Etiket arşivi: Yapısökümcü mimari

Çağdaş Sanata Varış 307|Çağdaş Dönemde Sergileme 2

  • Günümüzde dönemin ruhuna uygun olarak müze binaları için starchitet’ler, yıldız mimarlar, tercih ediliyor. Galerilerin ve müzelerin bu kadar dikkat ve özenle yapılması, çarpıcı bir hale gelmesinin, sanat eseriyle duyumsal ilişkiyi kaçınılmaz olarak azalttığı da söyleniyor.
  • 1990’larda kurulmaya başlanan çağdaş müzelerde, Ali Artun’un değerlendirmesine göre, modern müzelerin inşasında son derece etkin olan ulusallık, evrensellik, bireysellik, kamusallık, laiklik, hümanizm ve yurttaşlık gibi anlayışlar parçalanmaya başladı; çağdaşlığa geçişle birlikte bir amaca doğru yönlendirme, ideal sonlar, ütopyalar terk edildi ve tarih şimdiki zamana indirgendi. Çağdaş müzeler, sanatı tarihsel ufkundan yalıtırken, bir anlamda sanatı tarihsizleştirdi, güncelledi.
  • Modern müzelerde sanat bir kronolojiye, biyografiye, estetik hiyerarşiye ve uluslara göre tarihselleştirilerek sergilenir. Çağdaş sanat müzesinde ise güncel bir gösteri izlenir. Çağdaş dönemde müze bir iletişim ortamıdır.
  • Çağdaş dönem markaların kendi sanat vakıflarını, müzelerini kurduğu, müzeciliğin sermayenin eline geçtiği, özelleştiği, şirketleştiği, şirketin gücünü sembolleştiren ve bir şirket modelinde yönetildiği bir dönem. Lüks moda markalarının müzelerinin sayısı da gün geçtikçe artıyor. Louis Vuitton, Gucci, Prada, Yves Saint Laurent müzeleri Fransa ve İtalya’da. Venedik’in, Floransa’nın saraylarını özelleştirip sanatı moda, tasarım ve lüks ile birlikte sunuyorlar.
  • Burada bir parantez açarak Kant’a bakalım: Sanatı mantık ve ahlaktan ilk kez ayrı tutarak ele alan, sanatın özerkliğini duyuran Kant olmuştur. Günümüzde sanatın moda-tasarım-lüks-reklam bağlamında sunumu sanatın özerkliğine gölge düşürüyor diyen eleştirmenler var. Kant’ın sanat teorisi sanatın amacının keyif vermek olduğunu ileri sürerek sanatın işlevselliğini reddeder. Oysa sanat artık işlevsel oldu. Yine Kant’a göre sanat, politikanın dışında yer alır. Çağdaş Dönem’de ise her şey politik. Belki de artık Kant’ın çok uzağına düştük?
  • Bazı marka adlarıyla sanat ödülleri ve yarışmalar düzenleniyor. Louis Vuitton, 2014’te Paris’te açtığı sanat müzesini Frank Gehry’e tasarlatıyor.
  • Müzeler, bankalarla iş birliğine girerek yeni müzeler açıyor; Guggenheim ve Deutsche Bank iş birliği ile Berlin Deutsche Guggenheim kuruluyor.
  • Prestij, statü ve toplumsal profil kazanmak için sanat iyi bir araç olarak düşünülüyor.
  • Aynı paralelde, Louvre artık diğer ülkelere satılabilen bir marka oluyor.
Bilbao Guggenheim Müzesi. İspanya'nın Bask Bölgesi’nde bulunan müze, Guggenheim Vakfı'nın dünyadaki beş müzesinden biridir. Mimari ile sanat arasındaki diyaloğu arttırmakla öne çıkmış, Pritzker Mimarlık Ödülü ve daha pek çok ödülün sahibi bir mimar olan Frank Gehry (1929-) tarafından tasarlanan ve 1997 yılında tamamlanan bu bina Yapısökümcü mimarinin ünlü bir örneğidir. Cephesi, balık ölçülerinde titanyum plakalarla kaplıdır.  İspanya’nın küçük bir şehrine kurulmuş olan müzeyi yılda ortalama 800 bin kişi ziyaret ediyor ve şehrin adı neredeyse müzeyle birlikte anılıyor. Fotoğraf: www.insightguides.com/Corrie Wingate.

Bilbao Guggenheim Müzesi.
İspanya’nın Bask Bölgesi’nde bulunan müze, Guggenheim Vakfı‘nın dünyadaki beş müzesinden biridir. Mimari ile sanat arasındaki diyaloğu arttırmakla öne çıkmış, Pritzker Mimarlık Ödülü ve daha pek çok ödülün sahibi bir mimar olan Frank Gehry (1929-) tarafından tasarlanan ve 1997 yılında tamamlanan bu bina Yapısökümcü mimarinin ünlü bir örneğidir. Cephesi, balık ölçülerinde titanyum plakalarla kaplıdır.
İspanya’nın küçük bir şehrine kurulmuş olan müzeyi yılda ortalama 800 bin kişi ziyaret ediyor ve şehrin adı neredeyse müzeyle birlikte anılıyor.
Fotoğraf: www.insightguides.com/Corrie Wingate.

 

Çağdaş Sanata Varış 211| Müzecilik 2

  • Kentler dış görünüşü ile de ilgi çekecek yapılar tasarlatarak ziyaretçi sayısını artırmayı hedefledi. Yapısökümcü mimari çok görsel, oyuncaksı görünümüyle amaca uygun. Yapısökümcü mimarlık, klasik mimarinin bütün-parça ilişkisini kırıyor; parçaların bütünü hem yırttığı hem de yeniden birleştirdiği bir dil. Bunlar stabilite hesaplarını çok zorlayan, çok pahalıya çıkan yapılar.
  • Müzelerde açılan kafeler, lokantalar şehrin en şık yerlerinden oluyor. Yemek de entelektüel bir faaliyete dönüşüyor. 1980’li yıllarda Londra’daki Victoria and Albert Museum (V&A) kendisini ”içinde güzel bir müze bulunan birinci sınıf bir kafe” olarak lanse etmiş, kendi reklamını yapma ihtiyacı duymuştur.
  • ABD’de partiler için galeri ve müze kiralama imkanı da vardır. Washington D.C.’deki Kennedy Merkezi park yeri kiralamakta; Los Angeles’taki California Bilim ve Endüstri Müzesi kardan pay karşılığı McDonald’s restoranlarına yer kiralamaktadır.
  • Müze dükkanlarında satılan tasarım nesneleri çok özel ve pahalı oluyor. Bu dükkanlar, ürün satışlarıyla müzenin doğrudan reklamını yapıyor. Genellikle, dükkan alanları  sergi alanlarından net bir şekilde ayrılmamıştır. Müzeyi gezen kişi kendini dükkanda bulabilir.
  • Müzelerin bazıları genel kataloglar, hediye katalogları, çocuklar için hazırlanmış kataloglar da basmaktadır.
  • 1965’ten 1984 yılına kadar müze gezen ABD’li sayısı, yılda 200 milyondan 391 milyona yükseldi.
  • 1960-1989 arasında Japonya’da 200 yeni müze kuruldu. Batı Almanya, aynı dönemin son on yılında 300 müze yaptırdı. Büyük Britanya’da, aynı süre içinde her 18 günde bir yeni müze kuruldu.
  • Müze pazarlamasının önemli bir özelliği de sponsorluktur.
  • Sanat müzeleri, farklı ölçülerde, kültürden uzaklaşıp daha çok bilgilendirici eğlence merkezlerine dönüşebiliyor.
  • Sotheby’s ve Christie’s müzayede evlerinin gerçekleştirdiği satış, 1987 yılında bir milyar doları aştı. 1988-1989 sezonunda, ikisinin toplam satışları dört milyar doların üzerindeydi. Bu rakam, o dönemde, Jamaika’nın gayrisafi ulusal gelirinden yüksekti. Tablolara bir finansal araç olarak yatırım yapanların sayısı günden güne arttı.
  • Günün hayırseverleri, müzelerin ek bölümlerine adlarını yazdırmaya ya da kendi müzelerini yaptırmaya başladılar.
  • Bu dönemde sanatsal etkinliklerin Los Angeles şehrine ekonomik katkısı beş milyar dolar oldu. Britanya’da sanat etkinlikleri 17 milyar dolarlık bir endüstri yarattı. Bu, Britanya’nın otomobil endüstrisinin katkısına hemen hemen eşdeğer bir katkıdır ve turizmden elde edilen tüm kazançların %27’si sanatsal etkinlikten gelmektedir. Dünyanın en çok ziyaret edilen kurumu yılda 8 milyon ziyaretçi ile Centre Georges Pompidou olmuştur.
  • Bu dönemde sanat, turizm endüstrisine bir aktif oluşturmaya, iş ve endüstri çevrelerine çekici gelmeye ve gayrimenkul değerini artırmaya yarayan kültürel ve ekonomik bir kaynak olmuştur.
  • Kültürel program içerikli video kasetleri önceleri yalnızca müze çarşılarına dağıtılırken, ticari video kaset pazarına da girdiler.
  • ABD hükümeti 1988’de kişi başına, savunma için 1143 dolar, eğitim için 74 dolar, sanat için 70 sent harcadı. Şirketler ise o yıl sanata bir milyar dolar katkıda bulundu.
  • Bu gelişmeler, endüstri toplumundan bilgi toplumuna geçişin ayak sesleri idi. Çağdaş Dönemde sesler iyice yükseldi: 2015 yılında Venedik Bienali’ni 80 bin kişi, İstanbul Bienali’ni 84 bin kişi gezdi.
  • Sanatın şirketlere imajlarını biçimlendirmede ve sofistike müşterilere ulaşabilmelerinde büyük yararı dokunabileceğinin günden güne daha da iyi anlaşılması üzerine 1980’lerin sonunda, şirketlerin müze gösterilerine yaptığı katkıda çarpıcı bir artış görüldü. Bu eğilim Çağdaş Dönemde de sürüyor.
Yahudi Müzesi, Berlin, Almanya. Yahudilerin Almanya’daki 2000 yıllık yaşamını betimlemeyi hedefleyen bir müze. Mimarı, 165 yarışmacı içinden seçilen, Polonya Yahudisi ABD’li Daniel Libeskind (1946-). Yapısökümcü bu proje, önceden Batı Berlin Şehir Müzesi olan 18. yüzyıl yapımı Barok bir binanın yanında gerçekleştirildi. Libeskind’in binasının dışı çinko kaplı. Bina, içine girilebilen bir heykel gibi. Taban kesiti şimşek şeklinde. 5 katlı, on bin metrekarelik alanı kaplayan binayı, Davut yıldızının bozulmuş şekli olarak okuyorlar. Binanın içi labirent gibi. İçinde Soykırım Kulesi var. 20 metre yüksekliğindeki kuleye ağır, demir bir kapıdan giriliyor. Burası karanlık ve soğuk bir yer. 49 beton yükseltinin üzerine ağaç dikilmiş. Burası E. T. A Hoffman Bahçesi. Yahudilerin sürgünlerini sembolize ediyor. Soykırıma uğrayan Yahudilerin isimleri bir duvarda yazılı. Müzeyi 2004 yılına kadar iki milyon kişi gezmişti. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

Yahudi Müzesi, Berlin, Almanya.
Yahudilerin Almanya’daki 2000 yıllık yaşamını betimlemeyi hedefleyen bir müze. Mimarı, 165 yarışmacı içinden seçilen, Polonya Yahudisi ABD’li Daniel Libeskind (1946-).
Yapısökümcü bu proje, önceden Batı Berlin Şehir Müzesi olan 18. yüzyıl yapımı Barok bir binanın yanında gerçekleştirildi.
Libeskind’in binasının dışı çinko kaplı. Bina, içine girilebilen bir heykel gibi. Taban kesiti şimşek şeklinde. 5 katlı, on bin metrekarelik alanı kaplayan binayı, Davut yıldızının bozulmuş şekli olarak okuyorlar. Binanın içi labirent gibi. İçinde Soykırım Kulesi var. 20 metre yüksekliğindeki kuleye ağır, demir bir kapıdan giriliyor. Burası karanlık ve soğuk bir yer. 49 beton yükseltinin üzerine ağaç dikilmiş. Burası E. T. A Hoffman Bahçesi. Yahudilerin sürgünlerini sembolize ediyor. Soykırıma uğrayan Yahudilerin isimleri bir duvarda yazılı.
Müzeyi 2004 yılına kadar iki milyon kişi gezmişti.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

  • Müzeler kentlerin unutulmuş, terk edilmiş bölgelerine inşa edildiklerinde semtin mutenalaştırılmasına da (gentrification) katkıda bulunuyor. Birçok sanat müzesi, İspanya’da Bilbao Guggenheim Müzesi gibi, genellikle geri kalmış, gelişmemiş bölgelerin ekonomik canlılığı için birer katalizör olarak açılıyor.
  • Yeni müze binalarında en çok güncel sanat sergileniyor. Güncel sanatı güncel mekanda sergileme arzu edilen bir yöntem.
  • Ancak bu şartları yerine getiren dünya müzeleri yüksek fiyatla hizmet satmaya başlıyor; seçkin zevklere ve mutlu azınlığa hitap eder hale geliyor; kitlelerden, öğrencilerden kopuyor. Bizim ülkemizde çok şükür ki giriş ücretleri açısından durum bu değil.
  • Sergiler, belirli bir “okuma” şeklini destekleyecek biçimde organize edilir. Büyük sergiler medya çalışmaları ile desteklenir. Bazı sergilerin ziyaret edilmesi bir statü simgesine dönüşür.
  • Bienaller, adından da anlaşıldığı gibi, iki yılda bir düzenlenen etkinliklerdir. Bienal, çoğunlukla kültürel veya sanatsal faaliyetler için kullanılan bir terimdir. En eski bienal 1895′ten beri düzenlenen Venedik Bienali‘dir. Venedik Bienali gibi büyük ulular arası sanat etkinlikleri, sanatı ulusal bölmelerde sunar; dolayısıyla sergiyi sanatçıların ulusal kimliklerinden ayrıştırmak güçleşir.
Venedik Bienali’ndeki Finlandiya Pavyonu Alvar Aalto’nun (1898-1976) tasarımı. Bina, Uluslararası Modernizm tarzında prefabrik bir yapı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Venedik Bienali’ndeki Finlandiya Pavyonu Alvar Aalto’nun (1898-1976) tasarımı. Bina, Uluslararası Modernizm tarzında prefabrik bir yapı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu