Etiket arşivi: yapı

Çağdaş Sanata Varış 300|Çağdaş Mimarlık 4

Yahudi Müzesi, 2001, Berlin, Almanya. Burası, Yahudilerin Almanya’daki 2000 yıllık yaşamını betimlemeyi hedefleyen bir müze. Mimarı, Daniel Libeskind (1946-). Yapısökümcü bu proje, önceden Batı Berlin Şehir Müzesi olan 18. yüzyıl yapımı Barok bir binanın yanında gerçekleştirildi. Libeskind’in binasının dışı çinko kaplı. Bina, içine girilebilen bir heykel gibi. Taban kesiti şimşek şeklinde. Beş katlı, on bin metrekarelik alanı kaplayan binayı, Davut yıldızının bozulmuş şekli olarak okuyorlar. Binanın içi labirent gibi. İçinde Soykırım Kulesi var. 20 metre yüksekliğindeki kuleye ağır, demir bir kapıdan giriliyor. Burası karanlık ve soğuk bir yer. 49 beton yükseltinin üzerine ağaç dikilmiş. Burası E. T. A Hoffman Bahçesi. Müze bir başyapıt olarak kabul ediliyor.  Uçan kirişlerin, yamuk döşeme ve duvarların mimarlığı, yitirenlerin, kaybedenlerin mimarlığıdır, deniyor.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

Yahudi Müzesi, 2001, Berlin, Almanya.
Burası, Yahudilerin Almanya’daki 2000 yıllık yaşamını betimlemeyi hedefleyen bir müze. Mimarı, Daniel Libeskind (1946-).
Yapısökümcü bu proje, önceden Batı Berlin Şehir Müzesi olan 18. yüzyıl yapımı Barok bir binanın yanında gerçekleştirildi.
Libeskind’in binasının dışı çinko kaplı. Bina, içine girilebilen bir heykel gibi. Taban kesiti şimşek şeklinde. Beş katlı, on bin metrekarelik alanı kaplayan binayı, Davut yıldızının bozulmuş şekli olarak okuyorlar. Binanın içi labirent gibi. İçinde Soykırım Kulesi var. 20 metre yüksekliğindeki kuleye ağır, demir bir kapıdan giriliyor. Burası karanlık ve soğuk bir yer. 49 beton yükseltinin üzerine ağaç dikilmiş. Burası E. T. A Hoffman Bahçesi. Müze bir başyapıt olarak kabul ediliyor.
Uçan kirişlerin, yamuk döşeme ve duvarların mimarlığı, yitirenlerin, kaybedenlerin mimarlığıdır, deniyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

  • Ön cephesi camdan yapılan binalar normal olarak çok büyük miktarda enerji tüketirler, çünkü sera gibi ısıyı içlerinde topladıklarından ısınırlar ve serinlemek için havalandırma sistemlerini çalıştırırlar. Renzo Piano’nun (1937-) New York’taki NY Times binası için yaptığı tasarımda yerden çatıya kadar uzanan, seramik çubuklardan yapılmış bir ikinci cephe oluşturularak, doğrudan gelen ışığın emilimi önlenmiş. Bir gölgelendirme sistemi, güneşin konumundan ve geniş bir sensör ağından yararlanarak tenteleri otomatik olarak indiriyor veya kaldırıyor. Böylece aşırı ışığı engelliyor. Gölgelendirme sistemi ile ışıklandırma sistemi arasında kurulan bağlantı sayesinde gün ışığının yetersiz ışıkta da kullanılması sağlanmış oluyor. Elektrikle aydınlanma sadece destek gerektiğinde devreye giriyor. Sabahları daha soğuk olan hava binanın içine çekilerek gün boyu kullanılıyor.
  • Gökdelenlerde iç sıcaklık, dış sıcaklık, binanın yapısı, güneşin açısı, binanın ısı ve enerji üretim sistemlerinin dışarıya verdiği ısı çıktısı gibi çok sayıda değişken aynı anda izlenip, optimum düzey tutturulmaya çalışılıyor.
2009-2015 yılları arasında Malta’nın başkenti Valletta’da İtalyan çok ödüllü mimar Renzo Piano’nun gerçekleştirdiği proje dört bölümden oluşuyordu: şehrin giriş kapısı, şehir surlarının hemen dışı ve peyzajı, eski operanın yıkıntıları arasına açık hava tiyatrosu ve yeni parlamento binası.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2009-2015 yılları arasında Malta’nın başkenti Valletta’da İtalyan çok ödüllü mimar Renzo Piano’nun gerçekleştirdiği proje dört bölümden oluşuyordu: şehrin giriş kapısı, şehir surlarının hemen dışı ve peyzajı, eski operanın yıkıntıları arasına açık hava tiyatrosu ve yeni parlamento binası.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yeni Parlamento binasının zemin katı şehirdeki kültürel aktivitelerin yer alabileceği, çoklu ortam hizmeti verilebilen şekilde tasarlanmış. Bu aktivitelerin yapıya canlılık katacağı düşünülmüş. Burası geçici veya daimi sergiler için ideal bir mekan. Bu bölüm binanın dışından da görülebildiği için şehrin girişinde kültürel bir alan oluşturuyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yeni Parlamento binasının zemin katı şehirdeki kültürel aktivitelerin yer alabileceği, çoklu ortam hizmeti verilebilen şekilde tasarlanmış. Bu aktivitelerin yapıya canlılık katacağı düşünülmüş. Burası geçici veya daimi sergiler için ideal bir mekan. Bu bölüm binanın dışından da görülebildiği için şehrin girişinde kültürel bir alan oluşturuyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İki bloktan oluşan Parlamento’nun görünümünü hafifletmek ve mevcut yola uygunluk açısından bina oldukça ince sütunlar üzerinde yükseliyor. Bloklardan birinde parlamento, diğerinde ise parlamento üyelerinin ve başbakanın ofisleri bulunuyor. Cephe masif taş ile kaplı. Cephedeki taş çıkıntılar güneşin yönü göz önüne alınarak şekillendirilmiş. Güneş ışınlarını filtrelerken gün ışığını içeri alıyor. Bu parçaların her biri, makine ile yontulmuş. Şehrin tarihi yapısına ters düşmeyen ama en son teknolojiden de istifade eden bir yapı ortaya konmuş. Binanın taş olması sıcaktan korunma ve doğal havalandırma için tercih edilmiş. Ayrıca kullanılan taş, Malta kalkeri, tarihi binalarda da kullanılmış olduğu için yeni Parlamento binası çevre ile tamamen uyumlu olmuş. Taş ayrıca jeotermal ısı transferi için tercih edilmiş: 140 m derine, deniz seviyesinin 100 m altına inen 40 adet jeotermal kuyu yapılmış. Ayrıca, çatı güneş panelleri ile kaplanmış. Alınan bu önlemlerle bina kışın ısınma için gerekli enerjinin %80’ini, yazın soğutma için gerekli enerjinin %60’ını kendisi üretiyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İki bloktan oluşan Parlamento’nun görünümünü hafifletmek ve mevcut yola uygunluk açısından bina oldukça ince sütunlar üzerinde yükseliyor. Bloklardan birinde parlamento, diğerinde ise parlamento üyelerinin ve başbakanın ofisleri bulunuyor. Cephe masif taş ile kaplı. Cephedeki taş çıkıntılar güneşin yönü göz önüne alınarak şekillendirilmiş. Güneş ışınlarını filtrelerken gün ışığını içeri alıyor. Bu parçaların her biri, makine ile yontulmuş. Şehrin tarihi yapısına ters düşmeyen ama en son teknolojiden de istifade eden bir yapı ortaya konmuş.
Binanın taş olması sıcaktan korunma ve doğal havalandırma için tercih edilmiş. Ayrıca kullanılan taş, Malta kalkeri, tarihi binalarda da kullanılmış olduğu için yeni Parlamento binası çevre ile tamamen uyumlu olmuş. Taş ayrıca jeotermal ısı transferi için tercih edilmiş: 140 m derine, deniz seviyesinin 100 m altına inen 40 adet jeotermal kuyu yapılmış. Ayrıca, çatı güneş panelleri ile kaplanmış. Alınan bu önlemlerle bina kışın ısınma için gerekli enerjinin %80’ini, yazın soğutma için gerekli enerjinin %60’ını kendisi üretiyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Çağdaş Sanata Varış 299|Çağdaş Mimarlık 3

Dans Eden Ev/Dancing House, Prag, Çek Cumhuriyeti. 1895 yılında Yeni Rönesans tarzında yapılan bina 1945 yılında yanlışlıkla ABD uçakları tarafından bombalanmış ve yeri uzun zaman boş kalmış. 1989’daki devrimden sonra dikkat çekici bir köşe tasarlanmasına karar verilmiş. Proje önce Hırvat ve Çek kökenli bir mimar olan Vlado Milunic ile 1992 yılında başlamış. Daha sonra Kanada kökenli ünlü mimar Frank Gehry projeye dahil olmuş. İlk tasarlanan silindir binayı fazla erkeksi bulan Gehry, onun yanına yumuşak hatlı bir kadın silueti eklemiş. Gehry, binaya Fred & Ginger adını vermeyi düşünmüş ama bu fikrinden vazgeçmiştir. Fakat Dancing House yine de Fred & Ginger adıyla da bilinir.  Yapının, şehrin tarihi ve mimari dokusuna uygun olmadığını söyleyip karşı çıkanlar çok olmuştur ama bina, Prag’ın sembollerinden biri haline gelmiştir. Mimarlar ise binayı Yeni Barok olarak adlandırmışlardır. Farklı tarzıyla dikkat çeken bu yapı, uluslararası şirketlerin ofisleri olarak kullanılmakta, çatı katında bir restoran bulunmaktadır.  Gehry, bir teknolojiyi bir başkasıyla mantığa aykırı bir biçimde yan yana getirerek eski bağlılıklar ve tutarlılıklarla alay etmeyi sever: Geleneksel biçimlerin komik çözülmesi, bozuşturma ve çarpıtma aracılığıyla komikleştirilir.  Gehry, ikonik yapıları, kendine has estetik anlayışı, tasarıma kazandırdığı yeni ifade biçimi, kullanılan materyaller konusundaki yeni arayışları, şehirleşmedeki sosyal ve kültürel rolü ile mimarinin önde gelen simalarından biridir. Fotoğraf:www.3oda1salon.net

Dans Eden Ev/Dancing House, Prag, Çek Cumhuriyeti.
1895 yılında Yeni Rönesans tarzında yapılan bina 1945 yılında yanlışlıkla ABD uçakları tarafından bombalanmış ve yeri uzun zaman boş kalmış. 1989’daki devrimden sonra dikkat çekici bir köşe tasarlanmasına karar verilmiş. Proje önce Hırvat ve Çek kökenli bir mimar olan Vlado Milunic ile 1992 yılında başlamış. Daha sonra Kanada kökenli ünlü mimar Frank Gehry projeye dahil olmuş. İlk tasarlanan silindir binayı fazla erkeksi bulan Gehry, onun yanına yumuşak hatlı bir kadın silueti eklemiş. Gehry, binaya Fred & Ginger adını vermeyi düşünmüş ama bu fikrinden vazgeçmiştir. Fakat Dancing House yine de Fred & Ginger adıyla da bilinir.
Yapının, şehrin tarihi ve mimari dokusuna uygun olmadığını söyleyip karşı çıkanlar çok olmuştur ama bina, Prag’ın sembollerinden biri haline gelmiştir. Mimarlar ise binayı Yeni Barok olarak adlandırmışlardır.
Farklı tarzıyla dikkat çeken bu yapı, uluslararası şirketlerin ofisleri olarak kullanılmakta, çatı katında bir restoran bulunmaktadır.
Gehry, bir teknolojiyi bir başkasıyla mantığa aykırı bir biçimde yan yana getirerek eski bağlılıklar ve tutarlılıklarla alay etmeyi sever: Geleneksel biçimlerin komik çözülmesi, bozuşturma ve çarpıtma aracılığıyla komikleştirilir.
Gehry, ikonik yapıları, kendine has estetik anlayışı, tasarıma kazandırdığı yeni ifade biçimi, kullanılan materyaller konusundaki yeni arayışları, şehirleşmedeki sosyal ve kültürel rolü ile mimarinin önde gelen simalarından biridir.
Fotoğraf:www.3oda1salon.net

Haydar Aliyev Kültür Merkezi, Zaha Hadid, Bakü, Azerbaycan. Fotoğraf:www.archdaily.com/ Image © Hufton+Crow

Haydar Aliyev Kültür Merkezi, Zaha Hadid, Bakü, Azerbaycan.
Fotoğraf:www.archdaily.com/ Image © Hufton+Crow

Galaxy SOHO, Zaha Hadid, Beijing, Çin. Fotoğraf:www.dezeen.com

Galaxy SOHO, Zaha Hadid, Beijing, Çin.
Fotoğraf:www.dezeen.com

  • Irak asıllı İngiliz vatandaşı Zaha Hadid (1950-2016) küreselleşmeyi savunan bir mimardı. Bilgisayar destekli, parçalı geometriler içeren kıvrımlı, dekonstrüktif tasarımları neo-fütüristik olarak adlandırılıyordu. Çalışmaları, çağdaş özgür düşüncenin kalıpları, üslupları reddeden çoğulculuk anlayışına uygun bulunmuştu. Roma’daki MAXXI Müzesi, Bakü’deki Haydar Aliyev Kültür Merkezi, Dubai Operası, Guanzhou Opera Binası, 2020 Tokyo Olimpiyatları için uzay gemisi biçiminde tasarladığı stadyum, İstanbul’da Kartal’ın dönüşümü için açılan yarışmada birinci olan Sanayi Bölgesinde Merkezi İş Alanları Projesi projelerinden bazıları.
Zaha Hadid, İngiltere Kraliyet Enstitüsü RIBA’nın altın madalyasını (the Stirling Prize) tek başına kazanan ilk kadın mimar olmuştu. Daha önce bu ödülü kazanan kadın mimarlar olmuştu ama onlar bir mimarlık ekibinin içinde yer almışlardı. Londra’da, Brixton’daki Evelyn Grace Academy, 2011 yılında Zaha Hadid’e altın madalya kazandıran proje olmuştu. Fotoğraf:www.wintech-group.co.uk

Zaha Hadid, İngiltere Kraliyet Enstitüsü RIBA’nın altın madalyasını (the Stirling Prize) tek başına kazanan ilk kadın mimar olmuştu. Daha önce bu ödülü kazanan kadın mimarlar olmuştu ama onlar bir mimarlık ekibinin içinde yer almışlardı.
Londra’da, Brixton’daki Evelyn Grace Academy, 2011 yılında Zaha Hadid’e altın madalya kazandıran proje olmuştu.
Fotoğraf:www.wintech-group.co.uk

Zaha Hadid’in Cincinnati Contemporary Arts Center (2003) projesi, Mies van der Rohe’nin Berlin’de 1926’da yaptığı Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht Anıtı projesinin yeni yorumudur, deniyor. Fotoğraf: www.postpost.co

Zaha Hadid’in Cincinnati Contemporary Arts Center (2003) projesi, Mies van der Rohe’nin Berlin’de 1926’da yaptığı Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht Anıtı projesinin yeni yorumudur, deniyor.
Fotoğraf: www.postpost.co

Zaha Hadid’in kendi adını taşıyan bir tasarım galerisi de vardı. Zephyr adını verdiği kanepenin tasarımında, kayaların yıllar içinde rüzgarla edindiği doğal formlardan ilham aldığını söylediği ürün, tek veya çoğaltılarak kullanılabilecek şekilde düşünülmüş. Fotoğraf: Zaha Hadid Design

Zaha Hadid’in kendi adını taşıyan bir tasarım galerisi de vardı. Zephyr adını verdiği kanepenin tasarımında, kayaların yıllar içinde rüzgarla edindiği doğal formlardan ilham aldığını söylediği ürün, tek veya çoğaltılarak kullanılabilecek şekilde düşünülmüş.
Fotoğraf: Zaha Hadid Design

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 297|Çağdaş Mimarlık 1

  • “Batı’da en yüksek binanın hangisi olduğuna bakarak bir topluma karakterini neyin verdiğini söylemek mümkündür. Bir Ortaçağ kentinde en yüksek bina katedraldir. 18. yüzyıl kentinde en yüksek bina saraydır. Modern bir şehirde ise en yüksek yerler ekonominin merkezleri olan ofis binalarıdır” der karşılaştırmalı mitoloji ve din alanlarında çalışmış olan Joseph Campbell (1904-1987).
  • İleri teknoloji mimarlığı daha önce hiç görülmemiş malzemeleri kullanmaya çabalar; yabancı, tanıdık olmayan oranlar üretir. “Büyüleyici başkalık” önemsenir.
  • Çağdaş Dönem, “yıldız mimar”ların, starchitect’lerin ve akıllı binaların çağıdır.
Reichstag, Berlin, Almanya. 1894 yılında yapımı tamamlanan Neo-Barok bina 1933 yılına kadar İmparatorluğun ve Weimar Cumhuriyeti’nin parlamento binasıydı. Büyük cam bir kubbesi vardı. İkinci Dünya Savaşı’nda çok zarar görmüş olan kubbe 1954’te kaldırıldı. Berlin Duvarı’nın Batı kısmında kalmıştı ve Duvar hemen yakınından geçmekteydi. 1972’den itibaren Bundestag’ın ( Lower House of Parliament – Yasama Organı Meclisi ) Berlin ofisi ve kongre merkezi olarak kullanıldı. 1990’da birleşmiş Almanya’nın ilk Bundestag toplantısı burada yapıldı. 1991’de ise Berlin’in yeniden başkent olması kararlaştırılınca binanın tüm Almanya’nın parlamento binası olmasına karar verildi. Başkentin Bonn’dan Berlin’e taşınma kararı 338 evet, 320 hayır oyu ile alındı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Reichstag, Berlin, Almanya.
1894 yılında yapımı tamamlanan Neo-Barok bina 1933 yılına kadar İmparatorluğun ve Weimar Cumhuriyeti’nin parlamento binasıydı. Büyük cam bir kubbesi vardı. İkinci Dünya Savaşı’nda çok zarar görmüş olan kubbe 1954’te kaldırıldı. Berlin Duvarı’nın Batı kısmında kalmıştı ve Duvar hemen yakınından geçmekteydi. 1972’den itibaren Bundestag’ın ( Lower House of Parliament – Yasama Organı Meclisi ) Berlin ofisi ve kongre merkezi olarak kullanıldı. 1990’da birleşmiş Almanya’nın ilk Bundestag toplantısı burada yapıldı. 1991’de ise Berlin’in yeniden başkent olması kararlaştırılınca binanın tüm Almanya’nın parlamento binası olmasına karar verildi. Başkentin Bonn’dan Berlin’e taşınma kararı 338 evet, 320 hayır oyu ile alındı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Reichstag binasının yeniden yapımı için yarışma 1992’de açıldı. 1993’te üç mimari proje yarışmayı kazandı. Hiçbirinin mimarı Alman değildi. Council of Elders, Norman Foster’ın projesinin uygulanmasına karar verdi. Aynı kurul, 1994 yılında Reichstag binasının kubbesi olması gerektiğine karar verdi ki bu, Foster’ın projesinde yoktu, birinci gelen projelerden biri olan Santiago Calatrava’nın projesinde vardı. Tarihi Reichstag binasının dışı bırakıldı, tüm içi yıkıldı. 1999’da parlamento Bonn’dan Berlin’e taşındı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Reichstag binasının yeniden yapımı için yarışma 1992’de açıldı. 1993’te üç mimari proje yarışmayı kazandı. Hiçbirinin mimarı Alman değildi. Council of Elders, Norman Foster’ın projesinin uygulanmasına karar verdi. Aynı kurul, 1994 yılında Reichstag binasının kubbesi olması gerektiğine karar verdi ki bu, Foster’ın projesinde yoktu, birinci gelen projelerden biri olan Santiago Calatrava’nın projesinde vardı. Tarihi Reichstag binasının dışı bırakıldı, tüm içi yıkıldı. 1999’da parlamento Bonn’dan Berlin’e taşındı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Reichstag kubbesinin içinde tabanda yer alan camlardan toplantı salonunu izlemek mümkün. Konideki açılı aynalardan gün ışığı yansıyarak binanın elektrik kullanım ihtiyacını azaltıyor. Koni aynı zamanda kirli havanın toplantı salonundan dışarı atılmasını sağlıyor. Tarihi binada da mevcut olan büyük borularla toplantı salonunun altından temiz hava veriliyor. Temiz hava taban döşemesinde filtre edilerek salona giriyor. Binanın ısıtması rapiska yağından üretilen biyolojik dizel ile yapılıyor. Cam kubbenin tepesi açık, koniden gelen kirli hava buradan tahliye ediliyor. Fonksiyon ile teknolojiyi birleştiren bir akıllı bina örneği. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Reichstag kubbesinin içinde tabanda yer alan camlardan toplantı salonunu izlemek mümkün. Konideki açılı aynalardan gün ışığı yansıyarak binanın elektrik kullanım ihtiyacını azaltıyor. Koni aynı zamanda kirli havanın toplantı salonundan dışarı atılmasını sağlıyor. Tarihi binada da mevcut olan büyük borularla toplantı salonunun altından temiz hava veriliyor. Temiz hava taban döşemesinde filtre edilerek salona giriyor. Binanın ısıtması rapiska yağından üretilen biyolojik dizel ile yapılıyor. Cam kubbenin tepesi açık, koniden gelen kirli hava buradan tahliye ediliyor. Fonksiyon ile teknolojiyi birleştiren bir akıllı bina örneği.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berlin’in yeni binaları arasında yer alan 26 katlı, cam cepheli Sony Center 103 m. yüksekliği ile Potsdamer Platz’ın en yüksek binası.  Mimarı, ABD’ye yerleşmiş, cam ve çelik mimarisinde usta, Almanya’da pek çok eseri bulunan bir Alman, Helmut Jahn. Yerine yapıldığı 1911’in lüks oteli Esplanade’ın iki odası da yeni bina ile bütünleşmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berlin’in yeni binaları arasında yer alan 26 katlı, cam cepheli Sony Center 103 m. yüksekliği ile Potsdamer Platz’ın en yüksek binası. Mimarı, ABD’ye yerleşmiş, cam ve çelik mimarisinde usta, Almanya’da pek çok eseri bulunan bir Alman, Helmut Jahn.
Yerine yapıldığı 1911’in lüks oteli Esplanade’ın iki odası da yeni bina ile bütünleşmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sony Center’ın, oval,  tenteye benzeyen cam çatısı çelik halat ve direklerle inşa edilmiş, plazanın üzerinde dalgalanıyormuş hissi veren bir mühendislik harikası. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sony Center’ın, oval, tenteye benzeyen cam çatısı çelik halat ve direklerle inşa edilmiş, plazanın üzerinde dalgalanıyormuş hissi veren bir mühendislik harikası.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Çağdaş Sanata Varış 125| Postmodern Düşüncenin Evrimi 2 Gösterge, Göstergebilim, Yapısalcılık ve Saussure ile Peirce

  • Nesnellik, yapılan deney ya da araştırmanın başka birisi tarafından yinelendiğinde, benzer koşullarda, aynı neticeyi vermesidir ve bu koşula izlenebilirlik denir.
  • Gösterge, anlamla biçimin, gösterenle gösterilenin kaynaşmasından meydana gelen birimdir.
  • Gösterge o şeyin kendisi değildir, bize bir mesaj iletir, bir şeyi çağrıştırır, bir yorum yapmamızı sağlar. Bunun için bir önbilgiye sahip olmamız gerekir.
  • Sözcükler, davranış kalıpları birer göstergedir.
  • Selamlaşma, çeşitli göstergeleri kapsar. Bu göstergelerin tümü bir arada bir dizge, bir sistem oluşturur.
  • Göstergeler zaman içinde farklılaşabilir. Kaybolabileceği gibi değeri de değişebilir. Gösterge, kendisini oluşturan dinamiklerden bağımsız düşünülemez.
  • Göstergebilim:
    * Dizgelerin nasıl ve niçin oluştuğunu inceler.
    *Her türlü göstergeyi ve dizgeyi araştırır.
    *Nesnellik de görece midir ve nesnel olmak neden bu kadar zordur, sorusunu sorar.
    *Dünyayı göstergeler aracılığıyla algıladığımızı açıklar.
    *İnsan, temelinde bilgi yatan iki büyük dizge (doğa ve kültür) ile kuşatılmıştır. Göstergebilim, temelde kültür dizgelerini araştırır.
    *Bilinçli bilgi birikimine kültür deriz. Göstergebilim, kültürün en önemli bileşenini, iletişimi, araştırır.
  • Göstergebilim’e Semiotik veya Semiyoloji de denir.
Bu Bir Pipo Depildir, René Magritte, 1928-9. Göstergenin kendisi o şey olmadığı halde, o şeyi çağrıştıran bir birim olduğunu, Fatma Erkman-Akerson’a göre, en iyi Magritte’in resimleri gösteriyor. Bu gerçekten de bir pipo değil, pipo çağrışımı yapan bir görüntü. Bu görüntü Magritte’in piposu, genel olarak pipo kavramına denk gelir, tüm pipolar kümesini temsil eder. Fotoğraf: www.yapidergisi.com

Bu Bir Pipo Depildir, René Magritte, 1928-9.
Göstergenin kendisi o şey olmadığı halde, o şeyi çağrıştıran bir birim olduğunu, Fatma Erkman-Akerson’a göre, en iyi Magritte’in resimleri gösteriyor. Bu gerçekten de bir pipo değil, pipo çağrışımı yapan bir görüntü. Bu görüntü Magritte’in piposu, genel olarak pipo kavramına denk gelir, tüm pipolar kümesini temsil eder.
Fotoğraf: www.yapidergisi.com

  • Gösterge, iletişimi sağlar.
  • Üstünde uzlaşılmış göstergeleri ve kuralları kullanarak iletişim kurulabilir.
  • Bir çok göstergenin bir araya gelerek, tek ve yeni bir anlam yaratması ile aşırı-gösterge oluşur. Sanat ve edebiyat bu türe girer.
  • Bir nesne ile ismi arasındaki bağlantının kurulması, bir soyutlamadır.
  • Her sözcüğün gerisinde, belli bir genelleme ve soyutlama işlevi vardır.
  • Sözcük bir kavramın adıdır.
  • Gösterge, bir kavramla bir biçim arasında kurulan bağlantıdır.
  • Gösterge, soyut bir kavram ile bizim ona yakıştırdığımız somut bir biçimin bir araya gelmesiyle oluşur. Bilgisayardaki posta kutumuzun logosu bir mektup zarfıdır.
  • Platon ve Aristo göstergeler hakkında birçok düşünce ileri sürmüşlerdir.
  • Dilbiliminin babası sayılan, İsviçreli Ferdinand de Saussure (1857-1913), dili, göstergelerden oluşan bir dizge/sistem olarak görüyordu.
  • Göstergebilimden, ileride kurulacak bir bilim dalı olarak söz etmişti.
  • İletişimin, gösterge dizgelerine dayandığını; alfabe, mors alfabesi, gemicilerin haberleşme yöntemleri, sağır-dilsizlerin işaretle konuşma dilleri, nezaket kalıpları, edebiyat gibi pek çok dizgenin, göstergebilimin çatısı altında incelenmesi gerektiğini, mimarlığın da bir göstergeler sistemi olarak yorumlanabileceğini söylemişti.
  • Saussure’a göre, dil de bir dizgeydi; dilbilim, öteki dizgeler için aydınlatıcı bir dizge olabilirdi.
  • Yıllar sonra Roland Barthes (1915-1980), dilin, zihnimizdeki yol gösterici temel dizge olduğunu öne sürmüştür.
  • Saussure, söylem, dizge, dizge içinde değer taşıma, eşzamanlılık, artzamanlılık, nedensizlik, uzlaşımsallık ve toplumsallık gibi kavramlara açıklık getirmiştir.
  • Dil dizgesinin içinde yer alan ve düzenli olarak yinelenen oluşumlar yapı olarak nitelendirilmiştir. Yapı anlayışı daha sonra Yapısalcılık’a  temel oluşturmuştur. Saussure’dan önce, dil, ifade ve söz yazardan yazara değişen özelliklerde kullanılıyordu. Saussure, adına Yapısalcılık denen yöntem ile dile ilişkin bu anlam belirsizliğini gidermek için bir sistem belirlemişti. Yapısalcılık, bir kültürdeki alt birimleri/aktiviteleri ve onların arasındaki ilişkileri inceler. Yapısalcılık, büyük anlatıları açıklamaya çalışmıştır. Claude Lévi-Strauss (1908-2009), Yapısalcı yaklaşımları antropolojiye taşımıştır.
  • Saussure için, herşey, zihnimizdeki kavramla başlar, kavram oluşmadan sözcük oluşmaz.
  • Saussure’a kadar, bilim adamları hep sözcük ile dış dünya arasında bağlantılar üzerinde durmuştu; Saussure yeni bir yaklaşım getirmiş; göstergeyi, kendi içinde bir bütün saymış, göstergenin sınırlarını çizerek tanımlamaya çaılşmıştır.
Bir bütünü küçük parçalara ayırmak anlamı bozabilir. Örneğin karikatürler böyledir. Bir karikatür, ancak bütünlüğünü koruduğunda bir anlam ifade eder. Karikatürü yapan, birimlerin bir arada oynadıkları oyundur. İşte böyle parçalanamayan, karmaşık yapılara, aşırı gösterge denir. Fotoğraf: www.ohadiyorumm.com

Bir bütünü küçük parçalara ayırmak anlamı bozabilir. Örneğin karikatürler böyledir. Bir karikatür, ancak bütünlüğünü koruduğunda bir anlam ifade eder. Karikatürü yapan, birimlerin bir arada oynadıkları oyundur. İşte böyle parçalanamayan, karmaşık yapılara, aşırı gösterge denir.
Fotoğraf: www.ohadiyorumm.com

  • ABD’li Charles Sanders Peirce (Pörs diye okunur)(1839-1914), Saussure ile aynı dönemde, her göstergenin, her düşüncenin başka göstergelere gönderme yaptığını, başka göstergelerden kaynaklandığını; insanı insan yapanın da bu göstergeler zinciri olduğunu söyler.
  • Peirce’e göre, bütün bilimlere ve uğraş alanlarına göstergebilimin gözüyle bakılabileceğini, hatta bunun gerekli olduğunu öne sürer.
  • Saussure göstergeyi kavram ve sözcükten oluşan iki düzlemli bir birim olarak görüyor, dış dünyayı bir yana bırakıyordu. Peirce, göstergeyi üç düzlemli bir süreç olarak tanımlar: Birinci düzlemde duyularla algılanır; temsil edilen ile temsil eden arasındaki ilişki ikinci düzlemdir; üçüncü düzlem ise yorumlama sürecidir.
  • Peirce için, bilginin toplumsal bir boyutu vardır. Göstergenin gösterge sayılması için, aralarında iletişim olan bir bireyler topluluğuna ait olması ve bu topluluk tarafından kabul edilmesi gereklidir.
  • Gerek Saussure, gerek Peirce göstergeyi insan zihninin bir işlemi olarak ele alırlar.
  • Saussure, bir göstergenin tek başına kesin bir anlam taşıyamayacağını, ancak dizgenin/sistemin içindeki öteki göstergelerle kurduğu karşıtlıklar sayesinde anlam değeri kazacağını söylediği için Postmodernist teorinin temellerini atan kişilerden biri olduğu düşünülür.
  • Roland Barthes, dil dizgesini örnek dizge saydı ve gerek edebiyata gerek başka alanlara bu açıdan baktı.
  • Rus göçmeni bir ailenin oğlu ABD’li dilbilimci, filozof, tarihçi, mantıkçı, aktivist, siyasi eleştirmen ve yazar AvramNoam Chomsky (1928), dilin kendi iç mantığını araştırdı, bu amaçla bir sentaktik (sözdizimsel) analiz yöntemi geliştirdi. Chomsky, dilin işlevselci yaklaşımlarla ele alınmasına karşı çıktı. Dilsel çözümlemede amaç, artık klasik dilbilimde olduğu gibi, sentaksın (söz dizimi) içinde yer alan ögelerin işlevlerini saptamak değildi; onların nasıl bir ilişkiler sistemi içinde bir araya geldiklerini araştırdı. Chomsky, ana yapısal ilişkiler sistemini keşfetmek istedi.
  • Yazılı ve sözlü dil daha bağımlı gösterge dizgeleri olan mimarlık ve görsel sanatlardaki değişime öncülük etti.
  • Umberto Eco, göstergebilimi mimari, kullanım nesneleri, reklam gibi alanlara taşıdı.
  • Basın ve yayın teknolojilerinin gelişmesiyle sanal kavramı ortaya çıktı.
  • Göstergenin, dış dünyadaki gerçeklerden tümüyle koptuğu, insanların sınırsız ve yapay bir göstergeler alemine sokulduğu söylenmeye başlandı.
  • Gösterge, doğrudan doğruya kendini temsil eden bir birim olarak tanımlanmaya başlandı.
  • Postmodern, tutarlı dizgelerin varlığını yadsımaya başlar, rastlantı ağırlıklı kuramları öne çıkarır.
  • Kültür araştırmacısı, akademisyen Itamar Even-Zohar’ın (1939) geliştirdiği Çok Dizgelilik Kuramı’na (Polysystem Theory) göre, hiçbir dizge kapalı değildir, hepsi geçirgendir. Dil, edebiyat ve kültür kurumları, tümü birbirleriyle alış veriş halindedir.