Etiket arşivi: Yenikapı kazıları

Bizans İmparatorluğu 139|Konstantinopolis Limanları 3 Yenikapı Kazıları 2

  • 100 ada mevkiinde ortaya çıkarılan kalıntılar olan Konstantin ve Theodosius Surları, hipoje, Potern ve mendirek Marmaray projesinde değişiklik yapılmasına neden oldu.
  • O  güne kadar yeri tespit edilemeyen, tamamen yok olduğu sanılan Konstantin Surları’nın ortaya çıkması ile kalıntıların yerinde korunmasına karar verilmiştir.
  • 4,5 metre genişliğindeki Konstantin Surları limanın batısından başlıyor, denize bakan yüzü kesme taş duvarlardan oluşuyor. Bu sur, olasılıkla Theodosius Limanı’ndan başlayıp, batıya doğru devam ederek, Samatya İstanbul Hastanesi, Fındıkzade ve Vatan Caddesi’ni izliyor; Fatih Camii’nin olduğu yeri içine alıyor ve Yavuz Selim Camii’nin olduğu yerden aşağıya, Fener semtine iniyor.
  • Konstantin Surları’nı güney yönünde kesen diğer sur duvarı ise II. Theodosius tarafından 412’de yapılan Theodosius Surları. Bugün Yedikule’den Ayvansaray’a uzanan ve Theodosius Surları’nın Yedikule’den Haliç’in girişine kadar olan kesimine Marmara Sahil Surları adı veriliyor. Theodosius Surları’nın Haliç bölümü ise Sirkeci’den Ayvansaray’a kadar uzanıyor.
  • Konstantin Surları’nın içinde deniz tarafına açılan ve suru kesen 1.60 metre genişlikte hafifçe “S” yapan gizli bir yol bulundu. 1,85 m yüksekliğindeki bu Potern’in (tünel), büyük olasılıkla, Bizans saray yapılarının bulunduğu bölgeyi deniz kıyısına bağladığı düşünülüyor. Kazılarda bulunan 958 kandilin 16 tanesi Potern’de ortaya çıkmış. Yolun üzerinde bulunan 11. yüzyıldan kalma bir atık su kanalının sonradan bu gizli yolun içine verilmiş olduğu tahmin ediliyor.
  • 100 ada olarak adlandırılan yerde ortaya çıkarılan Theodosius Suru üzerinde, dört mezar odası (hipoje) bulundu.
  • Surlar, potern ve mezar odalarının ortaya çıkarıldığı 100 ada mevkiinde, 12.-13. yüzyıla tarihlenen ve deri işleme atölyeleri olduğu tahmin edilen kalıntılar da bulundu.
  • Yenikapı kazıları, yaklaşık 58.000 metrekarelik bir alanı kapsamasıyla, İstanbul’un tarihindeki en büyük arkeolojik kazı olmuştur.
Fotoğraf:www.rayturk.net

Fotoğraf:www.rayturk.net

  • Sirkeci İstasyonu’nda yapılan arkeolojik kazılarda Erken Bizans, Bizans ve Geç Osmanlı dönemlerine ait mimari, Roma öncesi döneme ait küçük buluntu ve çanak çömlek ele geçmiştir.
  • 2004-2008 yılları arasında Üsküdar Meydanı’nda yapılan kazılarda 12.-13. yüzyıllara tarihlenen apsidal denilen yarım daire şeklinde Bizans dönemine ait şapel, kilise veya şehitlik olabileceği tahmin edilen bir yapının temel kalıntıları bulunmuştur. Üsküdar’da Arkaik, Klasik, Helenistik ve Roma çağlarına ait buluntular da ele geçmiştir.
  • Kadıköy Ayrılık Çeşmesi’nde Bizans dönemine ait sarnıç kalıntıları bulundu ve sarnıcın dilimler halinde sökülüp kaldırılmasına karar verildi.
Fotoğraf:bizansconstantin.wordpress.com

Fotoğraf:bizansconstantin.wordpress.com

  • Strabon (MÖ 64 – MS 24), akıntının palamutları sürü halinde Haliç’e girmeye zorladığını ve dar bir bölgede elle bile yakalandığını söyler.
  • Plinius (23-79), Haliç’e Altın Boynuz denmesinin, bu körfezde kaynayan balıklardan ötürü olduğunu söyler.
  • Byzantion’un bereketi üzerimize olsun diyerek 9 Aralık 2014 tarihinde yayımlamaya başladığımız Bizans dosyamızı bitiriyoruz.

 

 

Bizans İmparatorluğu 138|Konstantinopolis Limanları 2 Yenikapı Kazıları 1

  • Bazı kaynaklarda Eleutherios Limanı olarak geçen Theodosius Limanı’nın yeri yazılı kaynaklar ile eski haritalardan biliniyordu. Ancak Bizans ekonomisinde önemli bir yere sahip bu limanın planı, büyüklüğü ve gerçek konumu bilinmiyordu. Deniz kıyısından 500 metre içeride bir zamanlar bir liman olduğunu hayal etmek zor.
  • Doğu ve Batı Roma’yı yönetmiş son imparator olan I. Theodosius (379-395) tarafından yaptırılan limanda tahıl depolamak için silolar vardı. Lykos (Bayrampaşa) Deresi’nin döküldüğü geniş girintili doğal koyun güney tarafına, doğudan batıya uzanan bir dalgakıranın yapılmasıyla oluşturulan limanın, 7. yüzyıldan itibaren derenin taşıdığı mil ve artıklarla dolmaya başladığı; Mısır’ın 641 yılında Arapların eline geçmesiyle limanın eski önemini yitirmiş olabileceği düşünülüyor..
  • 10. yüzyılda buradaki silonun, şehrin kullanılan tek silosu olduğu; limanın 11. yüzyıla kadar ufak gemiler tarafından kullanılabildiği ve 13. yüzyıldan itibaren tamamen dolarak Marmara Denizi’nden 1,5 km uzaklaştığı ve kara içinde kaldığı anlaşıldı.
  • Limanda mendirek içinde dörtgen formlu blok taşlardan yapılan bir rıhtım tespit edildi. Rıhtım taşlarının hemen önünde, birbirine paralel olarak iki sıra halinde uzanan ahşap kazıkların iskeleye ait olduğu düşünülüyor.
  • Limanın Metro kazı alanında kalan bölümünde genişliği 4,80 m uzunluğu 11,70 m olan kalın ve sık kazıklardan yapılmış ikinci bir iskelesi tespit edildi. Bu iskele kazıklarının üst kısmında I. Justinyen’e (527-565) ait altın bir sikke bulundu.
  • Bizans dönemine ait kazıkların yanında, Osmanlı dönemine ait bir de kuyu bulunmuş.
  • Limanın batı ucunun yakınında 11.-12. yüzyıla ait malzeme ile beraber 9 kafatası ortaya çıkmış. Kafatasın vücuttan ayrı gömülmesinin, ölümden sonra da azap çektireceğine olan yaygın inanış, suçluların bu şekilde cezalandırılmış olabileceklerini düşündürüyor.
Fotoğraf:arkeofili.com

Fotoğraf:arkeofili.com

  • Toplam 37 gemi kalıntısı gün ışığına çıkartılmıştır. Bu adet, 2011 başına kadar dünyada toplu olarak bulunmuş en büyük batık gemi grubudur. Theodosius Limanı’nda tespit edilen batıkların çoğu, limanın girişine yakın doğu ucunda bulunmuştur.
  • Yuvarlak gemi olarak bilinen çeşitli yük gemilerinin yanı sıra, uzun gemi olarak da tanımlanan kadırgalara kadar çok değişik örneklerin batıkları ele geçmiştir. Uzun gemiler, tiplerinin Doğu Akdeniz’de tek örneğini oluşturuyor.
  • Kazılarda 14,60 metrelik bölümü çıkarılan kadırganın, 20 metreden uzun olduğu tahmin ediliyor.
  • Yenikapı’da bulunan Doğu Roma Donanması’na ait olduğu düşünülen altı kadırga batığı döneminin bilinen ilk örneklerini oluşturmaktadır. Bunlardan dördü, Ortaçağ’da yaygın olarak kullanılan dromon adı verilen savaş gemilerine destek olmak amacıyla kullanılan, hafif ve kürekli bir gemi tipi olan galea olabileceği belirlenmiştir.
  • Yaklaşık 11 metre uzunluğundaki teknenin meşe ağacından yapıldığı tespit edildi.
  • Bu teknelerden birinin Marmara Adası’ndan yüklediği amforalarla gelip limana demirlediği, tekne battığında limanda demirli olduğu içinde bulunan iki demir çıpadan anlaşılıyor.
  • Yüküyle battığı tespit edilen ikinci teknenin içinde, Ganos (Gaziköy-Tekirdağ) üretimi sağlam durumda 16 amforayla çok sayıda kırık amfora parçaları bulundu.
  • Bulunan bazı teknelerin ise ömrünü tamamladığı için terk edildiği düşünülüyor.
  • Bodrum, Yassıada mevkiinde ve Marmaris Bozburun ile Serçe Limanı’ndaki sualtı kazılarında ortaya çıkarılan 4., 7., 9.ve 11.yüzyıllara ait batıklardan, kabuk-ilk sisteminin, Erken Bizans döneminden geç Bizans dönemine uzanan bir süreçte değiştiğini izlemek mümkün. Kabuk-ilk yöntemi, 11. yüzyılda yerini bugün kullanılan ve gemi iskeletinin ilk önce kurulduğu, kaplama tahtalarının sonradan iskelet üzerine çakıldığı iskelet-ilk sistemine bırakmış. Bu yöntemle yapılan ilk büyük geminin Serçe Limanı batığı olduğu düşünülüyor. Yenikapı’daki küçük yük gemisi, su altında kalan ve yapımı en zor olan kısmı, eski yapım geleneğinin devamı olarak kabuk-ilk yöntemiyle; su kesimi üstünde kalan kısmı ise, yeni bir yöntem olan iskelet-ilk tarzında yapılmış. Gemi yaşlandıktan sonra revizyondan geçirilerek yenilenmiş, yine iskelet-ilk sistemiyle küpeştesi yükseltilerek geminin yük taşıma kapasitesi arttırılmış. Yenikapı buluntusu gemi yapım yönteminin nasıl değiştiği ve geliştiği hakkında yeni bilgilere ulaşılmasını sağladı.
  • Gemi sahiplerinin isimleri ve nereli olduklarının yazılı olduğu pişmiş toprak levha, taş ve demir çıpalar, batık teknelere ait makara, halat gibi buluntular ve 10. yüzyıla tarihlenen amfora gövdesi üzerine kazınmış gemi betimi, Athena büstü şeklinde kantar ağırlığı, bronz terazi ve ağırlıkları, kurşun yazıtlar, ekmek damgaları, İsa figürini, haçlar, İsa betimli cam kaseler, deri sandaletler, fildişi ve kemik aletler de ele geçmiştir.
Fotoğraf:www.rayturk.net

Fotoğraf:www.rayturk.net

 

 

Bizans İmparatorluğu 45 | Donanma ve Gemiler

  • Büyük Konstantin zamanında donanmanın iki yüz tane otuz kürekli savaş kadırgasından oluştuğu ve donanmanın iki bin nakliye gemisiyle desteklendiği biliniyor.
  • Bizans donanmasına İskandinav askerler alındığı, 902 yılında Bizans donanmasında 700 İskandinav denizcisi bulunuyordu.
  • Grek ateşi Bizanslıların en önemli silahı idi. Bu sıvı, püskürtülüyor veya toprak kaplar içinde atılıyordu. Grek ateşi hemen yanmaya başlıyor, hatta suda bile yanabiliyordu. Nafta, sülfür ve güherçileden oluştuğu biliniyordu ama oranları ve tam formülü hiçbir zaman kayıtlara geçirilmemişti, formül devlet sırrı idi. 7. yüzyılda bu formülü geliştirmişlerdi. En ufak sarsıntıda patladığı için karada kullanmanın riskli olduğunu görüp yalnızca deniz savaşlarında kullanmaya başlamışlardı.bu silah sayesinde denizlerde adlarını duyurmuşlar, 941 yılındaki Rus savaşında kullanarak Prens İgor’un donanmasını yakıp Konstantinopolis’i kurtarmışlardı. Ülkelerine sağ dönebilenler Bizanslıların göklerin şimşeğine sahip olduklarını anlatmışlardı.
  • Kuşatmacıların kendilerini Grek ateşinin alevlerinden koruyabilmek için hareketli kulelerini yeni kesilmiş hayvanların sirke emdirilmiş postlarıyla kapladıkları biliniyor.
Madrid Ulusal Kitaplık'ta bulunan Skilitzes Yazması’ndan bir minyatür, Grek Ateşi. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sabancı Üniversitesi, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

Madrid Ulusal Kitaplık’ta bulunan Skilitzes Yazması’ndan bir minyatür, Grek Ateşi.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sabancı Üniversitesi, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

  • 1960 yılından itibaren Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü’nün denizlerimizde tespit ettiği yüzün üzerindeki batık geminin büyük çoğunluğunu Bizans gemileri oluşturur.
  • Bizans döneminde, deniz ticareti büyük ölçüde artmıştır.
  • Bizans İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinde deniz ticareti Doğu Akdeniz ile sınırlıdır.
  • Justinyen yönetiminde, daha önce Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilmiş olan kıyıların tamamı geri alınmış, ticaret Batı Akdeniz’e yayılmıştır.
  • Bizanslılar, Arap işgallerine kadar Akdeniz’i denetim altında tutmuşlardır.
  • Yük gemileri, Romalılar tarafından kullanılmış olanlara kıyasla, küçülmüştür. Bu küçülmenin nedenleri arasında yeni başkent Konstantinopolis’ten tahıl üretim merkezlerine olan yolun kısalmış olması; savaşlar ve veba yüzünden nüfustaki azalma; devlet malı gemilerden, özel ticari gemilere geçilmesi sayılabilir. Ayrıca, küçük tekneler düşman gemilerinden kaçmak için de daha uygundu.
  • Bizans döneminde gemi yapım teknikleri, daha hızlı ve daha ucuz teknikleri devreye sokarak değişmiştir.
  • 7. yüzyılda kuşak tahtaları ve iç döşemeler için az işlenmiş yarım tomrukları kullanarak işgücünden ve paradan tasarruf sağladılar. Yarı işlenmiş tomruk kullanımı ve masraflı dişi-erkek geçmeli zıvanalı bağlantı yönteminden vazgeçtiler. Geçmeli sistemi bırakma, kaplamaları çivilerle bağlama yöntemi büyük tasarruf sağladı. Seyir kürekleri, kıça yakın geminin her iki yanına, bir çift güverte kirişine monte edilmiştir.
  • Çapa gövdeleri ve kolları ince olduğundan sık sık kırılırlar, buna karşı yedek çapa takımları gemilerde bulundurulurdu.
  • Geceleri gemiyi aydınlatmak için, fırında pişmiş çömlekten yapılma yağ lambaları kullanılırdı.
  • Rodos’un Akdeniz sularındaki beş yüz yıl (yak. M.Ö. 700-200 yılları arası) boyunca sürdürmüş olduğu otoritesi, Rhodos Yasasıbaşlığıyla MÖ 1. yüzyılda Roma Hukuku’na da kazandırılmıştır. I. Justinyen deniz ticaretindeki riski en aza indirgemek ve imparatorluğun deniz ticaret potansiyelini arttırabilmek amacıyla, hazırlattığı Digesta’nın bir bölümüde Rhodos Denizcilik Yasaları’nın (Lex Rhodia) derlenmesine ayrılmıştı. Bu yasa maddeleri, 12. yüzyıla kadar varlığını sürdürerek çeşitli konularda Doğu Romalı denizcilere rehberlik etmiştir. 13.-14.yüzyıllarda ise Doğu Roma Deniz Ticareti’nin yoğunluğunun azalmasına paralel olarak, yasal düzenlemeler de giderek geçerliliğini yitirmiş, İstanbul’un 1453 yılındaki fethine kadar yalnızca İtalyan ve Slav denizciler tarafından kullanılmıştır.
  • Başarılı bir seferin ardından tüm denizcilere eşit kar dağıtılmasını öngören Rodos Denizcilik Yasaları’na göre, gemi sahibi ve/veya kaptanı iki hisse; dümenci (küreklerin idaresi onda idi), pruva sorumlusu (çapalarla ilgilenirdi), gemi marangozu ve lostromo (gemici ve miçoların amiri) birer buçuk hisse; gemiciler birer ve aşçı yarım hisse sahibiydiler.
  • Rodos Denizcilik Yasası’na göre kaptan gemideki tüm paradan sorumluydu.
  • Gemiler, liman vergileri ve bazı gümrük noktalarında ihracat harcı ödemek zorundaydılar.

 

Yenikapı kazılarında bulunan tarihi miras ayrı bir yazının konusu olacaktır.