Etiket arşivi: Virginia Woolf

James Joyce 14

ANTİ-JOYCE SÖYLEMLER

(1920’li ve 1930’lu yıllarda yayımlanmış yazılardan. Çoğu, Umberto Eco’nun Düşman Yaratmak adlı kitabında yer alan Bir Ulysses Eksikti adlı makaleden derlenmiştir.)

 

Yazar, 1941 yılında Zürih’teki bir hastanede, elli dokuz yaşında öldü. İki gün sonra kısa bir törenin ardından gömüldü. Mezarına eşi, oğlu ve gelini de ileriki yıllarda defnedilmiştir. Fotoğraf: davidnice.blogspot.com

Yazar, 1941 yılında Zürih’teki bir hastanede, elli dokuz yaşında öldü. İki gün sonra kısa bir törenin ardından gömüldü. Mezarına eşi, oğlu ve gelini de ileriki yıllarda defnedilmiştir.
Fotoğraf: davidnice.blogspot.com

 

  • Düzenle sıralanmış bir olaylar dizisini, başı sonu olan bir öyküyü anlatmaması, kurallara aldırmaması; canının istediğini canı istediği gibi aktarması, James Joyce’dan bir buçuk yüzyıl önce bilinç akımını kullanması; kişilerinin aklından geçenleri karma karışık bir biçimde ortaya dökmesiyle Laurence Sterne (1713-1768) daha özgündür.
  • Joyce, Italo Svevo’yu keşfeden kişidir. İtalyan yazarlar arasında, zirvesinde Proust’un olduğu pasif analitik edebiyata en yakın olan Svevo’dur. Joyce, Proust, Svevo ve benzerleri modası çabuk geçecek olgulardır.
  • Ulysses devasa miktarda sabır gerektiriyor, dahiyane olmasa da neredeyse zekice yazılmış bir eser.
  • Ulysses yayımlandığında okurlardan güzel tepkiler, kutlamalar alsa da, kitabı eleştiren çok olmuştu. Kardeşi, Joyce’un yazdıklarının deli saçması olduğunu düşünür. H. G. Wells, Joyce’a yazdığı mektupta “Beni tipik ortalama bir okur olarak ele al. Bu eserden büyük bir zevk alır mıydım? Hayır,” diye Joyce’a yüklenir.
  • Joyce, tıpkı bir köpek doğurmaya zorlanan bir keçi gibi, ölçüsüz şeyler yaratır.
  • Joyce’un tek yaptığı, iç monoloğu kelime ishaline çevirmek ve güzel kelimeleri bozmaktır.
  • Portre’den itibaren Joyce insanlığını aşağılık hale getirecek kaosa, bulanık rüyalara, bilinçaltına döndü ve geriye bir tür psikanalistin uydurma ve kısır cüretkarlıklarından başka bir şey kalmadı. Kalıcı olandan çok geçici olanı yakalamaya eğilimli bir yaklaşım.
  • Joyce, modern dekadan akımın tipik bir temsilcisidir.
  • Joyce özellikle Fransa’da faal olan ve hem insan hem de fikir lanse eden o Yahudi örgütüne kur yaptı. Joyce her türlü Latinliğe, imparatorluk uygarlığına, Katolik uygarlığına karşıdır, denir. Yahudilere saygı duyduğu kesindir.
  • Virginia Woolf, Ulysses’ten sonra James Joyce hakkında 2-3 tane çok kötü makale yazmıştır. Bloomsbury Grup aracılığıyla makaleler çok yayılıyor. Ama Ulysses beğeni kazanmaya başlayınca Virginia Woolf da daha olumlu yorumlarda bulunuyor.
  • Vladimir Nabokov, üstün nitelikli bulduğu Ulysses’in aksine diğer romanlarının berbat olduğunu yazmıştır.
  • Brezilyalı yazar Paulo Coelho Ulysses’i “Edebiyat dünyasında zarara yol açmış, sadece yazım tekniğine odaklanmış bir kitap” olarak değerlendirmiş ve teknik çıkarıldığında kitabın bir twit’ten ibaret olduğunu bir Brezilya gazetesine verdiği röportajda belirtmiştir.
  • James Joyce da Oscar Wilde’ı İngilizlerin saray soytarısı diye aşağılamıştı.
  • Faulkner, bir yazarı göze aldığı başarısızlık oranıyla ölçtüğünü söylemiş. Bu söz kolayca Joyce’a da uygulanabilir.

 

Verdiği bilgilerin çoğu belgelere dayanan, 2015 yılında genç yazarlara verilen Impress Prize’a layık görülen Annabel Abbs’in Joyce’un Kızı (The Joyce Girl) adlı romanı 2017 yılında hep kitap’tan çıktı. Joyce ailesinin hayatından bir kesit sunan, kolay okunan bu roman Samuel Beckett ile ilgilenenler için de güzel bir anlatı.

 

 

 

James Joyce 3

  • James Joyce, Proust gibi yeni teknikler, biçemler, yazın kuralları ve kuralsızlıkları yaratmıştır.
  • Joyce, Proust, Mann zamanı bir karaktermişçesine romana sokarlar. Zamanın saati ile bilincin saati ayrı ayrı işler.
  • Henry James, James Joyce, Virginia Woolf, bakış açısını gizleyen anlatı teknikleri geliştirmeye özen gösterdiler. Henry James güvenilmez anlatıcıyı anlatının merkezine taşırken, Joyce ve Woolf anlatıyı roman kişilerinin düşüncelerine, algılamalarına, izlenimlerine yayarak, çok odaklı anlatılar üretti. Artık roman okunması zor bir anlatıydı. Amacı her okura değil, bu zorluğu göğüslemeye hazır olan eğitimli ve yetenekli okura seslenmekti. Doğrudan aktarılan iç monologda ya düşünceler başka düşünceleri çağrıştırır, ya da çağrışımlar fiziksel uyarılar sonucu oluşarak birbirini kovalar. Joyce’un daha çok ikinci, Woolf’un ise birinci anlatı tekniğini kullandığı söylenebilir.
  • Bilinç akışı insanın duygu ve düşüncelerinin yarı bilinçli halden bilinçli hale geçişini gösteren zihinsel durumu yansıtır. İnsan gramer açısından doğru, düzgün cümlelerle düşünmediğinden anlatı bu tekniğe başvurduğu yerlerde gramer ve sentaksı bozar; peş peşe anlamsız gelen sözcükler geçer.

Metinler arası göndermeler, yoğunlaşmış anlamlar, yinelendikçe izlekleri pekiştiren ifadeler kullanılır.

  • Woolf ile beraber bilinç akışı yönteminin en önemli uygulayıcısı sayılan Joyce yoğun metinler arası göndermeler, parodi ve pastişe izlenimci resim ve sinema tekniğini de katmıştır.
  • Yirminci yüzyılın anlatısı ne kolektif ahlakın ve toplumsal ideallerin anlatısı olan destan, ne de sıradan insanın toplumdaki serüvenini anlatan klasik romandır. Joyce’un uyguladığı modernist anlatının temel niteliği ödünsüz öznelliktir. Ona göre çağının epiği, en öznel anlatı biçimi olan liriğe yaklaşmalıdır; Joyce 20. yüzyılın düzyazısına lirik epik der.
  • Joyce kesinlik içeren tüm felsefelere karşıdır; Albert Einstein’dan önce, her şeye göreceli yaklaşır.
  • Joyce son derece yenilikçi eserleriyle bugün de yazarlar üzerinde etkisi olan edebi yenilikler getirmiştir. Eserleri, sadece edebi yenilikçiliği ile değil, Katolikliğe, cinselliğe, sanata ve İrlanda politikasına ilişkin ortaya koyduğu yaklaşımlar ile de önemlidir.
  • 1907, 1927 ve 1932 yılında şiir kitapları yayımlanmış, düzyazısıyla birçok şaire esin kaynağı olan Joyce, şiirde başarılı olamamıştır. Kendisi de Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi adlı eserinde Stephen’ı kullanarak, yazdığı kötü şiirlerle alay eder. O bölümün lirik ve Romantik havası da ironiyi artırır. Ibsen etkisinde yazdığı Sürgünler adlı oyunu da vasat bulunur.
  • Hayatıyla sanatı birbirine çok yakındır. Tanıdıklarını sık sık ve açık açık eserlerine dahil ederdi.
  • Eleştirmenler çoğunlukla Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’ni lirik, Ulysses’i epik, Finnegan Uyanması’nı dramatik olarak sınıflandırırlar. Murat Belge’ye göre bu sınıflamalar edebi türlerden çok, sanatçının zihin durumunu anlatır. Yazarın her eserinde bu üç tarzın da örnekleri bulunabilir.

 

Beyin Salatası 8

  • Toronto Üniversitesi psikiyatristleri tarafından yürütülen ve Scientific American’da yayımlanan makalede, nitelikli romanların insan beynini geliştirip keskinleştirdiği, sosyal bağları güçlendirerek kişiliği değiştirdiği, ilişki kurmayı kolaylaştırdığı ortaya konmuş ve insan beynini en fazla geliştiren on roman tespit edilmiş. Bu listede yer alan romanlar şöyle:

Genç Werther’in Acıları, Johan von Goethe, 1787.

Aşk ve Gurur, Jane Austen, 1813.

Kırmızı Leke, Nathaniel Hawthorne, 1850.

Madam Bovary, Gustave Flaubert, 1856.

Middlemarch, George Eliot, 1870.

Anna Karenina, Lev Tolstoy, 1877.

Bayan Dalloway, Virginia Woolf, 1925.

Sevgili, Toni Morrison, 1987.

Utanç, J. M. Coetzee, 1999.

Gönülsüz Köktendinci, Muhsin Hamid, 2007.

www.pinterest.com

www.pinterest.com

  • ABD’li bilim insanları, kişilerin ilk kez bulundukları bir yerde uyuduklarında beynin bir tarafının tehlikelere karşı sürekli tetikte olduğunu ve sık sık uyandığını belirtiyor.
  • Akıl, insan beyninin ürettiği yaşamı sürdürme mekanizması. Fizyolojik olarak beynin, primatlarla aşağı yukarı aynı nitelikte olan bir eski bölümü var. Eski beyin, içgüdüsel ve yaşamı korumaya ilişkin spontane tepkileri içeriyor. Bir de çok sonra gelişmiş neokorteks, yeni beyin var. İkisi, bir tür ağ sistemi içinde, aklı oluşturuyorlar. Bilim ve teknolojiye sahip olan kapitalist dünya uygarlıkla birlikte en barbar ölüm araçlarına da sahip. ABD’li antropolog Alfred Louis Kroeber, bunu insan doğasını oluşturan ilkel beyin ve neokorteks arasındaki uyuşmazlığı gösteren bir çelişki olarak görmüş.

 

Okur Türleri

  • Thomas Mann, Kafka’nın bir romanını Albert Einstein’a ödünç veriyor. Einstein kitabı geri getirdiğinde, “Okuyamadım bu kitabı. İnsan beyni bu derece karmaşık değil!” diyor.
  • “Çoğu zaman karmakarışık olmuş zihinlerle alırız kitapları elimize; romanın doğruyu anlatmasını, şiirin yalan söylemesini, biyografinin methiyeler düzmesini, tarih yazılarının da önyargılarımızı desteklemesini bekleriz.” Virginia Woolf. Woolf’un okuma biçimi, hikaye gerçek hayatı anlatır gibi okumak; romanın geçtiği sokakları, evleri, parkları romanın kişileri gibi yaşayarak anlamaya çalışmak.
  • Hiçbir şey beklemeden okumalıyız. Çünkü iyi kitaplar, çoğu kez size beklediklerinizden daha çoğunu verir, diyor Semih Gümüş.

  • Umberto Eco’dan:

Örnek Okur, oyunda kalmayı bilen kimsedir, metinle birlikte doğar, o üsluba uyma yeteneği gösterir, yani başından itibaren kendisine önerilen metne dayalı oyunun kurallarını kabul etmekle bin yıl sonra bile olsa o kitabın ideal okuru olacak olan kişidir.”

“Bir anlatı metnini kat etmenin iki yolu vardır. Birinci düzey bir örnek okur metni, öykünün nasıl sona ereceğini bilmek isteyerek okur. İkinci düzey bir örnek okur ise, okuduğu metnin kendisinden nasıl bir okur olmasını istediğini kendisine sorarak, yazarın nasıl ilerlediğini keşfetmek için okur. Öykünün nasıl sona erdiğini bilmek için, genellikle bir kez okumak yeterlidir. Yazarı tanımak için birçok kez okumak gerekir, belli öyküleri ise sonsuza dek okumak. Örnek okur, yazarın kendisinden istediklerini anladığında, tam anlamıyla örnek okur olur. Birinci düzey örnek okurun hissetmesi, ikinci düzey örnek okurun keşfetmesi beklenir. Okurlar metinlerden, metinlerin açıkça söylemediği şeyleri çıkarsayabilirler, ancak metinlere söylediklerinin tersini söyletemezler. Üç Silahşörler’in öngördüğü örnek okur, 17. yüzyıl Paris’inde bir Rue Bonaparte’ın bulunmasının olanaksız olduğunu bilir. Finnegans Wake, sonsuz bir ansiklopedik bilgiyle donanmış bir örnek okur öngörür, böyle bir okuru gerektirir ve ister.”

“Ampirik okur, öykü ile özdeşleşen, öyle ki, kendi amcası ile yengesinin başından geçen olayları romanda gördüğüne inanandır. Kırmızı Şapkalı Kız’da ampirik okur deneyimimizden yola çıkarak kurtların konuşmadığını biliyoruz, ancak örnek okur olarak kurtların konuştuğu bir dünyada hareket ettiğimizi kabul etmek zorundayız.”

“Yakın okuma, bir metni titizlikle incelemektir. Bir metni yeniden okumak, o metnin büyüsünü yok etmez.”

“Örtük okur (implied reader), metnin çok sayıdaki potansiyel bağlantılarını açığa çıkaracak okurdur. Bu bağlantılar zihin tarafından yaratılır, metnin kendisi değildirler, okuma süreci aracılığıyla gelişirler.”

Baker Street’e, Sherlock Holmes’un evini aramaya giden okurlar, Dublin’e Leopold Bloom’un evini aramaya giden okurlar vardır.

Okurlar roman karakterlerine mektup yazıyorsa o roman bir kült romandır.

  • Susan Sontag’dan:

Özgürleşmek için okumak:

“Edebiyat diyalogdur; bir şeye tepki vermek, karşılık vermektir. Edebiyat, kültürler evrim geçirip birbirleriyle etkileşim içine girdikçe, insanın canlı olan şeylerle ölmeye yüz tutan şeylere verdiği karşılıkların, tepkilerin bir tarihidir.

Dünya edebiyatına ulaşmak, ulusal kibrin, dar görüşlülüğün, zoraki taşralılığın, anlamsız müfredat eğitiminin, tamamlanmayan kaderlerin ve kötü şansın meydana getirdiği hapishaneden kaçmaktır. Edebiyat, daha büyük bir hayata, yani özgürlük alanına giriş pasaportudur.

Edebiyat özgürlüktür. Özellikle de birer değer olarak okumanın ve içedönüklüğün ayaklar altına alındığı bir çağda edebiyat, özgürlüğün ta kendisidir!”

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

  • Düşman Yaratmak, Umberto Eco, Doğan Kitap, 2014.
  • Başkalarının Acısına Bakmak, Susan Sontag, Agora Kitaplığı, 2004.
  • Kitap Nasıl Okunmalı?, Virginia Woolf, Alakarga Yayınları, 2015.
  • Kitaplar Nasıl Okunur, Semih Gümüş, Radikal Kitap, 4 Aralık 2015.
  • Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti, Umberto Eco, Can Yayınları, 2013.

 

Çağdaş Sanata Varış 157| Yeni Modernler

NEO MODERNİSM

  • “Fransa’da avangard 1820’deki doğumundan bu yana pek çok kez öldü. Avrupa’da 1870-1900 yılları arasında geçirdiği verimli dönemden sonra bıkkınlığa yol açtı. 1910’da yeniden dirildi. Modernizm’i canlandırabilmek için de onu öldürmekten daha etkili bir yol yoktur,” diyor Charles Jencks.
  • Virginia Woolf 1910’da “insan ilişkileri ne zaman değişse davranış, politika ve edebiyat da değişir” diye yazmış.
  • “Yeni” olabilmek için ve avangard olarak puan toplayabilmek için egemen kültüre karşı çıkmak gerekir. Modernizm karşı çıkışlar ve reddedişler ile ilerler.
  • Yeni Modern teriminden ilk kez 1982’lerde New York çevresinde söz edilmeye başlanmıştır.
  • Pek çok New Yorklu eleştirmen, Yeni Modern kavramını Postmodernizm’e karşıt polemik olarak ele almıştır.
  • Yeni Modern terimi, bazı eleştirmenler tarafından, yeni bir biçim ve ortamı, zarif yeni bir geometriyi tanımlamak için kullanılır.
  • Bazıları Yeni Modern yerine Geç Modern terimini kullanır.
Sir Norman Foster’ın imzasını taşıyan bina, bazıları için Yeni Modern, bazıları için ise Geç Modern bir binadır. Neo Mackintosh mobilyalar, Neo Hoffman sandalyeler..Bunlar gerçekte “Yeni” midirler yoksa “Geç” mi? Ve her şeyden önce bunun bir anlamı var mı? Hong Kong ve Shanghai Bankası merkez binası, Hong Kong, Çin Halk Cumhuriyeti, 1979 – 1986. Fotoğraf:www.fosterandpartners.com

Sir Norman Foster’ın imzasını taşıyan bina, bazıları için Yeni Modern, bazıları için ise Geç Modern bir binadır. Neo Mackintosh mobilyalar, Neo Hoffman sandalyeler..Bunlar gerçekte “Yeni” midirler yoksa “Geç” mi? Ve her şeyden önce bunun bir anlamı var mı?
Hong Kong ve Shanghai Bankası merkez binası, Hong Kong, Çin Halk Cumhuriyeti, 1979 – 1986.
Fotoğraf:www.fosterandpartners.com

Mimari eleştirmeni Paul Goldberger’e (1950) göre en uç Neo Modern bina örneği Bernard Tschumi’nin Paris’te Parc de la Villette’deki “folie”leridir. Ödüllü proje, parkı doğa ile ilişkilendirmeyi değil, bir kültür parkı var etmeyi amaçlamıştır. 1982-1998. Parc de la Villette’in tasarımının, Postmodern bir mimari akım olan Dekonstrüktivizm’e önemli etkileri olmuştur. Proje, sentez yerine çatışmayı, birlik yerine parçalanmayı, dikkatli yönetim yerine çılgınlık ve oyunu teşvik eder. Modern dönem için kutsal olan sayısız fikri altüst eder. Fotoğraf:www.tschumi.com

Mimari eleştirmeni Paul Goldberger’e (1950) göre en uç Neo Modern bina örneği Bernard Tschumi’nin Paris’te Parc de la Villette’deki “folie”leridir. Ödüllü proje, parkı doğa ile ilişkilendirmeyi değil, bir kültür parkı var etmeyi amaçlamıştır. 1982-1998. Parc de la Villette’in tasarımının, Postmodern bir mimari akım olan Dekonstrüktivizm’e önemli etkileri olmuştur.
Proje, sentez yerine çatışmayı, birlik yerine parçalanmayı, dikkatli yönetim yerine çılgınlık ve oyunu teşvik eder. Modern dönem için kutsal olan sayısız fikri altüst eder.
Fotoğraf:www.tschumi.com

  • Modern mimarlık için 1920’lerde paradigmayı kuranlar Wright, Le Corbusier, Gropius, Mies gibi Yüksek Modernistler idi.
  • Yeni Modernler, Modern gelenekte bir tavır değişikliği yaratan; artık toplumu değiştirmeye çalışan ütopistler değil, Modernist biçimlerle oynayan estetikçiler, dili zenginleştiren, özdeki bildirileri etik değil stilistik olan sanatçılar diye tanımlanırlar. Yeni Modernler, anti-hümanist, merkezden kopartan binalar inşa ettiler. Yeni Modernler, binalarında işlevselliğe ve toplumsal erekleri karşılamaya inanmadılar.
  • En ünlü Neo Modern mimarlardan bazıları Eisenman, Tschumi, Libeskind, Fuji, Gehry, Koolhaas, Hadid, Morphosis ve Mejduk’tur. Bu sanatçılar Neo Modern ve Dekonstrüktivist eserler vermişlerdir.
  • Charles Jencks’e göre, Modernizm ideolojisi tüm ikinci ve üçüncü dünya ülkeleri endüstrileşinceye ve Postmodern paradigma tüm dünyaca benimseneceği zamana kadar sürecektir. O noktada ekonomi ve materyalizm değil, ekoloji ve göstergebilim öncü düşünce biçimleri olacaktır.
  • Alman bilim adamı Jürgen Habermas da 1981 yılında Modernizm’in ruhunun hatalı olmadığını; sorumlu aranacaksa, ilkesiz geliştiricilere, pazar güçlerine, bürokrasiye, üçüncü sınıf plancılara bakmak gerektiğini söylemiştir. “Toplumsal ve politik değişiklik, Modernizm’in tutkularını yerine getirmesine olanak tanıyacaktır; Modernizm projesi henüz bitmemiştir, tamamlanmamıştır”, demiştir.
Tokyo Teknoloji Enstitüsü, Kazuo Shinohara. Fotoğraf:www.titech.ac.jp

Tokyo Teknoloji Enstitüsü, Kazuo Shinohara.
Fotoğraf:www.titech.ac.jp

Charles Jencks’e (1939) göre ise Yeni Modern’i en iyi tanımlayan mimar Japon Kazuo Shinohara’dır (1925-2006). Tokyo Teknoloji Enstitüsü için tasarladığı, 1987 yılında açılışı yapılan bina uçan makinaları anımsatacak biçimdedir. En tepedeki yarım çelik silindir, 747’nin kanadı gibi havada asılı durur. Bu, dalgalanan geometrik formun bir örneğidir. Shinohara, 1988 yılında yayımladığı Kaos ve Makina adlı metninde Modern Next- Modern Ardı tanımlamasını yapar. Tokyo bugün biçimler, renkler ve malzeme itibarıyla görsel çevre anlamında dünyanın en kaotik kentlerinden biridir. Shinohara, geometri-rastlantı ve gürültü- düzen ve kaos karışımını gelişmeci anarşi olarak yorumlar. Modernist teknoloji ve makinaya verdiği ağırlık onu amacına, Modern Ardı’na götürür. Görsel olarak sonuç Frank Gehry ve Dekonstrüktivistlerin çalışmalarına yakındır. 2010 yılındaki Venedik Bienali’nde anısına Altın Arslan ödülü verilmiştir. Fotoğraf:Tokyo Institute of Technology Centennial Hall 2009" by Wiiii - Own work. Licensed under CC BY-SA 3.0 via Wikimedia Commons.

Charles Jencks’e (1939) göre ise Yeni Modern’i en iyi tanımlayan mimar Japon Kazuo Shinohara’dır (1925-2006). Tokyo Teknoloji Enstitüsü için tasarladığı, 1987 yılında açılışı yapılan bina uçan makinaları anımsatacak biçimdedir. En tepedeki yarım çelik silindir, 747’nin kanadı gibi havada asılı durur. Bu, dalgalanan geometrik formun bir örneğidir. Shinohara, 1988 yılında yayımladığı Kaos ve Makina adlı metninde Modern Next- Modern Ardı tanımlamasını yapar. Tokyo bugün biçimler, renkler ve malzeme itibarıyla görsel çevre anlamında dünyanın en kaotik kentlerinden biridir. Shinohara, geometri-rastlantı ve gürültü- düzen ve kaos karışımını gelişmeci anarşi olarak yorumlar. Modernist teknoloji ve makinaya verdiği ağırlık onu amacına, Modern Ardı’na götürür. Görsel olarak sonuç Frank Gehry ve Dekonstrüktivistlerin çalışmalarına yakındır.
2010 yılındaki Venedik Bienali’nde anısına Altın Arslan ödülü verilmiştir.
Fotoğraf:Tokyo Institute of Technology Centennial Hall 2009″ by Wiiii – Own work. Licensed under CC BY-SA 3.0 via Wikimedia Commons.

  • Biçimsel ve yapısal olarak yarım silindir Yeni Modernlerin tipik sözcesidir. Bu biçim, uzayda salınan kavramsal bir uçan kiriştir. Shinohara yarım silindiri bir uçak kanadı ya da gövdesi havada uçan bir makina gibi  simgeleştirmiştir fakat bu, aynı zamanda, Dekonstrüktivist estetikçilere göre asılı uydular, patlayan çıkmalara eş bir anlatımdır. Pek çok Dekonstrüktivist çalışma gibi eğridir. Tokyo Teknoloji Enstitüsü’nün ilk fotoğrafında görüldüğü gibi, silindir formun arılığı, eğri pencere ve uçan yangın merdiveni ile bozulmuştur. Tüm arı biçimler birbirlerine doğru uyumsuzca uçarlar. Parçalar birbirlerine bir bütün imgesi doğurmayacak biçimde adeta kendiliğinden iliştirilmiştir. Denetimsizliği, ısrarlı bir yalınlığı ve soyutlamayı ortaya koyarlar. Shinohara güzellikten belirsiz (fuzzy) bir kavrama karşılıkmış gibi bahsetmiştir.
  • Yeni Modernler entelektüel olarak hala Modernisttirler.
  • İdeal bir Yeni Modern ideolojik anlamda kendisinin hangi biçemi kullandığı sorusunu aptalca ve indirgemeci bularak reddeder ve kendisinin biçemler arası çalıştığını söyler.
  • Yeni Modern mimarlık özel kodlar üzerine kuruludur. Peter Eisenman’ın “mimarinin metafiziği” adını verdiği şey:
    İyi bir tasarımın özünü,
    İnsan formunu temel alan orantı ve uyumu,
    İnsan deneyimini temsil etmeyi, mimarın vizyonunu içerir.
  • Bu akımın sorunları soyutlama, kaos ve sert yüzeyleri aşırı vurgulama olarak görülür.