Etiket arşivi: Yapıbozum

Çağdaş Sanata Varış 320|Çağdaş Dönemde Edebiyat 2

  • Çağdaş Dönem’de üst okuma perspektifi hayatımıza iyice dahil oldu. Üst okumanın içine psikoloji, sosyoloji ve felsefeye kadar pek çok disiplin giriyor. Metin, bu açılardan da yorumlanıyor.
  • Psikanalitik ve Marksist okuma gibi değişik derin okuma türleri ile her metin, sırlarla dolu ve her yönden okumaya açıktı; dolayısıyla Yapıbozum kaçınılmaz hale geliyordu. Bu durum eleştirmene ciddi bir otorite bahşetti. ABD’li sanat eleştirmeni, profesör ve filozof Arthur C. Danto (1924-2013) eleştirmenin yazarı gitgide daha gizli, her kelimesinden birkaç anlam çıkarılabilen eserler üretmeye zorladığı iddiasındadır.
  • Deleuze ve Guattari’nin göçebe düşünce ve dördüncü boyut kuramlarından (bakınız Çağdaş Sinema) etkilenen ABD’li şair Lawrence Ferlinghetti, dördüncü tekil kişi temasını geliştirdi.
Kanada’da her yıl farklı şehirlerde ve gece düzenlenen Nuit Blanche (Beyaz Gece) Sanat Festivali, yüzlerce Enstalasyona ev sahipliği yapar. 2016 yılında Toronto’da düzenlenen festivalde, İspanyol ışık sanatı kolektifi Luzinterruptus‘un yaptığı Literature vs. Traffic (Edebiyat Trafiğe Karşı) adlı Enstalasyon, en çok konuşulanlardan biri oldu. Luzinterruptus şehrin sokaklarında yaklaşık 10.000 kitaptan oluşan bir nehir yaratıyor ve bunları aydınlatıyor. Etkinliğin sonuna doğru da, ziyaretçilere diledikleri kitabı alıp evlerine götürebilecekleri söyleniyor. Enstalasyon, farklı şehirlerde, farklı ışıklandırmalarla tekrar ediliyor. Fotoğraf: www.nolm.us

Kanada’da her yıl farklı şehirlerde ve gece düzenlenen Nuit Blanche (Beyaz Gece) Sanat Festivali, yüzlerce Enstalasyona ev sahipliği yapar. 2016 yılında Toronto’da düzenlenen festivalde, İspanyol ışık sanatı kolektifi Luzinterruptus‘un yaptığı Literature vs. Traffic (Edebiyat Trafiğe Karşı) adlı Enstalasyon, en çok konuşulanlardan biri oldu.
Luzinterruptus şehrin sokaklarında yaklaşık 10.000 kitaptan oluşan bir nehir yaratıyor ve bunları aydınlatıyor. Etkinliğin sonuna doğru da, ziyaretçilere diledikleri kitabı alıp evlerine götürebilecekleri söyleniyor.
Enstalasyon, farklı şehirlerde, farklı ışıklandırmalarla tekrar ediliyor.
Fotoğraf: www.nolm.us

  • 2010 yılında yayınlanan Bring on the Books for Everybody: How Literary Culture Became Popular Culture adlı kitabında Jim Collins, görsel kültür, edebi kültür ve tüketici kültürünün yeni şekillerde iç içe geçmesinin, edebi deneyimi nasıl farklılaştırdığını açıklar. Collins’e göre, edebiyatın popüler ekran-tabanlı medyayla gittikçe daha çok işbirliğine gitmesi, onu canlı ve komünal bir eğlence formuna dönüştürür; baskı-tabanlı okumanın yalnız deneyimi, canlı bir çapraz-medya ve metinler arası bir sosyal etkinliğe dönüşmüştür.
  • Çağdaş edebiyat okuru edilgen durumdan çıkarır; onu karakter, olay, zaman ya da mekan ile ilgili birçok noktayı çözmeye davet eder. Çağdaş yazarlar okurun, eseri yorumlama ve anlamlandırma işine katılmasını gerekli gören eserler yazmışlardır. Kurmaca metindeki kişiler ve gerçeklik itibaridir; gerçeklikle ilişkisi, metin dışı, tarihsel, toplumsal, kültürel öğelerde aranmalıdır. Okur, kendi çabasıyla anlamı bütünlemesi ve keşfetmesi sonucunda kendisine bir çeşit estetik zevk sağlar. Kurmaca/edebî metinlerde, bazen metnin temel örgüsü, bazen metindeki  yaşamın toplumsal ve kültürel akışı, yazarın tarihsel konumu metnin somut anlamına ışık tutar.Edebî metin, yazarca önceden programlanmış bir iletidir. Bu ileti, kurmaca olmasıyla yoruma açık olmakla birlikte, yazarca işlenmiş metin içi örgüsü nedeniyle her alıcının ona aklına esen anlamı vermesine de izin vermez. Okur, okuma süreci boyunca, kendi kapasitesince metni yorumlar, yeniden yaratır. Ama her yeni yorum, yazarın  kurduğu metin örgüsü, bakış açısı ve tasvir ettiği ana çerçeve içinde kalır. Okurun öznel kapasitesi yükseldikçe metnin anlamı daha zengin hale gelir.Bu görüşe göre, edebiyat metninin durağan, kapalı bir yapısı yoktur, Okur tarafından okuma sürecinde üretilir. Okur da, metne sürekli bir şeyler katar. Yorumlar, edebiyat metni üzerine yapılan her söyleşide/okumada metne farklı boyutlar katar. (Konu, Edebiyat Biliminin Yöntemleri 2 adlı blog yazımızda, 12 Mart 2013 tarihinde daha kapsamlı ele alınmıştı.)
  • Jean Paul Sartre’ın Varoluşçuluğunun öznellik kuramı ile herkesin farklı görüşü, herkesin farklı deneyimi, farklı anlamlandırması ile ortak bir gerçeklikten söz edilemez oluşu ve gerçeklik tanımının olanaksız hale gelmesiyle 1960’larda başlayan; kurmacalığını hiç yadsımayan, okuyucuyu inandırmayı umursamayan; çok katmanlı okumalara açık; sembolik anlamları, metafor ve göndermeleri zengin; eleştirileri ve felsefesiyle derinlikli ama karakterleri özellikle derinleştirilmemiş; birey mitinin iflasını ilan eden; gerçekliğin canlandırmalarla çoğaltıldığı, çoğaltılırken çarpıtılıp yok edildiği bir ortamda yabancılaşmış, gerçeklik duygusunu yitirmiş kişilikleri barındıran; özüne dokunmamıza engel olan; deneysel; okuması zor; okurla arasında bir uzlaşma aramaktansa bir gerginlik yaratarak var olmayı seven romanlar Postmodern dönemde olduğu gibi Çağdaş Dönem’de de devam ediyor.

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 253|Çağdaş Sanat 1

  • Los Angeles Çağdaş Sanat Müzesi 1940 sonrasında yapılan eserleri,
    Londra’daki Tate Modern 1965 yılından sonra yapılan eserleri,
    Çağdaş Sanat tarihi uzmanı Kristine Stiles ve sanat tarihçi Peter Selz ise 1945 yılından itibaren üretilen eserleri “Çağdaş” olarak nitelerler.
  • Ancak Çağdaş Sanat çoğu zaman, 1990’ların başlarında ortaya çıkan bir şey olarak tanımlanır ve postkolonyal tartışmanın yükselişi, Modernizm anlatısı üzerindeki Avrupa-Amerika tekelinin kırılması veya Soğuk Savaş’ın son bulmasıyla ilişkilendirilir. Küreselleşme endüstrisinin 1989’dan sonra hız kazandığı da biliniyor.
  • 1989 yılı, Berlin Duvarı’nın yıkıldığı yıl, birçok kaynakta güncel/Çağdaş Sanat’ın başlangıç tarihi olarak gösterilir. 1990’ların Postfeminist veya üçüncü feminizm dalgası; Freud psikanalizinden Lacan psikanalizine, Kristeva’ya kayış;  tekno-bedenler; parçalılık; mekan meselesinin sanallığa, siber uzaya doğru genişlemesi; siborglar Çağdaş Sanat’ın dinamikleri arasında yer alan unsurlardan bazılarıdır.
  • Postmodernite tartışmaları yerini küreselleşme arayışlarına bırakırken toplumsal ve sanatsal açılımlar başta kimlik olmak üzere, aidiyet, farklılık, bellek, beden, kent, (eş)cinsellik gibi kavramları yeniden yorumlayıp üretmeye başladı.
  • Jean Baudrillard, kültürün de artık metalar olarak üretildiğini ve kültürün artık bir sınıfın kodlanmış değerlerinin yansıması olmadığını, aksine, bütün toplumsal kurumların katıldığı, her birisinin pay sahibi olduğu bir alan olduğunu söyler. Dolayısıyla kültür olgusu, toplumun geçirdiği değişimlerden etkilenerek gitgide farklılaşacaktır.
1987 İstanbul doğumlu sanatçı Emir Tomaç’a ait bir fotoğraf. Fotoğraf: Sanat Karavanı

1987 İstanbul doğumlu sanatçı Emir Tomaç’a ait bir fotoğraf.
Fotoğraf: Sanat Karavanı

  • Çağdaş sanatçıların hepsi  yapıtlarını üretirken en yeni teknolojiyi kullanmıyorsa da çoğu, teknolojinin yönetsel bir araç olduğunu kabul ediyor.
  • Çağdaş Sanat’ta tekrar gündeme gelen fikirler ve araçlar da söz konusudur. Özellikle din ve siyaset alanındaki tabulaşmış konular sanat alanındaki bazı çalışmaların ana temalarıdır. Sanatçıların aktivist bir gruba üye olmaları sıkça rastlanan bir durumdur.
  • Çağdaş Sanat yapıtının başarılı veya başarısız bulunma kriteri, diğer çağlarda uygulanan kriterlerle aynıdır: Yapıt akla ilginç sorular getiriyor mu? Malzemesi, biçimsel ve kavramsal ögeleri birbiriyle etkin bir ilişki içinde mi? Yapıt, başarması hedeflenen şeyi başarıyor mu? gibi.
  • Estetik yabancılaşmadan uzaklaşırken kültüre daha fazla entegre olan güncel sanatı “Çağdaş” diye tanımlamak genelde kabul görür. Devrimci tasarıların yerini alan deneycilik ile özdeşleştirilir.
  • Çağdaş Sanat, sanat fikrini sorgular. Kavramları araç olarak kullanır. Kavramların fiziki bir obje ile tanımlanması gerekmediğinden, geleneksel araçlar ve obje kullanımı da gereksizdir. Fikirler ve bilgi, yazılı teklifler, raporlar, fotoğraflar, grafikler, dokümanlar, haritalar, film, video ve hepsinin üzerinde dilin kendisi ile ifade edilebilir.
  • Çağdaş Dönem, kültür sektörünün Yapıbozum, postkolonyal eleştiri, post Marksizm, toplumsal aktivizm, Psikanalitik teori gibi trendlerin temellendiği kamusal alan işlevi görür. Çağdaş Sanat ortamları, sol düşüncenin kamusal söylem olarak hala dolaşımda olduğu birkaç alandan biridir, denebilir.
  • Çağdaş Sanat dönemi ile sanatlar arasında yeni bir kesişme ve deney alanı açıldı: Artık müzik yerine ses sanatı, şiir yerine dil sanatı, inşa yerine an-arkitektür, tiyatro yerine Performans Sanatı vardı.
  • Melezleşme sürecinin en önemli aşamalarından birisi Vücut Sanatı’dır. Gövdeyi iktidarın “kullanabileceği” ve bu yetkinin sadece devletin elinde bulunduğu; kurulu sistemin eğitim, sağlık, hapishane, cinsellik, askerlik aşamalarındaki gövdeye dönük her türden yaklaşım siyasaldır. Bu, öznenin nesneye dönüştürülmesi ve özneyi sahiplenenin özneye yabancılaştırılmasını öngören bir anlayıştır. Çağdaş Dönem’de gövdeye dönük her yaklaşım, sistemi eleştirmeyi içerir. Gövdeye dönük bir yorum, bellek, kimlik, aidiyet, mekan gibi alanlara bir gönderme ve bu olguların sorgulanması; ırkçılık, yoksulluk, ayrımcılık gibi siyasallaşma düzlemleri de Vücut Sanatı’nda içerilir.
  • Kamusal alan-özel alan ayrışması da aynı başlık altında değerlendirilir. Kamusal alan iktidarın denetimindedir. Gövde, kamusal ile özel alanın kesiştiği noktada yer alır. Gövdenin iktidarı kendi dışında tutmak istemesi, hegemonyanın egemenlik alanını daraltmak anlamına gelir.

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 139| Postmodern Düşünürler 1 Roland Barthes

ROLAND BARTHES
(1915-1980)

20. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da eşine az rastlanır türden entelektüel bir canlılık yaşandı. Çağın sorunlarını farklı, hatta bazen birbirine karşıt kavramlarla ele alıp çözmeye uğraşan çok sayıda felsefi girişim oldu. 1968 yılı sonrasında Fransa’da ortaya çıkan politik ve toplumsal sorunların ışığında düşünce ortamı yeşermiş, tüm bu tartışmalardaki merkezi sorun, kapitalizmin toplumsal gerilim ve çelişkileri işleyerek nasıl bir denetim mekanizması geliştirdiğini ortaya koymak olmuştu. Kapitalizmin kodsuzlaştırıcı ve yersizyurtsuzlaştırıcı etkisi ile insani varoluşu paranın mantığına indirgediği; bu indirgemenin akılcılığı devreye sokarak yersiz yurtsuz kılınmış akışları yeniden konumlandırdığı, yeryurt sahibi kıldığı; yeniden yeryurtlanma yoluyla nasıl kendine özgü bir denetim mekanizmasını devreye soktuğunu analiz etmek ana gaye olmuştu.

 

Fotoğraf:www.okumakayricaliktir.net-

Fotoğraf:www.okumakayricaliktir.net-

  • Göstergebilimin ve metin kuramının en büyük temsilcisi sayılan Roland Barthes (1915-1980), çevremizin anlamlarla dolu olduğunu ve göstergebilimcinin o anlamları sezinleyebildiğini, kavrayabildiğini söyler.
  • Eyfel Kulesi’nin sanayinin, turizmin, bilimin ve sanatın simgesi olduğunu; hem Paris’i kollayan ve ayakları altında tutan bir kadın; hem de tartışmasız bir fallus olduğunu söyler. Eyfel Kulesi gibi, bir gösteren karşıtlıkları tek başına taşıyabiliyorsa, dil de bunu başarabilir, der.
  • Sanat ürünlerinin bilgilendirme ya da iletişim amacıyla hazırlanan ürünlerden farklı olmadığını, eser hakkındaki sanatçının yorumunun diğerlerininkinden üstün olmadığını söyler. Bütün göstergelerde anlamın rastlantısal olduğunu; yazılı veya görsel bir ürünün anlamının onu algılayan özne tarafından verildiğini öne sürer. Özne, nesneyi belirler ve onu belirlerken kendini de tanımlamış olur, diye ekler. Eserin yaratıcısının başkalarının bu esere yükleyeceği yorumları kontrol edemeyeceğini belirtir.
  • Dilin ve söylemin iktidarını reddeder.
  • Parçalı anlatımı sever, kimi zaman Marksçı, kimi zaman Sartrecı olan, edebiyatın öldüğüne inanan, yazmaktan vazgeçemeyen, birbiriyle sürekli çelişen düşünceleri olan bir kuramcıdır.
  • Entelektüelin yalnızca iktidara karşı değil, dil dahil her yerde olan iktidarlara karşı olduğunu vurgular. İletişim kurmak boyun eğdirme ise dilin yönetme olduğunu savunur.
  • Dil, ortaya konduğu anda iktidarın alanına girer, der. Düşünüre göre, iktidar dışı dil edebiyattır. Edebiyatın bu gücü üç özelliğinden ileri gelir: mathesis (öğrenme), mimesis (taklit) ve semiosis (gösterge). Yani edebiyat bilgiyi üstlenir ve onu sürekli akış içine bırakır; gerçekle gerçek olmayan arasındaki bağı canlandırarak gerçeğe ayak direr; ve göstergebilimin konusu içine girer, tüm göstergeleri Yapıbozuma uğratır. Edebiyat ve göstergebilim birbirlerini düzeltmek için birleşirler.
  • 1967 yılında Fransız kuramcı Roland Barthes yazarın ölümünü ilan etmiştir. Barthes bunu edebi metinler için söylemiş olsa da, görsel sanatlar da benzer bir şekilde incelenebilir. Barthes bir bakışın diğerinden daha üstün olamayacağını öne sürer.
  • Bazı Modernist eleştirmenler, bu görüşü kültürel otorite krizi olarak değerlendirerek bunun kötü zevk ve kitsch için yeşil ışık yaktığını savunur. Ama aynı zamanda nesnelerin, fikirlerin ve imajların daha geniş bir biçimde paylaşılması için daha erişilebilir kılınması olarak da görülebilir.
  • Barthes, bir kitabın başka kitaplara, metinlere, cümlelere yapılan göndermelerden oluşan bir sistem olduğunu söyleyen Foucault’nun tarifini metinlerarasılık olarak adlandırır. Bir fikir ne kadar orijinal görünürse görünsün, başka sanat eserlerinin bilgi ve deneyimiyle yaratıldığını savunur. Barthes’a göre metin, kültürün sayısız merkezinden yapılan alıntılardan oluşan bir dokudur. Bu, hem sanatçı hem de izleyici için geçerlidir. Çünkü izleyici bir sanat eserini yalnızca daha önce görmüş olduğu şeylerin ışığında okuyabilir. Barthes’a göre, izleyici tabloya anlam katar; eser, izleyicinin ona bakarken düşündüğü şey hakkındadır. Sanatçı yorumu yönlendirebilir ama tepkileri değiştiremez. Her eseri kendi bilgi ve deneyimimiz ışığında yorumlarız, bu da bizi anlamın nihai belirleyicisi yapar.
  • Metinlerarasılık, okuyucuların okumasına ve metinlerin üretilmesine olanak tanıyan yapısal bir özelliktir. Barthes’a göre bir metin atıflar, göndermeler, yansımalar, kültürel dillerle iç içe geçtiği için anlam kazanır. Barthes’ın karşı çıktığı şey, fikirlerin sanki hiçbir yerden gelmiyormuş gibi, kendiliğinden yazarın zihninde oluştuğunu ve daha sonra sözcüklere veya başka işaretlere dönüştüğünü öngören bakıştır.
  • Bir Shakespeare oyununun, ilk kez sahnelendiği zamankiyle günümüzde tamamen aynı anlama geldiğini savunamayacağımızı belirtir.
  • Barthes, fikirlerin bir sanatçının kullandığı dilden bağımsız olmadığını savunmuştur. Sanat eserlerinin ilettiği fikirler, aldıkları formdan bağımsız olamaz.
  • İşaretleri okumayı öğreniriz ve işaretler imajı üretirler. Bir kişinin davranışları ve giysileri bireyselliği ifade etmez, onu oluşturur. Anlam uygun işaretler aracılığıyla ortaya çıkar, çünkü kültürümüz onları belirli şekillerde kodlamıştır. Eserde de konuşan sanatçı değil, bütün kültürdür. İşaret, anlamdır.
  • Barthes, metnin birliğinin yazarda değil, okurda oluştuğunu söyler. “Bir edebiyat eserinin anlamı metnin içinde hazır olarak bulunmaz, metindeki bazı ipuçlarına göre okur tarafından, okuma sürecinde yavaş yavaş kurulur” ilkesi öne çıkar.
  • Barthes’ın yazarı öldürmesi, 1940’larda ve 1950’lerde Yeni Eleştiri adıyla bilinen edebiyat okulu ile ortak bir nokta taşır. Yeni Eleştirmenler de yazarın anlamının, metnin gerçek anlamı olarak anlaşılmasına karşı çıkmıştır. Yazarın niyetleri, inceleme ve değerlendirme için bir rehber değildir.