Etiket arşivi: YKY

James Joyce 1

Yararlanılan Kaynaklar

 

1-İngiliz Edebiyatı Tarihi, Mina Urgan, YKY, 2004.

2-Ulysses, James Joyce, YKY, 1999. Çeviren: Nevzat Erkmen

3-Joyce’un Kulesi, Enis Batur, 1996,Ulysses, YKY, 1999.

4-1922’de Bir “Ulysses”, 1984’de Bir Başka “Ulysses”, Enis Batur, 1984, Ulysses, YKY, 1999.

5-Çevirenin Sözü, Nevzat Erkmen, Ulysses, YKY, 1999.

6-Joyce’un Sürgününde, Feridun Andaç, Cumhuriyet, 21 Haziran 2001.

7-Finnegan Uyanması, James Joyce, Sel Yayıncılık, 2016. Çeviren: Fuat Sevimay

8-Jim-Session, Enis Batur, 2016. (Finnegan Uyanması’nın önsözü)

9-Fuat Sevimay ile Finnegan Uyanması seminerleri.

10-Dublinliler, James Joyce, İletişim Yayınları, 2011.

11-Önsöz, Murat Belge, Dublinliler, İletişim Yayınları, 2011.

12-Giacomo Joyce, James Joyce, Aylak Adam, 2014.

13-Sunum, Nil Sakman, Giacomo Joyce, Aylak Adam, 2014.

14-Var Olarak Yok Olmak, Murat Özer, Radikal Kitap, 29 Temmuz 2011.

15-Kitap İçin 3, Selçuk Altun, Sel Yayıncılık, 2013.

16-Ben Buradan Okuyorum, Tim Parks, Metis Yayınları, 2016.

17-Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.

18-Bir Ulysses Eksikti, Umberto Eco, 2009. (Düşman Yaratmak, Doğan Kitap, 2014.)

19-Mitolojinin Gücü, Joseph Campbell, MediaCat, 2015.

20-Joyce Vakfı’nın Zor Adamı, Cem Akaş, Radikal Kitap.

21-James Joyce’u Anlamak, Yankı Enki, Remzi Kitap Gazetesi, Eylül 2012.

22-Paulo Coelho’dan Ulysses’e Aşağılama, Alison Flood, The Guardian, 6 Ağustos 2012.

23-Joyce’un Düşünce İklimi, Asuman Kafaoğlu Büke, Radikal Kitap, 8 Kasım 2013.

24-Edebiyattan Pek Anlamam, Kenneth C. Davis ve Jenny Davis, NTV Yayınları, 2011.

25-Don Kişot’tan Bugüne Roman, Jale Parla, İletişim Yayınları, 2000.

26-Entelektüelin Kutsal Kitabı, David S. Kidder ve Noah D. Oppenheim, Maya Kitap, 2014.

27-Okurken Ne Görürüz?, Peter Mendelsund, Metis Yayınları, 2015.

28-Başka Hayatlar, Nilüfer Kuyaş, Dünya Kitapları, 2003.

29-Avrupa Romanı Üzerine On Bir Makale, Richard P. Blackmur, İletişim Yayınları, 2017.

30-Edebiyat Üstüne Yazılar, Murat Belge, YKY, 1994.

31- Sevin Emiroğlu, Batı Edebiyatı seminer notları.

32- The Modern World – Ten Great Writers, Malcom Bradbury, The Penguin Books, 1988.

33- Yazınsal Yaşamlar, Javier Marias, Can Yayınları, 2008.

 

 

Dublin, 2001. Fotoğraf: Hülya Bakır

Dublin, 2001.
Fotoğraf: Hülya Bakır

JAMES JOYCE

(1882-1941)

 

  • Dublin’in gözde bir semtinde, hizmetlileri olan üst-orta sınıf bir ailede dünyaya gelmiş, altı yaşında saygın bir Cizvit okuluna yatılı olarak verilmişti. James on bir yaşına geldiğinde babasının birikmiş borçlarının ödenebilmesi için mülkler satıldı.
  • 2 Şubat günü dünyaya geldiği için bu günü özelleştirmek adına hem Ulysses hem de Finnegan Uyanması kitaplarının ilk baskılarını bu güne denk getirmek istediği söylenir.
  • İlk şiir kitabı 4, ilk romanı 13, ilk öykü kitabı 8 yayınevi tarafından reddedilmiştir.
  • Hafızası kuvvetli, şarkı söylemeyi seven, piyano dersleri alan, tiyatro oyunlarında oynamaktan zevk alan bir çocuk ve aynı zamanda iyi de bir koşucuymuş.
  • Büyüyünce kendine ve dış görünüşüne önem veren, ayrıca poz vermesini de seven biri olmuş.
  • Joyce yirmi yaşında ilk Paris yolculuğuna çıkarken, kardeşi Stanislaus’a kendisine bir şey olursa yazılarının dünyanın bütün büyük kütüphanelerine gönderilmesini istediğini söylemişti.
  • “Ben yaşarken meşhur olmak istiyorum,” dediği söylenir.
  • En gözde yazarı Dante, en favori düşünürleri Aquinolu Thomas ve Giordano Bruno’dur. O sıralar sesini duyurmaya başlayan Ibsen’i de seviyordu.
  • James Joyce, Robinson Crusoe’ya yazdığı bir önsözde, yabancı yapıtlara öykünmediği, kişilerini gerçek İngilizler olarak canlandırdığı, daha önce var olmayan bir edebiyat türünü biçimlendirdiği için, Daniel Defoe’yu İngiliz romanının babası saydığını yazmıştır.

 

Ay ve Harran

Ulu Cami, Harran, Şanlıurfa. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2000.

Ulu Cami, Harran, Şanlıurfa.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2000.

  • Harran; Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya’daki Asur ve Babillerin çoktanrılı inancına dayanan paganlığın önemli merkezlerinden biri idi.
  • Ay tanrısı Sin, paganların asırlar boyunca en büyük tanrısı olmuştur.
  • Bu dönemde Harran’da astronomi ilmi çok ilerlemiştir.
  • Bölge insanının bir kısmı Hıristiyan, bir kısmı Müslüman olurken bir kısmı da 11. yüzyıla kadar Sabi inancını benimsemiştir.
  • Sabi inancı monoteist bir inanç olmakla birlikte burada paganizm ile karışmış, farklı bir çehreye büründüğü için mensupları Harranlı Sabiler olarak anılmışlardır. Onlara göre yüce varlık sadece yaratma gibi önemli işleri yapar, diğer işleri gezegenler ve onlar adına inşa edilen tapınaklardaki putlar yapardı. Bu dönemde de Sin önemini korumuştur.
  • Bu dinin mensupları İslâm kaynaklarında Harrânîler (putperestler) adıyla anılmıştır.
  • Harran, zamanın özellikle Sin/Ay inancının önemli tapınaklarının yer aldığı merkezler arasındaydı. MÖ 2000’li yıllarda Harran’da ünlü bir Sin mabedi olduğu bilinmektedir.
  • EdessaUrfa, MS 3. yüzyıla kadar yıldız ve gezegen kültürünün hakim olduğu dini ve politik bir merkez idi. Pagan dönemde yörenin inanç ve ritüelleri Güneş, Ay, Jüpiter, Venüs, Merkür, Satürn ve Mars kültü etrafında şekillenmekteydi. Urfa çevresinde yaşayan Bedeviler için kaynaklarda gezegenlere kurban kestikleri yazar.
  • Harran bölgesinde güneşin de önemli bir inanç figürü olduğu biliniyor. Ancak kaynaklarda MS 3. yüzyıla kadar Ay tanrısından başka bir ilah ve inanış şekli yer almamıştır.
  • Yeri kesin olarak tespit edilemeyen Sin mabedinin, höyükte, iç kalede ya da Ulu Camii’nin yerinde olduğu konusunda değişik fikirler ileri sürülmektedir.

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

Kaybolan İzler, Mümtaz Fırat, YKY, 2017.

mekan360.com/360fx_ulucamiiharransanliurfa.html

ekitap.kulturturizm.gov.tr/TR,80698/harran-ve-harrandaki-mimari-eserler.html

 

 

Dövme – Tendeki Nakış 5

Substitutes for My Father adlı sergisinde ataerkil bir ortamda dayatılan değerlere meydan okumayı hedefleyen eserler veren bir Fransız-Türk fotoğraf ve video sanatçısı Sarp Kerem Yavuz (1991-), Maşallah adlı serisinde geleneksel kültürün ve tutuculuğun yarattığı şiddetten, kimliksizleşmeden bahsediyor ve genel olarak kültürü ve bu kültürün ne kadar barışçıl olduğunu sorgulamayı amaçladığını söylüyor. Fotoğraf: Based İstanbul

Substitutes for My Father adlı sergisinde ataerkil bir ortamda dayatılan değerlere meydan okumayı hedefleyen eserler veren bir Fransız-Türk fotoğraf ve video sanatçısı Sarp Kerem Yavuz (1991-), Maşallah adlı serisinde geleneksel kültürün ve tutuculuğun yarattığı şiddetten, kimliksizleşmeden bahsediyor ve genel olarak kültürü ve bu kültürün ne kadar barışçıl olduğunu sorgulamayı amaçladığını söylüyor.
Fotoğraf: Based İstanbul

  • Geleneksel dövme süslenme, kötülüklerden korunma, nazardan korunma, bereket, tılsım, sağaltma gibi amaçlarla yapılırdı.
  • İs, çivit, öd, anne sütü ile elde edilen karışım kullanılır. Anne sütü için kız annesi sütü tercih edilir. Bu sütün sağaltma (iyileştirici, yenileyici), doğurganlık ve bereketle ilişkisinden ötürü kullanıldığı düşünülmektedir.
  • Dövme için hazırlanan karışım bir süre bekletilir. Bekletme süresinin nedeni rengin koyulaşması için ya da karışımı yıldızların görmesi gerektiğine olan inançtır.
  • Dövme genellikle işlenecek motifin büyüklüğüne uygun ama 3, 5, 7, 9 gibi sembolik sayıda dikiş iğnesi birbirine bağlanarak karışıma batırılıp vücuda işlenir .
  • Dövme Kürtçe ve Arapça konuşan topluluklarca dek, dak olarak, Türkçe konuşan topluluklarda ise dövün, döğün, döğün olarak anılır. Arapça konuşan bazı topluluklarda ise veşm, vesm adını alır.
  • Geleneksel dövmede kullanılan motiflerin adları ve sembolik anlamları vardır. Kullanılan işaret, sembol ve simgeler o topluluğun veya kişinin düşünsel, duygusal, inançsal ve estetik içyapısı hakkında önemli ipuçları verir. Bir sözcük ya da resim, açık olan ve ilk bakışta anlaşılabilenden daha fazla anlam içerdiği zaman simgesel hale gelir. Bir şeyin simgesi yoluyla kendisi ile bütünleşme, ilkel düşünme sistematiğinin merkezinde yer alır. Farklı coğrafyalarda aynı simgeler, farklı anlamlara gelebilir.
  • Güneydoğu bölgesinde dövme ile işlenenler arasında göksel simgeler, hayvan simgeleri, bitki simgeleri, geometrik formlar ve noktalar en sık rastlananlardır.
  • Avuç içine üç nokta şeklinde yapılan dövme kocanın kuma getirmemesi, koca şiddetini engellemek, elin lezzetli olması için yapılıyor.
  • Çocuk ölmesin diye doğumdan sonra çocuğa, doğumdan önce anneye, çocuğu olmayan kadına çocuğu olsun diye dövme yapılır. Bu uygulamalarda dövmenin nazardan koruma ve tılsım işlevleri öne çıkmaktadır.
  • Ağrıyan bölgeye sağaltıcı olarak dövme yapılıyor. Romatizma, göz, baş ağrıları için eklemlere, şakaklara dövme yapılır. Süt sağan kişilerin elleri, bilekleri şişmesin diye sıklıkla dövme yaptırdıkları görülür.
  • Geçmişte dövme taşımayan kadınlar için erkek gibi, erkek yüzlü denirmiş. Erkeklerin evlenmek için daha çok dövmeli kızları tercih ettikleri; Irak’ta da erkeklerin eskiden dövmesiz bir kadınla evlenmeyi reddettikleri biliniyor.
  • Ülkemizdeki geleneksel dövme taşıyıcıları yaşlılardır. Gençler geleneksel dövmeye ilgi göstermedikleri için bu tür dövme artık yapılmamaktadır diyebiliriz.
“Duyduğumuza göre yaptırdığımız dövmeler günahmış. Ahirette kerpetenle sökülecekmiş. Tabii bu bizi korkutuyor. Ancak, o zaman kimse günah olduğunu söylemedi. 50-60 yıl önce daha çok yaygındı. Dövmede kız çocuğu emziren anne sütü kullanıldığında ölene kadar çıkma ihtimali yoktur.” “Biz yaptırdıktan sonra günlerce yataktan kalkamazdık. Ateşimiz çıkardı.” Fotoğraf: www.cnnturk.com/dovmenin-deq-hali

“Duyduğumuza göre yaptırdığımız dövmeler günahmış. Ahirette kerpetenle sökülecekmiş. Tabii bu bizi korkutuyor. Ancak, o zaman kimse günah olduğunu söylemedi. 50-60 yıl önce daha çok yaygındı. Dövmede kız çocuğu emziren anne sütü kullanıldığında ölene kadar çıkma ihtimali yoktur.”
“Biz yaptırdıktan sonra günlerce yataktan kalkamazdık. Ateşimiz çıkardı.”
Fotoğraf: www.cnnturk.com/dovmenin-deq-hali

  • Kırsalda yaşayan ve geleneksel dinsel kurumlar aracılığıyla öğrenilen dinsel tasavvur zaman zaman kadim halk inançlarıyla karmaşık bir yapı oluşturabilir. Kırsal çevrenin dini önderlerinin, içinde bulundukları geleneksel bağlamla daha esnek bir ilişki geliştirdiği düşünülür.
  • Geleneksel dövmenin gençler arasında uygulanmasının azalması, daha çok ötekileştirilmeye karşı stratejik bir yaklaşım da olabilir deniyor.

 

Yararlanılan Kaynaklar

 

Maske – Sadık Hidayet

SADIK HİDAYET
(1903-1951)

Fotoğraf: İdeal Kostüm

Fotoğraf: İdeal Kostüm

 

“Hayat, soğuk kayıtsız, herkesin maskelerini çeker alır zamanla; maskeleri de hani çoktur herkesin. Fakat bazıları hep aynı maskeyi kullanırlar, ister istemez kirlenir, yıpranır bu maske. Tutumlu kimselerdir bunlar. Bir kısmı evlatlarına saklarlar maskelerini; bir kısmı da vardır ki boyuna maske değiştirirler, ama yaşlandıklarında görürler ki bir sonuncu maske kalmış ellerinde, ve bu da pek çabuk eskir, o zaman maskenin gerisinden gerçek yüzleri çıkar ortaya.”

 

Kör Baykuş, Sadık Hidayet, YKY, 18. Baskı, sayfa 70, 2016.

 

 

Bizans İmparatorluğu 112| Altın Kapı

Müller-Wiener canlandırmasında Bizans savunma sisteminin perspektif görünümü. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Müller-Wiener canlandırmasında Bizans savunma sisteminin perspektif görünümü.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Bizans surları Ortaçağ’ın en güçlü savunma sistemidir.
  • Surlar birbirine bağlı üç bölümden oluşur:
    Dışta geniş bir hendek ve bunu izleyen dendanlı (diş diş çıkıntıları olan duvar) duvar,
    Birinci sur duvarı,
    İkinci sur duvarı.
  • İç sur duvarındaki iki burç arasına dış sura ait bir burç düşer.
  • Burçlar garnizon olarak kullanılır.
  • Bölümler arasında iki geçit bulunur.
  • Bu savunma sisteminde: Dendanlı duvar hendeği, birinci sur duvarı dendanlı duvarı, ikinci sur duvarı ise birinci sur duvarını korur.
  • Her iki duvarı destekleyen burçlar iki katlı, terasları mazgallı, çoğu dörtgen, sonradan onarım görenler çokgen planlıdır.
  • Sur duvarları üzerine gösterişli kapılar yapılır.
  • İmparator I. Theodosius, 390 yılında bir zafer takı olarak Altın Kapı’yı yaptırır. Zafer abidesine II. Theodosius zamanında bazı ilaveler yapılmıştır. Vali Anthemiusa, onun yanına kuleler ekletip şehrin surlarıyla birleştirmiştir. Altın Kapı’nın mermer kulelerle birlikte bir bütün olarak 413 yılında tamamen II. Theodosius tarafından yaptırıldığını öne süren tarihçiler de vardır.
  • Zaferden dönen imparator Altın Kapı’da törenle karşılanırdı. Ana tören kapısı olan Altın Kapı, İstanbul’un kara tarafındaki surlarındadır. Şehirlerarası Via Egnatia denilen yol bu kapı önüne kadar gelir ve kapıyı aştıktan sonra şehrin içindeki Mese adı verilen ana cadde ile Aya Sofya önündeki Augusteion isimli meydana ulaşılırdı. Revaklı yol boyunca ilerleyen imparator saraydan önce Aya Sofya’ya giderdi.
  • Yapıya adını veren altın yaldızlı kapı kanatları 425 yılında takılmıştır. Ayrıca kapının üzerinde altın kaplamalı bronz harflerden kitabeler bulunmaktaydı.
Altın Kapı’nın 6. yüzyıldaki görüntüsünün restitüsyon çizimi. Fotoğraf: İstanbul Dünya Kenti Sergisi, YKY.

Altın Kapı’nın 6. yüzyıldaki görüntüsünün restitüsyon çizimi.
Fotoğraf: İstanbul Dünya Kenti Sergisi, YKY.

Yedikule Hisarı’nın içinden Altın Kapı. Kapının arkasına inşa edilen beş kuleli hisar, Bizans’ın belli dönemlerinde zindan olarak kullanılmış, Dördüncü Haçlı Seferi sırasında tahrip edilmişti. Sultan II. Mehmet, 1457 yılında hisarı  yedi kuleli olarak inşa etti. Hisar Osmanlı çağı döneminde hazine dairesi ve devlet büyüklerinin esaret yeri olarak kullanıldı. Genç Osman (II. Osman) burada esir tutuldu ve yeniçeriler tarafından 1622 yılında idam edildi. Fotoğraf:tr.vikipedia.org

Yedikule Hisarı’nın içinden Altın Kapı.
Kapının arkasına inşa edilen beş kuleli hisar, Bizans’ın belli dönemlerinde zindan olarak kullanılmış, Dördüncü Haçlı Seferi sırasında tahrip edilmişti. Sultan II. Mehmet, 1457 yılında hisarı yedi kuleli olarak inşa etti. Hisar Osmanlı çağı döneminde hazine dairesi ve devlet büyüklerinin esaret yeri olarak kullanıldı. Genç Osman (II. Osman) burada esir tutuldu ve yeniçeriler tarafından 1622 yılında idam edildi.
Fotoğraf:tr.vikipedia.org

  • Theodosius ve Arcadius, Mese üzerine kendi forumlarını ve heykelli zafer anıtlarını yaptırdılar.
  • Basileos (867-886), revaklardan birine Meryem Kilisesi’ni yaptırdı. Kilise, imparatorların zafer alaylarında önemli bir rol oynardı.
  • II. Theodosius kentte hem savunma, hem de beslenme açısından gerekli olan genişlemeyi sağlamak üzere 413 yılında kara surlarının ilk dizisini yaptırdı. Daha sonra bir depremde zarar gören surlar onarıldı; ikinci sur dizisi ve bir hendek dizisi eklenerek savunma sistemi güçlendirildi. İmparator, surlar kimin arazisi üzerine yapılmışsa surları o kişilerin kullanımına vermiş, kulelerin onarım işini de onlara yüklemiştir.
  • Theodosius Sur sistemi içinde kalan Konstantin Surları’nın son kalıntıları, 9. yüzyıla kadar ayakta kalmıştı.
  • Anastasius, Bulgar akınlarına karşı Karadeniz’den Marmara’ya kadar uzanan uzun suru 507-512 yılları arasında yaptırmıştır.
R. Naumann tarafından yapılmış Theodosius Takı’nı yeniden kurma çalışması. Zafer anıtlarında Roma’daki orijinalleri yankılanıyordu. I. Theodosius ve Arcadius’un insan ve hayvan figürleriyle bezenmiş sütunlarının, Traianus sütununun kopyası olduğu düşünülmektedir.

R. Naumann tarafından yapılmış Theodosius Takı’nı yeniden kurma çalışması.
Zafer anıtlarında Roma’daki orijinalleri yankılanıyordu. I. Theodosius ve Arcadius’un insan ve hayvan figürleriyle bezenmiş sütunlarının, Traianus sütununun kopyası olduğu düşünülmektedir.

  17. yüzyılda Arkadius Sütunu. Bibliotheque National, Paris. Konstantinopolis’in yedinci tepesi üzerinde (Topkapı-Aksaray-Yedikule üçgeni içinde kalan Kocamustafapaşa Tepesi) 403 yılında yapımına başlanıp 421’de bitirilen Arkadius Forumu’nun etrafını revaklı (portikli) yapılar çevirir. Forum’a Arkadius’un heykelini taşıyan bir anıt-sütun dikilir. Sütunun çevresini birçok heykel süsler. Sütun 50 metreye yakın yüksekliktedir. Gövdesindeki kabartmalarda imparatorun zaferleri betimlenir. Tepesine, içten döner merdivenlerle ulaşılır. Heykel, 740 yılındaki depremde düşer. Sütun, 18. yüzyıl başına kadar ayakta kalır. Kaidesi, Cerrahpaşa’daki bir evin bahçesi içindedir. Mokios Sarnıcı da yedinci tepededir.


17. yüzyılda Arkadius Sütunu. Bibliotheque National, Paris.
Konstantinopolis’in yedinci tepesi üzerinde (Topkapı-Aksaray-Yedikule üçgeni içinde kalan Kocamustafapaşa Tepesi) 403 yılında yapımına başlanıp 421’de bitirilen Arkadius Forumu’nun etrafını revaklı (portikli) yapılar çevirir. Forum’a Arkadius’un heykelini taşıyan bir anıt-sütun dikilir. Sütunun çevresini birçok heykel süsler. Sütun 50 metreye yakın yüksekliktedir. Gövdesindeki kabartmalarda imparatorun zaferleri betimlenir. Tepesine, içten döner merdivenlerle ulaşılır. Heykel, 740 yılındaki depremde düşer. Sütun, 18. yüzyıl başına kadar ayakta kalır. Kaidesi, Cerrahpaşa’daki bir evin bahçesi içindedir.
Mokios Sarnıcı da yedinci tepededir.