Etiket arşivi: Yeni Platonculuk

Bizans İmparatorluğu 135|Bizans’ta Felsefe 1 Platon, Aristo, Yeni Platonculuk

  • Geç Antik çağ felsefesi, Platon’un düşüncelerinin hakimiyeti altındadır.
  • 4.-6. yüzyıllar arası, Geç Antik ve Erken Bizans döneminde, iki büyük felsefe okulu olan Atina’daki Yeni Platoncu Okul ile İskenderiye’deki Aristocu Okul arasındaki çatışmalar bilimsel olmaktan çok siyasi ve dini sorunsallardan kaynaklanıyordu.
  • Hıristiyan Felsefesinin 400’lü yıllara kadar süren ilk dönemi Patristik Felsefe, bu tarihten sonra Ortaçağ’ın sonuna kadar süren ikinci dönemi Skolastik Felsefe deyimleriyle nitelenir. İlk döneme Platon’un, ikincisine Aristo’nun görüşleri hakimdir. Bununla beraber  Platon etkisi 1200’lü yıllara kadar devam etmiş ve ancak 13. yüzyılda Aquino’lu Thomas’la yerini Aristo’nun egemenliğine bırakmıştır.
Platon'un Mağara Alegorisi üzerine bir 16.yüzyıl gravürü, University of London, Warburg Institution. Fotoğraf: www.ideayayinevi.com

Platon’un Mağara Alegorisi üzerine bir 16.yüzyıl gravürü, University of London, Warburg Institution.
Fotoğraf: www.ideayayinevi.com

Bu aşamada Platon, Aristo ve Yeni Platoncuların teoloji ile ilişkilendirilebilecek kuramlarına kısaca bakarsak:

 

PLATON’a (MÖ 427 – MÖ 347) göre:

**Algılar dünyasının ötesinde değişmeyen bir gerçeklik var.
**Ruh bir tanrısallık ama bedene hapsolmuş. Zihnin muhakeme gücü arındırılırsa tanrısal konumunu yeniden kazanabilir. Tanrı ile Ruh akrabadır.
**Mağara Alegorisi’ne göre, insan yalnızca ezeli gerçeklerin mağaranın duvarındaki titrek ışıldamalarını algılar. Ancak zihnini tanrısal ışığa alıştırırsa aydınlanma ve özgürlüğe kavuşabilir.
**İdealar Öğretisi’ne göre, idealar tam, sürekli ve etkili gerçeklerdir. Her bir genel kavrama karşılık gelen bir idea vardır. İyi ideası hepsinin üstündedir. Bu dünyanın şeyleri idealardan pay alır, onları taklit eder. İdealar üstün formlardır.
**Tanrısal dünya durağan ve değişmezdir. Yunanlar, devinim ve değişmeyi daha aşağı bir gerçeğin işaretleri sayarlar. Değişmezlik, süreklilik, hep aynı kalmak daha üstündür. Dolayısıyla en mükemmel hareket döngü hareketidir.
**Tanrısal formlar “orada, uzakta” değil, özün kendi içindedir.
**Platon’un güzellik ideasının Teistler’in tanrısı ile çok ortak yönü vardır. Teizm ya da Tanrıcılık, en geniş tanımıyla en az bir Tanrı’nın var olduğu inancıdır. Kişisel, mevcut ve aktif olarak evrenin kuruluş ve yönetiminden sorumlu bir Tanrı betimler. Tanrı dünya ve insanlar ile sürekli ilişki içerisindedir. Bu görüşleri benimseyenlere Teist denir.
**İnsanoğlu, bozulmuş tanrısallıktır.
**Evren, esas olarak rasyoneldir.
**Erdemli insanın tanrısallaşması olanaklıdır. Stoacılar da aynı görüştedir.
**Demiurgos, evrenin mimarı, insanlar için imal eden, yaratılmış olana biçim verendir.
**İyi toplumun, filozofun sıradan insanlara kabul ettireceği, akılcı ilkelerle yönetilmesi gerekir.

ARİSTO’ya (MÖ 384-MÖ 322) göre:

**Hiç kimse gerçeği tam olarak kavrayamaz.
**Formlar önsel, bağımsız bir varlığa sahip değildir.
**İlk hareket ettirici ezeli, hareketsiz, tinsel, saf bir varlıktır. Maddesel bir yanı yoktur, çünkü madde eksik ve ölümlüdür. İlk Hareket Ettirici, evrendeki bütün devinimin kaynağıdır. Dünyayı o yaratmamıştır. Bu, ona hiç yakışmayan değişmeyi, dünyevi bir eylemi içermektedir. O, evrenin varlığına kayıtsızdır: Kendinden aşağı hiçbir şeyi düşünemez. Dünyayı yönetmez, yol göstermez, yaşamımıza müdahale etmez. İnsani öz taşımaz. Zaman dışıdır. Yüce Varlık kendisini tarihte ortaya koymamıştır, zamanın sonunda yargılamada bulunmayacaktır.
**Akıl insanı tanrı ile akraba kılar. İnsanın aklı tanrısal özelliklidir. İnsanın görevi, aklını arındırarak kendisini ölümsüz ve tanrısal kılmaktır.
**Bilgelik (Sophia), insani erdemlerin en yükseğidir. Bilgeliğe tefekkür (theoria) ile ulaşılır. Tefekkür, disiplinli bir sezgidir, ona yalnızca mantıkla ulaşılamaz ve çok az insan bunu başarabilir.

PLATON-ARİSTO ORTAK NOKTALARI

Her iki filozof da tanrının tamamen duygudan uzak, acı çekmeyen, değişmeyen, ulaşılamaz, sükûnet içinde, zarar verilemez olduğunu öne sürüyor. Bu özellikler Yunan ve Hıristiyan tanrı inancında vardır. Yunan düşüncesinde tanrı ile insan aynı soydandır. Tanrı, uzak ve aşkındır. Tefekkür konusunda da ortaklaşırlar.

Raphael’in 1509 tarihli Atina Okulu adlı tablosunda Plotinus (detay). Fotoğraf: gbwwblog.wordpress.com

Raphael’in 1509 tarihli Atina Okulu adlı tablosunda Plotinus (detay).
Fotoğraf: gbwwblog.wordpress.com

YENİ PLATONCULUK VE PLOTİNUS (M.S. 205–270)

Yeni Platonculuk, Plotinus’un çalışmalarıyla başlar.
İmparator Justinyen’in Platon’un akademisini  529′da kapatmasıyla Platonik felsefe sürecinin bittiği kabul edilir.
Platon ve Aristo’nun öğretilerini uzlaştırarak oluşturulmuş felsefi bir akımdır. Yeni Platonculuk mistik veya dini unsurlarla tanımlanır.
Platon’a bir mistik olarak ilgi duyarlar. Platon’un öğretileri ruhu vücut cenderesinden kurtarıp, ruhun tanrısal aleme yükselmesine olanak tanıyordu. Bir filozof tanrıya benzediği için kendi çabasıyla tanrısal aleme yükselebilirdi. Tanrı, durağan ve uzaktır.

** Platon’un önerdiği gibi ruh bir arınma süreci yaşamalı ve tefekküre başlamalıdır.
**İçgüdüsel bilgi önemlidir.
**Tanrı Herşey ve Hiçbir şeydir. Tanrı var olanların hepsidir.
**Üçlemesi: Bir, Zihin ve Ruh.
**Bir’in cinsiyeti yoktur, fiziksel varlığa sahip değildir, bize karşı ilgisizdir. Kendisini bize göstermediği gibi, yol da göstermez.
Üç semavi dini, T. S. Eliot ve Bergson’u da çok etkilemiştir.

PLOTİNUS-ARİSTO ORTAK NOKTALARI

Yüce Varlık zaman dışıdır. Aldırışsızdır, dünya işlerine karışmaz. Kendisini tarihte ortaya koymamış, dünyayı yaratmamış, zamanın sonunda yargılamada bulunmayacak.
Tanrı, bütün varlıkların İlki’dir.

 

 

Güzel 2

  • Gotik dönemde (12. yüzyılın ikinci yarısı) katedraller ışığın etkilerini yoğunlaştırmak üzere inşa edildi, bu amaç için vitraylar kullanıldı.
  • 12. yüzyıldan başlayarak mavi en güzel renk, sarı ve kızıl en güzel saç rengi olarak kabul gördü.
  • Dante (1265-1321), Beatrice’nin Güzelliğini över. Ama bir müddet sonra tinselleşmiş olan bu Güzellik, melekler kalabalığının Güzelliği arasına karışır.
  • Yeni Platonculuk hareketinde Güzellik sembolik anlamda da yüksek bir değer kazanır. Güzellikte önemli olan parçaların güzelliği değil, duyumlarüstü Güzellik’tir.
  • İtalyan matematikçi Fra Luca Pacioli’nin (1445-1517) ileri sürdüğü “ilahi oran” altın sayıdır; AB diliminde bir bölüm noktası C belirlendikten sonra, AB’nin AC’ye ve AC’nin CB’ye olan oranıdır. Altın Kesim, kusursuz olarak tanımlanır.
  • Rönesans sanatçıları perspektif ifadeyi doğru ve gerçekçi bulmanın dışında Güzel buldukları için de kullandılar. Bu kurala göre yapılmamış eserleri ilkel, beceriksiz, çirkin olarak tanımladılar.
  • Leonardo (1452-1519), kadınların yüzündeki Güzelliğe gizemli bir hava kazandıran sfumato yöntemini geliştirdi. Düşsü Güzellik kavramı önem kazandı.

 

  • Çağlar boyunca birbirinden farklı birçok oran ideali yaratılmıştır.
  • Vücudunu göstermekten utanmayan Rönesans Güzeli yerini Reform’un giyinik Güzel’ine, şehevi Güzellik de yerini duygusuz Güzelliğe bıraktı. Ama Rubens’in Güzelliği şehevi kaldı.
  • Maniyerizm döneminde (1520-1580), dünyanın bu kadar düzenli ve geometrik açıdan bu kadar belirgin görülmemesi gerekti. Klasik Güzellik modelleri artık içi boş, ruhsuz görülüyordu. Güzelliği orana indirgeyen kuramlara karşı çıkarak; dairelerle ya da dörtgenlerle ifade edilemeyen akıcı figürleri tercih ettiler. Giuseppe Arcimboldo’da Güzel, klasik dönemin tüm görüntülerinden arınır, sürprizlerle ve zeka kıvraklığı ile ifade edilir. Bu dönemde Güzelin ifadesi karmaşıklaştı, sanatçılar akıldan çok hayal gücüne başvurdu.
  • On altıncı yüzyılda Güzellik, zerafetten başka bir şey değildir.
  • Klasik Güzellik Maniyerizm ve Barok’un biçemlerinde kaybolmaya yüz tutmuşken, Güzelliği ifade etmek için düş, şaşkınlık, tedirginlik gibi başka ifade biçimleri ortaya çıkmaya başlar.
  • On yedinci yüzyılda Barok ile melankolik Güzel öne çıktı. Barok anlayışta belirgin olan ölüm teması ile Güzellik iyinin ve kötünün ötesinde; Güzellik – çirkinlik, gerçek – yalan ve hayat – ölüm sayesinde ifade edilmiştir. Barok Güzelliğin doğası erdemlidir. Dramatik, acı dolu bir Güzellik, melankolik, düşsel bir Güzellik söz konusudur. Gerçeğin ve hayalin Güzelliğini betimleyen bir bağlantı göze çarpar. Gian Lorenzo Bernini (1598-1680), doğanın bütün parçalarına onlara uygun Güzelliği bağışladığına inananlardandır. Kusursuz Güzellik hakkında bilgiye ulaşmak isteyenler için, doğanın incelenmesi Antik Çağ eserlerinin incelenmesinden daha uzundur ve daha çok çalışma gerektireceği öne sürülmüştür. Barok dönemde şaşırtıcı hileler ve yaratıcı buluşlar Güzellik kriteri olarak kabul edildiği için makineler mekanizmalarındaki yaratıcılıktan ötürü güzel bulundu.
  • Barok aşırılıklarıyla, bolluğu ve özenli hatlarıyla insanı şaşırtıp hayranlık uyandırdığı için güzeldir. Oysa bu Güzellik, 18. yüzyılın mantıklı gözüne saçma ve uydurma görünüyordu. 18. yüzyıl, aşırılıklardan kopuşun ve sadeliğin dönemi oldu. Arkeoloji, Rönesans’ın sunduğunu değil, “gerçek” Antik Çağ’ın beğeniyi etkilemesine yol açtı. Tarihi kalıntılar Güzel olarak algılanmaya başlandı. Maniyerizm ile başlayan, David Hume (1711-1776) ile devam eden estetik öznelciliğin temel önermesine göre Güzellik şeylerin içinde değildi, izleyicinin kafasında yaratılıyordu. Tarafsız ve içsel bir değerlendirme ölçütü olmadığına göre, aynı şeyin bir insana güzel, bir diğerine çirkin görünebileceği kuşkucu felsefenin  görüş açısı kabul edildi. Güzellik, şeylerin içkin özelliği değildir, her zihin güzelliği farklı biçimde algılar. Güzellik ve çirkinlik öznelerin sahip oldukları niteliklerle değil içsel ya da dışsal duygularla ilgilidir.