerle kubbeye çekildi. Surların tamiri için gerekli para bu dönemde tiyatrodan toplandı.
Dansçı desenli sırlı seramik tabak. 13. yüzyılın ilk yarısı, Kıbrıs. Benaki Museum, Atina, Yunanistan. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Dansçı desenli sırlı seramik tabak. 13. yüzyılın ilk yarısı, Kıbrıs.
Benaki Museum, Atina, Yunanistan.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Büyük tiyatro, Aya İrini’ye yakındı. Galata’da ikinci bir tiyatro, Justinyen tarafından yaptırılmıştı. Ayvansaray’da, Vlaherna’da bir tiyatro daha vardı. Antakya’da ise beş tiyatro vardı. Depremlerden  de bu tiyatrolarda oynanan ‘ahlaksız oyunlar’ sorumlu tutulmuştu. 11. yüzyıldan sonra mum ışığında gölge oyunları gözde oldu.  Karagözis adı ile Yunanistan’da da Karagöz ile Hacivat  vardır.
  • Bir de sözsüz oynanan pantomim vardı, ama halk tarafından pek tutulmazdı.
  • Müzik aletinin dini açıdan tartışmalı bir konumu vardı. Müzik aleti çalmak günah sayıldığı için Ortodoks Kilise müziği vokaldir.
  • Ama, saray müziği farklıydı.
  • İlk yapımı Eski Mısır’da, tahminen MÖ 150’li yıllarda, su gücüyle çalışan org, MS 3. yüzyılda su basıncının yerini hava basıncına bıraktığı orglar yapılmış, Roma İmparatorluğu döneminde kullanımı yaygınlaşmıştı. Org, ilk olarak, tiyatro ve sirklerde, dindışı müzik çalgısı olmuştu.
  • Bizans sarayında hava ve suyla çalışan büyük orglar vardı.
  • Müzik hamamlarda da yaygındı.
  • Sarayda ziyaretçiyi etkilemeyi amaçlayan yaprakları altın ve gümüşten ağaçlar, değerli taşlardan yapılmış öten kuşlar, çalan orglar, ziyaretçi girince yükselen bir taht olduğu söyleniyor.
  • Bazı hamamlarda yer alan bu bir nevi robotların ibriklerden su döktüğü de bir başka rivayet.
  • Aşık atmak ve zar oyunları sevilirdi, masa oyunları bütün toplum tabakalarında yaygındı. Masa oyunlarının en iyi bilineni tavlaya benziyordu.

 

Bizans İmparatorluğu 63 | Bizans Sanatı 4

Diriliş Manastırı’nın içinden bir fresk. Teselya Vadisi, Yunanistan. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Diriliş Manastırı’nın içinden bir fresk.
Teselya Vadisi, Yunanistan.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Fresk ve mozaik, Roma teknikleridir.
  • Ucuz bir uygulama olan freskin iki çeşidi vardır: Kuru fresk ve ıslak fresk. Kuru fresk (fresco secco), kuru sıva üzerine yapılır, uygulaması kolay, renkleri cansızdır. Bu uygulamada boya sıvanın üzerinde bir tabaka olarak kalır. Islak olan ise (fresco buono) yaş sıva üzerine yapılır. Duvarın küçük bir kısmına sıva yapılır, üzeri boyanır, sıva ve boya beraber kurur, boya sıvanın bir parçası olur. Sıvanın kireci bol tutulur, mümkün olduğunca beyaz yapılır ki üzerine sürülen renkler canlı olabilsin
  • Kilisenin duvarlarına yerleştirilen mozaik ve freskler kilise doktrinindeki hiyerarşiye uygun olarak yerleştirilirdi.
  • Ana kubbe Cennet’i temsil eder ve İsa betimlemesi ile süslenirdi.
  • Baba’nın halesi üçgen olurdu ve sık betimlenmezdi.
  • İsa’nın boş tahtı da fresk ve mozaiklere konu olurdu.
  • Edessa (Urfa) kralı Abgar’a iyileşmesi için gönderilen İsa’nın yüzünü sildiği mendil, mandilion ve Veronika’nın Havlusu kullanılarak ilk İsa çizimleri yapıldı denir. İlk çizimin de İncil Yazarı Aziz Luka’ya ait olduğuna inanılır. Bu çizimin ikona ve diğer medya ile yapılan çizimlere model teşkil ettiği düşünülür.
  • Kiliselerin içinin mozaik veya fresk ile bezenmesinde hiyerarşik, topografik veya litürjik sistem uygulanırdı.
  • Hiyerarşik Sistemde İsa, kilisenin en yüksek ve göksel noktası olan kubbeye işlenirdi. Onun altında önem derecesine göre sıralama yapılır, pandantiflerde yeryüzü ile gökyüzünü birbirine bağlayan kişiler olarak düşünülen İncil Yazarları; küçük kubbelerde 12 Havari; apsisin yarım kubbesinde Tanrı Anası betimlemeleri yer alırdı. Meryem’in hayatı ile ilgili diğer sahneler nartekse işlenirdi. Apsisin alt duvarlarına Kilise Babaları yerleştirilirdi. Hiyerarşik sistem yukarıdan aşağıya, yani dikey bir sistemdi.
  • Topografik Sistem, yatay bir sistemdir. Resmedilen yerin, resmedilen olayın geçtiği yer gibi kutsal olduğu esasına dayanır. Dolayısıyla kutsal yerleri ziyaret etmek gerekmez. Bu yüzden Bizans yönetiminde kutsal yerleri geri alma fikri oluşmamıştır.
  • Litürjik (ayin usullerine göre olan) Sistemde ise resmedilecek azizlerin seçimi bulunulan yere göre seçilir, yerel azizlere yer verilir.
  • Her aziz ve azizenin ayin günü vardır. Resmedilirken yortular ve azizler kilise takvimine göre dizilir. Kapalı Yunan Haçı planı, resimleri düzgün dizebilmeye uygundur.
  • 9. yüzyıldan sonra yapılan kiliseler bu sistemlere uyularak resimlendi. Şimdi İstanbul’da bu üç sistemi de gösteren örnek yok, ya yıkıldılar ya da camiye dönüştürüldüler.
  • 9. yüzyıldan itibaren resimleri mekandan soyutlama yoluna gidilir, resmin arkası, fon boş bırakılır.
  • Yine aynı yüzyıldan itibaren tüm kaynaklar perspektif sorunundan bahseder. Bizans’ta resmin daha iyi algılanabilmesi için perspektif ayarlanır, ters perspektif kullanılır. Ters perspektif, Rönesans öncesi kullanılan, matematiğin değil, dini kuralların geçerli olduğu perspektiftir. En kutsal olan en büyük çizildiği için, resmedilenler kompozisyonda bulundukları yere göre değil, en kutsal ile olan durumlarına göre betimlenirler. Bu yüzden ön planda olan tüm kişiler merkezdeki en kutsaldan küçük çizilirler. Böyle bir perspektifle varlıkların ayrıca, izleyiciye uzak kesimleri, bugün alıştığımız gibi daha küçük değil, daha iyi algılatmak amacıyla daha büyük çizilir.
  • İsa, yeraltı dünyasının kapılarını kırar, Süleyman ve Davut peygamberleri (İsa, Davut soyundan gelir), Adem ile Havva’yı kurtarır. Orta Bizans betimlemelerinde İsa, Havva’yı değil, Adem’i elinden tutup kaldırır. Son dönem Bizans resminde ise ikisini de tutup kaldırır. Havva’nın eli şalı ile örtülüdür; kutsal şeyi çıplak elle tutmazlar.
  • Çarmıha gerilme betimlemelerinde İsa’nın başının üzerinde görülen INRI, Isus Nazaret Rex Judayon, Nasıralı İsa Yahudilerin Kıralı, anlamına gelir.
  • Katolik betimlemelerinde İsa ahırda, Ortodoks betimlemelerinde İsa mağarada doğar.
  • Kilise banileri 9. yüzyıldan sonra nartekste betimlenmeye başladı.
  • Meryem ve İsa’nın hayatına dair olan sahnelere siklus denir.
  • Kiborion, Bizans resminde kutsalı temsil eder.
  • 11. yüzyıldan sonra resmin içine mekan girer.
  • Paleologoslar döneminden kalma ikonaların sayısı çoktur ve bunlar da fresklerdeki gibi hareketlerde özgürlük, daha insani duruşlar ve zengin renkleri ile Bizans ikonasının soyluluğunu ve zarafetini kabul ettirmişlerdir.
Diriliş Manastırı’nın içinden bir fresk. Teselya Vadisi, Yunanistan. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Diriliş Manastırı’nın içinden bir fresk.
Teselya Vadisi, Yunanistan.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu