Etiket arşivi: Vietnam Savaşı

Zaman Dışı

Fotoğraf:en.wikipedia.org.

Fotoğraf:en.wikipedia.org.

  • Susan Sontag, ikonik değerdeki haber fotoğraflarının önemli bir kısmının düzmece olduğunu; Vietnam Savaşı’ndan itibaren ise, ünlü fotoğrafların hiç birinin düzmece olmadığının hemen hemen kesin olduğunu yazmış. Televizyonun savaş görüntülerini aktarmaya başlaması ile durumun değiştiğine vurgu yapmış.
  • Yukarıda Vietnam Savaşı’nda 1972’de Associated Press fotoğrafçısı Huynh Cong Ut’un (Nick Ut, 1951) çektiği ve ana yola atılan Amerikan napalm bombalarından kaçan bir köyün çocuklarını gösteren ve Ut’a 1973 Pulitzer Haber Fotoğrafı Ödülü’nü kazandıran Savaşın Terörü adlı karenin, poz verdirilerek çekilmesi mümkün olmayan fotoğraflar kategorisine ait olduğunu belirtiyor. Aynı, Eddie Adams’ın 1968’de çektiği, Güney Vietnam polis teşkilatı şefinin Saygon’daki bir sokakta, Vietkong’lu bir zanlıyı başından vurduğu fotoğraf gibi.
Feryat, Adel Abdessemed, 2013. Yukarıda adı geçen fotoğraftan yararlanan, fotoğraftaki çıplak kız çocuğunu model olarak seçen sanatçı, onu bağlamından kopararak fildişinden yeniden yaratmıştır. 15. İstanbul Bienali kapsamında yer alan yapıt bize acı ve şiddetin zaman dışılığını gösteriyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Feryat, Adel Abdessemed, 2013.
Yukarıda adı geçen fotoğraftan yararlanan, fotoğraftaki çıplak kız çocuğunu model olarak seçen sanatçı, onu bağlamından kopararak fildişinden yeniden yaratmıştır. 15. İstanbul Bienali kapsamında yer alan yapıt bize acı ve şiddetin zaman dışılığını gösteriyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Yararlanılan Kaynak

  • Başkalarının Acısına Bakmak, Susan Sontag, Agora Kitaplığı, 2004.

 

Çağdaş Sanata Varış 218| Postmodern Sinema 4

  • Stanley Kubrick’in (1928-1999) 1968 yılı yapımı 2001 Uzay Yolu Macerası (2001-A Space Odyssey), yaratılış ve insanın sonu ile ilgilenir. Filmde günün, hatta sonraki yılların bilimsel verilerine şaşılacak derecede uygun uzay araçları gösterilir. Uzay çağı, insanın ulaştığı teknolojik aşamanın kaçınılmaz bir uzantısıdır. Uzay gemileri, Johann Strauss’un Mavi Tuna ezgileri ile sunulur. Blok ayrılıklarının bulunmadığı, uluslar arası iş birliğine gidilen bir çağda geçer ve dolayısıyla insanlık için daha güven verici bir ortamdır. Film çekildiği tarihte insanoğlu Ay’a henüz ayak basmamıştır (1969). Uzay gemisini yöneten dev bilgisayarın insanlaştırılmış kişiliği, Freud’un öğretilerini anımsatır; film yeni bir Frankenstein öyküsüdür, insanoğlu yeniden kendi yarattığı canavara karşı savaşır. İnsanın, Doğa’nın veya Tanrı’nın en karmaşık yaratışlarından biri olan insan beynini kendisinin yeniden yaratmak istemesindeki cüret vurgulanır. Kubrick’in filme eklediği mizah duygusu ise yalnızca dehşeti arttırır. Film, soyut bir finalle, yoruma açık biçimde biter. Filmin her sahnesi kendi içinde anlamlıdır. Çok modern dekorlarla birlikte 16. Louis mobilya kullanılarak karmaşık bir estetik yaratılır. Ölüp, hemen ardından kahramanın dirilmesi teması ile gizemli taşın varlığı farklı biçimlerde yorumlanmıştır.
  • Yine Stanley Kubrick’in 1971 yapımı, Anthony Burgess’in çağdaş toplumlarda şiddet ve pornografiye düşkünlüğün artmasını radikal, ama alegorik biçimde eleştiren romanından yola çıkan Otomatik Portakal adlı eseri dönemin anahtar filmlerinden biridir. Toplumların en önemli sorununun şiddet olduğu; sinema ve televizyonun, çoğunlukla şiddeti eleştirmek savıyla yola çıkıp onu yansıtan ve kullanan birer alana dönüştüğü yıllarda çekilmiştir. Biraz bilimkurgu, biraz Fütürizm, biraz korku filmi, kara mizah ve toplumsal eleştiri içeren bu yapıt, hem klasik hem de barok olması açısından tipik bir Kubrick filmi olarak değerlendirilmiştir. Film, şiddetin bireysel değil, toplumsal olduğu; şiddetin toplumun bağrında bulunduğunu savlar.
Star Wars Bölüm 1 Gizli Tehlike. Fotoğraf: hergunhdfilm.com

Star Wars Bölüm 1 Gizli Tehlike.
Fotoğraf: hergunhdfilm.com

  • 1977 yılında ilki çekilen Yıldızlar Savaşı (Star Wars), “kapitalist sinemanın anıtı” olarak anılır. Sinema tarihinin o zamana kadar gerçekleşmiş en büyük hasılatını getiren, 175 milyon dolar, ilk filmin iki de devam filminin çekilmesi planlanırken 2015 yılında yedincisi gösterime girdi. Sinema tekniğinin, uzay maketlerinin, özel efektlerin olağanüstü düzeyde kullanıldığı ilk Star Wars ile George Lucas, kapanmanın eşiğine gelmiş 20. Century Fox’u yeniden multi-milyarder yaptığı gibi, can çekişen Hollywood’u da yeniden ayağa kaldırmıştır. İlk Yıldız Savaşları filmi, çoğu teknik dallarda altı Oscar almıştır. Star Wars, düşünce-dışı, felsefe-dışı, ideoloji-dışı bir filmdir. Filmin bazı sahnelerinde kullanılan The Wizard of Oz filminin hayvan kahramanları ile eski korku filmlerinin garip hayvanları karışımı ve serüven filmlerine özgü motiflerin kullanımıyla bazı sahneler tam bir parodidir. Dolby Stereo’nun (yüksek volümlü ses) ilk döneminde yapılan bu büyük popüler sanat örneği ve Amerikan sinemasının fetiş filmi, hayal gücünü ve fanteziyi kamçılayan büyüleyici başarısını, teknolojik açıdan giderek büyüyen bir toplumda anlam bulmakta zorluk çeken bir kültüre seslenerek elde etmiş olabilir. Film, hayatımıza bir anlam getirebileceğimizi savunur.
  • David Lynch’in (1946-), orta sınıf Amerikan ailesine takıntısı, Amerikan değerlerinin arkasındakileri gösterme isteği filmlerinde baskındır. Lynch, görünenin arkasındaki ile ilgilenir. Farklı zamanları aynı anda kullanarak, giriş-gelişme-sonuç bölümlerini karıştırarak anakronizm yaratır. Bu özelliklerin bariz olduğu ilk filmi Blue Velvet’tir (Mavi Kadife, 1986). Lynch, tüm filmlerinde sadece perdede görebileceğimiz hikayeler anlatmayı amaçlar.
  • Francis Ford Coppola (1939-), 1979 yapımı filmi Apocalypse Now (Kıyamet) ile Vietnam Savaşı için söylemek istediklerini mitler üzerinden söyler. Wim Wenders’ın eseri Paris-Teksas adlı filmde Hades’ten geri dönüş işlenirken, bu film, bir yeraltına iniş filmidir. Mitolojide yeraltına inenler, tekrar yeryüzüne çıkamazlar. Tanrıça olduğu için Persephone’yi saymazsak, yalnızca Odysseus, Aeneas, Orpheus, Herkül gibi kahramanlar bunu başarmıştır ve Martin Sheen de bir kahramandır.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 190| Kamusal Sanat / Sokak Sanatı / Grafiti

Nur Emiroğlu’nun Berlin’in Türklerin yoğun şekilde yaşadığı Kreuzberg semtinde, 2014 yılında çektiği fotoğrafı sizlerle paylaşıyoruz.

Nur Emiroğlu’nun Berlin’in Türklerin yoğun şekilde yaşadığı Kreuzberg semtinde, 2014 yılında çektiği fotoğrafı sizlerle paylaşıyoruz.

  • Çeşitli sanatçılar toplum, kentliler, mahalle sakinleri için sanat yapıyor. İnsanlar sokaklarda, vitrinlerde sanat yapıtlarıyla karşılaşıyor.
  • İnsanlar kendi iradeleri dışında, davetsiz ama görmeye zorunlu oldukları bir sergi izliyorlar.
  • Kamusal Sanat, toplum için, kitle için yapılan bir çalışma.
  • Kamusal Sanat, 1970’li yıllarda belli bir yaygınlık kazanmıştı. Çünkü, 1970’ler dünyanın her yerinde siyasal bilincin, tavrın, atılımın, etkinliğin doruğa çıktığı bir dönemdi.
  • Kamusal Sanat’ın ardında iki somut ve Modernist düşünce yatıyor: İlki, kitlenin, toplumun estetikle, sanatla karşı karşıya getirilmesi gerektiğini düşünenler bu işe kalkışıyor. Estetiğin insanlar için zorunlu, kaçınılmaz ve eğitici olduğuna inanan bir tutum. Kitlenin bilinçsiz bir kalabalık olmaktan çıkıp nitelik kazanması için estetikle bütünleşmesinin şart olduğunu düşünenler.  İkincisi, sanat yapıtının izleyiciye sunulması gereken bir şey olduğunu; sanat yapıtının bir izleyici kitlesi tükettiğinde varlığını gerçek kıldığını düşünmek (George Dickie’nin Kurumsal Sanat Teorisi, Modernizm 3 bölümünde yer almaktadır.).
  • 1975 yılında ABD’de Ulusal Duvar Resimleri Projesi tarafından düzenlenen konferans ile Kamusal Sanat’a ilgi duyan sanatçılar bir araya getirilmişti. Vietnam Savaşı (1965-1973) sürerken ABD’de yapılan duvar resimleri, toplumsal bir hareket yaratmak potansiyeline sahipti.
  • Bugün, kitlenin elitler tarafından kararlaştırılmış bir estetik doğruya yönlendirilmesinin totaliter rejimlerin yaklaşımı olduğu düşünülüyor.
  • Otoriter rejimlerin aksine, Kamusal Sanat, o resmi sanatın ve resmi estetik ideolojinin getirdiği, önerdiği standart sanatı eleştirmek, sanatsal duyuyu özgürleştirmek peşindedir. Bütünüyle sivil bir girişimdir. Burada amaç, halkla demokratik bir ilişki kurmaktır.
  • Kamusal Sanat bir paylaşım, bir katılım, bir etkileşim ve iletişim biçimidir.
  • Kamusal Sanat eseri iletişimi sağlamak için çok dilli, çok boyutlu üretilir.
  • Kamusal Sanat eseri, çevresiyle birlikte var olur.
  • Kamusal Sanat’ın gidip bir sanat eserini görme özgürlüğünü kişilerin elinden aldığını, eserin kendisini herkese dayattığını öne sürenler var. Ayrıca sanatın kamusal alana taşmasının eserleri herkesin bakışına maruz bıraktığı, sokakta sergilenen eserin herkese ait olduğu, dolayısıyla sanatçının ona vermek istediği anlamı yitirdiği de söyleniyor.
  • Farklı görüşte olanlar da var: Kamusal Sanat eseri sonsuza kadar orada duracak bir nesne değil. Bir süre sonra eskiyecek, aşınacak ve yitip gidecek. Kamusal Sanat bir dayatma içermiyor.
Almanya'yı Doğu ve Batı olarak ikiye bölen Berlin Duvarı'nın her iki yanı protest kişilerce boyanarak, yazı ve sloganlarla bezenmişti. 1989’da Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra Duvar’ın bazı parçaları şehrin çeşitli yerlerinde sergileniyordu.

Almanya’yı Doğu ve Batı olarak ikiye bölen Berlin Duvarı’nın her iki yanı protest kişilerce boyanarak, yazı ve sloganlarla bezenmişti. 1989’da Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra Duvar’ın bazı parçaları şehrin çeşitli yerlerinde sergileniyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berlin’de, Komischeoper’in önünde, gösteriyi izlemeye gelenlere müzik yapan bu –muhtemelen- baba-oğul, sizce Kamusal Sanat’ın alanına girer mi? Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berlin’de, Komischeoper’in önünde, gösteriyi izlemeye gelenlere müzik yapan bu –muhtemelen- baba-oğul, sizce Kamusal Sanat’ın alanına girer mi?
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dünyanın en büyük açık hava sanat gösterisi olan Cow Parade (İnek resmi geçidi) dünyanın 39 büyük şehrinden sonra Ağustos 2007’de İstanbul'a geldi. Proje iş dünyası, tasarımcı, sanatçı ve halkı bir araya getiriyor. Tasarım ve sanat konusunda kendine güvenen, uygulamayı da başarılı yapacak herkes Cow Parade’e katılabiliyor.                                                      Dünyada İnek heykellerine desen veren sanatçılar içinde Vivienne Westwood, Chantal Goya, Christian Lacroix, Sir Norman Foster, David Lynch gibi bir çok ünlü isim var. Sergi her şehirde bir kez yapılabiliyor. Müzayede ile satılan ineklerden elde edilen gelir belirlenen vakıflara bağış olarak aktarılıyor. Bugüne kadar 15 milyon doların üzerinde değişik vakıf ve derneklere yardım aktaran bir etkinlik olmuş Cow Parade. 150'ye yakın inek heykeli, İstanbul’un en hareketli yerlerinde sergilenerek üç ay boyunca şehri süsledi. Fotoğraf:www.veteknoloji.net

Dünyanın en büyük açık hava sanat gösterisi olan Cow Parade (İnek resmi geçidi) dünyanın 39 büyük şehrinden sonra Ağustos 2007’de İstanbul’a geldi.
Proje iş dünyası, tasarımcı, sanatçı ve halkı bir araya getiriyor. Tasarım ve sanat konusunda kendine güvenen, uygulamayı da başarılı yapacak herkes Cow Parade’e katılabiliyor.
Dünyada İnek heykellerine desen veren sanatçılar içinde Vivienne Westwood, Chantal Goya, Christian Lacroix, Sir Norman Foster, David Lynch gibi bir çok ünlü isim var.
Sergi her şehirde bir kez yapılabiliyor. Müzayede ile satılan ineklerden elde edilen gelir belirlenen vakıflara bağış olarak aktarılıyor. Bugüne kadar 15 milyon doların üzerinde değişik vakıf ve derneklere yardım aktaran bir etkinlik olmuş Cow Parade.
150′ye yakın inek heykeli, İstanbul’un en hareketli yerlerinde sergilenerek üç ay boyunca şehri süsledi.
Fotoğraf:www.veteknoloji.net

  • Kendini sanat ortamından dışlanmış hisseden çeşitli ırklardan sanatçılar duvar resimlerini galeri sanatına bir alternatif olarak görüyorlardı.
  • Vandalizm mi, sanat mı tartışmalarına yol açan Grafiti 1970’lerden sonra tüm dünyada yaygın hale gelmiştir. Baskıcı yönetim altındaki ülkelerde bile görülen sanat; genellikle barış yanlısı, savaş karşıtı bir eğilim göstermektedir. Grafiti için en uygun zeminlerden biri duvarlardır. Yasa dışı bir uygulama olması nedeniyle Grafiti yapanların çok büyük bir çoğunluğu kimliklerini gizlemekte, takma isimler kullanmaktadır. Bazı grafiti uygulamaları kaligrafiye dönüşmüştür. 1970′li yılların sonunda gelişen Hiphop kültürü, Amerika’da kötü koşullarda ve azınlık olarak yaşayan zencilerin oluşturduğu bir kültür ve yaşam tarzıdır. Bu kültür Rap müziği, Grafiti sanatı, Break dansı ve Dj’liği içerir. 1980 sonrası Grafitinin tüm dünyada zirve yılları olmuştur.
Avrupa’da dışlanan Türkler de Hiphop kültürüne yönelmiş, Grafiti sanatı ile tanışmışlardır. Berlin, Kreuzberg. Fotoğraf: www.prolog-berlin.com

Avrupa’da dışlanan Türkler de Hiphop kültürüne yönelmiş, Grafiti sanatı ile tanışmışlardır.
Berlin, Kreuzberg.
Fotoğraf: www.prolog-berlin.com

 

 

Çağdaş Sanata Varış 150| Postmodern Politika 4 Jean Baudrillard

  • Jean Baudrillard 1986 yılında yayımlanan Amerika adlı kitabında ABD’yi ve oradaki hayatı değerlendiriyor. Las Vegas için büyük orospu, Los Angeles için estetiğin sonu diyor.
  • “İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yirmi yıllık sürede ABD daha güçlü idi.  Kendisine karşı olan düşünceler ve tutkular da daha güçlü idiler. Amerikan sistemi şiddetle eleştirilebilir, hatta 60’lı, 70’li yıllarda bu eleştiri içeriden gelebilirdi. Bugün Amerika’nın artık aynı hegemonyası yok ve aynı tekeli de uygulayamıyorlar, ama Amerika benimsenmiştir ve kendisine karşı çıkılamaz. Amerikan sistemi Çin’e kadar bütün dünyaya yayılan iş, pazar, hür teşebbüs ve performansta bir model oldu. Ulular arası stil, Amerikan stili oldu. Artık hiçbir şey Amerika’ya karşı çıkmıyor; Çin, Küba, Vietnam gibi saldırgan dış çevreler sindirildiler, büyük antikapitalist ideolojinin içi boşaldı.”
  • Baudrillard, üstünde düşünülecek geçmişi olmayan, dolayısıyla temelden ilkel olan ABD, yeri, teknik üstünlüğü, o hoyratça vicdan rahatlığı ile ve simülasyona açtığı alanlarda şimdiki en ilkel toplumdur, diyor. Amerikalılarda simülasyon kavramı olmadığını, simülasyonun en güzel örneğinin kendileri olduğunu yazıyor.
  • “Başka hiçbir yerde böyle köklü bir kültürsüzlüğün ve böyle bir doğal güzelliğin, doğal mucizenin ve salt taklidin şaşırtıcı bir biçimde birleştiği görülmez.”
  • “Amerikalılar başka ülke halkları gibi yöneticilerinin değerliliğine, hatta iktidarın gerçekliğine inanıp inanmadıklarını kendilerine sormaya meraklı değiller, buna inanıyormuş gibi yapmayı yeğliyorlar. Onlar için siyasi zayıflıkların ya da budalalığın önemi yoktur. Yalnızca imaja bakıp karar veriyorlar. Bu, simülasyon üzerinde bir uzlaşmadır.”
  • Dünyanın merkezi olan New York’un başka kentlerin yüzyıllar boyunca kazandıkları güzelliği elli yılda kazandığını; firavunlara özgü kentin tümünün dikilitaşlardan oyulmuş gibi durduğunu; bu barok dikeyliğin tuhaflığın son sınırı olduğunu; Amerika’nın kendisine bir anlam ya da kimlik vermeye çalışmayan; ırk sorunlarını ortak bir etnik düzey durumuna dönüştürmüş bir toplum olduğunu söylüyor.
  • Baudrillard, Beyaz Saray’ı dünya gücünün müzesi olarak tanımlıyor.
  • Baudrillard’a göre, demokrasi ile eşitlik arasında fark vardır: Demokrasi vatandaşların hepsinin yarışa eşit başlamalarını ister. Eşitlikçilik (Egalitarianism)ise hepsinin yarışı eşit bitirmesine denir.
  • Baudrillard, ABD’nin dünyaya sunulmuş ideal dünya imgesi olduğunu söylüyor.
  • “Avrupa belli bir feodalite, aristokrasi, burjuvazi, ideoloji ve devrim tipi icat etti: Bütün bunların bizim için bir anlamı oldu, ama aslında bunlar başka bir yerde anlam taşımadılar. Amerika ise bütün bunlardan koptu ve kendisini köklü bir modernlik içinde buldu: Demek ki modernlik Amerika’da olduğu kadar başka hiçbir yerde özgün değil; Modernliğin bütün mitleri Amerikalıdır. Amerika, modernliğin özgün versiyonudur; bizler dublajı yapılmış, altyazılı versiyonuyuz. Amerika köken sorununa boş veriyor; kökenle ya da otantik olmayla uğraşmıyor; ne geçmişi, ne de bir gerçekliği var. Zamanla ilgili bir ilk birikimi olmadığı için sürekli bir güncellik içinde yaşıyor. Amerika’nın kimlik sorunu yok. Avrupa’nınki gerçekleştirilmesi olanaksız tarihsel idealler bunalımıdır. Onlarınki ise gerçekleşmiş ütopya bunalımıdır. Avrupa’da kültürsüzlüğün gücü yoktur. Amerika’nınki, acı çektirdiği kimseleri bile dünya çapında büyüleyen bir kültürdür.”
  • “Amerika’da kültür mekan demektir, hız demektir, sinema ve teknoloji demektir.”
  • “California, taklidin ve otantik olmayanın evrensel yeridir. Burada otantik olan Disneyland’dır.”
Fotoğraf: www.aksam.com.tr

Fotoğraf: www.aksam.com.tr

  • Baudrillard, devletlerin politikası artık pek o kadar sosyalleştirmeyi, bütünleştirmeyi, yeni haklar yaratmayı amaçlamıyor, diyor.
  • Televizyonda görüntüleri yayınlanan ilk savaş olan Vietnam Savaşı’nda Amerikalıların kullandığı iki silah, düşmanın fiziksel bombardımanı ile dünyanın geri kalan bölümünün elektronik bombardımanı oldu, diyor.
  • Baudrillard, Ortaçağ’ın işkence aletlerinden, vücut geliştirme tekniklerine kadar giden doğru bir çizgi olduğunu; jogging’in de yeni bir gönüllü kölelik ve yeni bir zina şekli olduğunu söylüyor.
Baudrillard, ABD’de insanlar arasında hiçbir bağ olmadığını; kimsenin kimseye bakmadığını; gülümsemelerinin yalnızca gülümsemek zorunluluğunu anlattığını; yalnız yemek yemenin çok yaygın olduğunu, bunun ölüm anlamına geldiğini yazmış. Fotoğraf:yemek.com

Baudrillard, ABD’de insanlar arasında hiçbir bağ olmadığını; kimsenin kimseye bakmadığını; gülümsemelerinin yalnızca gülümsemek zorunluluğunu anlattığını; yalnız yemek yemenin çok yaygın olduğunu, bunun ölüm anlamına geldiğini yazmış.
Fotoğraf:yemek.com

  • Obezlerin her şeyim eksik, öyleyse ne bulursam yerim, diye düşündüğünü; Amerikan toplumunun takıntılı, fobili (save time, save energy, save money, save our souls…); iştahsız bir toplum (low tar, low energy, low calories, low speed, low sex…) olduğunu söylüyor.
  • Amerikan televizyonlarında gülmelerin Yunan tragedyasındaki koronun yerini aldığını; başka ülkelerde gülüp gülmemenin seyirciye bırakıldığını, burada izleyicinin gülmesinin gösterinin içine sokularak ekrana getirildiğine dikkatimizi çekiyor.
  • Baudrillard, 1991 yılında Körfez Savaşı’nın bir simülasyon olduğunu iddia ettiğinde, birçok kişi ona olan ilgisini kaybetmiştir. Eleştirmenler Baudrillard’ın yaklaşımının etkileri abarttığını; teknolojiden sanki insani dürtülere sahipmiş gibi söz ettiğini; Baudrillard’ın medyasının, sanki kişisel, tarihsel, politik ve ekonomik etkilerden bağımsızmış gibi kendi teknolojik gelişmelerinin seyrini izlediğini ileri sürerler.

 

Başkalarının Acısına Bakmak

Susan Sontag (1933) 2003 yılında, Alman Yayıncılar Birliği’nin verdiği Frankfurt Barış Ödülü’nü alırken yaptığı konuşmada edebiyat için şunları söylemiş:

“Edebiyat diyalogdur; bir şeye tepki vermek, karşılık vermektir. Edebiyat, kültürler evrim geçirip birbirleriyle etkileşim içine girdikçe, insanın canlı olan şeylerle ölmeye yüz tutan şeylere verdiği karşılıkların, tepkilerin bir tarihi olarak tarif edilebilir.

Benim için çocukluğumda dünya edebiyatına ulaşmak, ulusal kibrin, dargörüşlülüğün, zoraki taşralılığın, anlamsız müfredat eğitiminin, tamamlanmayan kaderlerin ve kötü şansın meydana getirdiği hapishaneden kaçmaktı. Edebiyat, daha büyük bir hayata, yani özgürlük alanına giriş pasaportuydu.

Edebiyat özgürlüktür. Özellikle de birer değer olarak okumanın ve içedönüklüğün ayaklar altına alındığı bir çağda edebiyat, özgürlüğün ta kendisidir!”

Agorakitaplığı’ndan çıkan Başkalarının Acısına Bakmak adlı kitapta Susan Sontag, savaştan, iç savaştan, fotoğrafçılıktan, savaş fotoğrafçılığından, politikadan, Virginia Woolf’tan, savaşta yer bulan kameradan, fotoğrafın ve kameranın etkilerinden, sansürden, teşhirden bahsederken belki de hiç düşünmeden kabullendiğimiz bir çok noktaya temas ediyor.

Günümüzü ve bu noktaya nasıl gelindiğini anlamak için önemli bir kitap.

 

Susan Sontag’a göre, fotoğrafın henüz icad edilmediği dönemde, savaşın dehşetengiz korkunçluğuna yoğunlaşan en iyi eserler, 1810-1820 yılları arasında İspanyol ressam Francisco Goya tarafından yapılan, 1808-1815 yılları arasında İspanya’da gerçekleşen İspanyol Bağımsızlık Savaşı’ndaki olayların anlatıldığı, sanatçının Savaşın Felaketleri adını verdiği 82 gravürden oluşan dizisidir. Dizi, 1808 yılında İspanya’yı işgal eden Napoléon’un askerlerinin işledikleri gaddarlıkları betimleyen bir şaheserdir. Goya, dizinin evrenselliğini sağlamak ve geleneksel kahramanca ölüm temasını dışarda bırakmaya özen göstermiştir. Dizide savaş kadar mutlakiyet de eleştirilmiştir. Susan Sontag, Goya’yla birlikte sanata, acıya duyarlılık açısından yeni bir standart geldiğini düşünüyor. Yukarıdaki gravür, Savaşın Felaketleri dizisinin ikinci tablosudur. Tablonun adı “Haklı mı, Haksız mı?”dır. Fotoğraf:tr.vikipedia.org.Arno Schmidt Reference Library.

Susan Sontag’a göre, fotoğrafın henüz icad edilmediği dönemde, savaşın dehşetengiz korkunçluğuna yoğunlaşan en iyi eserler, 1810-1820 yılları arasında İspanyol ressam Francisco Goya tarafından yapılan, 1808-1815 yılları arasında İspanya’da gerçekleşen İspanyol Bağımsızlık Savaşı’ndaki olayların anlatıldığı, sanatçının Savaşın Felaketleri adını verdiği 82 gravürden oluşan dizisidir. Dizi, 1808 yılında İspanya’yı işgal eden Napoléon’un askerlerinin işledikleri gaddarlıkları betimleyen bir şaheserdir. Goya, dizinin evrenselliğini sağlamak ve geleneksel kahramanca ölüm temasını dışarda bırakmaya özen göstermiştir. Dizide savaş kadar mutlakiyet de eleştirilmiştir.
Susan Sontag, Goya’yla birlikte sanata, acıya duyarlılık açısından yeni bir standart geldiğini düşünüyor.
Yukarıdaki gravür, Savaşın Felaketleri dizisinin ikinci tablosudur. Tablonun adı “Haklı mı, Haksız mı?”dır.
Fotoğraf:tr.vikipedia.org.Arno Schmidt Reference Library.

 

Sontag, ikonik değerdeki haber fotoğraflarının önemli bir kısmının düzmece olduğunu; Vietnam Savaşı’ndan itibaren ise, ünlü fotoğrafların hiç birinin düzmece olmadığının hemen hemen kesin olduğunu yazmış. Televizyonun savaş görüntülerini aktarmaya başlaması ile durumun değiştiğine vurgu yapmış. Yukarıda Vietnam Savaşı’nda 1972’de Associated Press fotoğrafçısı Huynh Cong Ut’un (Nick Ut, 1951) çektiği ve ana yola atılan Amerikan napalm bombalarından kaçan bir köyün çocuklarını gösteren ve Ut’a 1973 Pulitzer Haber Fotoğrafı Ödülü’nü kazandıran Savaşın Terörü adlı karenin, poz verdirilerek çekilmesi mümkün olmayan fotoğraflar kategorisine ait olduğunu belirtiyor. Aynı, Eddie Adams’ın 1968’de çektiği, Güney Vietnam polis teşkilatı şefinin Saygon’daki bir sokakta, Vietkong’lu bir zanlıyı başından vurduğu fotoğraf gibi. Fotoğraf:en.wikipedia.org.

Sontag, ikonik değerdeki haber fotoğraflarının önemli bir kısmının düzmece olduğunu; Vietnam Savaşı’ndan itibaren ise, ünlü fotoğrafların hiç birinin düzmece olmadığının hemen hemen kesin olduğunu yazmış. Televizyonun savaş görüntülerini aktarmaya başlaması ile durumun değiştiğine vurgu yapmış.
Yukarıda Vietnam Savaşı’nda 1972’de Associated Press fotoğrafçısı Huynh Cong Ut’un (Nick Ut, 1951) çektiği ve ana yola atılan Amerikan napalm bombalarından kaçan bir köyün çocuklarını gösteren ve Ut’a 1973 Pulitzer Haber Fotoğrafı Ödülü’nü kazandıran Savaşın Terörü adlı karenin, poz verdirilerek çekilmesi mümkün olmayan fotoğraflar kategorisine ait olduğunu belirtiyor. Aynı, Eddie Adams’ın 1968’de çektiği, Güney Vietnam polis teşkilatı şefinin Saygon’daki bir sokakta, Vietkong’lu bir zanlıyı başından vurduğu fotoğraf gibi.
Fotoğraf:en.wikipedia.org.