Etiket arşivi: Voltaire

Şiddet 94| Yasaklar ve Sansür Şiddeti 5 Kitaplar 2

Kum Kitabı 5, Micha Ullman, demir ve kırmızı kum, 2000. Fotoğraf: http://museum.imj.org.il

Kum Kitabı 5, Micha Ullman, demir ve kırmızı kum, 2000.
Fotoğraf: http://museum.imj.org.il

  • Binbir Gece Masalları adlı Ortaçağ’da yazılmış masallar külliyatı 1926-1950 yılları arasında ABD’de müstehcen olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştı. Günümüzde Irak, İran ve Afganistan’da hala yasak. Mısır’da da yasaklanması gündemde. 1865 tarihli Lewis Carroll’un fantastik romanı Alice Harikalar Diyarında hayvanlara haddinden fazla insan özellikleri yüklenmiş olmasının insanlara hakaret sayılacağı gerekçesiyle 1931 yılında Çin’in Hunan eyaletinde yasaklandı.
  • 1990 yılında son bölümü tamamlanan Harry Potter serisinin dört kitabı ABD’de cadılığı ve büyücülüğü desteklediği ve satanist gözbağcısı olduğu gerekçesiyle yasaklandı ve yakıldı.
  • Salman Rushdie’nin The Satanic Verses, Şeytan Ayetleri adlı romanı 1988 yılında yayımlanmış, aynı yıl İngiltere’nin en saygın kitap ödüllerinden biri olan Whitbread ödülünü kazanmıştır. Kitap, Müslümanlığa hakaret ettiği gerekçesiyle Hindistan ve Güney Afrika’da yasaklanmış, daha sonra Ayetullah Humeyni tarafından yazar hakkında ölüm fetvası verilmiştir. Rushdie’nin, İslamiyet’in ilk dönemlerindeki bazı olaylara dayanarak taşlama formundaki kurgusal kitabında, Peygamber’in ashabına ve hanımlarına bir genelevdeki fahişelerin ve kadın tüccarlarının ismini verdiği; Peygamber’i Ortaçağ Hıristiyanları tarafından kullanılan şeytan anlamındaki Mahound adıyla anarak onun kutsallığını lekelediği düşünüldü.
  • ABD hükumeti müstehcenlik gerekçesiyle James Joyce’un Ulysses adlı eserini toplatma kararı almış, kitap 1933 yılı sonunda aklanmıştı. D. H. Lawrence’ın Lady Chatterly’in Sevgilisi de zamanın sansür mekanizmalarına takılan eserlerdendir.
  • Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, Erich Maria Remarque; Yaşam ve Yazgı, Vasili Grossman; Umut, André Malraux; 1984, George Orwell; Alice Harikalar Diyarında, Lewis Carroll; Candide, Voltaire; Canterbury Hikayeleri, Geoffrey Chaucer; Gazap Üzümleri, John Steinbeck; Doktor Jivago, Boris Pasternak; Lolita, Vladimir Nabokov; Hayvan Çiftliği, George Orwell; Madame Bovary, Gustave Flaubert; Suç ve Ceza, Dostoyevski; Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley; Ulysses, James Joyce; Lady Chatterly’nin Sevgilisi, D. H. Lawrence çeşitli ülkelerde, farklı zamanlarda, muhtelif gerekçelerle yasaklanan ünlü eserlerden bazılarıdır.
  • Medarı Maişet Motoru, Sait Faik; Sınıf, Rıfat Ilgaz; Böyle Bir Sevmek, Atilla İlhan; Fikrimin İnce Gülü, Adalet Ağaoğlu; Bizim Köy, Mahmut Makal; Sırça Köşk, Sabahattin Ali; Renkahenk, Can Yücel; Asılacak Kadın, Pınar Kür; Yarın Yarın, Pınar Kür; Bitmeyen Aşk, Pınar Kür; Allah’ın Kızları, Nedim Gürsel; Bir Avuç Gökyüzü, Çetin Altan; Baba ve Piç, Elif Şafak; Yaşadıkça, Rıfat Ilgaz yasaklı Türk edebiyatı külliyatının küçük bir bölümünü oluşturmaktadır. Nazım Hikmet’in kitapları da uzun yıllar yasaklı eserler arasındaydı.
  • Müstehcenlik, savaş karşıtı olmak, mevcut rejimle uyuşmamak genel yasaklama nedenleri arasında ön sıralarda yer alırken ülkemizde komünizm propagandası yapmak, sol görüşü temsil etmek veya çağrıştırmak, askeri/yöre insanını aşağılamak veya küçük düşürmek, köylümüzü fakir göstermek, halkın ar duygularını incitmek, halkı suça teşvik etmek gibi nedenler öne çıkmıştır.
  • Ülkemizin yazarları içinde hapiste yatma rekoru 22,5 yıl ile solcu yazar Hikmet Kıvılcımlı’ya aittir. Kemal Tahir 12,5 yıl, Nazım Hikmet 12 yıl, Necip Fazıl 10,5 yıl, Aziz Nesin 5,5 yıl ile Kıvılcımlı’yı izler.
  • Yasaklanmış eserlerin ve yazarların adlarını, yasaklanma sebeplerini eksiksiz olarak verebilmek neredeyse olanaksızdır. Biz burada bir seçki sunmaya çalıştık.

 

 

 

Özbekistan Gezisi 37 Orta Asya Sanatı 3 Timurlu Sanatı

  • Timur, boyun eğdirdiği bölgelerde adamlarını yağma için serbest bırakmadan önce, zanaatkarları, sanatçıları, yapı ustalarını ve yazarları koruma altına almış, onları Semerkand’da toplamıştır. Timurlu çağı, Orta Asya sanatının Moğol istilası sonrasında büyük yaratıcılık gösterdiği bir dönmedir. Sanatlarda ve düşünce hayatında tüm 15. yüzyıl boyunca gelişen bu parlak döneme, Timurlu Rönesans’ı adı verilir. Timur döneminde zanaatkarlar imparatorluk içinde serbestçe dolaşabilmiş, yerel özellikler bir bölgeden bir bölgeye taşınmış, yeni sentezler doğmuş, sanatta büyük bir canlılık yaşanmıştır. Bu dönem, sonraki çağların sanatlarına esin kaynağı olmuştur. Timurlu topraklarının birçok devlete bölünmesi Timurlu Rönesans’ının gelişmesini engellememiştir. Orta Asya’da en eski ortak ve yaygın katman olarak, Timurluların mimari mirası öne çıkar. Babür, Kuzey Hindistan’da imparatorluğunu kurunca Timurlu atalarını taklit etmeye çalışmıştır. 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başına kadar Timurlu kültürü, minyatürde, resimde ve diğer sanat biçimlerinde , İslami eğitimde ve geleneksel düşünce tarzında bir referans olarak kalmıştır.
  • Timurlu çağı, Çağatayca’nın edebiyat dili olarak geliştiği dönemdir.
  • Timur’un saraylarının duvarlarına savaşlarını konu alan büyük resimler yaptırdığı biliniyor.
  • Bahçelerde, mimaride, resim ve tezhipte, Timurlu sanatı bir cennet imgesi yaratmaya çalışmıştır. İdeal bahçe, Kuran’daki cennet betimlemesinden esinlenir.
  • Timur özellikle anıtsal mimariye ve bahçelere düşkünlüğüyle tanınmıştır. Resim sanatını da korumuştur. Ardılları sarayları ve ünlü atölyeleri Herat’a taşımış, dönemin en ünlü ustaları orada buluşmuştur.
Pakistan’ın Lahor şehrindeki Şalimar Bahçeleri ve Lahor Kalesi UNESCO Dünya Mirası Listesindedir. Fotoğraf:pakistanpaedia.com

Pakistan’ın Lahor şehrindeki Şalimar Bahçeleri ve Lahor Kalesi UNESCO Dünya Mirası Listesindedir.
Fotoğraf:pakistanpaedia.com

  • Timur’un Semerkand bahçelerinin planları İran’dan Hindistan’a kadar kopya edilmiştir. Timur’un bahçeleri İran dünyasındaki en eski bahçeler arasındadır. Timur bahçeleri, Acem bahçesinin referansı olmuş, Babür de bu bahçeleri örnek almıştır. Lahor’daki Şalimar Bağ (Aşk Bahçesi) veya Srinagar’daki Nişat, Timurlu düşüncesine göre tasarlanmış mekanlardır. Safeviler de başkent Kazvin’deki ve İsfahan’daki saraylarda aynı örneği benimsemiştir. 19. yüzyılda, Kaçarlar döneminde, İran bahçeleri hala Timurlu bahçelerini örnek alır.
  • Bahçelerdeki simetri, su yolları, fıskiyeler ve küçük çağlayanlar, kenarları süsleyen çiçek tarhları karakteristik çizgilerdir. Buralar hem ordu için karargah alanı, hem de emirler ve maiyetleri için bağ olarak kullanılır. Bahçelerin her bölümü özel bir kullanıma ayrılmıştır: Çevre orduya, merkez hükümdara ve haremine, aradaki kısım ise saraylılara.
Hindistan’ın Keşmir eyaletinde, Srinagar’da dağlarla Dal Gölü arasında görülmeye değer bir çok bahçe vardır. Fotoğrafta Nişat (zevk bahçesi). Fotoğraf:en.wikipedia.org

Hindistan’ın Keşmir eyaletinde, Srinagar’da dağlarla Dal Gölü arasında görülmeye değer bir çok bahçe vardır. Fotoğrafta Nişat (zevk bahçesi).
Fotoğraf:en.wikipedia.org

  • Machiavelli’nin Hükümdar (1513) adlı eserinin kazandığı başarıdan sonra, siyaset kuramına ve askeri stratejiye ilgi duyulmaya başlanmıştı. Avrupa’da Timur’u konu alan pek çok eser verilmiştir. Christopher Marlowe iki bölümlü bir tragedya yazmış, eser 1587-1588’de Londra’da sahnelenmiştir. Marlowe’un getirdiği Timur yorumu 17. yüzyıl boyunca pek çok piyese esin verdi, yaşam öyküleri kaleme alındı. Voltaire, Timur hakkında yazmış, onu namuslu bir adam bir adam olarak görmüştür. Timur’u konu alan operalar da yapılmıştır; bunların en ünlüsü Georg Friedrich Handel’in bestesidir. Edgar Allan Poe da Timur adlı bir şiir (1827) yazmıştır.
  • Timur Avrupa edebiyatında genellikle, bir Orta Asya barbarı değil, Orta Asya ve Batı’da tarihin akışını değiştirmiş bir kişilik olarak ele alınır. Dönemlere göre baktığımızda Timur, Rönesans’ta Makyavelci bir usta ve siyasetçi; 18. yüzyılda bir opera aşığı ve namuslu bir adam; 19. yüzyılda yok oluşunu seyreden bir adam ve 20. yüzyılın başında bir vampir olarak tasvir edilir.
Minyatür sanatçısı Behzat (1450-1535), Hüseyin Baykara’nın sarayındaki sanatçılardan biridir. Teknik ustalığı, kompozisyonda yarattığı yeniliklerle, dramatik anlatımıyla ve zengin renk bilgisiyle zamanının en büyük ustasıdır. Minyatür sanatını  katılıktan ve aşırı ayrıntılardan kurtarmıştır. 1494'te yaptığı Havarnak Kalesi'nin Yapılışı minyatürü, Behzat'ın karmaşık bir sahneyi zengin ve akıcı bir kompozisyona dönüştürmedeki yeteneğinin bir kanıtıdır. Bu yapıt onun, özenli gözlemcilikle gereksiz ayrıntılardan kaçınıp anlamlı olanları betimleme becerisini ortaya koyar. Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı adlı eserinde Behzat'tan ayrıntılı biçimde bahseder. Fotoğraf:tr.vikipedia.org

Minyatür sanatçısı Behzat (1450-1535), Hüseyin Baykara’nın sarayındaki sanatçılardan biridir. Teknik ustalığı, kompozisyonda yarattığı yeniliklerle, dramatik anlatımıyla ve zengin renk bilgisiyle zamanının en büyük ustasıdır. Minyatür sanatını katılıktan ve aşırı ayrıntılardan kurtarmıştır.
1494′te yaptığı Havarnak Kalesi’nin Yapılışı minyatürü, Behzat’ın karmaşık bir sahneyi zengin ve akıcı bir kompozisyona dönüştürmedeki yeteneğinin bir kanıtıdır. Bu yapıt onun, özenli gözlemcilikle gereksiz ayrıntılardan kaçınıp anlamlı olanları betimleme becerisini ortaya koyar.
Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı adlı eserinde Behzat’tan ayrıntılı biçimde bahseder.
Fotoğraf:tr.vikipedia.org

The Metropolitan Museum of Art’da bulunan, Timur’un Huzurunda Sultan Beyazıt minyatürü. Fotoğraf:www.pinterest.com

The Metropolitan Museum of Art’da bulunan, Timur’un Huzurunda Sultan Beyazıt minyatürü.
Fotoğraf:www.pinterest.com

  • Orta Asya minyatüründe giyim kuşamda Türk ve Türk-Moğol giyim biçimleri çok belirgindir. Külah şeklinde keçe şapkalar, kapaklı kalpaklar (bugün de Kırgızlar tarafından giyilmektedir), güneşten korunmak amacıyla yan tarafları indirilip kaldırılabilen geniş kenarlı şapkalar, sivri ökçeli süvari çizmeleri göçer geleneğini yansıtır.
  • İran minyatürünün Herat Timurlu okuluyla, 15. yüzyılın sonunda en yüksek noktaya ulaştığı düşünülmektedir.
  • Özbek kadınları için renkli şapkalar, giydikleri rengarenk elbiseleri gibi önemlidir.
  • 16. yüzyılda elverişsiz politik yaşam, seramik tekniğini zayıflatmış, ürünlerin kabalaştığı bir dönem yaşanmıştır. Bu dönemde Semerkand ve Buhara başlıca seramik üretim merkezleri olmuşlardır.
  • 16. yüzyılda dört renkli çini panolar yaygınlaşmıştır. Açık ve mavi renkler tercih edilmiştir. İki renkli alçı bezeme de kullanılmıştır.
  • 17.-19. yüzyıllarda bölge feodal beyliklere bölünmüş, aynı dönemde, Kazak, Tacik, Kırgız, Türkmen, Özbek, Karakalpak gibi etnik ayrılıklar da vurgulanmaya başlamıştır.
  • Deri ürünlerinin ustası Kazaklardı. Kazak ticaretinin aracılığını Karakalpaklar yapar, Buhara’ya hayvan ve kürk götürüp satarlardı. Türkmenler Buhara’ya halı ve pamuklu kumaş satardı.
  • 20. yüzyılda geleneksel sanat dışlanmış, estetik bir düşüş yaşanmıştır. Geçmişle başlatılmış olan savaşta, propagandacı grafik sanatların yaygınlaşması etkili olmuştur. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra milli mitolojik üslup yeni baştan yaratılmaya başlanmıştır. Doğal bir evrim sonucu ortaya çıkmış olan anıtsal üslup, Sovyet döneminden kalan deneyimlere dayanarak gelişmiştir.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 45 |Neoplastisizm ve De Stijl

  • Ana vatanı Hollanda’dır.
  • Neo Plastisizm de Kübizm’den çıkmış bir akımdır.
  • Hollandalı Piet Mondrian (1872-1944) temsili olmayan (soyut) akımı  Neoplastisizm (Yeni Plastik Sanat) olarak adlandırmıştır.
  • Akım, Mondrian’ın 1912′den 1917′ye kadar süren kuramsal ve plastik araştırmalarının sonucudur.
  • Neoplastisizm ilkel renkler ve basit geometrik biçimler arasındaki ilişkileri araştıran bir akımdır.
  • Dik açı ile üç ilkel renk (mavi, sarı, kırmızı) ve renk sayılmayan siyah, beyaz, gri Neoplastisizm’in öğeleridir.
  • Bu stilde yapılmış resimler beyaz zemin üzerine enine ve boyuna siyah çizgilerden ve 3 ana renkten oluşur.
  • Zıt olan şeyler (kadın-erkek, iyi-kötü, iç-dış vs.) yeni bir varoluşu meydana getirir. Zıtları uzlaştırmaya çalışır. Düşünce ile maddenin bileşimini plastisizm ile vermeye çalışır. İki çizgi, biri yatay biri dikey, herşeyi meydana getirmeye başlıyor plastik sanatlarda. Doksan derecelik açı evrenin dengesini temsil ediyor. Bu açı, en dengeli olduğu düşünülen açı.
  • Çizgiler tablonun bitiminde kesilmiyor, sonsuzluğa uzuyor.
  • Duygusallığın insanı odaklanmaktan alıkoyduğunu, monotonluğun insanı yükseltmek için en kısa yol olduğunu düşünüyor.
  • Piet Mondrian Fovlardan etkilenmiş, mistik yönü kuvvetli bir sanatçı.
  • Tabloları, başka büyük bir resmin parçasıymış etkisini veriyor.
  •  Mondrian’ın minimalist anlayışı bazı tablolarında daha belirgindir.
  • 1920’lerde tanınmasını sağlayan stil yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar.
  • Dış boşluklardan yararlanıyor, arka fon öne çıkıyor.
  •  Sonra Konstrüktivizm’e geçiyor.
  • Theo van Doesburg tarafından kurulmuş De Stijl sanat hareketi ve oluşumunun önemli bir destekçisiydi.
  •  Neoplastisizm daha sonra geometrik soyutlamanın kökeni olmuştur.
  •  Neoplastisizm’in biçim anlayışı Rasyonalizm’e dayanır.  Antik Çağ felsefesinden başlayarak, Usculuk, Akılcılık veya Rasyonalizm olarak adlandırılan, bilginin doğruluğunun duyusal algıda değil, düşüncede, akılda temellendirilebileceğini öne süren felsefi görüş, Elea Okulu, Parmenides, Herakleitos, Platon, Aristo, Farabi, Voltaire, Descartes, Spinoza, Hobbes, Leibnitz, Kant, Hegel, Aydınlanma, Russel zincirini izler..
  • Amerikan formalizmi Mondrian’ı izler.
Piet Mondrian soyut resmin öncülerindendir. Tablolarını çerçevesiz sergilemiştir. Yapıtlarıyla 20. yüzyıl grafik sanatlarını ve mimarlığı derinden etkilemiştir. Resimleri kendisiden sonra gelen "Geometrik Soyutlama" akımının habercisidir. Geometriyi bir resim dili gibi kullanmıştır. Paris yıllarında Pablo Picasso ve George Braque gibi Kübizm akımının temsilcilerinden etkilenmiştir.

Piet Mondrian soyut resmin öncülerindendir. Tablolarını çerçevesiz sergilemiştir. Yapıtlarıyla 20. yüzyıl grafik sanatlarını ve mimarlığı derinden etkilemiştir. Resimleri kendisiden sonra gelen “Geometrik Soyutlama” akımının habercisidir. Geometriyi bir resim dili gibi kullanmıştır. Paris yıllarında Pablo Picasso ve George Braque gibi Kübizm akımının temsilcilerinden etkilenmiştir.

  • 1917-1931 yılları arasında Hollanda’da Theo van Doesburg (1872-1944) De Stijl adı verilen sanat hareketinin öncüsü olmuş, aynı dönemde yaşadığı Piet Mondrian’ın eserleri gibi onun da temsili olmayan (soyut) resimleri, ‘yeni imaj oluşturma’ olarak adlandırılmış, buna bazen Neoplastisizm de denmiştir.
  • Piet Mondrian ve Bart van der Leck, mimar Gerrit Rietveld ve Jacobus Oud bu grubun üyeleridir.
  • Grubun çalışmalarının temelini oluşturan sanatsal felsefeye Neoplastisizm adı verilmiştir.
  •  Doesburg’un estetiği çizgisel ve geometriktir. Dünyayı metafor ve ima yoluyla anlatır.
Theo van Doesburg, Karşı Kompozisyon XIII (1925-26), Peggy Guggenheim Koleksiyonu, Venedik. Theo van Doesburg ve De Stijl hareketinden diğer ressamlar, doğal formu resimlerinden dışladılar. Çünkü bunun saf estetik ifadeyi engellediğine inanıyorlardı. De Stijl hareketinin düz, geometrik resimlerinden biri olan Karşı Kompozisyon XIII renk, şekil ve yüzey ile resmin sadece biçimsel niteliklerine vurgu yapar. Uzam derinliği oluşturma çabası yoktur. Bir anlatı ya da öykü sunmak için bir çaba sarf edilmemiştir.

Theo van Doesburg, Karşı Kompozisyon XIII (1925-26), Peggy Guggenheim Koleksiyonu, Venedik.
Theo van Doesburg ve De Stijl hareketinden diğer ressamlar, doğal formu resimlerinden dışladılar. Çünkü bunun saf estetik ifadeyi engellediğine inanıyorlardı. De Stijl hareketinin düz, geometrik resimlerinden biri olan Karşı Kompozisyon XIII renk, şekil ve yüzey ile resmin sadece biçimsel niteliklerine vurgu yapar. Uzam derinliği oluşturma çabası yoktur. Bir anlatı ya da öykü sunmak için bir çaba sarf edilmemiştir.

Kırmızı ve mavi sandalye, mimar Gerrit Rietveld dizaynı 1917.

Kırmızı ve mavi sandalye, mimar Gerrit Rietveld dizaynı 1917.

 

 

Aydınlanma 5

Aydınlanma Döneminde Müzik ve Edebiyat

Aydınlanma çağının ilkelerine göre, bilim, sanat, din ve tüm kurumlar bireye hizmet etmeli, sıradan insana seslenebilen kültür etkinlikleri düzenlenmelidir. Önceden salt soylulara ait olan sanat ve kültür dünyasında artık orta sınıfın da dinleyici ve yorumcu olarak yer almaya başlamasıyla, etkinliklerde orta sınıfın beğenisi de gözetilmeye başlanır. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve Anayasasının ilanı, çağın sonundaki Fransız İhtilali bu çağın önemli toplumsal olaylarıdır. Bilimsel buluşlar, endüstri devrimi, doğallığa övgü, orta sınıfın doğması, sanatı da yeni bir yola yönlendirmiştir. 18. yüzyıl insanın birey olarak değerlendiği, insancıl düşüncelerin öne çıktığı bir dönemdir. Seçkin insanlar yerine halk kitleleri önemlidir. Sokaktaki insan, gündelik yaşamı ile sanata yansımalıdır. İlk kez soyluların saraylarından başka bir yerde, halk konserleri yapılır. Toplumun yeni yapısına göre bahçede, sokakta, açık havada çalınmak üzere, eğlencelere eşlik eden, neşeli, nükteli, canlı müzik biçimleri doğar. Bu hafif türler, Barok orkestra süiti ile Klasik senfoni arasında köprü oluşturur. Müzik yalınlaştığı için amatör müzikçiler de seslendirmelerde yer alabilmeye başlar. Müziğin görevi de doğayı olduğu gibi, zarif bir anlatımla yansıtmak, gerçeğin seslerini duyurmaktır. 18. yüzyıl sonunda müzik, herhangi bir kalıbı örnek almaksızın, kendi doğal akışı içinde güzel olanı yansıtmalıdır. Teknik karmaşayı yenmiş ve aşırı süslü olmadan duygulara doğrudan seslenmelidir. Bu yüzyılın ortasında ve sonundaki ideal müzik, uluslararası bir dil sergilemeli, eğlendirdiği kadar soylu olmalıdır. Sıradan, ama duyarlı bir kulağa hemen seslenebilecek kadar yalın olmalıdır. Bu yüzyılda yeni bulunmuş olan piyano halk önünde çalınarak tanıtılmış, bir senfonik yapıtta iki ya da üç soliste yer verilerek konsertant senfoni biçimi geliştirilmiştir. Aydınlanma felsefesi, Haydn ve Mozart’ı hazırlamıştır. 1760-1780 yılları arasında senfoni orkestrasında 25-35 yorumcu yer alır, temel çalgılar yaylılardan oluşur, üflemeliler onların sesini güçlendirmek için kullanılır. Çağın sonunda üflemeliler de kendine özgü bir yer edinir. Opera, din dışı müziğin ilk örneği olarak daha 16. yüzyılda Floransa’da ortaya çıkmıştı. 17. yüzyılda opera sanatına İtalyan sanatçılar hakim oldu, 18. yüzyılda opera hakimiyeti İtalyanlardan Alman sanatçılara geçti. Bunlardan en önemlileri Christoph Gluck (1714-1787) ve Wolfgang Amadeus Mozart (1756-1791) dır. Yüzyılın ortalarına doğru, daha güncel konuların işlendiği, kendi dillerinde, konuları hafif ve gülünçlü operalar sahneye kondu. Bu çağda, Avrupa’nın müzik merkezi İtalya ve Almanya’dan Avusturya’nın başkenti Viyana’ya taşındı.

Bu çağ, nazım biçiminden çok, nesir çağıdır. Çünkü düzyazı, daha kolay anlaşılabilir. Düzyazı nettir. Latince boyunduruğundan kurtulan yazarlar kendi dillerinde önemli edebi eserler vermeye başladılar. Avrupa’da matbaanın hızlı bir biçimde yaygınlaşması, burjuva sınıfının aynı hızda büyümesi ve zenginleşmesi edebiyat ve sanata olan ilgiyi de hızla arttırdı. Onsekizinci yüzyıl Fransız düzyazısının en güzel örneklerini Voltaire, Condorcet, Rousseau ve diğer Aydınlanma yazarları verdiler. Voltaire Candide adlı romanında Aydınlanma düşünürlerinden bazılarının naive (saf) iyimserliğini hicveder. İnsanlığın sorunlarının bilimsel ilerleme ile kolayca çözümleneceği tezi ile alay eder. Voltaire, insanın, teknolojik ilerlemeye saf bir biçimde inanmak, ondan medet ummak yerine, “kendi bahçesini ekmesi” gerektiğini, kısacası kendi kendini yetiştirmesi gerektiğini savunur. Rousseau da Emile adındaki romanında eğitim konusundaki düşüncelerini geliştirir. Ona göre eğitimin amacı, insanlara bir sürü gereksiz bilgi ve rakam öğretmek yerine onlara yaşama sanatını ve iyi düşünebilmeyi öğretmektir. Aydınlanma dönemi Alman edebiyatının ilk önemli adı Gotthold Lessing’dir (1729-1781). Lessing Alman tiyatro türünün babası sayılır. Oyunlarında tolerans, kişilik asaleti gibi Akıl Çağı temalarını işlemiştir. Aydınlanma dönemi İngiliz edebiyatı oldukça zengindir. Hiciv yazarı Jonathan Swift (16671745), günümüzde bile sevilerek okunan Gulliver’in Gezileri’ni yazdı. Küçükler için bir macera kitabı olan bu eser aslında insanlığın çılgınlıklarını, savaşı, kavgayı, kötülüğü hicveden acımasız bir yergi ve eleştiri eseridir. Henry Fielding, 1749 da yazdığı Tom Jones adlı romanında günlük yaşamın insancıl bir portresini çizer. Aydınlanma döneminin en önemli yazarlarından birisi de Samuel Johnson’dur (1709-1784). Johnson, denemeleri, eleştiri ve hiciv yazıları yazmıştır, en önemli eseri ise İngilizce Dil Sözlüğüdür. Aydınlanma devri yazarları arasında ayrıca Alexander Pope, Benjamin Franklin ve Thomas Paine’i de saymamız gerekir.

1776 yılında yayımlanan bir eser çok belirleyici olmuştur: Kapitalizmin temel kitabı kabul edilen Adam Smith’in Ulusların Zenginliği adlı eseri. Smith kitabında, ekonomik yaşamın da doğal yasalara tabi olduğunu, ulusların esas zenginlik kaynağının emek olduğunu, ülkelerin mal üretimi konusunda işbirliği ve işbölümü yaparak mukayeseli avantajlarını kullanmaları gerektiğini, serbest dolaşımın sağlanması ve gümrük duvarlarının kalkması gerektiği gibi bugün kulağımıza hiç de yabancı gelmeyen ilkeleri ortaya koyar. Adam Smith, devletin ekonomik hayatta ancak iki konuda müdahalesinin kabul edilebileceğini söyler: Ülkeyi dış saldırıya karşı korumak ve kamu hizmetlerinin teşviki. Bunun dışındaki tüm faaliyetleri piyasanın, görünmez eli ile düzene sokacağını öne sürer. Daha önce, bir grup Fransız düşünürün (Fizyokratlar) ortaya attığı Laissez-faire (bırakınız yapsınlar) prensibini Adam Smith de aynen benimser. Gerek Fizyokratlar, gerekse Adam Smith, ekonomiye dışardan, kanun yolu ile müdahalenin sistemi bozarak insanları mutsuzluğa sürükleyeceğine inanırlar.

 

 

Aydınlanma 4

İngiliz, Fransız Ve Alman Aydınlanmasında Eğitim

İngiliz Aydınlanmasında Eğitim

İngiliz Aydınlanması eğitim alanında en büyük temsilcisini John Locke (1632-1704)’da bulmuştur. İnsan bilgisinin tek kaynağı olarak tecrübeyi kabul eder. Tasarımlar, kavramlar, bilgiler yalnızca aklın uyanması ile bilinemez. İnsan, Descartes’ın iddiasının aksine, doğuştan hiçbir fikre ve ahlaki görüşe sahip değildir. İnsan zihni boş bir levha gibidir. Locke’a göre, insanların iyi ya da kötü, faydalı ya da faydasız oluşu aldıkları eğitimin sonucudur. Dolayısıyla, insanlar arasındaki zihni ve ahlaki farklılıklar aldıkları eğitimdeki farklılıklara bağlıdır. Locke, bireysel eğitimde natüralist eğitimden, eğitimin tabiatın yolunu izlemesinden, yani, öğrencinin tabii yetenek ve eğilimlerinin geliştirilmesinden, bunu sağlamak için her türlü hürriyetin tanınmasından yanadır. Beden ve ruh da sıhhatli ve kuvvetli olmalıdır. Dayağa, çocuğun hür olan tabiatını yıkacağı ve köle ruhlu bir insan yaratacağı için karşıdır. Eğitim oyun ve eğlence şekline sokularak verilmelidir. Elden geldiğince az kural verilmeli, temrinler yaptırılmalıdır. İyi yetiştirilmiş bir gencin sahip olması gereken dört şey, erdem, pratik beceri, iyi bir hayat tarzı ve bilgidir. Antik metinlerin ezberletilmesine karşı çıkar. Aristokrat bir gencin teorik derslerden aritmetik, astronomi, geometri, tarih ve Fransızca öğrenmesini, pratik beceri olarak dans, at binme, kılıç kullanma, dinlenmek için bir el zenaati öğrenmesini, ticari bilgiler edinmesini, seyahat etmesini salık verir. Her insanın eğitiminin, tıpkı çehresi gibi diğerlerinden ayrı olması gerektiğini düşünmüş, aynı metodla eğitilecek iki çocuğun mevcut olmadığını öne sürmüştür. Yüksek tabakaya mensup bir gencin diğer tabakaların çocuklarından farklı bir eğitim alması gerektiğine inanmıştır. Bu görüşleriyle bireysel eğitimde Rousseau’nun öncüsüdür.

Yoksul halk tabakaları çocuklarını işe alıştırıp, çalışkan ve üretici hale getirebilmek  için cemaatler tarafından kurulmuş iş okullarına gönderip, onları Presbiteryen ahlakı ve dini görüşüne uygun şekilde yetiştirmek gerektiğini savunmuştur. Yoksulların okula gönderilmesini teşvik için bu okullarda bedava yemek verilmesini önermiştir.

 Fransız Aydınlanmasında Eğitim

Aydınlanma akımı Fransa’da halka yayılmış, radikal, devrimci akımların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Aydınlanma hiçbir ülkede Fransa’da olduğu kadar geniş kitlelere yayılmamıştır. Kültür, devlet ve toplum hayatı ile ilgili sorunlar ön plana çıkmış, Voltaire Fransız Aydınlanmasının örnek tipi olarak dine ve kiliseye savaş açmıştır. Montesquieu, bir devlet teorisyeni olarak Fransa’nın toplumsal ve politik durumunu tenkid etmiştir.

Materyalist ve Sansüalistler (bilgilerimiz duyumlarımızdan gelir diyen görüş) eğitimde her türlü dini ve metafizik dogmalara karşı savaş açmışlar,

“Eğitim az olursa, fikirler de az olur”, “İnsanların zihinleri arasındaki eşitsizliğin nedeni, eğitimdeki eşitsizliktir”, “İnsan aldığı eğitime göre şekillenir”, “İnsan tabiatın değil, eğitimin ürünündür” şeklinde ifade ettikleri gibi eğitime sınırsız bir güç atfetmişlerdir. Eğitim, yükselme ve mutlu olmaya götürecek en etkili araçtır. Ancak hürriyet taraftarı bir devlet ile eğitim reformu yapılabilir. Feodal mutlakiyetçi devletin despotluğu ile Katolik Kilisesi’nin tehlikesi eşit tutulmuş,tüm eğitim ve öğretim kurumlarının hürriyet taraftarı devlete bağlı olması şart koşulmuştur.

Ansiklopediciler: İlk ansiklopedi 1727 yılında İngiltere’de yazılmış ve Fransızcaya tercüme edilmişti. Diderot, 1751-1772 yılları arasında yeni bir bilimler, sanatlar ve zanaatlar ansiklopedisi ya da sözlüğü hazırlamaya girişti.  Halkın tümünün genel bir eğitim ve öğretimden geçirilmesi gerektiğine; eğitimin, ilkokul/halk okulları, liseler/sanat okulları, fakülte/yüksek okullar olarak üç kademeli planlanması gerektiğini; bütün bu okulların devlete bağlı ve devletin kontrolünde olması gerektiğini; bütün ders planlarının entellektüel, ahlaki ve estetik süreçleri olması gerektiğini öne sürmüştür. Diderot, eğitim ve öğretim süreci içinde, zihnin işlenmesi, aydınlatılması ve geliştirilmesine yarayacak olan  entellektüel eğitimin ön planda tutulması gerektiğine inanmıştır. Çünkü, bilgilerdeki her zenginleşme insanı aydınlatır ve akla dayalı davranışlar yapmaya yöneltir. İnsanların haksever ve güvenilir olması için gerekli olan ahlaki eğitim ile ince zevklerin oluşmasına yarayan estetik eğitim de Diderot tarafından çok önemsenmiştir. Bedeni cezalar tamamen yasaklanmalıdır. Diderot, hamisi II.Katerina zamanında Rus hükümeti için hazırladığı eğitim reformu programında Aydınlanmacı görüşlerini yumuşatmış, Rusya’da okullarda din dersi verilmesini önermiştir. Ona göre Ateizm, ancak aydınlar çevresinde geçerli olabilecek bir dünya görüşüdür.

Laik Eğitimciler: Devletin vereceği milli ve laik eğitimden yana olanlar, kültürel geri kalmışlıktan daha çok Cizvitleri sorumlu tutarlar. Milli ve demokratik bir okul sistemi önerilirken, herkesi kendi mensup olduğu zümre içerisinde tutmak da hedeflenmişti. Tabiatın en iyi öğretmen olduğu, öğretimin duyusal olandan başlayarak kademeli bir biçimde basitten karmaşık olana doğru ilerlemesi önerilir. Eğitim ve öğretim, duyulara, hafızaya, duyusal algılara, iç yaşantılara ve tasarımlar üzerinde düşünme yeteneklerine dayanmalıdır. Eğitimde, beden eğitimi ile eğlencelere yer verilmeli, felsefe yalnızca yüksek tabaka çocuklarının eğitiminde yer almalıdır.

Natüralist Eğitimciler: Rousseau, bir süre Ansiklopediciler ile birlikte oldu, sonra ayrıldı. Kültür ile medeniyetin yükselmesi, ilimler ile sanatın gelişmesinin  ahlaki saflığı bozduğuna inanmış, bilim ve sanatlar mükemmelleşmeye çabaladığı ölçüde ahlak yüzeyselleşmekte ve dejenere olmakta, ahlaki nitelikler, entellektüel kültür tarafından zedelenmektedir diye düşündüğü için entelektüalizmi, entelektüel ve hümanist eğitimi reddetmiştir. Eğitimin amacı, Rousseau’ya göre, “tabii insan “ yetiştirmek olmalıdır. Mevcut eğitim sisteminin insan değil, vatandaş yetiştirdiğini, oysa eğitimin, insanı basit, sade ve tabii bir varlık olarak koruyacak tabii bir eğitim olması gerektiğini savunur. Eğitimin çocuğun psikolojik ve fizyolojik durumuna uygun düzenlenmesi gerektiğini öne sürer. Rousseau’ya göre, kızlarla erkeklerin eğitimi farklı olmalı, eğitimde oyun faktörü gözetilmeli, çocuk herhangi bir dine göre yetiştirilmemeli, büyüdüğünde dinini kendisi seçmelidir.

Fransız İhtilali ile gelen özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri ancak bütün zümrelere iyi bir eğitim verilmesi suretiyle hayata geçebilek şeylerdir. Fransız İhtilali’nin zorunlu gördüğü eğitim zümresel bir eğitim değil, genel insan eğitimidir ve herkes eğitim ve öğretimde eşit haklara sahip olmalıdır. İhtilal öncesinde halk tabakalarının eğitimi için mecburi bir öğrenim yoktur. İlkokullar, orta ve yüksek öğrenim kurumları  kilisenin kontrolü altındadır ve zümresel karakter taşır. Mirabeau, eğitimi kilisenin hakimiyetinden kurtarıp, ihtiyaç ve talep ilkelerine göre düzenlemeyi önerir. İnanç hürriyetini savunan Condorcet, devletin kilise bağlarından kurtarılması, kolonilerde zencilere uygulanan kölelik ticaretinin kaldırılması için savaşır. Devlet, sosyal ve ekonomik gelişme için eğitime ağırlık vermeli tezini savunan Milli Eğitim Üzerine Rapor adlı eserini yazar. Raporunda laik bir eğitim önerir. Derslerde, hakikat olan bilgiler öğretilmeli, öğretim tüm vatandaşlara açık, parasız ve faydalı olmalıdır. Lepeletier de bir Milli Eğitim Raporu hazırlamış, fakir çocukların eğitim masraflarını zenginlerin karşılaması suretiyle eğitimi yaygın hale getirmeyi önermiştir.

Alman Aydınlanmasında Eğitim

Aydınlanma akımı Almanya’da, Fransız ve İngiliz Aydınlanmasından aldığı etkilerle gelişmiş ama, farklı bir renk kazanmıştır. Eğitim, ne matematik ve tabiat ilimlerine yönelmiş bir realizm, ne de aristokrat eğitimidir, hedeflenen aydınlanmacı vatandaş eğitimidir. Bu akımın taraftarlarına Filantroplar (insan dostları) denir ve özgün bir Alman akımıdır. Dersler, sadece teorik bilgi vermemeli, çocuklar atölyeleri ziyaret etmeli, seyahat etmeli, dersler çocuklara zevk ve neşe vermelidir. Bu amaçla yapılan çalışmalarda oyun ve oyuncakların geliştirilmesine önemli katkıları olmuştur. Filantroplar, Almanya’daki okul öncesi eğitimin öncüleri olmuşlardır. Bütün okulların kamu yararını gözetmesi gerektiğini savunmuşlar, devletin mutluluğu ile halkın mutluluğunu koşut görmüşlerdir. Kamu okulları bütün çocuklara açık, okullar kiliseden bağımsız olmalı, öğretim vaktinden önce başlatılmamalı, fazla yüklü olmamalıdır. Pratik hayat için faydalılık ilkesi ön plandadır. Antik çağlar ve yabancı ülkeler ile fazla meşgul olmanın kişiyi, kendini ve ülkesini tanımada, geri bıraktığı düşünülür.

Ephraim Lessing’e göre eğitim, her bir insanda gerçekleşen  bir aydınlanmadır. Her bir insan için eğitim ne ise, bütün insan nesli için de din odur. Tevrat’ta, insanlığı eğitmenin ilk kademesini ve ilk temel kitabını görür. İsa peygamber, ilk güvenilir öğretmen, İncil insanlığın ikinci temel kitabıdır.