Etiket arşivi: Warhol

Sanat – Tanıtım Sektörü İlişkisi

ABD’li sanat eleştirmeni, profesör ve günümüz estetik teorisinin önemli isimlerinden Arthur C. Danto’ya (1924-2013) göre sanat ile tanıtım sektörü arasında üç ana ilişki bulunur:

Henri de Toulouse-Lautrec (1864-1901), üslubunu reklamlarda görsel heyecan uyandırmak için kullanan sanatçıların başında gelir. Afişler, davetiyeler, menü kartları yapmıştır.

1890’lar, üst sanatla uygulamalı sanat arasındaki sınırın şeffaflaştığı yıllardı. O yıllarda sanatın mobilya, kumaş, seramik, demir, grafik tasarım ve cam işçiliği alanında uygulanmasına imkan verilen bir dönem başladı. Sanat galerileri o yıllarda kapılarını mobilyaya açtı. Oysa daha önce mobilya ikincil bir sanat olarak kabul ediliyordu. Andy Warhol (1928-1987), I. Miller ayakkabıları için tasarımlar yapmıştı.

İnsanların aşina olduğu üst sanat eserlerini kullanarak hedef kitlenin zihninde, tanıtılan/sunulan ürüne dair belirli bir takım yargılar oluşturulmak istenir. Ürüne, eserin sanatsal itibarını ödünç vermek amaçlanır. Tanıttıkları ürünü modernlik fikri ile ilişkilendirmek isteyen üreticiler ve reklamcılar o dönemin sanatçılarına başvurmuştur. Ürün ile eser arasında hiçbir doğrudan bağlantı olmaması ilişkinin en can alıcı noktasıdır.

Sanat eserleri daha üretilirken herhangi bir sanatsal amaca hizmet etmeyen tanıtıma ilişkin unsurlardan yararlanır. Brillo kutularını tasarlayan James Harvey idi. Warhol 1964 yılında kutuyu kullandı. Warhol, sanat olmayan bir şeyi sanat haline getirdi. Warhol, Varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden Alman filozof Martin Heidegger’in (1889-1976) el altında olan kategorisindeki bir şeyi sanata; aracı manaya dönüştürdü. Sanatçı, sanatsal açıdan önemsiz olan şeylerin de insan için önemli olduğunu öngördü. Danto sanatçının başarısını sanatsal bir atılımdan ziyade bir kültür devrimi olarak değerlendirir. Pop kültürünün mesajı “sanat her yerdedir.”

Posterlerle Peyzaj, Pablo Picasso, 1912. Picasso, popüler bir küp bulyon markasının kolaylıkla akılda kalıcı KUB logosunu kolajında kullanır. Fotoğraf: Walker Blogs - Walker Art Center

Posterlerle Peyzaj, Pablo Picasso, 1912.
Picasso, popüler bir küp bulyon markasının kolaylıkla akılda kalıcı KUB logosunu kolajında kullanır.
Fotoğraf: Walker Blogs – Walker Art Center

Banksy İstanbul’da 2

Get Out While You Can, 2004; Because I’m Worthless, 2004 ve Gangsta Rat adlı 2004 tarihli eserler. Şablon sanatçıları belli bir imgeyi tekrarlayabiliyorlar. Banksy’nin elinde pankart taşıyan fareleri buna iyi bir örnektir. Banksy daha sonraki yıllarda bu tekrarları yapmaktan vazgeçmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Get Out While You Can, 2004; Because I’m Worthless, 2004 ve Gangsta Rat adlı 2004 tarihli eserler.
Şablon sanatçıları belli bir imgeyi tekrarlayabiliyorlar. Banksy’nin elinde pankart taşıyan fareleri buna iyi bir örnektir. Banksy daha sonraki yıllarda bu tekrarları yapmaktan vazgeçmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Monkey Queen, 2003. Kraliçe Victoria’ya oral seks yapan kadın resmi 2008 yılında Sotheby’s’de 277.000 sterline satılmıştı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Monkey Queen, 2003.
Kraliçe Victoria’ya oral seks yapan kadın resmi 2008 yılında Sotheby’s’de 277.000 sterline satılmıştı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Christ with Shopping, 2004. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Christ with Shopping, 2004.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Rude Copper, 2002. Bu, Banksy’nin düzgün bir şekilde organize edilip basılmış ilk resmi. Elli tanesi imzalı olmak üzere 250 adet basılmıştı. Bu baskılar o zaman 40 Pound’a satıldı, şimdi müzayedede 8 bin pound. Fonunda elle yapılmış grafiti bulunan birkaç tanesi ise 13 bin. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Rude Copper, 2002.
Bu, Banksy’nin düzgün bir şekilde organize edilip basılmış ilk resmi. Elli tanesi imzalı olmak üzere 250 adet basılmıştı. Bu baskılar o zaman 40 Pound’a satıldı, şimdi müzayedede 8 bin pound. Fonunda elle yapılmış grafiti bulunan birkaç tanesi ise 13 bin.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Turf War, 2003. Mohikan Churchill’den başka üzerine Warhol’un yüzünün boyandığı inek, polis renklerine boyanmış domuzlar, toplama kampı çizgilerine boyanmış koyunlar resmedilmiş Banksy eserleri de var. 2011 yılında Günah Kardinali adlı Liverpool’da bir galeriye verdiği çalışmada, Katolik rahipler tarafından istismar edilen çocuklar meselesini yansıtmak için, bir din adamına ait büstün yüzünü küçük banyo seramikleri ile mozaiklediği replikasını verdi. Mikelanj’ın Davut heykeline de intihar yeleği giydirmişti. Zeytin ağacından yapılmış, üzerine 284 asker ve bir terörist yerleştirilmiş Kudüs maketini Bristol Şehir Müzesi’ne hediye etti. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Turf War, 2003.
Mohikan Churchill’den başka üzerine Warhol’un yüzünün boyandığı inek, polis renklerine boyanmış domuzlar, toplama kampı çizgilerine boyanmış koyunlar resmedilmiş Banksy eserleri de var.
2011 yılında Günah Kardinali adlı Liverpool’da bir galeriye verdiği çalışmada, Katolik rahipler tarafından istismar edilen çocuklar meselesini yansıtmak için, bir din adamına ait büstün yüzünü küçük banyo seramikleri ile mozaiklediği replikasını verdi.
Mikelanj’ın Davut heykeline de intihar yeleği giydirmişti.
Zeytin ağacından yapılmış, üzerine 284 asker ve bir terörist yerleştirilmiş Kudüs maketini Bristol Şehir Müzesi’ne hediye etti.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Napalm (Can’t Beat That Feeling), tuval üzerine yağlıboya ve emülsiyon, 2004. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Napalm (Can’t Beat That Feeling), tuval üzerine yağlıboya ve emülsiyon, 2004.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

CND Soldiers, 2005. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

CND Soldiers, 2005.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Çağdaş Sanata Varış 181| Kavramsal Sanat 5 Yeni Kavramsalcılar

YENİ KAVRAMSALCILAR
1980’LER

  • 1960’lı yılların Kavramsal sanatçıları ile 1980’lerin Kavramsalcılarını ayırıp, sonrakilere Yeni Kavramsalcılar adını veren uzmanlar vardır. Gösterge gösterilene, kopya orijinale, temsil gerçeğe yeğlendikçe üretimden çok pazarlama stratejilerine yönelen ekonomik ve toplumsal yapının bir tür Hipergerçeklik’e büründüğünü savunan Baudrillard’ın düşünceleri 1980’lerde ifadesini bulmuş; kapitalist toplumun ileri aşamasında sanatın direnç gösteremeyen bir tüketim nesnesi olduğu doğrulanmıştır. Kavramsal Sanat’ın metalaşma sürecinin dışında kalabileceği umutları temelsiz kaldı. Tanınmış Kavramsalcılar hem ABD’de hem Avrupa’da yapıtlarını yüksek meblağlara satabiliyorlar; dünyanın en prestijli galerileri tarafından temsil ediliyor, sergi açabiliyorlar. Bir görüşe göre, kapitalist toplumda sanat ve sanatçı, hala lüks kategorisine girmektedir.
  • ABD’de yaşayan Britanyalı sanatçı Thomas Lawson (1951-), görsel stereotiplerin ideolojik olduğunu; izleyicinin bu tür imgelerle asimile edildiğini eserleri ile vurgulamak istemiştir.
  • ABD’li sanatçı Barbara Kruger (1945-), popüler kültürün cinsiyet ayrımcı tavrını Yapısöküm’e uğratmayı amaçlamıştır.
Barbara Kruger, dergilerden, takvimlerden, sağlık, güzellik rehberlerinden seçtiği hazır imgeleri kendi saptadığı mesajlarla tekrar dolaşıma sokmuştur. Amacı, kitle kültürünü şekillendirici unsurları irdelemektir. Bu mesajları hazırlarken, özellikle toplumda kadınların arzularını şekillendiren söylemleri açığa vurmayı hedeflemiştir. Sanatçı, erkek egemen medyanın yarattığı kadın stereotipleri üzerinden erkek bakışının şekillendirdiği dünyada kadın olmanın anlamını sorgulamıştır. Kruger, 2005 yılında 51. Venedik Bienali’nde Altın Aslan Ödülü almıştır. Fotoğraf:www.tyci.org.uk

Barbara Kruger, dergilerden, takvimlerden, sağlık, güzellik rehberlerinden seçtiği hazır imgeleri kendi saptadığı mesajlarla tekrar dolaşıma sokmuştur. Amacı, kitle kültürünü şekillendirici unsurları irdelemektir. Bu mesajları hazırlarken, özellikle toplumda kadınların arzularını şekillendiren söylemleri açığa vurmayı hedeflemiştir. Sanatçı, erkek egemen medyanın yarattığı kadın stereotipleri üzerinden erkek bakışının şekillendirdiği dünyada kadın olmanın anlamını sorgulamıştır.
Kruger, 2005 yılında 51. Venedik Bienali’nde Altın Aslan Ödülü almıştır.
Fotoğraf:www.tyci.org.uk

ABD’li sanatçı Jenny Holzer (1950-), ışıklı panolarla mesajlarını iletmiştir. Genel olarak eserleri, tüketim kültürünün ne tür bir birey, ne tür bir toplum yarattığına odaklıdır. Özlü sözleri ile kolektif bilinçaltına seslenir: Beni Arzularımdan Koru. Holzer, insanın korkularına, kaygılarına, meraklarına ve arzularına ilişkin ipuçları veren özlü sözlerini kamusal alanlarda sergilediği Enstalasyonları ile tanınmış bir Kavramsal sanatçıdır. www.arthistoryarchive.com

ABD’li sanatçı Jenny Holzer (1950-), ışıklı panolarla mesajlarını iletmiştir. Genel olarak eserleri, tüketim kültürünün ne tür bir birey, ne tür bir toplum yarattığına odaklıdır. Özlü sözleri ile kolektif bilinçaltına seslenir: Beni Arzularımdan Koru. Holzer, insanın korkularına, kaygılarına, meraklarına ve arzularına ilişkin ipuçları veren özlü sözlerini kamusal alanlarda sergilediği Enstalasyonları ile tanınmış bir Kavramsal sanatçıdır.
www.arthistoryarchive.com

ABD’li sanatçı Cindy Sherman (1954-), 1970’lerde başladığı İsimsiz Film Kareleri adlı eserinde, her karede farklı bir kılığa bürünür. En tercih ettiği mecra Postmodern dönemin yaygın ifade biçimi olan fotoğraf olmakla birlikte, Sherman, fotoğraf-Performans-film gibi farklı disiplinleri barındıran yapıtlar da vermiştir. Karelerde Amerikan filmlerindeki kadın tiplemelerini kullanır. Kurgunun kurgusunu yapar. Fotoğrafları kendisi çeker. Dolayısıyla yapıtının hem öznesi hem de nesnesidir. Fotoğraftaki kadın hem kendisidir, hem değildir. Bu fotoğraflarla benliğini Yapısöküm’e uğratmaktadır. Popüler kültürün şekillendirdiği kadın imgesini sorgular.  Bu fotoğraflarla izleyiciye kimliğin ne kadar kaygan bir zeminde kurulan ve bozulan bir olgu olduğunu gösterir. Medyanın kültürel yansımalarını görünür kılmak Sherman’ın ana amacı olmuştur. İsimsiz Film Kareleri #53, 1980. Fotoğraf:www.tate.org.uk

ABD’li sanatçı Cindy Sherman (1954-), 1970’lerde başladığı İsimsiz Film Kareleri adlı eserinde, her karede farklı bir kılığa bürünür. En tercih ettiği mecra Postmodern dönemin yaygın ifade biçimi olan fotoğraf olmakla birlikte, Sherman, fotoğraf-Performans-film gibi farklı disiplinleri barındıran yapıtlar da vermiştir.
Karelerde Amerikan filmlerindeki kadın tiplemelerini kullanır. Kurgunun kurgusunu yapar. Fotoğrafları kendisi çeker. Dolayısıyla yapıtının hem öznesi hem de nesnesidir. Fotoğraftaki kadın hem kendisidir, hem değildir. Bu fotoğraflarla benliğini Yapısöküm’e uğratmaktadır. Popüler kültürün şekillendirdiği kadın imgesini sorgular. Bu fotoğraflarla izleyiciye kimliğin ne kadar kaygan bir zeminde kurulan ve bozulan bir olgu olduğunu gösterir.
Medyanın kültürel yansımalarını görünür kılmak Sherman’ın ana amacı olmuştur.
İsimsiz Film Kareleri #53, 1980.
Fotoğraf:www.tate.org.uk

  • Lawrence Weiner (1942-), 1960’lardan bu yana Kavramsal Sanat olgusunun mihenk taşlarından biri olarak kabul ediliyor. Kendisi, geleneksel ifade biçimlerinin dışına çıkan ve dili, kelimeleri, metinleri, harfleri anlatıya dahil eden ilk ABD’li sanatçılardan. Büyük boyutlu tipografik çalışmaları ile tanınıyor. Tipografi kavram, forma uygun yazmak anlamına geliyor. Mesajı ikna edici kıldığı düşünülen  tipografi, reklamlar için de vazgeçilmez bir unsur. Weiner, 2015 İstanbul Bienali’nde üç ayrı mekanda yer aldı.
  • ABD’li fotoğraf ve kendileme sanatçısı Sherrie Levine’dan (1947-) Walker Evans’tan yaptığı kopya fotoğraflarla bahsetmiştik. Levine’ın ünlü erkek sanatçıların yapıtlarını çeşitli biçimlerde kopyalayarak kendisine mal etmesi, 1980’li yılların Yeni Kavramsalcı sanatına bir başka örnektir. Duchamp’ın hazır nesnelerini ve Pop Sanat geleneğini arkasına alarak hazır imgeler kullanmıştır. Amacı, fotoğraf gibi çoğaltılabilir bir mecrada bile orijinallik ve biriciklik aranmasına; kadın sanatçı-erkek sanatçı ayrımına tepki göstermekte; yaratıcılığın kökeni, cinsiyet ayrımı, sanat yapıtlarının özgünlüğü ve mülkiyeti, imgelerin farklı bağlamlarda değişen anlamlarını irdelemektedir.
  • Mike Bidlo (1953-), birçok ünlü sanatçının eserlerini yeniden üretmiş, Modern Sanat tanrılarının otoritesini sarsmayı, sanatçı kültü olgusunun büyüsünü bozmayı amaçlamıştır. 20. yüzyıl sanatının belli başlı anılarını (Jackson Pollock’un Peggy Gugenheim’ın şöminesine işemesi gibi) ve mekanlarını (Warhol’un Fabrika’sı gibi) tekrar eden Performanslar da gerçekleştirmiştir.
  • Hans Haacke (1936-), sanat kurumlarını Yapısöküm’e uğratmıştır. Sanat kurumlarının ardındaki politik ve sınıfsal yapılanmaları ve ilişkiler ağını gözler önüne seren yapıtlar vermiştir. Sanatçı, 1993 yılında Venedik Bienali’nde Almanya’yı temsil etmiş, Germania adlı enstalasyonu ile bienalin büyük ödülü Altın Aslan’ı kazanmıştı.

 

Çağdaş Sanata Varış 174| Postmodern Dönemde Heykeller ve Nesneler Yeni İngiliz Heykeli, Jeff Koons

  • Minimalizm’in ve Kavramsal Sanat’ın heykel sanatı ile ilişkisi sınırlıdır. Ne resim, ne de heykel olmasıyla tanımlanan Minimalist spesifik nesnenin temelinde, gerçek mekanda gerçek nesne sergilemek düşüncesi hakimdir. Kavramsal Sanat ise, heykelin sınırlarının belirsizleşmesinde çok etkili olmuştur.
  • 1970’lerden 1980’lere uzanan süreçte heykel bağlamındaki yeni eğilimlerin öncülüğünü Britanyalı heykeltıraşlar üstlenmiştir.
  • Gerek malzeme kullanımında, gerek teknikte, gerekse kavramsal açılımlarında İngiliz heykelciliğinde Henry Moore (1898-1986) ve Anthony Caro (1924-2013) gibi öncü Modernist figürlerden farklı bir heykel anlayışını ortaya koyan bu sanatçıların 1982 yılının Venedik Bienali’nde İngiltere’yi temsil etmesi, Yeni İngiliz Heykeli’nden bir akım gibi söz edilmesine yol açmıştır.
  • Yeni İngiliz Heykeli, bir akım birlikteliği içinde olmayan sanatçıları kapsar.
  • Tony Cragg (1949-), gerçek nesnelerle yaptığı düzenlemelerde kentsel ikonografiye başvurmuş, yapıtları İngiltere’de 1980’lerde atık malzemelere yeni bir estetik işlev kazandıran Punk hareketiyle de ilişkilendirilmiştir. Cragg, formika, plastik gibi yeni endüstriyel malzemelere yönelmiştir. Başta soyut düzenlemeler gibi görünen yapıtları içerik kaygısı taşır. Cragg, 1988’de Venedik Bienali’nde İngiltere’yi temsil etmiştir. Turner Ödülü sahibidir.
Ugly Faces, Tony Cragg, İstanbul Modern. Fotoğraf: notestothemilkman.wordpress.com

Ugly Faces, Tony Cragg, İstanbul Modern.
Fotoğraf: notestothemilkman.wordpress.com

  • Yeni İngiliz Heykeli’ni temsil eden sanatçılar arasında malzemenin çağrışımlarından çok, izleyicinin ruhsal algısına yönelen, Hint kökenli, spiritüelliği görünür kılmayı amaçlayan Anish Kapoor (1954-), soyut biçimlere yönelmiştir. Kapoor, biçimselliğe ilgi duymadığını, maddi dünyanın ötesinde duyumları çağrıştırmakla ilgilendiğini söyler. Kapoor, 1990 yılında İngiltere’yi Venedik Bienali’nde temsil etmiştir.
  • Yeni İngiliz Heykeli’nin diğer temsilcileri arasında, Richard Wentworth (1947-), Alison Wilding (1948-), Julian Opie (1958-), Turner ödüllü Richard Deacon (1949-), Bill Woodrow (1948-) sayılabilir.
  • 1980’li yıllarda ABD’nin sanat ortamında dikkat çeken Robert Gober (1954-), Ashley Bickerton (1959-), Jeff Koons (1955-), Haim Steinbach (1944-), Meyer Vaisman (1960-) gibi sanatçılar ise, sözü edilen İngiliz sanatçılar gibi zaman zaman endüstriyel ve atık malzemeye yönelmelerine karşın, heykelden uzaklaşan, nesneye yönelen yaklaşımlar sergilemiştir. 1980’lerin Amerikan sanatında nesnelerle heykeller iç içe geçmeye başlamıştır.
Köşe Lavabo, Robert Gober, 1984. Robert Gober’in Duchamp’ın Çeşmesi’ne göndermede bulunan el yapımı lavaboları, nesne ile heykelin iç içe geçme eğiliminin başlıca örnekleri arasında sayılmıştır. Hazır ya da el yapımı nesne kullanımının esas olarak Duchamp ile kurulacak kavramsal ilinti ile okunabileceğini göstermiştir. Fotoğraf: www.saatchigallery.com

Köşe Lavabo, Robert Gober, 1984.
Robert Gober’in Duchamp’ın Çeşmesi’ne göndermede bulunan el yapımı lavaboları, nesne ile heykelin iç içe geçme eğiliminin başlıca örnekleri arasında sayılmıştır. Hazır ya da el yapımı nesne kullanımının esas olarak Duchamp ile kurulacak kavramsal ilinti ile okunabileceğini göstermiştir.
Fotoğraf: www.saatchigallery.com

New Hoover Convertibles, Green, Red, Brown, New Shelton Wet/Dry 10 Gallon Displaced Doubledecker, Jeff Koons, 1981-7. Şeffaf plastiğin içinde, floresanlarla aydınlatılan elektrik süpürgeleri. Eser, Postmodern çağda makinenin kutsanması olarak yorumlanabilir. Pazarlama ve tüketimin eleştirisi olarak görülebilir. Eser, materyalist değerler, insanların aklını çelen reklamlar, ikna yöntemleri, arzu ve mülkiyetin manipülasyonu hakkında ironik bir gönderme olarak da algılanabilir. Koons, elektrik süpürgelerinin sonsuzluğu çağrıştırdığını söylemişti. Elektrik süpürgelerinin antropomorfik (insana ait özellikler taşıyan) bir nesne olduğunu, çünkü nefes alıp verdiklerini; cinsel girinti çıkıntıları ile çift cinsiyetli figürler olduklarını belirtmişti. Koons, nesneleri düzenlemiş ama biçimlendirmemiştir. Koons, Duchamp ve Warhol’dan esinlenerek, tüketici ürünlerini sanki satılıyormuş gibi galeride sergiler. Bir galeride sergilendiği için ürünler bizi bir dükkanda gördüklerimizden farklı bir biçimde düşünmeye sevk eder. Koons’un yapıtı geleneklerin dışında olduğu için üst anlatıya bir meydan okuyuştur; hem güzel sanatların hem de meta kültürünün bir örneğidir; geleneksel anlamda sanatsal ustalık sergilemez; estetik değer hakkında açık bir anlam iletmez ve bir sosyal anlam taşır gibi görünmez. Ama bizi her şeye farklı gözle bakmaya teşvik eder. Fotoğraf:www.tate.org.uk

New Hoover Convertibles, Green, Red, Brown, New Shelton Wet/Dry 10 Gallon Displaced Doubledecker, Jeff Koons, 1981-7.
Şeffaf plastiğin içinde, floresanlarla aydınlatılan elektrik süpürgeleri. Eser, Postmodern çağda makinenin kutsanması olarak yorumlanabilir. Pazarlama ve tüketimin eleştirisi olarak görülebilir. Eser, materyalist değerler, insanların aklını çelen reklamlar, ikna yöntemleri, arzu ve mülkiyetin manipülasyonu hakkında ironik bir gönderme olarak da algılanabilir. Koons, elektrik süpürgelerinin sonsuzluğu çağrıştırdığını söylemişti. Elektrik süpürgelerinin antropomorfik (insana ait özellikler taşıyan) bir nesne olduğunu, çünkü nefes alıp verdiklerini; cinsel girinti çıkıntıları ile çift cinsiyetli figürler olduklarını belirtmişti.
Koons, nesneleri düzenlemiş ama biçimlendirmemiştir. Koons, Duchamp ve Warhol’dan esinlenerek, tüketici ürünlerini sanki satılıyormuş gibi galeride sergiler. Bir galeride sergilendiği için ürünler bizi bir dükkanda gördüklerimizden farklı bir biçimde düşünmeye sevk eder.
Koons’un yapıtı geleneklerin dışında olduğu için üst anlatıya bir meydan okuyuştur; hem güzel sanatların hem de meta kültürünün bir örneğidir; geleneksel anlamda sanatsal ustalık sergilemez; estetik değer hakkında açık bir anlam iletmez ve bir sosyal anlam taşır gibi görünmez. Ama bizi her şeye farklı gözle bakmaya teşvik eder.
Fotoğraf:www.tate.org.uk

  • Jeff Koons ile 1988 yılında yapılan bir söyleşiden:
    “Sanatım, izleyiciyle iletişim kurmak adına her türlü yola başvurur. İzleyicinin ilgisini çekebilmek için her türlü hileye, ne gerekiyorsa, ama ne gerekiyorsa ona başvurmaya hazırım. En saf ve yüzeysel kişiler bile benim sanatım karşısında kendilerini tehdit edilmiş hissetmezler, karşılarında gördükleri şeyi anlayamadıkları, anlayamayacakları gibi bir his yaşamazlar. Bakarlar ve hemen onunla bir ilişki kurarlar. Ayrıca çok iyi eğitim görmüş, daha derinlemesine bakabilen bir kişi de yapıtlarıma bakıp, yaşadığımız kültüre nasıl bir katkıda bulunduğunu görebilir. İnsanları kendi kültürlerinden uzaklaştıran, onları bloke eden sınırları yok etmek istiyorum.” Koons, bu konuşmada Postmodernizm’in çifte kodlamasına gönderme yapmaktadır.
  • Jeff Koons, şöhretini adeta bir medya yıldızı gibi tasarlayarak 1980’lerin en çok tanınan ve satılan sanatçıları arasına girmiştir. İtalyan porno yıldızı Cicciolina ile evlenmiş, birlikte gerçekleştirdikleri erotik fotoğraflarla bir anda büyük şöhret olmuştur.
Michael Jackson and Bubbles, Jeff Koons, 1988. Popüler kültür imgelerinden yararlanan Jeff Koons, izleyiciyle iletişim kurmak adına sıradanlık dahil her yola başvurduğunu, herkesin anlayabileceği ve zevk alabileceği türden sanat yapmak istediğini ifade eder. Fotoğraf: www.forbes.com

Michael Jackson and Bubbles, Jeff Koons, 1988.
Popüler kültür imgelerinden yararlanan Jeff Koons, izleyiciyle iletişim kurmak adına sıradanlık dahil her yola başvurduğunu, herkesin anlayabileceği ve zevk alabileceği türden sanat yapmak istediğini ifade eder.
Fotoğraf: www.forbes.com

  • Postmodern dönemde yaşayan heykeller (Vücut Sanatı bölümünde) ve Joseph Beuys’un sosyal heykel kavramından da bahsetmemiz gerekir. Sosyal heykel, yaşadığımız dünyayı nasıl biçimlendirdiğimiz ve şekillendirdiğimizdir. İnsanın ve bir insan edimi olarak sanatın dünyayı yeniden biçimlendirebilen bir işlevi olmalıdır. Bu çerçevede her insan sanatçı ve her düşünce plastik bir anlama sahiptir. Beuys’a göre, insan düşüncesiyle, duyarlılığıyla, istemiyle, heykeldir: Kendini kuran, kendini yapan bir heykel.
  • 1980’lerden 2000’lere uzanan süreçte kategorik olarak heykel başlığı altında ele alabileceğimiz yapıtlar, son derece sınırlıdır. Disiplinlerarası ilişkilerin ve kavramsal içeriğin ön plana geçmesi, ifade biçimlerinin çeşitlenmesine ve alışılagelmiş sınırların ortadan kalkmasına yol açmış, üç boyutlu üretimlerde heykel üretiminden çok, hazır nesne kullanımı ve mekana yayılan asamblaj ya da Enstalasyon türünde üretimler ağırlık kazanmıştır. Kavramsallığın ön planda olması, hangi alanda uzmanlaşmış olursa olsun sanatçıların, gerektiğinde heykel, resim, fotoğraf, video gibi farklı ifade biçimlerine yönelmelerine yol açmıştır ki bu da bize Postmodernizm’i tarif eder.

 

Çağdaş Sanata Varış 108| Eat Art

Eat Art
1959

  • Dada etkili bir başka akımdır.
  • “Sanat yemek” anlamına Eat Art, sanatın geleneksel değerlerini yıkmak ve bundan zevk almak anlayışını güder.
  • 1959’da Yeni Gerçekçilik ve Fluxus’a yakınlığı ile bilinen Romanya doğumlu İsviçreli Daniel Spoerri (1930), kendi seçtiği sanatçılar olan Warhol, Beuys, Gerstner, Arman, César, Brecht, Lindner, Rot’a çikolata, marzipan (badem ezmesi), ekmek gibi çok sayıda besin maddesi ürettirmiştir. Bu nesneler 1970’de Düsseldorf’ta Eat Art Galerisi’nin ve Spoerri Lokantası’nın açılışında Eat Art ürünler olarak sunulmuştur.
  • Akıma Eat Art adı, Spoerri tarafından 1967 yılında konmuştur.
  • Sanatçılar bazen yenilebilen bazen de yenilemeyen besin maddelerinin sanat yapıtı olarak sunulduğu yemekler düzenlemişlerdir.
  • Beslenme, gastronomi, arkaik güçler ve yamyamlığı kapsar, ölümden söz eder.
  • Yapıtın rastlantının ve seyircinin işe karışmasıyla tamamlanması, yani sanatçının yaratıcılığının gizemini ortadan kaldırma düşüncesine dayanır.
  • Spoerri, sayısız yemek gösterisi düzenlemiş, pek çok tuzak tablo gerçekleştirmiştir.
  • Spoerri, 1961’de gıda maddelerini sanatsal malzeme olarak seçmiştir. Yenebilir olan nedir, yemek hazırlama tarzları ve yemek tarifleri üzerine çalışmalar yapmıştır.
  • Sanatçı, 1970’te Milano’da Yeni Gerçekçilik için Cenaze Yemeği yapmıştı.
Avusturyalı şekerci Wolfgang Phillip tarafından hazırlanmış marzipan ile yapılmış, Daniel Spoerri tasarımı çöp kutusu. Fotoğraf:www.danielspoerri.org

Avusturyalı şekerci Wolfgang Phillip tarafından hazırlanmış marzipan ile yapılmış, Daniel Spoerri tasarımı çöp kutusu.
Fotoğraf:www.danielspoerri.org

Tuzak tablolar, bir yemek sonrasında sofrada kalan her türlü eşyanın ve yemek artıklarının masaya yapıştırılmasından, tuzağa düşürülmesinden oluşmaktadır. Tablo, asıldığı duvarda çürümelerle, farelerin yemesiyle rastlantısal değişimlere uğramaktadır. Yeni Gerçekçilik akımından bahsederken de tuzak tablo konusuna Daniel Spoerri özelinde değinmiştik. www.globalartmagazine.com

Tuzak tablolar, bir yemek sonrasında sofrada kalan her türlü eşyanın ve yemek artıklarının masaya yapıştırılmasından, tuzağa düşürülmesinden oluşmaktadır. Tablo, asıldığı duvarda çürümelerle, farelerin yemesiyle rastlantısal değişimlere uğramaktadır. Yeni Gerçekçilik akımından bahsederken de tuzak tablo konusuna Daniel Spoerri özelinde değinmiştik.
www.globalartmagazine.com

  • 1970’li yıllarda Antoni Mirada ve Dorothée Selz kek-garajlar, mereng-manzaralar, pasta-bahçeler oluşturmuş ve bunları renklendirmişlerdir.
  • 1969-1973 yılları arasında ziyafetler düzenleyen sanatçılar bu tavırlarıyla sahne düzenlemesi ve Performans Sanatı’na yaklaşmışlardır. 1970’li yılların Eat Art etkinliklerinde sanatçının vücudu, besini üretici ve yiyici olarak kullanıldığından, Vücut Sanatı kapsamında değerlendirilmiştir.