Etiket arşivi: Viyana

Bizans İmparatorluğu 61 | Bizans Sanatı 2

  • Bizans sanatındaki parlak dönemlerin ilki, I. Justinyen devridir, 6. yüzyıldadır; ikincisi İkonaklazm dönemi sonrası, İmparator I. Basil (867-886) ile başlayan ve Komnenos Hanedanı (1081-1175) ile devam eden dönemdir. Bu iki dönem, Bizans sanatının altın çağı diye anılır. 1261 yılında Latin işgalinin sona erdirilmesi ile sanat tekrar canlanmış, bu dönem de Osmanlı fethine kadar sürmüştür.
  • Bir imparatora ait heykel ve resimleri ortadan kaldırmak en büyük hakaret ve düşmanlık göstergesi sayılmıştır.
Farklı dönemleri temsil eden üç örnek, bin yıllık ömrü içinde Bizans sanatının geçirdiği aşamaları gösteriyor: Antik Yunan ve Roma’nın klasik izlerinden, Doğu’nun çileciliğinin izlerine, ve sonunda varılan etkileyici natüralizmi örneklerde görebiliyoruz. Fotoğraf: Byzantium, Time-Life.

Farklı dönemleri temsil eden üç örnek, bin yıllık ömrü içinde Bizans sanatının geçirdiği aşamaları gösteriyor: Antik Yunan ve Roma’nın klasik izlerinden, Doğu’nun çileciliğinin izlerine, ve sonunda varılan etkileyici natüralizmi örneklerde görebiliyoruz.
Fotoğraf: Byzantium, Time-Life.

  • Mimaride olduğu gibi edebiyatta, müzikte ve kültürün diğer alanlarında sanatçıların ana gayesi değişmezdi. Kilise içlerinin mozaik ve fresklerle süslenmesi ve dini amaçla kullanılan objelerin güzelleştirilmesi önem taşırdı. Bizans yazınında, azizlerin röliklerinin ve ikonalarının gerçekleştirdiği mucizeler önemli bir yer tutar.
  • 431 yılında toplanan Efes Konsili’nde Meryem Ana ile ilgili kararlar alındıktan sonra (Theotokos-Tanrı Anası) Meryem’in betimlenmesi değişti. Konsil kararı öncesi İsa tahtta, Meryem ayakta iken, Konsil sonrası ikonografide Meryem tahta oturdu ve İsa’yı kucağına aldı.
  • 6. yüzyıl sonundan itibaren din adamları İsa’nın insan olarak gösterilmesini istedi. “Kendisi bize nasıl görünmek istediyse öyle görünmüştür, öyle betimlenmelidir,” dendi.
  • 6. yüzyıla kadar hiçbir sanat türü için “Bizans Stili”nden bahsedilemez, denir. Ana çıkış noktası erken Hıristiyan sanatıdır. 2. ve 3. yüzyıllarda Roma mezarlarındaki fresk ve lahitler esas alındı. 4. yüzyıl başlarında Hıristiyanlar kiliseler inşa etmeye ve içlerini süslemeye başladılar. Bu tarihten itibaren Hıristiyanlar kendi stillerini üreterek, pagan Roma’dan ayrıldılar. Geç 3. ve erken 4. yüzyılda Romalıların portre sanatında benzerlik aranmaz, gayri şahsi, neredeyse sembolik olarak imparatorun yüce şahsiyeti yansıtılmaya çalışılırdı. Hıristiyanlar daha resmi, daha az naturalistik bir yorum getirdiler. 4. ve 5. yüzyıllarda bu iki stil yan yana var oldular, zaman zaman karıştırılarak kullanıldılar ama çok başarılı örnekler çıkmadı. 6. yüzyılda, Justinyen devrinde ilk başarılı örnekler yaratıldı. Bu eserler klasik sanattan naturalistik figürleri ve kompozisyonun genel ritmik dengesini aldı. Klasik figürün sağlamlığı ve üç boyutluluğunun yerine yüzeyde lineer, stilize bir yöntem uygulandı. Klasik sanatın üç boyutlu insan yüzü yerine daha abstre bir yüz, daha derinliksiz ve yüz hatlarının detaysız uygulanışı kullanıldı. En başarılı eserler saf klasik ya da saf soyut yöntemlerin kullanıldığı eserler arasından çıktı.
Soyluların yüzleri genellikle gözlemciye dönük olarak cepheden resmedilirdi. 6. yüzyıl başlarında Prenses Anikia Juliana için yapılmış ünlü Dioskorides Yazması’nda prensesin bir yanında Yücelik, öbür yanında Sağduyu kişileştirilmiştir. Tahtta oturan prenses sağ eliyle kitabın bir kopyası üzerine altın paralar atmaktadır. Üst giysisi altın çizgili, ayak taburesi de altın süslemelidir. Minyatürü bir bütün olarak içine alan ise büyük aznavur desenidir. Karenin üçgen köşeliklerinde kırmızı üzerine altın yaldızla prensesin adının harfleri yazılıdır. Lacivert fonun boyanmasında lapis lazuli kullanılmıştır. Kullanılan renklerin parıltısı, prensesin pozu, para bağışlayışı ile tablo cömertliği temsil etmektedir. Yazmada yer alan bu tablo, hem soylu kadın giysisi, hem Bizans şaşaası, hem Bizans değerleri, hem de Bizans resim sanatı  hakkında bize bilgi vermektedir. Hayırsever Anikia Juliana’nın portresi, Österreichisches Nationalbibliothek, Viyana, Avusturya.

Soyluların yüzleri genellikle gözlemciye dönük olarak cepheden resmedilirdi.
6. yüzyıl başlarında Prenses Anikia Juliana için yapılmış ünlü Dioskorides Yazması’nda prensesin bir yanında Yücelik, öbür yanında Sağduyu kişileştirilmiştir. Tahtta oturan prenses sağ eliyle kitabın bir kopyası üzerine altın paralar atmaktadır. Üst giysisi altın çizgili, ayak taburesi de altın süslemelidir. Minyatürü bir bütün olarak içine alan ise büyük aznavur desenidir. Karenin üçgen köşeliklerinde kırmızı üzerine altın yaldızla prensesin adının harfleri yazılıdır. Lacivert fonun boyanmasında lapis lazuli kullanılmıştır. Kullanılan renklerin parıltısı, prensesin pozu, para bağışlayışı ile tablo cömertliği temsil etmektedir.
Yazmada yer alan bu tablo, hem soylu kadın giysisi, hem Bizans şaşaası, hem Bizans değerleri, hem de Bizans resim sanatı hakkında bize bilgi vermektedir.
Hayırsever Anikia Juliana’nın portresi, Österreichisches Nationalbibliothek, Viyana, Avusturya.

 

 

Kütüphane Geleneği 8| Ephesos / Efes Kütüphanesi

  • Helenistik dönemde Pergamon’dan başka merkezlerden de bahsetmek gerekir.
  • Atina, özellikle felsefe ve retorik alanındaki kütüphaneleri ile ileri düzey öğrenimin başlıca merkezi olmayı Helenistik dönemde de sürdürmüştü. Romalı edebiyatçılar buradaki akademilere geliyorlardı.
  • Atina veya Antiokheia’da (Antakya) yüksek öğrenim görmek çok pahalı idi. Retorik eğitimi kaçınılmaz olarak paganlığa yakın olduğundan, Bizans İmparatoru Justinyen 529 yılında Platon’un Atina’daki Akademia’sının kapanması emrini vermişti.
  • Rodos, politikacı olmak isteyen ve Latince konuşanların azınlıkta olduğu bir dünyada, politik açıdan gelişebilmek için dağarcığa Yunan kültürü katmaya ihtiyaç duyanların gittiği, ünlü bir görgü okuluna sahipti. Marcus Antonius burada eğitim almıştı.
  • Helenistik öğrenimin başlıca merkezlerinden biri olan Antiokheia önemini, Suriye’nin Roma eyaleti olmasının ardından da korumuştu.
  • Roma İmparatorluğu’nun Yunanca konuşulan eyaletlerindeki eğitimli sınıflar için, yüksek öğrenim, Yunan edebiyatının incelenmesini zorunlu kılıyor, bunun için kitaplara ihtiyaç duyuluyordu.
  • Ephesos yöresindeki en eski yerleşim, Geç Kalkolitik Çağ’a, MÖ 5.-3. binyıllara gitmektedir. Minos, Miken uygarlıklarından sonra MÖ 11. yüzyılda Peloponnesos’ta yerleşik İonların Akhalar tarafından kovulmasıyla yöreye İon göçü olmuş, İonlar Batı Anadolu’da 12 kent kurmuşlardır, bunlardan biri de Ephesos’tur. Yöre Lidya, Kimmer, Med, Pers, Büyük İskender, Selevkos Hanedanı, Ptolemaios Hanedanı, Pontus, Roma hakimiyetine girmiş, stratejik önemi daima büyük bir yöre olmuştur.
  • MÖ 133 yılında Roma’nın Asya eyaletine katılmış İonia bölgesinin merkezi olmuş, Roma’nın genel valisinin görev yeri, denize doğrudan bağlı Ephesos olmuştu.
  • Roma İmparatorluğu’nun İskenderiye, Antiokheia ve Atina’dan sonra Doğu’daki dördüncü büyük şehri Ephesos’tu.
  • Ama İlkçağ’ın dünya başkenti olan bu zengin liman kenti, Küçük Menderes Nehri’nin getirdikleriyle derin körfezinin dolması ile bir kara kentine dönüşmüş; sismik ve jeolojik olaylarla deniz seviyesinin ve kıyı şeridinin değişmesi ile Ortaçağ’ın ilerleyen dönemlerinde Ephesos denizden uzaklaşmıştır. Yeni liman Cenevizliler tarafından kurulmuştur (Kuşadası). Yerleşim alanı tarih boyunca birkaç kez değişmiştir.
MS 2. yüzyıla tarihlenen Celsus Kütüphanesi’nin cephesi. Fasadın sağında Agora’nın Güney Kapısı, solunda Helenistik döneme ait peristilli ev (peristil: sütunlarla çevrili, bahçe gibi avlusu olan ev veya ön yüzünde sütunlu girişi olan ev). Kütüphane yapılırken evin bir kısmını yıkmışlardı. Ephesos’taki Celsus Kütüphanesi’nin ön cephesi 1905-6 yılında ortaya çıkarılmış, 1970-1978 yıllarında yeniden ayağa kaldırılmıştır. Roma Çağı’nın tipik özelliklerinden biri kütüphane cephelerinin çok süslü oluşlarıydı. Nişler, alınlıklar ve sütunlar gibi girintili çıkıntılı mimari ögelerden oluşan cephe düzenlemesi, tamamen Romalı bir anlayıştır. Helenistik ve Roma mimarisi arasındaki fark, Helenistik Dönem yapı ön yüzlerinde egemen olan yatay düzenlemeye karşın, Roma Çağı cephelerinde dikeyliğe önem verilmesidir. Fotoğraf, 2001 yılında çekilmiştir.

MS 2. yüzyıla tarihlenen Celsus Kütüphanesi’nin cephesi.
Fasadın sağında Agora’nın Güney Kapısı, solunda Helenistik döneme ait peristilli ev (peristil: sütunlarla çevrili, bahçe gibi avlusu olan ev veya ön yüzünde sütunlu girişi olan ev). Kütüphane yapılırken evin bir kısmını yıkmışlardı.
Ephesos’taki Celsus Kütüphanesi’nin ön cephesi 1905-6 yılında ortaya çıkarılmış, 1970-1978 yıllarında yeniden ayağa kaldırılmıştır.
Roma Çağı’nın tipik özelliklerinden biri kütüphane cephelerinin çok süslü oluşlarıydı. Nişler, alınlıklar ve sütunlar gibi girintili çıkıntılı mimari ögelerden oluşan cephe düzenlemesi, tamamen Romalı bir anlayıştır.
Helenistik ve Roma mimarisi arasındaki fark, Helenistik Dönem yapı ön yüzlerinde egemen olan yatay düzenlemeye karşın, Roma Çağı cephelerinde dikeyliğe önem verilmesidir.
Fotoğraf, 2001 yılında çekilmiştir.

  • İki kenarında heykel kaideleri bulunan, dokuz basamaklı merdivenle çıkılan kütüphaneye üç kapı ile giriliyor.
  • Üst kattaki pencereler alt kattaki giriş kapılarıyla uyumlu olarak yerleştirilmiş. Kütüphane için hareketli bir cephe düzenlemesi yapılmış.
  • Giriş kapılarının sağında solunda çerçeveli nişler içine heykeller konmuş. Heykellerin asılları Viyana’daki Ephesos Müzesi’nde sergileniyor. Efes’te ise orijinal heykellerin alçı mulajları nişlere yerleştirilmiş. Heykeller Romalı yüksek bir memurdan beklenen erdemleri sembolize ediyor. Soldan sağa, bilgelik, karakter, muhakeme, bilgi ve deneyim.
  • Cephe iki katlı olmasına rağmen yapının içi üç katlıydı. Celsus Kütüphanesi’nin görkemli cephesi, Helenistik dönemin iki katlı stoalarından etkilenerek yapılmıştır. İç mekan dikdörtgen planlı idi.
Niemann tarafından yapılmış Celsus Kütüphanesi’nin üç katlı iç rekonstrüksiyonu. Fotoğraf:Efes Rehberi, 2000.

Niemann tarafından yapılmış Celsus Kütüphanesi’nin üç katlı iç rekonstrüksiyonu.
Fotoğraf:Efes Rehberi, 2000.

Sophia, Bilgelik heykeli. Fotoğraf:Efes Rehberi, 2000.

Sophia, Bilgelik heykeli.
Fotoğraf:Efes Rehberi, 2000.

Episteme, Bilgi. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Episteme, Bilgi.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Kütüphane Meydanı’nda, Kütüphane’nin sağında yer alan MÖ 4.-3. yüzyıla tarihlenen Agora’nın Güney Kapısı ya da Mazeus ve Mithridates Kapısı. Burayı, İmparator Augustus’un bağışladığı iki köle yaptırmış.

Kütüphane Meydanı’nda, Kütüphane’nin sağında yer alan MÖ 4.-3. yüzyıla tarihlenen Agora’nın Güney Kapısı ya da Mazeus ve Mithridates Kapısı. Burayı, İmparator Augustus’un bağışladığı iki köle yaptırmış.

  • Merdivenin iki yanında bulunan yazıtlardan, MS 92 yılında konsül ve 106-7 yılında Asya Prokonsülü olan, olasılıkla Sardes’li, Ti. Julius Celsus Polemaeanus’un ne gibi memurluklarda bulunduğu ve sosyal durumu öğrenilmektedir.
  • Kütüphanenin altında buraya defnedilmiş Celsus Polemaeanus’un lahdinin bulunduğu mezar odası vardır.
  • Yapı yazıtlarında, Celsus’un oğlu ve MS 110 yılının konsülü olan C. Julius Aquila’nın kütüphaneyi babası için heroon olarak inşa ettirdiği yazmaktadır. Heroon, Antik Yunanistan’da bir kahraman ya da yarı tanrı adına yapılmış ve çevresi sütunlu bir galeriyle çevrili kutsal yerlerin adıydı.
Cephenin mimari bezemesinden ayrıntı.

Cephenin mimari bezemesinden ayrıntı.

  • Rulolar halindeki elyazmaları, galerilerden ulaşılan üst iki kattaki dolap nişlerinde saklanıyordu.
  • Okuma odasını bulanlar ve sonra da, Ephesos’taki Celsus Kütüphanesi’ne taşıyanlar büyük ihtimalle Romalılardı.
  • Kitapların, bugünkü şekliyle yazılmaya başlanması Roma dönemine denk gelir. Roma döneminde, metinler kitap şekline (codex) dönüştükten sonra her kitap ahşap bir kutuya konmaya başlanmıştır.
  • Taban döşemesi ve duvar kaplamaları çeşitli renkte mermer levhalarla yapılmıştı.
  • Binanın bakımı ve yeni kitapların alımı vasiyetnamede belirlenmiş vakıflar tarafından sağlanıyordu.
  • MS 262 yılında meydana gelen depremde, kütüphanenin okuma salonu tahrip olmuştu. Salon onarılmadı. Ön cephesi kabartmalı levhalarla kaplandı, eski basamakların üstüne su havuzu yapıldı. Part Levhaları adıyla ünlenen bu levhalar bugün Viyana Ephesos Müzesi’nde; yeni bulunan parçalar ise Selçuk Efes Müzesi’nde sergileniyor.
  • Kütüphanenin fasadı, olasılıkla bir depremle Ortaçağ’da tamamen tahrip olmuştu.

  • Efes’te ilk kazı 1863-1869 yılları arasında, antik dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı’nı bulmak isteyen, İngiliz mühendis John Turtle Woods tarafından British Museum adına yapıldı. Finansal destek yetersizliğinden sondaj çalışmaları durdu.
  • İngilizler Artemis Tapınağı kazısından elde ettikleri eserleri, Sultan adına müze açma vaadiyle yıllarca Selçuk’ta bir depoda topladılar. Zamanı gelince bu eserleri demiryolu ile İzmir’e, oradan da British Museum’a götürdüler.
  • 1893 yılında Viyana Üniversitesi Klasik Arkeoloji Bölümü, kazı izni için başvurdu. 1898 yılında Efes’teki arkeolojik kazıları yürütebilmek amacıyla Avusturya Arkeoloji Enstitüsü kuruldu.
  • Çoğunluğunu Avusturya, Türkiye ve Almanya’nın oluşturduğu dünyanın her yerinden gelen 180 bilim adamı ve sayıları 60- 80 arasında değişen yerel iş gücü ile kazı çalışmalarına devam edilmektedir. Antik kentin yaklaşık %10-15 kadarı kazılmıştır.
  • Efes’te ilk kazılarda ortaya çıkarılmış eserler öncelikle Viyana, Londra, İstanbul ve İzmir’de sergilenmektedir.

 

Bizans İmparatorluğu 46 | Bizans Mutfağı 1

Konstantinopolis sakinleri 4. yüzyıldan 7. yüzyıla kadar akşam yemeklerini bir tören havasında yemeğe düşkündüler. Küçük yarım daire bir masa (sigma) ve yine yarım daire biçiminde bir kanape kullanılırdı. Uzanarak yemek yemek bir statü işaretiydi. Ziyafet masanın çevresinde oturmak küçültücüydü, toplumun alt tabakalarına mahsustu. Görgü kurallarına göre ayakkabılar çıkarılmalı, terlik giyilmeliydi. Firavunun Ziyafeti minyatürü, Yaratılış Kitabı, Eski Ahit, 6. yüzyıl, Österreichisches Nationalbibliothek, Viyana, Avusturya.

Konstantinopolis sakinleri 4. yüzyıldan 7. yüzyıla kadar akşam yemeklerini bir tören havasında yemeğe düşkündüler. Küçük yarım daire bir masa (sigma) ve yine yarım daire biçiminde bir kanape kullanılırdı. Uzanarak yemek yemek bir statü işaretiydi. Ziyafet masanın çevresinde oturmak küçültücüydü, toplumun alt tabakalarına mahsustu. Görgü kurallarına göre ayakkabılar çıkarılmalı, terlik giyilmeliydi.
Firavunun Ziyafeti minyatürü, Yaratılış Kitabı, Eski Ahit, 6. yüzyıl, Österreichisches Nationalbibliothek, Viyana, Avusturya.

  • Bizans mutfağı eski Yunan ve Romalıların kültürel deneyimleri, iklim ve doğa koşulları ve Hıristiyanlık’ın kuralları ile oluşmuştu. Zaman içinde komşulardan da bazı şeyler almışlardı.
  • Bizanslılar yemeğe düşkündüler.
  • Ziyafetler elitlerin görüşme ve etkileşim yollarından biriydi. Ziyafetin verildiği mekan, sigmanın arkasından ya da tavandan sarkan kandiller ile aydınlatılırdı.
  • Ziyafette baş konuk kanapenin sağ köşesine, minderler ve örtülere yaslanarak, ev sahibi ya da ikinci önemli konuk da sol köşeye yaslanarak uzanırlardı. Sol el bir destek minderine yerleştirilir, sağ elle de ortak kaptan yemek alınırdı. Daha önce mutfakta kesilen yiyecek parmaklarla yenirdi. Ekmek, yemeği tabaktan almak için kullanılırdı.
  • Yemek elle yendiğinden, her kaptan önce ve sonra elleri yıkamak gerekiyordu. Hizmetkarlar konuklar ellerini yıkasın diye ibrik ve leğen getirir, sonra da onlara kokular ve kokulu yağlar serperlerdi.
  • Antikçağın şarabı sulandırma adeti Bizans dönemi boyunca, 12. yüzyıla kadar devam etmiştir. Şaraba katılacak ılık su hizmetkarlar tarafından amfora ya da ibrikle sofraya getirilirdi. Suyu ılık tutmak için kullanılan bir tür semaver (authepsa) Bizanslıların masasından eksik olmazdı.
Yemek masasının etrafında uzanma adeti 8. yüzyıldan sonra giderek ortadan kalktı. Ortadan yemek yeme alışkanlığı Orta Bizans Döneminde de (9.-13.yüzyıl)  sürdü. 13.-14.yüzyıllarda sofra alışkanlıklarında yenilikler ortaya çıktı. Artık yüksek, genellikle beyaz örtüler örtülmüş masaların etrafında, katlanabilen tabure ya da sıralara oturarak yemek yenmeye başlanmıştı. Masanın ortasındaki ortak kap artık yoktur, kişisel kullanım için yapılmış küçük kaplar kullanılmaktadır. Dini ikonografide ziyafet sahneleri bu yenilikleri yansıtır. Eyüp Peygamber’in en büyük oğlunun evinde şölen, Eyüp Kitabı, Eski Ahit, Manuel Tzikandiles’in yorumu. Bibliothéque nationale de France, Paris, Fransa.

Yemek masasının etrafında uzanma adeti 8. yüzyıldan sonra giderek ortadan kalktı. Ortadan yemek yeme alışkanlığı Orta Bizans Döneminde de (9.-13.yüzyıl) sürdü. 13.-14.yüzyıllarda sofra alışkanlıklarında yenilikler ortaya çıktı. Artık yüksek, genellikle beyaz örtüler örtülmüş masaların etrafında, katlanabilen tabure ya da sıralara oturarak yemek yenmeye başlanmıştı. Masanın ortasındaki ortak kap artık yoktur, kişisel kullanım için yapılmış küçük kaplar kullanılmaktadır.
Dini ikonografide ziyafet sahneleri bu yenilikleri yansıtır.
Eyüp Peygamber’in en büyük oğlunun evinde şölen, Eyüp Kitabı, Eski Ahit, Manuel Tzikandiles’in yorumu.
Bibliothéque nationale de France, Paris, Fransa.

  • Bizanslılar günü üç öğüne bölmüşlerdi. Asil sofralarında öğle ve akşam yemeklerinin başlangıcında meze türü yemekler sunulduğu biliniyor. Bu öğünlerde üç çeşit yemek hazırlanmakta, mezelerden sonra genellikle bir balık yemeği sunulmakta, yemek bir tatlı ile bitmekteydi.
  • Bizans yemek düzeni, Ortaçağ Avrupa mutfağındaki menü zenginliğine göre daha sade idi.
  • Bizans’ta çok sayıda gurme olduğu düşünülüyor.
  • Doğu Roma sofrasında peynirin özel bir konumu vardı. Peyniri incir yaprağı ile sararlarmış.
  • Temel yağ zeytinyağı idi. Trilye’nin zeytinyağı meşhurdu.

Bizans İmparatorluğu 16 | Din 1

BİZANS VE DİN

  • Konstantin’in hükümranlığı sırasında paganların katline başlanmıştı. Durum  oğullarının zamanında da değişmedi. 341’de paganların katli yasaklandı, 353’te putlar kanun dışı ilan edildi; tapınaklar kapatıldı; Büyük Theodosius zamanında (379-395) Hıristiyanlık devlet dini ilan edildi. Çok çeşitli halklardan oluşan bir ülkede resmi bir dinin birleştirici bir güç olacağı düşünüldü. Pagan Roma’da bu birleştirici güç imparatora tapma idi. Böylece Bizans, tarihteki ilk Hıristiyan devlet oldu.
  • Ermeniler, ilk Hıristiyan devleti kuranın kendileri olduğunu iddia eder.
  • Konstantinopolis kiliseleri, rölikler ve ikonalar sayesinde kutsallık kazanmış, kimi zaman Yeni Kudüs olarak anılmış, Ortodoksluğun ve tüm Doğu Hıristiyanlığının merkezi sayılmış böylece Roma Kilisesi’ne güçlü bir alternatif olmuştu.
  • Doğu Hıristiyanlığının üç büyük akımı Ortodoksluk, Nasturilik ve Monofizitlik erken Hıristiyanlık döneminde Konstantinopolis’te ortaya çıkmıştı. Ortodoksluk Bizans’a hakim olunca ötekiler Doğu’ya yönelmişti. Nasturilik, Sasani İmparatorluğu içinde yayılmıştı. Monofizit anlayışlar ise yine Doğu’da Ermeniler, Süryaniler, Maruniler, Kıptiler içinde yeni inançların doğmasına neden olmuştu. 7. yüzyılda Kudüs, İskenderiye ve Antakya Müslümanlar tarafından alınınca Konstantinopolis Doğu’nun tek dinsel merkezi oldu. Daha sonraki yıllarda Kudüs Patrikliğinin Fener’de, Yeniköy’de ve Heybeliada’da Ayios Yeoryios Metohi kiliseleri ile, Balat’ta Mısır’daki ünlü Tur-ı Sina Manastırı Başpiskoposluğu temsilciliği olan Ioannes Prodromos Metohi Kilisesi kurulacaktı.
  • 9. yüzyıldan itibaren, Ortodoksluğun Sırplar, Bulgarlar, Ruslar arasında yayılmasıyla doğan Kuzey Ortodoksluğu Konstantinopolis’te önemli merkezler kurmadılar, Rum Ortodoks kiliselerinde ibadet ettiler. Bulgarlar ancak 19.yüzyılda Balat’ta bir kilise kurdular. Ruslar, 19. yüzyılda Karaköy’de üç  çatı katını küçük bir şapel olarak düzenlediler.
  • Süryanilik, Bizans döneminde Ermeni Kilisesi’nin himayesi altındaydı.
  • Dinsel günlerin, zaferlerin, imparator düğünlerinin, doğal afetlerden kurtuluşun kutlandığı panegiris’ler; bazılarına imparator ve patriğin de katıldığı liti adı verilen dinsel ayin alaylarında dua ve ilahilerle ayinin yapılacağı kiliseye gidilir, tören sonrası sarayda yemek daveti verilir, kiliseler ve manastırlarda halka yiyecek ve şarap dağıtılırdı. Konstantinopolis’te yılın üçte biri panegiris ve liti ile geçmekteydi.
  • Batı Hıristiyan dünyası kendisini Aristocu bir esas ile ifade ederken Doğu Hıristiyanlığı, eski köklerine, I. Justinyen’in yasakladığı Platonculuk’a yöneldi.
İsa’nın çarmıha gerildiği haç olduğuna inanılan, 4. yüzyılda Azize Helena tarafından Kudüs’te bulunmuş Gerçek Haç’ın parçalarından birinin muhafaza edildiği rölikerlerden biri. Levha üzerine tempera ve altın, 10. yüzyıl ortası, Konstantinopolis. Vatikan Müzesi, Vatikan. Bu rölik, Vatikan hazinesinin en kıymetli parçalarından biridir.  Rölikerin sürgülü kapağı vardır. Sol tarafta görülen parça, kapaktır. Sağ tarafta görülen iki kollu haç (crux gemina) Doğu Hristiyanlığında yaygın kullanılan bir haçtır. Bu haçın betimlenmesinde politik bir amaç olduğu da düşünülebilir. Kapaktaki betimleme, geleneğe tamamen uygundur. İsa’nın çarmıhı Adem’in kafatasının üzerinde yükselmektedir; olayın etkisi ile ay ve güneş donup kalmıştır. Geleneksel olmayan ise, Meryem’in, acı içinde oğlunun ayaklarına sarılması ve 347-407 yılları arasında Konstantinopolis Başpiskoposu olan ve Kilise Babaları arasında sayılan Aziz John Chrysostom’un da betimlenmiş olmasıdır. Bizans dini sanatında o dönemde de hislerin ifade edildiği biliniyor. Rölikerin iç kısmındaki betimlemeler ise şöyledir: en üst solda Pantokrator İsa, en üst sağda oğluna dua etmekte olan Meryem, ortada melekler, en altta ise Azizler Paul ve Peter görülmektedir. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

İsa’nın çarmıha gerildiği haç olduğuna inanılan, 4. yüzyılda Azize Helena tarafından Kudüs’te bulunmuş Gerçek Haç’ın parçalarından birinin muhafaza edildiği rölikerlerden biri. Levha üzerine tempera ve altın, 10. yüzyıl ortası, Konstantinopolis. Vatikan Müzesi, Vatikan.
Bu rölik, Vatikan hazinesinin en kıymetli parçalarından biridir. Rölikerin sürgülü kapağı vardır. Sol tarafta görülen parça, kapaktır. Sağ tarafta görülen iki kollu haç (crux gemina) Doğu Hristiyanlığında yaygın kullanılan bir haçtır. Bu haçın betimlenmesinde politik bir amaç olduğu da düşünülebilir.
Kapaktaki betimleme, geleneğe tamamen uygundur. İsa’nın çarmıhı Adem’in kafatasının üzerinde yükselmektedir; olayın etkisi ile ay ve güneş donup kalmıştır. Geleneksel olmayan ise, Meryem’in, acı içinde oğlunun ayaklarına sarılması ve 347-407 yılları arasında Konstantinopolis Başpiskoposu olan ve Kilise Babaları arasında sayılan Aziz John Chrysostom’un da betimlenmiş olmasıdır. Bizans dini sanatında o dönemde de hislerin ifade edildiği biliniyor.
Rölikerin iç kısmındaki betimlemeler ise şöyledir: en üst solda Pantokrator İsa, en üst sağda oğluna dua etmekte olan Meryem, ortada melekler, en altta ise Azizler Paul ve Peter görülmektedir.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • 3.-6. yüzyıllar arasında Hıristiyanlık Roma ve Bizans İmparatorluğu’nda yayılmaya başlar. Aynı dönemde Budizm anavatanı olan Hindistan’dan Asya’nın ortalarına, Çin’e ve Kore’ye yayılır.
  • Dinlerin güçlenmeleri hükümetlerin güçsüz olma dönemine rastlar. Hıristiyanlık Roma İmparatorluğu’nun çöküş döneminde gelişmeye başlar, Budizmin Çin’de güçlenmesi Han Sülalesi’nin dağılması ile sonuçlanan 400 yıllık karışıklık döneminde gerçekleşir. Bu iki din de kaos dönemlerinde halka ruhsal güç vermişlerdir. Farklılık ise, Hıristiyanlık Bizansın resmi dini haline gelmiş ancak Budizm sonunda Taoizm ve Konfuçyüsçülük ile birleşerek Çin dini düşüncesinde kompleks bir karışım haline gelmiştir.
  • Bizans’ta günlük hayatta din önemli bir rol oynardı. Bizanslılar Ortodokstu. (Ortodoksluk, Doğu Batı Kiliselerinin ayrılma süreci İnanç Dosyamızda işlenmişti.)
  • İskenderiyeli papaz Arius, İsa Mesih’in, Tanrı Baba gibi, ezeli, ebedi ve aynı tözden olmadığını; O’nun aracı olarak dünyanın kurtarılışı için yaratıldığını; doğuştan insan olduğunu öne sürmüş ve 325 I. Nikaea Konsili’nde aforoz edilmişti. Ancak Ariusçuluk, yayılma eğilimi göstermişti. Arius, görüşlerini paylaşmayan I. Konstantin tarafından bir müddet sonra affedilmişti. Büyük Konstantin’in oğulları ve Valens Ariusçuluğu savunmuş, Büyük Theodosius tarafından 381’de toplanan II. Nikeae Konsili’nde de Ariusçuluk yeniden reddedilmiş ve Ortodoks öğreti, bütün imparatorluk için tek dinsel öğreti ilan edilmişti.
  • İS 41’de, ilk Hıristiyanlar Roma’ya gelmeye başladıklarında Claudius imparatordu. Onlar da Yahudiler gibi, kamu düzenini bozmadıkça, Roma ve Augustus kültlerinden muaf tutulurlar. Aynı yıl Antakya’da, İsa’yı izleyenlere christianoi denmeye başlandı. Bu, Yunanca Mesih anlamına gelen christos’a gönderme yapmaktı.
  • I. Konstantin’in oğlu olan Konstantius pagan geleneği olan kurban kesmeyi yasakladı. Paganizme yakınlık duyan Julianus okullarda Hıristiyanlık eğitimini sınırladı. I. Theodosius 392’de yayınladığı emirname ile paganizme kesin olarak yasak getirdi. Hıristiyanlığın tek din haline gelmesiyle Bizans’ta Hıristiyanlaşma süreci hızlandı.
  • 451 yılında toplanan Khalkedon Konsili, Konstantinopolis piskoposluğunun eski Roma ile aynı ayrıcalıklardan yararlanması ve hiyerarşide rütbesinin onun hemen yanında yer alması yönünde karar alındı. Konsil toplantısına Romalı temsilciler katılmamıştı. Roma’nın itirazı, kiliseler arasındaki büyük bölünmeyi başlattı.
  • Bu konsilin bir başka önemli kararı da Kutsal Üçleme öğretisinin kabul edilmesi ve monofizit görüşün reddedilmesi oldu. Monofizit görüş, İsa’nın yalnızca tek bir doğası olduğunu, Tanrı ve insan doğalarının onda birleşmiş durumda bulunduğunu kabul eder.
  • Khalkedon Konsili, aldığı bu önemli kararlarla, Yunan, Latin, Kıpti ve Suriye kiliseleri arasında bölünmeyi; bu derin bölünme, gelecekteki İslam saldırılarına karşı koymayı olanaksız hale getirecekti.
  • Hıristiyanlar zaman içinde devlet kademelerine girdiler ve dini organize ettiler.
  • Yavaş yavaş kendi örf ve doktrini olan yeni Hıristiyan kilisesi gelişti. Bazı adetler ve hizmetler Yahudilikten, bazı dini merasimler ve hatta tarihler pagan dinlerden alındı. Mitra festival günü ile rekabet etmesi için Noel tarihi 25 Aralık olarak kabul edildi. Oysa İsa’nın doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor.
  • 431 yılında toplanan Efes Konsili’nde Meryem Ana ilahi erkek figürlerin arasında yerini almıştır. Konsil’de İsa için “anası ve babası ile aynı özdendir” dendi, Meryem, daha da önemli oldu.
  • Ortodokslukta Meryem, lekesizdir; Teotokhos’tur, Tanrı Anası’dır. Ortodoks inancına göre Meryem ölmemiş, uyumuştur. Bu duruma Koimesis/Kimisis denir. (Eski Mısır’da Tanrıça İsis de Tanrı Anası’dır)
  • Ortodokslar Meryem’e, asla Maria demezler: Pan agia, MP-Tanrı Anası’dır.
Koimesis ikonu. Konstantinopolis, 10. yüzyılın ikinci yarısı, Kunsthistorisches Museum, Viyana. Bu, sabun taşından yapılma kişiye özel bir ikon. Sabun taşı gözeneksiz, ama işlenmesi kolay bir malzeme olduğu ve fildişinden daha uygun fiyata mal olduğu için fildişi gibi, küçük boy eserler için tercih edilirdi. Bizanslılar taşın açık yeşil tonunu da severlerdi. Bu ikona altın yaldız süsleme de yapılmış. Sabun taşından yapılmış eserleri de fildişi ustalarının yaptığı tahmin ediliyor. Ancak sabun taşı kırılgan olduğu için günümüze ulaşmış çok fazla eser yoktur. Bu ikonda Meryem, bir kline üzerinde, etrafında Aziz Petrus ve Pavlus ile Havariler, uykuya yatmıştır. İsa, merkezdedir. Bir tek onun başındaki halede haç vardır. Elinde Meryem’in kundakta bebek şeklinde tasvir edilmiş ruhunu tutmaktadır. Bebeğin başı kırılmış, günümüze ulaşmamıştır. Sağdaki melek, Meryem’in ruhunu Cennet’e götürmek üzere hazırdır. Ellerinin üzerinde, kutsala çıplak elle dokunmamak için bir örtü vardır. Bütün olay, bir baldekenin altında geçmektedir. İki yandaki sütun, milattan önceden beri uygulanan Herakles düğümü ile süslüdür. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Koimesis ikonu. Konstantinopolis, 10. yüzyılın ikinci yarısı, Kunsthistorisches Museum, Viyana.
Bu, sabun taşından yapılma kişiye özel bir ikon. Sabun taşı gözeneksiz, ama işlenmesi kolay bir malzeme olduğu ve fildişinden daha uygun fiyata mal olduğu için fildişi gibi, küçük boy eserler için tercih edilirdi. Bizanslılar taşın açık yeşil tonunu da severlerdi. Bu ikona altın yaldız süsleme de yapılmış. Sabun taşından yapılmış eserleri de fildişi ustalarının yaptığı tahmin ediliyor. Ancak sabun taşı kırılgan olduğu için günümüze ulaşmış çok fazla eser yoktur.
Bu ikonda Meryem, bir kline üzerinde, etrafında Aziz Petrus ve Pavlus ile Havariler, uykuya yatmıştır. İsa, merkezdedir. Bir tek onun başındaki halede haç vardır. Elinde Meryem’in kundakta bebek şeklinde tasvir edilmiş ruhunu tutmaktadır. Bebeğin başı kırılmış, günümüze ulaşmamıştır. Sağdaki melek, Meryem’in ruhunu Cennet’e götürmek üzere hazırdır. Ellerinin üzerinde, kutsala çıplak elle dokunmamak için bir örtü vardır. Bütün olay, bir baldekenin altında geçmektedir. İki yandaki sütun, milattan önceden beri uygulanan Herakles düğümü ile süslüdür.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Ortodoks inancına göre papazın ahlaki değerinin, ayinin geçerliliği üstünde hiçbir etkisi yoktur.
  • Bizansın kuvvetli bir dini pozisyonu vardı. 6. yüzyılda Justinyen, Bizans Kilisesini diğer bütün kiliselerin başı ilan etti. Bu Roma’daki Papa tarafından protesto edildiyse de günümüze kadar süren etkileri olmuştur.
  • 797’de imparatoriçe ve imparator naibi İrene pek çok entrikadan sonra kendini hükümdar ilan etti. Papa III. Leo, İsa’nın nasıl tasvir edileceğine dair sert bir anlaşmazlık içinde olduğu Bizans’ın karşısına güçlü bir rakip çıkarmak amacıyla,  başta bir erkek olmadığı için Bizans tahtını boş ilan edip 800’de Şarlman’ı  İmparator ilan etti. Bu Bizanslılar için kutsal devlete karşı işlenmiş bir günah değilse bile gücün kötüye kullanılması sayıldı. Bu olay Papalık ile Doğu Kilisesi arasındaki ilişkileri kötü etkiledi.
  • Roma ve Bizans kiliseleri arasındaki anlaşmazlıklar tırmandı ve 1054 yılında iki kilise birbirlerini tanımadıklarını ilan ettiler.
  • Katolikler ve Ortodokslar ilk günah’ı kabul ederler; Katolikler bunu her fırsatta hatırlatır, Ortodokslar bu kavramı yumuşatmışlardır.
  • Ruslar, Bulgarlar, Romenler, Yunanlar Ortodoksturlar.
  • Ticaret ve din ile Rusya, Bizans kültürünün içine çekildi. Güçlü Ruslarla barış içinde yaşamanın tek yolunun onları kendi dinlerinin nüfuzu içine almak olduğunu Bizanslılar biliyordu. Kiev Prensi İgor’un (941 yılında donanması ile Konstantinopolis’e saldırmıştı) dul eşi Kiev Prensesi Olga, 975 yılında yaptığı Konstantinopolis ziyaretinde vaftiz edilmişti. Çok sonra Olga, Ortodoks Kilisesi’nin ilk Rus azizesi olarak ilan edilmiştir. Olga’nın torunu  I. Vladimir 988 yılında kendisinin ve halkının Bizans tipi bir Hıristiyanlığa bağlı olduğunu açıklayarak Ortodoksluğu resmi din olarak benimsemiştir. Aslında 860 yılında Bizans kaynakları bu müjdeyi vermiştir. Yani tarih net değildir.  Aziz Vladimir ayrıca Bizans Prensesi Anna ile evlenmiştir. Birkaç yıl sonra Ortodoksluk yalnızca yöneticilerin değil, tüm Rus halkının dini haline gelir ve 1037’den itibaren Rus Kilisesi Konstantinopolis’teki Patrik tarafından yönetilir.
  • Büyük Knez olarak değil de “Çar” olarak ilk taç giyen IV. İvan’dır (Korkunç İvan). Taç giymesi Doğu Roma uygulamalarını temel almıştır: Tanrı tarafından seçilmiş, taç giydirilmiş ve takdis edilmiştir. İvan, Çar ünvanını, takdis etmesi için İstanbul Patriği’ne başvurmuş, 1561’de Patrik’in onayını almıştı. Ancak Bizans’ta imparator ile patriğin işlevleri özel bir yasa ile belirlenmişken, Rusya’da din-devlet ilişkisi güce bağlı olarak belirlenmiştir. Rusya Bizans’tan Hıristiyanlığı aldıktan sonra Rus toprağına taşınan kültürün önemli bir bölümü de Bizans sanatıydı. Rus prensleri İstanbul’a gelip vaftiz olurlardı.
“Çar’ın yeri” diye bilinen “Monomakh’ın tahtı,” Ebedi Uyku Katedrali’nin içine yerleştirildi. Alt rölyeflerinde Bizans İmparatoru Konstantin Monomakh’ın (1042-1055), Vladimir Büyük Knezi’ne barış istemek için gönderdiği elçilerin ve hediyelerin tasvir edildiği, dört arslan üzerinde yükselen 1051 yapımı büyük bir ahşap oyma eserdir. Biz gittiğimizde fotoğraf çekme izni alamamıştık. Fotoğraf:www.richard-seaman.com.

“Çar’ın yeri” diye bilinen “Monomakh’ın tahtı,” Ebedi Uyku Katedrali’nin içine yerleştirildi. Alt rölyeflerinde Bizans İmparatoru Konstantin Monomakh’ın (1042-1055), Vladimir Büyük Knezi’ne barış istemek için gönderdiği elçilerin ve hediyelerin tasvir edildiği, dört arslan üzerinde yükselen 1051 yapımı büyük bir ahşap oyma eserdir. Biz gittiğimizde fotoğraf çekme izni alamamıştık.
Fotoğraf:www.richard-seaman.com.

  • İnançsızların  ikna yoluyla ya da zorla bir dine geçirilmesi, o çağda çok önem verilen bir konuydu. Justinyen devrinde Bizans yasalarına eklenen bir maddeye göre, bir Hıristiyanı Yahudi yapmaya çalışanın cezasının yakılarak ölüm olacağı duyurulmuştur.

Bizans İmparatorluğu 4 | Giriş 2

  • Bizans’ta politikalar heterojen olmuştur ama imparatorluk makamı kavramı çağlar boyu aynen korunmuştur.
  • Bizans İmparatorluğu aslında Roma İmparatorluğu’dur. Ancak zaman içinde imparatorluğun dini, çok tanrıcılıktan Hıristiyanlığa, dili ise Latince’den Yunanca’ya değişti. Böylece, sonraları Bizans olarak adlandırılacak kültür ortaya çıktı. Bizans, Helenizm ve Hıristiyanlık melezi bir uygarlık idi.
  • Aziz Basileios, pagan edebiyatından işlerine yarayanları almalarını; ancak Helen yazı ve edebiyatını kapsamlı bir şekilde öğrendikten sonra Hıristiyan sırlarını anlayabilecek olgunluğa erişilebileceğini yazmıştır.
5. yüzyıl sonu, 6. yüzyıl başına tarihlenen fildişi Roma ve Konstantinopolis betimli diptik (açılıp kapanabilen yüzeylerden oluşan iki parçalı resim). Sağdaki Konstantinopolis, Roma’dan bir santimetre daha yüksek. Tesadüfen mi, bilerek mi yapıldığını merak ettim. Viyana, Kunsthistorisches Museum. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

5. yüzyıl sonu, 6. yüzyıl başına tarihlenen fildişi Roma ve Konstantinopolis betimli diptik (açılıp kapanabilen yüzeylerden oluşan iki parçalı resim). Sağdaki Konstantinopolis, Roma’dan bir santimetre daha yüksek. Tesadüfen mi, bilerek mi yapıldığını merak ettim. Viyana, Kunsthistorisches Museum.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

  • Bazı tarihçiler, Bizans İmparatorluğu yıkıldığı zaman uygarlığıyla birlikte yok olduğunu iddia etmişlerdir. Uygarlık, devletten daha kapsamlı bir olgudur ve çoğu zaman bir devletin ölümü, uygarlığının da ölümünü gerektirmez.
  • Bizans, eski Greko-Romen dünya ile Rönesans Avrupa’sı ve Osmanlı İmparatorluğu dünyaları arasında bir bağ meydana getirir.
  • Roma, Batı ve Germen alemi için ne tesir yaptıysa, Bizans da Slav ve Doğu alemi için aynı tesiri yapmıştır. Slavlar, Bulgarlar ve Ulahlar (Makedonya’da ve Romanya’da yaşayan etnik grup), Bizans’ın dinini, idare şeklini, edebiyatını, sanatını benimsemişlerdir. Ortodoksluk, Kiril alfabesi, Rus sarayındaki gelenek ve merasimler Bizans’tan alınmış, Bizans İmparatorluğu siyasi mevcudiyetini kaybettikten sonra bile tesirini  sürdürmüştür.
  • Hem Kutsal Kitaplar’ın hem Helenistik eserlerin tercüme edilmesini sağlayarak Ermeni ve Süryanileri; ilahiyat, eğitim ve manastır sistemi ile Latin Batı’yı derinden etkilemişlerdir.
  • Emeviler’in merkezi Şam Doğu Bizans vilayetlerindendi. O topraklarda Bizans yapısı büyük oranda dağılmadan kalmıştı. İslam’ın ilk dönemlerinin idari, ekonomik, mali ve sosyal kurumları Bizans geleneğinden oldukça etkilenmişti. Bağdat merkezli Abbasiler önceleri Pers etkisindeki kültürel-politik bir çevrede kalmışlar, Halife Memun’un saltanatı döneminde (813-833), Yunan metinlerinin önemli bir bölümünün tercüme edilmesi ile Helenistik mirasın parçaları İslam uygarlığına aktarılmıştı. Halife, Bilgelik Evi adlı bir araştırma enstitüsü kurmuş, Yunan alimlerini metinleri Arapçaya çevirmeleri için bir araya getirmişti. Yunan tıbbı ilk sırada çevrilenlerdendi. Galenos’un 128 tıbbi araştırması, astronomi, aritmetik, geometri, coğrafya alanlarındaki yazılar; Aristo’nun yazılarının büyük bir kısmı, Platon’un Diyaloglar’ından dördü, Plotinos’un ve Yeni Platoncuların çalışmaları Arapçaya bu dönemde aktarılmıştı.
  • Konstantinopolis, dönemin en büyük politik güçlerinden birinin merkezi; pagan dünyadan Hıristiyanlığa geçişin kararının verildiği kent; Ortodoks Hıristiyanlığın kültür merkezi; Ortaçağ Avrupası’nın en etkili bilim yuvası olmuştur.
  • Roma ile Konstantinopolis, Papa ile Patrik, Yunan ile Latin arasındaki üstünlük mücadelesi her zaman sürmüştür.