Etiket arşivi: yazar

Çağdaş Sanata Varış 322|Çağdaş Dönemde Edebiyat 4

Uzun süredir Almanya’da yaşayan İranlı sanatçı Parastou Forouhar (1962-), 1999 yılından bu yana farklı mekanlara uyguladığı Yazılı Oda adlı yerleştirmesini 2016 yılında İstanbul’da da sergilemişti. Sanatçının mürekkep kullanarak galerinin beyaz duvarlarını ve zeminini bir ekseni takip etmeksizin Farsça yazılarla kapladığı bu metin yerleştirmesinin okunması üzerlerinde Farsça yazılar olan, zemine bırakılmış pinpon topları ile iyice zorlaştırılıyor. Ziyaretçinin yazıya çeşitli anlamlar atfetme arzusuna meydan okuyan Yerleştirmede metin, Farsça bilmeyenler için olduğu kadar, bu dili bilenler için de anlaşılmaz kılınıyor. Fotoğraf: Urban

Uzun süredir Almanya’da yaşayan İranlı sanatçı Parastou Forouhar (1962-), 1999 yılından bu yana farklı mekanlara uyguladığı Yazılı Oda adlı yerleştirmesini 2016 yılında İstanbul’da da sergilemişti. Sanatçının mürekkep kullanarak galerinin beyaz duvarlarını ve zeminini bir ekseni takip etmeksizin Farsça yazılarla kapladığı bu metin yerleştirmesinin okunması üzerlerinde Farsça yazılar olan, zemine bırakılmış pinpon topları ile iyice zorlaştırılıyor. Ziyaretçinin yazıya çeşitli anlamlar atfetme arzusuna meydan okuyan Yerleştirmede metin, Farsça bilmeyenler için olduğu kadar, bu dili bilenler için de anlaşılmaz kılınıyor.
Fotoğraf: Urban

  • Küreselleşme, bir dünya edebiyat pazarı yarattı.
  • Bir yazarın artık “büyük” sayılabilmesi için ulusal değil, uluslararası bir fenomen olması gerekiyor.
  • Yazar okur kitlesini uluslararası bir topluluk olarak algıladığı andan itibaren yazdıklarının niteliği değişiyor. Uluslararası çapta anlaşılmayı engelleyecek unsurlardan kaçınma gayreti başlıyor: Siyasal duyarlılığı hissettirmek, kültüre mahsus ögelerden mümkün olduğu kadar uzak durmak veya onları açıklayıcı bölümler ilave etmek, kültüre mahsus dil virtüözlüğünden uzak durmak gibi. Küreselleşmenin edebiyat pazarlarını birleştirme eğilimiyle yerel edebi camiaları zayıflatmaya başladığı öne sürülüyor.
  • Küreselleşmenin kendi kültürlerimizi yabancı ve önemsiz görmemize yol açtığı, kurmacanın herhangi bir toplumla gerçek bağlarının koptuğu ileri sürülüyor.
  • Uluslararası edebiyat sahnesine İngilizce hakim olduğundan beri, örneğin İskandinav yazarların İngilizce okuyanlara zor gelecek kişi adlarından kaçınmaya başladıkları biliniyor.
  • Bazı üniversitelerde bazı lisansüstü derslerin sadece İngilizce verilmeye başlandığı da bilinen bir gerçek. Avrupalıların yaklaşık yüzde 56’sı bir yabancı dil biliyor. Bunların yüzde 38’inin ikinci dili İngilizce. İskandinavya ve Hollanda’da aynı oran yüzde 90 civarında. Bahsi geçenlerin, toplumun edebi roman okuma ihtimali en yüksek kesimi olduğu düşünülüyor. Bir dil öğrenildiğinde, sadece bir iletişim aracı edinilmiş olmaz, o kültürün müşterisi de olunur, deniyor. Bu yüzden, İngilizce çevirilerde müthiş bir sıçrama kaydedilmiş.
  • Metinlerde İngilizce kokusu giderek artıyor. Milano Üniversitesi’nde hoca olan Tim Parks, İtalyanca sözdiziminin son elli yılda İngilizce modellere doğru kaydığını inceleyen bir projede yer alıyor ve İngilizce etkilerinin işaretlerini bulmakta kanıt kıtlığı çekmediklerini yazıyor. İngilizceye çevrilmelerini kolaylaştırarak yerel dilleri yaşatma gayreti olduğuna dikkat çekmek isterken; uluslararasılığa doğru genel kayışa bir direniş olarak lehçe şiirinde, çok küçük bir topluluk tarafından anlaşılabilecek metinlerde de artış olduğunu belirtiyor.
  • Her yıl dünyada yaklaşık yüz bin İngilizce kurmaca kitabı yayımlanıyor.
  • İngiliz dilbilimci David Crystal (1941-), Dillerin Katli adlı kitabında 2100’e gelindiğinde dünya dillerinin yüzde 50 ila 90’ı ölmüş olacak diye yazar.
  • Küreselleşme, edebiyat menajerliği mesleğini gündeme getirdi.
  • 1980’lerde yaratıcı yazı dersleri popüler oldu ve profesyonel yazarlık yaygınlaştı.
  • Yaratıcı yazarlık kurslarının çoğunda menajerlerle, yayıncılarla ilişki kurmak, kendi çalışmalarını tanıtmak konulu dersler de veriliyor.
  • Yazarlar artık bir web sitesi, bir Facebook sayfası oluşturuyor, bazen kendine bir reklamcı tutuyor.
  • Kurucu metinlerin devamını, ikincil metinler üretmek, onların içlerini boşaltmak olarak yorumlanıyor. İkincil metinler, kurucu metinlerin farklı okunmasını getiriyor; reformcu ya da revizyonist bir bakış sergileniyor.
  • Savaş ve Barış’ın devamı Pierre ve Nataşa adıyla iki cilt halinde yayınlandı. Rüzgar Gibi Geçti’nin Scarlett adlı (Alexandra Ripley, 2008) devamının satışları iyi gitti. Jane Eyre’in (Wide Sargasso Sea, Jean Rhys, 1966); Madame Bovary’nin (Monsieur Bovary, Laura Grimaldi, 1995); Hamlet’in annesi Kraliçe Gertrude’un açısından olaylara bakan, Shakespeare’in Hamlet’i başlattığı yerde biten John Updike’ın Gertrude ve Claudius adlı romanı (2000); ABD’li yazar Michael Cunningham’a 1999’da Pulitzer Ödülü’nü getiren, Bayan Dolloway’i şimdiki zamanda farklı bir kimlikle yaşatan Saatler; Kayıp Zamanın İzinde ( Albertine, Jacqueline Rose, 2001) kurucu metinlerden yararlanarak yazılan ikincil metinler. Ayrıca listeye Usta ile Margarita, Durgun Akardı Don ve Anna Karenina’yı da ilave etmek lazım.
  • Devam romanlarının yazımı, Nilüfer Kuyaş’a göre, kültürün çocuklaştırılması, kapitalist sistemin ürünü olan Amerikan popüler kültürünün yarattığı bir illet; ama Saatler gibi çok katmanlı, çok başarılı ikincil metinler, okumanın nasıl derinleşebileceğini, okuyuculuğun da yaratıcılık olabildiğini gösteriyor, diyor Kuyaş.

 

 

Minör Edebiyat 2 | Türk Edebiyatında Minör Yazarlar

Daha önce yayımladığımız Minör Edebiyat yazısından sonra Türk Edebiyatındaki minör yazarların bazılarından da söz etmek istedik.

  • Sevim Burak edebiyatındaki dil farkındalığı, yeni söz söyleme olanaklarını açığa çıkarmıştır. Majör dilin içerisinden dilin minör bir kullanımını gerçekleştirmiştir. Özellikle, Yanık Saraylar ve Everest My Lord metinlerinde bu kullanımı görmek mümkündür.
  • Dilin sınırlarını aşan Leyla Erbil dil yapılarına, edebiyatın kurumsallaşmasına meydan okur. Her metninde yeni anlatım olanakları ve yeni bir dil geliştirir. Bu dil politiktir. Geleneksel edebiyatın sınırlarını yok sayan bir biçimde dili işler. Majör dili bozarak dilin yersizyurtsuzlaşmasına imkan tanır.
  • Latife Tekin, Berci Kristin Çöp Masalları’nda köyden gelip kentin varoşlarına yerleşenleri anlatır. Bu insanların kolektif deneyimleri siyasal olanla bağlantılıdır. Ayrıca bu deneyimlerin ifadesi bir gecekondu semtindeki insanların majör dilde yarattıkları minör kullanımı dile getirir.
  • Metin Kaçan Ağır Roman’da Dolapdere semtinin yaşamını majör dilin sınırlarını aşarak minör dilin yaratıcı gücüyle okura aktarır.
Dikilmiş Kitaplar, Maria Lai (1919-2013), 1996. 2017 Venedik Bienali. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dikilmiş Kitaplar, Maria Lai (1919-2013), 1996.
2017 Venedik Bienali.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Minör edebiyat farklı dünyalar yaratmaya çalışan bir edebiyattır.
  • Minör yazarlar edebi düzlemde, kişisel olmayan yeni bağlamlar yaratarak, dili yersizyurtsuzlaştırarak ve bireyseli siyasal olana bağlayarak sınırı yerinden eden ve hayatı dönüştürmek için yeni mücadele silahları bulan kişilerdir.
  • Minör yazarlar değişim için farklı olma gücünü sağlayan göçebelerdir.
  • Minör edebiyat, göçebelerin edebiyatıdır.

 

Yararlanılan Kaynak

Minör Edebiyat ve Minör-Oluş, Mustafa Demirtaş, Göçebe Düşünmek, Metis Defterleri, 2014.

 

 

Bir Dahi – BORIS VIAN 1

BİR DAHİ – BORIS VIAN 1
(1920-1959)

5 yaşında okuma yazma öğrendi.

10 yaşına geldiğinde Fransız edebiyatının neredeyse bütün klasiklerini okumuştu.

15 yaşında tifo oldu. Bu hastalık, kalp rahatsızlığının tohumlarını attı.

Sağlık nedenleriyle askere alınmadı.

17 yaşında felsefe ve matematik dallarında bakaloryasını aldı.

Aşk hayatı hareketli geçti. İki kez evlendi.

Çok yönlü biriydi: yazar, şair, müzisyen, şarkıcı, şarkı sözü yazarı, çevirmen, eleştirmen, pek çok filmde aktör, senarist, tiyatro yazarı, dramaturg, köşe yazarı, radyo programcısı, mucit, metalürji mühendisi….10 roman, 42 kısa hikaye, 7 tiyatro eseri, 10 senaryo, 400 şarkı, 4 şiir kitabı, üç libretto, caz eleştirileri…. Hepsi 39 yıla sığdı.

Vian tiyatrosu kışkırtır, aşağılar, küfreder, saldırır ve güldürür. Söz icatlarıyla dolup taşan son yazdığı oyunu İmparatorluk Kuranlar ya da Şümürz, dünya çapında en çok sahnelenen ve en çok ses getiren yapıtıdır. Şümürz, icat edilmiş bir sözcüktür; kötü, işe yaramaz bir şey, boşluğun kendisidir. Oyun, Uyumsuzluk Tiyatrosu’nun en önemli örneklerinden biri sayılır.

Duke Ellington, Charlie Parker, Miles Davis gibi ünlülerle birlikte çaldığı da oldu. Fotoğraf: fr.groovecollector.com

Duke Ellington, Charlie Parker, Miles Davis gibi ünlülerle birlikte çaldığı da oldu.
Fotoğraf: fr.groovecollector.com

Metalürji dalında araştırmalar, buluşlar yaptı, patent aldı.

Mühendis olarak çalışırken mesai saatlerinde romanlarını yazdı.

Amerikan edebiyatından çeviriler yaptı.

1942-1950 yılları arasında geceleri caz kulüplerinde trompet çaldı. Sağlığı bozulunca müzisyenliği bıraktı, cazla ilgili köşe yazıları yazdı.

İlk albümü Asker Kaçağı şarkısı yüzünden sansüre uğradı.

 

Roman 1

“Roman gerçekle düşü, diyalektikle şiiri, düşünceyle duyguyu aynı zamanda içine koyabileceğin bir kaptır. Bütün bu ögelerin karışımı, gerçek gerçeklikten daha gerçek bir gerçeklik yaratır. Yeniden yaratılan, evrensel kılınan, herkesin özdeşleştiği, herkesin kendisini bulduğu bir gerçeklik. Roman, insanı hiçbir zaman dışlamaz. Ne anlatırsa anlatsın, olay nerede ne zaman geçerse geçsin, roman insanları anlatır. İnsanları.”

İnşallah, Oriana Fallaci, Can Yayınları, 1994.

Umberto Eco :” Romanın üç büyük uygarlığı hiç şüphe yok ki Fransa, İngiltere ve Rusya’dır. “Burjuva” denen modern roman, İngiltere’de son derece özel ekonomik şartlarda doğdu. Yazarlar, daima seyahatte olan tüccarların veya denizcilerin karıları için romanlar yazdılar, okumayı bilen ve buna vakti olan kadınlar için. Ama aynı zamanda bu kadınların oda hizmetçileri için de yazdılar, her ikisinin de geceleyin okumak için ellerinin altında mum olurdu. Burjuva romanı ticarete dayalı bir ekonomi bağlamında doğdu ve esas olarak kadınlara hitap etti. “ Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın, Umberto Eco ve Jean-Claude Carriére, Can Yayınları, 2010.

Umberto Eco :” Romanın üç büyük uygarlığı hiç şüphe yok ki Fransa, İngiltere ve Rusya’dır. “Burjuva” denen modern roman, İngiltere’de son derece özel ekonomik şartlarda doğdu. Yazarlar, daima seyahatte olan tüccarların veya denizcilerin karıları için romanlar yazdılar, okumayı bilen ve buna vakti olan kadınlar için. Ama aynı zamanda bu kadınların oda hizmetçileri için de yazdılar, her ikisinin de geceleyin okumak için ellerinin altında mum olurdu. Burjuva romanı ticarete dayalı bir ekonomi bağlamında doğdu ve esas olarak kadınlara hitap etti. “
Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın, Umberto Eco ve Jean-Claude Carriére, Can Yayınları, 2010.

 

 

Maske – Sadık Hidayet

SADIK HİDAYET
(1903-1951)

Fotoğraf: İdeal Kostüm

Fotoğraf: İdeal Kostüm

 

“Hayat, soğuk kayıtsız, herkesin maskelerini çeker alır zamanla; maskeleri de hani çoktur herkesin. Fakat bazıları hep aynı maskeyi kullanırlar, ister istemez kirlenir, yıpranır bu maske. Tutumlu kimselerdir bunlar. Bir kısmı evlatlarına saklarlar maskelerini; bir kısmı da vardır ki boyuna maske değiştirirler, ama yaşlandıklarında görürler ki bir sonuncu maske kalmış ellerinde, ve bu da pek çabuk eskir, o zaman maskenin gerisinden gerçek yüzleri çıkar ortaya.”

 

Kör Baykuş, Sadık Hidayet, YKY, 18. Baskı, sayfa 70, 2016.