Etiket arşivi: Washington

Çağdaş Sanata Varış 302|Ekolojik Sanat 2

Joseph Campbell (1904-1987), toprağın başına ne gelirse, toprağın çocuklarının başına da o gelir; dünyaya zarar vermek, onun yaratıcısına hakarettir, der. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy’deki Banksy sergisinden, 2016.

Joseph Campbell (1904-1987), toprağın başına ne gelirse, toprağın çocuklarının başına da o gelir; dünyaya zarar vermek, onun yaratıcısına hakarettir, der.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy’deki Banksy sergisinden, 2016.

Radyoaktif Atık İşleme ve Depolama Tesisi,  Taryn Simon, 2005/2007. Yapıtları 54. Venedik Bienali’nde (2011) yer alan ABD’li sanatçı Taryn Simon’ın (1975-) fotoğrafları son derece detaylı, hatta Hipergerçekçi’dir. Yukarıdaki eserinde Washington Eyaleti’nin güneydoğusunda bulunan radyoaktif atık depolama tesisi içindeki, mavi ışık saçan, tüketilmiş yakıt içeren çubuklar görülmektedir. Sanatçı kamuoyundan saklanan nesneleri, yerleri ve olayları belgelemesi ile ünlüdür. Fotoğraf:tarynsimon.com

Radyoaktif Atık İşleme ve Depolama Tesisi, Taryn Simon, 2005/2007.
Yapıtları 54. Venedik Bienali’nde (2011) yer alan ABD’li sanatçı Taryn Simon’ın (1975-) fotoğrafları son derece detaylı, hatta Hipergerçekçi’dir. Yukarıdaki eserinde Washington Eyaleti’nin güneydoğusunda bulunan radyoaktif atık depolama tesisi içindeki, mavi ışık saçan, tüketilmiş yakıt içeren çubuklar görülmektedir. Sanatçı kamuoyundan saklanan nesneleri, yerleri ve olayları belgelemesi ile ünlüdür.
Fotoğraf:tarynsimon.com

ABD’de Nevada’da kurulan 110 megavatlık Crescent Dunes Güneş Enerjisi Santrali’nde, güneşin ısıl enerjisini toplamak için, heliostat (gündüşürücü) adı verilen 10 bini aşkın ayna kullanılıyor. İki adet eriyik tuz deposunda tutulan ısı, buhar elde etmekte ve talebin en üst düzeye çıktığı dönemlerde 75 bin eve elektrik sağlamakta kullanılıyor. Crescent Dunes Güneş Enerjisi Santrali’nin havadan çekilmiş fotoğrafını içeren James Stillings’in projesi daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etme çabasını belgelemeyi amaçlıyor. Güneş enerjisi gibi bir fikir dahi, daha önce doğal halinde olan bir arazinin insan kullanımına açılması anlamına geliyor. Gündüşürücülerin geometrileri, açıları ve ölçüleri, ortaya çıkardıkları soyut gölgeler.  Fotoğraf:www.tumblr.com

ABD’de Nevada’da kurulan 110 megavatlık Crescent Dunes Güneş Enerjisi Santrali’nde, güneşin ısıl enerjisini toplamak için, heliostat (gündüşürücü) adı verilen 10 bini aşkın ayna kullanılıyor. İki adet eriyik tuz deposunda tutulan ısı, buhar elde etmekte ve talebin en üst düzeye çıktığı dönemlerde 75 bin eve elektrik sağlamakta kullanılıyor. Crescent Dunes Güneş Enerjisi Santrali’nin havadan çekilmiş fotoğrafını içeren James Stillings’in projesi daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etme çabasını belgelemeyi amaçlıyor. Güneş enerjisi gibi bir fikir dahi, daha önce doğal halinde olan bir arazinin insan kullanımına açılması anlamına geliyor.
Gündüşürücülerin geometrileri, açıları ve ölçüleri, ortaya çıkardıkları soyut gölgeler.
Fotoğraf:www.tumblr.com

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 2016 yılında düzenlenen 3. Tasarım Bienali’nde Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alan Biz İnsan mıyız? başlıklı sergiden. Glasgow’dan Stuart Grey’in Uzay Çöpü adlı araştırması, 1957-2016 yılları arasında uzaydaki çöp miktarını görsellerle ortaya koyuyor.  1957 yılı, ilk yapay uydu olan Sputnik 1’in SSCB tarafından uzaya fırlatıldığı sene. Araştırma, son 60 yılda insan üretimi nesnelerin dünyanın etrafında, yörüngede olduğunu ve bunların 20.000 kadarının radarla veya teleskoplarla yeryüzünden takip edilecek kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor. Bu nesneler, uydulardan boş yakıt tanklarına, kopmuş metal parçalarından astronotların kaybettikleri el aletlerine kadar değişiklik gösteriyor. Dünyaya en yakın olan nesneler, yukarıdaki seyrek atmosferde eninde sonunda yavaşlayacak ve tek tük birkaç sefer dışında hepsi yanarak tekrar atmosfere girecekler. Atmosfere giremeyecek kadar uç noktada olanlar binlerce yıl yörüngelerinde kalarak bizim anıtımızı oluşturacaklar, diye yazıyor Stuart Grey. Sanatçı, gezegenimizin yörüngesinde giderek yayılan uzay çöpü kümelenmesini bir animasyon video ile görselleştirmiş. Nükleer atıkların on bin yıl boyunca radyoaktif güçlerini koruduğu biliniyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 2016 yılında düzenlenen 3. Tasarım Bienali’nde Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alan Biz İnsan mıyız? başlıklı sergiden.
Glasgow’dan Stuart Grey’in Uzay Çöpü adlı araştırması, 1957-2016 yılları arasında uzaydaki çöp miktarını görsellerle ortaya koyuyor.
1957 yılı, ilk yapay uydu olan Sputnik 1’in SSCB tarafından uzaya fırlatıldığı sene.
Araştırma, son 60 yılda insan üretimi nesnelerin dünyanın etrafında, yörüngede olduğunu ve bunların 20.000 kadarının radarla veya teleskoplarla yeryüzünden takip edilecek kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor. Bu nesneler, uydulardan boş yakıt tanklarına, kopmuş metal parçalarından astronotların kaybettikleri el aletlerine kadar değişiklik gösteriyor. Dünyaya en yakın olan nesneler, yukarıdaki seyrek atmosferde eninde sonunda yavaşlayacak ve tek tük birkaç sefer dışında hepsi yanarak tekrar atmosfere girecekler. Atmosfere giremeyecek kadar uç noktada olanlar binlerce yıl yörüngelerinde kalarak bizim anıtımızı oluşturacaklar, diye yazıyor Stuart Grey.
Sanatçı, gezegenimizin yörüngesinde giderek yayılan uzay çöpü kümelenmesini bir animasyon video ile görselleştirmiş.
Nükleer atıkların on bin yıl boyunca radyoaktif güçlerini koruduğu biliniyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Çağdaş Sanata Varış 8 | Romantizm 5

19. Yüzyıl Mimarisi 1

  • 18.yüzyılın sonunda Fransız devrimci mimarlardan söz edilir. Yapının, işlevine uygun olarak, simgesel bir biçim almasını savunurlar. Dekora gereksinimi olmayan, saf biçimlerden yola çıkarak, sert çizgilerden oluşan bir anıtsallık, özerk olmak isteyen bir  mimari anlayış. Sular İdaresi yönetim binasının içinden ırmağın geçtiği bir silindir şeklinde, Newton için küre biçiminde bir gömüt tasarlanması gibi.
  • Siyasal zorunluluklarla yeni bir kentçilik doğdu. Sosyal, politik ve ekonomik gereklere göre kurulan veya düzenlenen kentlerde binaların varlık nedenleri ve konumları üsluplarından daha çok önemsenmiştir. Avrupa’nın eski kentlerinde yalnızca düzenleme yapılabilirken, yeni kurulan ABD’de geniş, düzenli, görkemli, yaşanabilir kentler sıfırdan, günün gereklerine uygun olarak kurulmuştur. Garlar, parlamento binaları, tiyatrolar, büyük mağazalar, konaklar egemen ideolojinin yapılarıdır. Şehircilikte sokakların açıldığı geniş meydanlar demokrasi habercisidir.
  • Mimari üslupla ilgili kararlar estetik ölçütler kadar felsefi düşüncelere, ideolojik ilkelere ve dönemin düşünsel bağlamına göre alınıyordu. İlkin devlet düşüncesine, daha sonra belirgin bir ideolojik bağlam arayan burjuva sınıfına bağlı olarak  mimari evrim geçirdi.
  • Barok Roma’nın egemenliğini yitirmesi, kutsal hakka ve Kilise’nin sınırsız gücüne tam uymuş olan barok ve rokoko artık istenmiyordu. Aydınlanma felsefesi, 1760 yıllarından itibaren burjuva sınıfının eline iktidarın anahtarlarını teslim eden bir kavram olmuştu. Bu sırada arkeoloji de belirleyici bir nitelik kazandı. Mimarlar, Napoli, Pompei ve Herculanum kazılarına ve Yunanistan’ın antik kalıntılarına akın ettiler. Klasisizm, on yıllar boyunca tek estetik olarak kaldı.
  • Napoleon kendisini Roma imparatorlarının ardılı sayıyordu. Ona göre siyaset ve mimarlık iç içeydi ve mimarlardan çok askeri mühendislere güveniyor, büyük mimarinin halklarının yararına olduğuna inanıyordu. Carrousel Anıtı ve Zafer Anıtı’nın yapımı 1806’da başlatıldı. Roma Traianus sütunun örnek alan, Büyük Ordu’ya adanan Vendome Alanı sütunu, Büyük Ordu Tapınağı (günümüzde Madeleine Kilisesi), 1811 yılında Buğday Hali’nin yeniden yapımı gibi anıtsal imparatorluk yapıları inşa edildi. Hükümdarların uluslararası eğilimleri ile klasisizm arasında akrabalık vardır. Bu tür enternasyonalist yapımların hepsinin alnaçları sütunlu bir kapıyla bezenmiştir. Sen Petersburg’da Hermitaj Müzesi, Milano’da La Scala Tiyatrosu, Madrid’de Prado Müzesi, Washington’da Capitol bu binalara örnek verilebilir. Yunan Yeniden Canlandırma üslubu 19.yüzyıl ABD’sinin önde gelen üslubuydu.  Klasik mimarlık, demokratik parlemantarizm gibi merkezi iktidarın da simgesi olarak 1930’lara kadar sürdü.
  • Yapılara, daha soylu bir görünüm vermek amacıyla, üstün kültürü simgelediği düşünülen antik sanat parçaları ilave ediliyordu. Antik örneklerden alınan motifler de, dışta olduğu kadar iç mekan tasarımında da önemliydi.
  • Romantik çağ, mimarlık alanında, antik ile gotiği birleştirmeyi düşledi. Klasisizmin uluslarüstücülüğüne, romantik düşünceye göre, soyluluğu, saflığı ve gerçeği simgeleyen Gotik karşı koyacaktı.
  • 19.yüzyılın Yeniden Canlandırma üslupları büyük ölçüde sözcük anlamı resimsi olan, Pitoresk’ten türetilmişti. Pitoresk, düzensizlik,  çeşitlilikle dramayı vurguladığı  için Yeniden Canlandırma mimarlığı da planlı bir düzensizlikle tanımlanmıştı. Erken 19.yüzyıl Pitoresk kır evlerinde karmaşık çatı çizgileri, farklı pencere türleri, bezemeli bacaları  tasarımın esasını oluşturur. Bu çeşitlilik sayesinde binaya Pitoresk bir görünüm kazandırmak amaçlanır.
  • Gotik üslup geç 18.yüzyılda önce sadece girişik bezeme gibi Gotik üsluba özgü motiflerin uyarlanmasıyla yeniden canlanmıştı. Hemen ardından Gotik binaların ölçekli olarak birebir kopyalanmasına geçildi. Mimarlar, zaman içinde evrilmiş gibi görünen binalar yapma arayışı içinde olduklarından, Gotik Yeniden Canlandırma üslubunda karakteristik ögeler olan asimetrik kuleler tasarlamaya başlamışlardı. Bir köşe üzerine yerleştirilen bu kulelerle binaya kasıtlı olarak düzensiz bir siluet kazandırılmaktaydı. Kullanılan malzemelerde bazı değişiklikler yapıldı: Ortaçağ’da olduğu gibi taş kullanmak yerine alçı, tuğla, pişmiş toprak karolar ve ahşap kullanıldığı oldu. 19.yüzyılda Gotik Yeniden Canlandırma üslubu konut yapımında da çok revaçtaydı: Sivri kemerler, mazgallı siperler, düzensiz bacalar, girişik bezemeli pencereler, çıkma kuleli konutlar yapıldı. Geç Ortaçağ’daki kamusal ihtişamı çağrıştırmayı amaçlayan Gotik Yeniden Canlandırma üslubu ulusal gururun ifade biçimi oldu. Londra’daki Parlamento Binası ve Adliye Sarayı ile pek çok kamu binası da Gotik Yeniden Canlandırma üslubunda yapıldı. Aynı şekilde, Ortaçağ’da hissedilen din sevgisini yeniden canlandırmak amacıyla bu üslup kiliselerde de sıklıkla kullanılmaya başladı. Ortaçağ Almanya’sının büyüklüğünü anımsayan tarihsel bilinç ve Prusya Kralının emri ile Köln Katedrali’nin onarımına ve katedrali tamamlama çalışmalarına başlandı. Ulus düşüncesi, Almanlar arasında giderek kendini kabul ettirirken, çokuluslu Avusturya’da ulus sorunu fazla kurcalanmıyordu. ( Gelecek için çok belirleyici bir durum.)
Köln’deki Katolik ibadethanenin temeli 1248 yılında atılmış, çalışmalar 1560 senesinde parasızlık yüzünden durdurulmuş, son taş 1880 yılında konmuştur. II. Dünya Savaşı’nda 14 bombanın hedefi olmuş, 1996 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.

Köln’deki Katolik ibadethanenin temeli 1248 yılında atılmış, çalışmalar 1560 senesinde parasızlık yüzünden durdurulmuş, son taş 1880 yılında konmuştur. II. Dünya Savaşı’nda 14 bombanın hedefi olmuş, 1996 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.