Etiket arşivi: Yol

Japonya 5 | Japonların Özellikleri 5

  • Eskiden beri yöreyi ilgilendiren yol, köprü vs. yapım ve onarımı elbirliği ile köylülerce yapılırmış.
  • Akran örgütleri, köyün gençler birliği gibi, imece ile köyün işlerine bakardı. 42 yaşında örgütten ayrılıp yaşlılar derneğine üye oluyorlar!
  •  Japon güldürü sanatında devlet – hükümet işleri konu edilmez.
  • Japonlar, kendini devletin ayrılmaz öğesi olarak görür. Herkes aksayan şeyden kendini sorumlu tutar.
  • Japonlar 3 ayrı saygıyı birleştirir: güzele saygı (doğaya), gerçeğe saygı (tarih, kültür ), dayanışmaya saygı (toplumsal ilişki).

  • İnsan içinde burun temizlemek çok kötü bir davranıştır. Çiklet çiğnemek, kahkaha atmak, elle temas, bahşiş kültürlerine uymaz.
  • Dışarıdan aldıklarını uyarlar, büyük ölçüde değiştirip, geliştirip, üzerine ulusal bilinci katarlar.
  • Kaderci değildirler.
  • Çalışkanlık, özveri, vergi yükünü inanarak taşımak, ulusal güçlükleri göğüslemek, devletin istediklerini yapmak, tutumlu olmak, çok üretip az tüketmek, eğitim için hiçbir özveriden kaçınmamak, sınırlı doğal kaynakları en iyi biçimde değerlendirmek, en küçük şeylerle en büyük konulara eşit önem vermek, zanaat ile sanatı eş değer saymak, kişisel duygu ve düşünceleri açıklamaktan çekinmek, basit araç-gereçle en yüksek verimlilik düzeyine ulaşmak, eskiyi unutmadan yeniyi öğrenmek, konuşmaktansa dinlemek öğrenmek, tartışmaktansa yapmak, yaparak öğrenmek, keşfedilmiş şeyi yeniden  keşfetmemek, başkasının bitirip bıraktığı yerden başlamak, alıp geliştirmek, evrimci olup devrime gerek duymamak, madem ki Budizm’e göre hayat sürekli değişimdir, değişmekten korkmamak, ondan yararlanmaya çalışmak, her işi grup ile yapma eğiliminde olmak, geçmişi bilmek-geleceği düşünmek, bugünü yaşamak, dehanın rolünü en aza indirmek en önemli özelliklerindendir.

  • Kişinin karakterinin kan grubu ile ilgisi olduğuna inanırlar.
  • Japon evlerinin içine ayakkabı ile girmek çok büyük bir saygısızlıktır. Tatami döşeli odalara terlikler de çıkarılarak girilir. Odaların kapı eşiklerine, tatamilerin kenarlarına basılmaz. Tuvalete girerken de ev içi terlikleri çıkartılarak sadece tuvalet için olan terlikler giyilir.
  • Evin sürgülü kapıları ayakla açılmaz.
  • Toplum içinde öpüşmek çok ayıptır.
  • Kuzeydoğu şeytanların gelip gittiği yöndür. Evlerin girişi kuzeydoğuya yapılmaz. Uyurken baş Kuzey’e dönük yatılmaz. Çünkü ölülerin başı bu yöne konur. Ayın bazı günleri hayırlı, bazısı değildir ve takvimlerde gösterilmiştir.

Edebiyatta Yemek

Emile Zola’nın Tazı Payı adlı romanında, yükselen burjuvanın kaşanesinde, bir ziyafet gecesinde sunulan yemekler sayfalar boyu anlatılır, içilen şarapların sırası, renkleri, damakta bıraktıkları tatlar betimlenir.

Alice Harikalar Diyarında’da bitmek bilmeyen çay partisi, Moby Dick’te tamamen yemeğe ayrılmış bir bölüm, Heidi’de ateşte eritilen peynir, Swann’ların Tarafı’nda geçmişe gitmeyi sağlayan çaya batırılan kurabiye, Yüzüklerin Efendisi’nde hobbitlerin sürekli yemek konuşması, Oliver Twist’te yenen bulamaç, Bülbülü Öldürmek’te zengin sofrası anlatımı, Jack Kerouac’ın Yol’da sürekli elmalı turta ve dondurma yemesi, Ejderha Dövmeli Kız’da içilen kupalarca kahve ve açık sandviçler….Ama ille de Laura Esquivel’in herşeyin mutfağa göbeğinden bağlı olduğu Acı Çikolata’sı.

Bizim tarafa gelince sımatiye denen yemekler hakkında yazılmış şiirlere ve yemek destanlarına rastlıyoruz. Yemek konusu halk şiirimizde de yer alıyor. Yemek destanlarının bazısı Besmele ile başlar, dua ile sona erer. Bunlarda din ve tasavvuf ulularının da zikredildiği olur.

Türk edebiyatının birçok örneğine yılların tasarruf düşüncesi yansır.

Oktay Rifat, Birtakım İnsanlar’da erik pestilini, ekmeğin kıtır yerini çikolata niyetine yiyen, annesini öpünce ağzına çikolata tadı gelen oğlanı yazar. Alafranga çikolata hayatımıza girince yazarlarımıza yeni bir ilgi alanı açmıştır. Peyami Safa’nın, Fatih-Harbiye’sinde, Reşat Nuri Güntekin’in, Çalıkuşu’nda fondanlar gelir gider. Orhan Kemal’in, Çikolata’sında, mahallenin fakir çocukları, zengin kızın yiyip yere attığı çikolata yaldızını gizlice alıp, gözyaşları ile yalarlar. Çikolataya ulaşabilme, sosyal sınıfların tanımlanması için uygun bir metadır.

Orhan Kemal’in birçok romanında varlıklı yaşamanın, sınıf atlamaya özenmenin, baştan çıkmanın simgesi sofra, yemek ve içkidir. Kötülük, kenar mahalle insanının gözüne zengin görünebilecek bir sofra başında tezgahlanır.

Türk edebiyatında muhallebici saltanatı vardır. Su muhallebisi, keşkül, dondurma büyük aşkların başladığı, çoğu kez de yıkımla sona erdiği anın yiyecekleridir.

Edebiyatımızda alafranga-alaturka sofra karşıtlığı, yemek odası möblesi anlatımları ile Batılılaşmaya katkıda bulunulurken, Batı mutfağı, değişik tatlar için bir arayış fırsatı olduğu gibi politik konulara da gönderme yapma imkanı sağlar.

 

Hoca Ali Rıza, İftar Sofrası

Hoca Ali Rıza, İftar Sofrası

Halk katında alafranga yemek  ve sofra düzeni, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında bir imansızlık, bir işkence sorunudur. Ahmet Mithat Efendi, Osmanlı mutfağının ağır yemeklerini bol bol över. Samipaşazade Sezai’nin Sergüzeşt’inde sofra alafrangadır ama, sofraya oturan hanımlar, Moda’daki köşke gelirken, alafranga giysileri yüzünden vapurda dikkat çekmişler, alaturka hanımların hışmına uğramışlardır.

Türk sofrasının savaşlarla, iktisadi yıkımlarla nasıl aman vermez bir bozguna uğradığının en güçlü tanığı Hüseyin Rahmi’nin roman ve öyküleridir. Şıpsevdi’de, alaturka yemekle alafranga sofra adabı karşı karşıya getirilir, zeytin çekirdeğinin ağızdan nasıl çıkarılıp nereye konulacağına ilişkin uzun bir görgü kuralı dersi verilir.

Halid Ziya, Aşk-ı Memnu’da yalıda benimsenen Avrupai düzeni verirken, bir düğün gecesinde kurulan eski yöntem çilingir sofrasına en alafranga karakteri olan Firdevs Hanım’ı oturtur.

Sermet  Muhtar Alus, Batılılaşma içindeki Osmanlı-Türk sofrasını karmakarışık düzeniyle betimler, yemek yiyişte de bütün yöntemler iç içedir, çatal bıçakla el yarışır.

Refik Halid Karay, Osmanlı mutfağı kadar alafranga yemeklerin de yandaşıdır. Alafranga Beyoğlu lokantası ile Boğaziçi’ndeki Rum meyhanesi eşit derecede gözde mekanlardır. Refik Halid, Hollywood sinemasının gösterişli sofralarını görgüsüz bulur.

Kerime Nadir, Ruh Gurbeti’nde kameriyede içilen çaylara sayfalar ayırır. Muazzez Tahsin’in nişan gecelerinde kurduğu açık büfeler edebiyatımızın ilk açık büfeleridir. Esat Mahmut, Allahaısmarladık’ta mütareke İstanbul’unun işbirlikçi sofralarını anlatır.

 

Zigana, Hamsi Köy, Gümüşhane

Zigana, Hamsi Köy, Gümüşhane.

 

Kemal Tahir’in köylüsü ve Oğuz Atay’ın gecekondulusunun sofrası ise boğaz derdinde yenik düşmüştür.

Ayfer Tunç, Yeşil Gece Perisi’nde yaptığı yemek araştırmasının örneklerini verir.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Dar Bütçeli Yemek Tarifleri, Selim İleri, Sanat Dünyamız, Yeme-İçme Kültürü, Güz 1995-Kış 1996, YKY.
  • Halk Edebiyatında Yemek Destanları, Dr. Doğan Kaya, dogankaya.com.