Etiket arşivi: Walter Gropius

Çağdaş Sanata Varış 72 | Uluslararası Üslup/Uluslararası Modernizm 1920-1930

ULUSLARARASI ÜSLUP   (ULUSLARARASI MODERNİZM)

  • 1920’li ve 1930’lu yılarda popüler olmuş bir modern mimari akımıdır.
  • Bazı araştırmacılar  Uluslararası Üslup’un bu dönemden önce Avrupa’da Art Nouveau ile başladığını öne sürerler. Art Nouveau’nun aldığı pek çok isim arasında Modern Stil’in de bulunduğunu ilgili bölümde yazmıştık.
  • Önce Batı Avrupa’da yayılan bu üslup Hollanda’da De Stijl hareketini (1917-1931) başlatanlar arasında yaygınlaşmıştır. Ayrıca dönemin ünlü mimarlarından Le Corbusier ve Bauhaus ekolünden birçok tasarımcı bu stilde eserler tasarlamışlardır.
  • “Uluslararası” terimi, aynı amaçla, Walter Gropius tarafından da Internationale Architektur olarak kullanılmıştır.
  • Üslubun adının “Uluslararası” olması doğru bir seçim olmuştur çünkü Üslup gerçekten de tüm dünyada etkili olmuştur. Tüm dünyada etkili olabilmesi belki de hiçbir kültürün etkisi altında olmamasından, tamamen yeni unsurlar taşımasından kaynaklanmış olabilir.
  • Akımın üç temel amacı:
    **Kütlenin değil  hacmin ifade edilmesi,
    **Kalıplaşmış simetri yerine denge unsurunun gözetilmesi,
    **Yapılarda süsleyici unsurların kullanılmaması idi.
  • Bu üç temel husus önemini korurken zamanla bu stili açıklamak için şu dört slogana başvurulmuştur:
    **Süs kullanmak suçtur (ornament is a crime).
    **Malzemelere dürüstlük (truth to materials).
    **İşlev biçimden önemlidir (form follows function).
    **Le Corbusier’in bir tanımı olan: evler yaşamak amaçlı makinelerdir (machines for living).
Chicago ve yakınında beş kampusu olan Illionis Teknoloji Enstitüsü’nün bir çok binasını mimarlık okulunu 1938-1958 yılları arasında yöneten Mies van der Rohe tasarlamıştır. Fotoğraf: technologyin.org

Chicago ve yakınında beş kampusu olan Illionis Teknoloji Enstitüsü’nün bir çok binasını mimarlık okulunu 1938-1958 yılları arasında yöneten Mies van der Rohe tasarlamıştır. Fotoğraf: technologyin.org

  • Adı çok geçmeden Uluslararası Modernizm ile beraber anılacak Mies van der Rohe, üslubu uyarlamış, düzenlemiş ve özgün, işlenmiş ve geometrik özelliklerine kavuşturmuştur. Erken dönem Avrupa modernizminin asimetrisinin yerine koyu, göz alıcı simetriyi getiren Rohe, bir ızgaraya dayalı metal çerçeveli cam kutuyla kendini gösteren “Mies formülü”ne ulaşmıştı. Onun alçak yatay binalarının ilk örnekleri Illionis Teknoloji Enstitüsü’nün (1940-1956) kampüsü ve binaları ile Illinois, Plano’daki Farnsworth House’tur (1946-1950).
  • Chicago’da yaptığı Lake Shore Drive Apartmans’ta da (1948) çelik ve cam kule bloklarını ikamete uyarlamış ve sonraki on yılda herhalde en etkileyici eseri olan New York’taki Seagram Building’i (1955-1958) Johnson’la birlikte yapmıştı. O dönemde Mies van der Rohe, ABD’nin en önemli mimarıydı.
Farnsworth House. Fotoğraf: wbez.org

Farnsworth House. Fotoğraf: wbez.org

  • İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’den başlayarak hızla yayılan ve “rasyonalist-pürist akım” olarak da anılan Uluslararası Üslup, kitle ve planda temel geometrik biçimlerin, büyük ölçüde çelik kullanılarak yapılan, geniş pencerelerle cam yüzeylerin kullanımına dayanan ve ağırlıklı olarak modüler bir cephe düzeni öneren bir tasarım modeliydi.
  • Bu akım Minimalizm akımının temeli olmuştur.
  • Türkiye’deki  Uluslararası Üslup örnekleri için 1953′te bir ulusal yarışma sonucunda birinciliğe değer görülen mimar Nevzat Erol’un projesi olan Saraçhane’deki İstanbul Belediye Sarayı’nı  ve Harbiye’deki İstanbul Hilton Oteli’ni sayabiliriz. 1955’te açılan, Türkiye’nin ve İstanbul’un ilk beş yıldızlı oteli Hilton, 1952’de tanınmış ABD mimarlık firması Skidmore, Owings, Merrill tarafından tasarlanmıştır.
Mies’in Chicago’da yaptığı Lake Shore Drive Apartmanları. Fotoğraf: tr-pinterest.com

Mies’in Chicago’da yaptığı Lake Shore Drive Apartmanları. Fotoğraf: tr-pinterest.com

Çağdaş Sanata Varış 70 | Bauhaus 1

BAUHAUS  1
1919-1933

  • İsviçreli Le Corbusier (1887-1965) hem kent yaşamına uygun, hem bireyselliği koruyan, sıradan olmayan, yaratıcı bir biçim anlayışını koruyan yapıları savunuyor. Bir evde dış görünüşten çok odaların, evin içinin iyi organize edilmiş olmasının, rahatlığın, sahibine beklentisinin karşılığını verebilmesinin önemli olduğunu öne sürüyor.
  • Almanya’da Le Corbusier’nin bu görüşlerini savunan, Frank Lloyd Wright’ın (1867-1959) teorilerinden etkilenen, teknik gelişmelerle sanatı birleştirmeyi amaçlayan, zanaat ile de elele veren Bauhaus Mimarlık ve Sanat okulu Weimar’da Walter Gropius (1883-1969)  tarafından kuruldu (1919 ) (Staatliches Bauhaus) .
  • Bauhaus 20. yüzyılın en etkili mimarlık ve tasarım okulu oldu.
  • Gropius, mimarların, ressamların, heykeltraşların zanaate geri dönmesi gerektiğini; çünkü profesyonel sanat diye birşey olmadığını; sanatçı ile zanaatkar arasında temelde bir fark olmadığını; sanatçının yüceltilmiş bir zanaatkar olduğunu; zanaat temelinin her sanatçı için elzem olduğunu; sanatçı ile zanaatkar arasında ayrım yapmayan yeni bir lonca kurulması gerektiğini öne sürüyordu.
  • Bauhaus’ta mimarlıktan başka vazo tasarımından şehir planlamasına, çocuk mobilyasından fotoğrafçılığa çeşitli sanat dallarında eğitim verilmesi hedeflenmiştir.
  • Bauhaus’un ilk ve en önemli hedefi sanat ve zanaat ikilemini ortadan kaldırmaktır.
  • Teknoloji bu dönemde yapıya girdi.
  • Gropius sanat-zanaat-endüstri üçlüsünü birleştirmeyi amaçladı. Bu, Birinci Dünya Savaşı sonrası yeni dünyaya yeni bakış açısı oldu.
  • Bauhaus, yaratıcılığın, tarihteki klasik örneklerin kopya edilmesi ile geliştiğini varsayan o güne kadarki çeşitli sanat ve mimarlık kurumlarından çok farklı bir çizgi izledi.
  • Tasarımda netlik, akılcılık, sadelik, geometrik düzenlemeye bağlı biçimler, asal renkler ve işlevsellik temeline oturan De Stijl ve Konstrüktivizm Weimar’a gelince Bauhaus’un modernist çizgisi belirmeye başladı.
  • Vitray, mobilya, dokuma, duvar kağıdı, çeşitli basım teknikleri, reklamcılık ve afiş gibi yeni konular ilk kez sistematik olarak ele alındı.
  • Bauhaus kesin programa dayalı bir kurum değildi, Gropius’un fikirlerine dayanıyordu.
  • Bauhaus Ekspresyonizm ve Konstrüktivizm’in (1916) getirdiği bir akım oldu.
  • Mondrian ve Cezanne’ın eserlerindeki yalınlık ve denge mimariye yansıdı.
  • Doğada, insanda hatta makinada denge ve düzen gözetildi.
  • 1910’dan sonra Almanya’da Ekspresyonizm, Hollanda’da Neo Plastisizm ve De Stijl, Rusya’da Konstrüktivizm etkileri ile yapılarda arınmışlık ortaya çıktı.
  • 20. yüzyıl sanatında aranan özellikler yalınlık, ifade gücü (ekspresyon) ve yapısallık (denge ve kalıcılık) oldu. 1912’lerde Avrupa’da hatırı sayılır hale gelen Doğu etkisi ile arı, sade ve işlevsel olma öne çıktı.
  • Özellikle Almanlarda bu arayışlar güçlü oldu.
  • Art Nouveau’nun dekoratifliğine ve her türlü dekoratif ögeye karşı çıktılar.
  • Mimarlıkta :
    **işlevsellik,
    **yalın biçim arayışı,
    **toplumun ihtiyaçlarını dikkate almak,
    **yapının çevre ile uyumlu olmasına (organik yapıya) özen göstermek,
    **binalara saydam bir görünüş kazandırarak iç ve dış mekanı birleştirmek,
    **bu ana ilkeleri kişisel yaratıcı güç ile ifade etmek önemsendi.
1860 yılında Büyük Dük tarafından sanat okulu olarak hizmete açılan binaya 1919’da Walter Gropius  tarafından Bauhaus adı verildi. 1996 yılında adı Bauhaus Üniversitesi oldu. Günümüzde 4000 talebesi var.

1860 yılında Büyük Dük tarafından sanat okulu olarak hizmete açılan binaya 1919’da Walter Gropius tarafından Bauhaus adı verildi. 1996 yılında adı Bauhaus Üniversitesi oldu. Günümüzde 4000 talebesi var.

  • Okulda metal işleme, mobilya yapımı, dokuma, seramik, tipografi, duvar resmi için işlikler açıldı. Ancak bu faaliyetler maliyeti karşılamadı.
  • 1921’de Wassily Kandinsky (1866-1944)Weimar’da Bauhaus diye bilinen tasarım okulunun kadrosuna dahil oldu. 1926’da biçimlerin etkili anlamları konusundaki Kandinski’nin araştırmalarının özeti Bauhaus’ta yayımlandı.
  • 1922 yılında Bauhaus’a giren Paul Klee (1879-1940) de Bauhaus’ta uzun süre öğretmenlik yaptı. Öğrencileriyle çizgilerin, biçim kalıplarının, renklerin, simgelerin, perspektifin resimsel işlevleri üzerinde çalıştı. Klee Bauhaus’tan 1931’de, Kandinski ise 1933’te ayrıldı.
  • Gropius zanaat vurgusundan vazgeçmeden Bauhaus’un amaçlarını 1923 yılında yeniden belirledi: seri üretim için tasarım yapmak. Okulun yeni sloganı “endüstri için sanat” oldu.
  • Josef Albers (1888-1976), 1920’de Weimar’da Bauhaus Tasarım Okuluna yazılarak 32 yaşında okulun en yaşlı öğrencisi oldu. Burada malzemelerini çöplerden sağlayarak ilk defa soyut resimlerle deneysel çalışmalara girişti; 1922’de cam atölyesini yeniden organize etti. 1925’te Bauhaus ile Dessau’a taşınan Albers, burada profesörlüğe getirildi. 1939’da Amerikan vatandaşlığına geçti.  1950’de Yale Üniversitesi sanat bölümünde mimarlık ve tasarım bölümlerini yönetti.
  •  Bauhaus döneminde dans nasıldı diye bakarsak: Oskar Schlemmer (1888-1943), Almanya’da 1913-1933 yılları arasında Bauhaus bünyesinde hem eğitmen hem sanatçı olarak çalışan bir heykeltraş, tasarımcı ve kuramcıydı. Bauhaus estetiğinin prensiplerini ortaya koyan eseri Das Triadisches Ballet (1922), insan figürünün geometrik şekillerle dönüştürülmesini esas almıştır. Bu eser aynı zamanda dönemin en fazla sahnelenen avangard dansı olmuştur. Schlemmer, dansın koreografik olarak oluşturulmuş geometrisinin hem mekanik, Apllovari, hem de ilkel itkilerin ifadesini esas alan Dionizyak akımın bir sentezini sunduğunu düşünüyordu.
Albers ilk kez değişmeyen bir biçimi renklerle çeşitlendirdi. Başyapıtı olan Kareye Saygıyı  1950’den sonra çalışarak rengin durum, çevre, ışık yoğunluğu gibi faktörlere bağlılığını gösterdi.

Albers ilk kez değişmeyen bir biçimi renklerle çeşitlendirdi. Başyapıtı olan Kareye Saygıyı 1950’den sonra çalışarak rengin durum, çevre, ışık yoğunluğu gibi faktörlere bağlılığını gösterdi.