Etiket arşivi: Versailles Sarayı

Milliyetçilik 2

Napolyon’un Rusya Seferi, 1812. Fotoğraf: elchaco.info

Napolyon’un Rusya Seferi, 1812.
Fotoğraf: elchaco.info

  • Paralı askerler yerine vatandaş ordularının seferber edilmeye başlanması daha güçlü bir ortak kimlik ve komşulardan farklılık duygusu yarattı. Milliyetçiliğe doğru atılmış önemli bir adım olan vatandaş ordusunu ilk kuran Oliver Cromwell (1599-1658) oldu. Geniş kitleleri ortak bir siyasi amaç ve askeri girişim için seferber etti. Cromwell’in bu Yeni Model Ordu’su, ilk vatandaş ordusu idi. Bu ordu, halk ile devlet arasındaki zıtlıktan kaynaklanan ilk büyük Avrupa hareketi olan İngiliz İç Savaşı (1644-1651) için oluşturulmuştu.
  • 1789’da, Fransız Devrimi’nin olduğu yıl, Almanca konuşanlar 1500 prensliğe dağılmış bulunuyorlardı. 1815 yılına gelindiğinde az çok özerk 39 siyasi birime bölünmüş durumdaydılar. 1860 yılında İtalyanlar, 1871’de ise Almanlar ulusal birliklerini sağladılar.
  • 1870 savaşında Prusya Fransa’yı ağır bir yenilgiye uğratmıştı. Almanlar artık büyük güçlerin arasına katılmıştı. Aydınlanma döneminin akılcılığının ve özgürlükçü ruhunun şekillendirdiği Batı Avrupa tarzı milliyetçilik anlayışının yerine, Aydınlanma’nın evrenselliğine ve kozmopolitliğine karşı çıkan, Romantik Alman düşünürlerinin savunduğu etnik nitelikli Doğu Avrupa tarzı milliyetçilik anlayışı kendini kabul ettirmişti.
  • Almanların büyük güçlere katılması, Prusya’nın yıllardır başarıyla uyguladığı zorunlu askerlik sistemi yanında yurtseverlik ve vatan aşkı ile devleti için kendini fedaya hazır gençler yetiştiren eğitim sisteminin üstünlüğü geniş çevrelerce benimsendi. Oysa Avrupa’da zorunlu askerliği ilk uygulayan Fransa olmuştu. Konvansiyon, 1793’te her Fransız vatandaşına askerlik yapma yükümlülüğü ve hakkını getirmiş, fakat daha çok gönüllüler askere alınmıştı. Zorunlu askerlik 1798 yılında yeniden düzenlenmişti. Yurttaş orduları 19. yüzyıldan, Napolyon Savaşlarından (1803-1815) önce yalnızca iç savaşlarda kullanılmışlardı. Napolyon döneminde ordulara olduğu kadar siyasete ve kültüre de vatandaş katılımının artması hedeflendi.
  • 1870 savaşından sonra zorunlu askerlik, İngiltere dışında tüm Avrupa ülkelerinde benimsendi.
  • Yurttaş askerler arasındaki temas, birbirlerini daha iyi tanımalarına ve birbirlerine daha çok benzemelerini sağladı. Bu nedenle Napolyon Savaşları Avrupa’da ulusal bilincin artması açısından önemli bulunur.
  • 1871 yılında Versailles Sarayı’nda Alman İmparatorluğu kurulduktan sonra askeri değerlerin ve pratiklerin sivil hayatı şekillendirdiği militarist anlayış Batı Avrupa ve Balkanlar’da da benimsendi. Milliyetçilik ideolojisinin ve militarist anlayışın bileşimi olarak ülke orduları siyasal ve toplumsal hayatta etkin rol oynamaya başladılar. Sorunların çözümünde şiddet kullanımı meşru görülür oldu. Disiplin ve komuta hiyerarşisi gibi kavramlar türedi.
  • Militan kesimler, Romantik Alman düşünürlerinin savunduğu kültürel ve otoriter, etnik aidiyeti ön plana çıkartan irredantist milliyetçilik (yayılmacı milliyetçilik) anlayışını benimsediler. Doğu Avrupa tarzı Dışlayıcı milliyetçilik, Pan-Germenizmin, Pan-Slavizmin ve diğer Balkan milliyetçiliklerinin de rehberi haline geldi.
  • Bir ulusa mensup olma düşüncesinin, bir yuvası olma ve evinde hissetme duygusu ile olan yakınlığı milliyetçi projenin kolaylaştırıcısıdır. İnsanların, uluslarının geri kalanıyla dayanışmasının yolunu açar. Ulusunun üstün olduğunu düşünmek, buradan kendine de pay çıkarmak onu ulusuyla özdeşleşmeye teşvik eder.
  • Pan-Slavizm, Pan-Germenizm, Pan-Helenizm ve diğer “Pan” lar, ırkçı ve emperyalist akımlar olarak değerlendirilir.
  • “Pan” ön eki taşıyan siyasi ideolojiler, söz konusu medeniyeti yücelten ve söz konusu milletin siyasi birliğini hedefleyen milliyetçi ideolojilerdir.

Lüks Devrimi 3

  • Fransız Baroğu da saraydan çıkmıştır.
  • XIV. Louis, babasının bir av köşkü olarak inşa ettirdiği Versailles‘i genişleterek Fransa Krallığı’nın yönetildiği bir saray haline getirmiştir. Dönemin aristokratlarını Paris’ten uzaklaştırıp, Versailles Sarayı’na taşımıştır. Kral, Versailles Sarayı’nın bahçesini de Barok eserlerle süsletmiştir.
  • Barok sanatın en tipik örnekleri arasına giren Fransız bahçesi, en sıradan ayrıntısına kadar biçimlendirilmiştir. Duvar ya da mihrabı andıran çitler, vazo yahut hayvan şeklini alan ağaçlar, geometrik tarhlar, özenle hazırlanmış kanallar ve çeşmeler, fıskiyelerle yaratılan su oyunları ile Fransız bahçesi, aristokrasi ve görkemli yaşamla ayrılmaz bir bütündür. Kontrollü bahçe, “Devlet benim” (l’État c’est moi) diyen, Fransa’yı mutlak monarşiyle yöneten XIV. Louis’nin idari anlayışının bir yansımasıdır.
  • Gerek Versailles Sarayı gerekse bahçesi Avrupa sarayları tarafından örnek alınmıştır.
Versaille Sarayı ve bahçesinden bir görünüm. Fotoğraf: Gruppal

Versaille Sarayı ve bahçesinden bir görünüm.
Fotoğraf: Gruppal

  • Fransa Bilimler Akademisi de XIV. Louis tarafından kurulmuştur.
  • 1648 yılında Paris’te ressamlar Kral XIV. Louis’yi bir akademinin oluşumunu desteklemeye ikna etmişlerdir. Floransa, Roma , Milano akademilerinden sonra kurulan Fransa Kraliyet Resim ve Heykel Akademisi, zamanla sanatın eğitimi ve sergilenmesi konusunda tekel durumuna gelmiştir. Sanatın ve sanatsal zevkin belirli kurallar çerçevesinde öğretilebileceğine inanılmış, akademiler okul işlevi görmeye başlamıştır. Fransız Kraliyet Akademisi’nin sanat sergileri Salon’da yapılırdı. Zaman içinde Salon, Fransa’nın yüksek kültürünü etkiler hale geldi. Sonraki 200 yıl boyunca, Fransa’da başarı elde etmek isteyen tüm sanatçılar için Paris Salonu’nda yer almak çok önemliydi.
  • Kralın kendisi de dans/bale yapıyor, koreografiler tasarlıyordu. (Bu durum, Gérard Corbiau’nun 2000 yılında vizyona giren Le Roi Danse adlı filminin konusudur.) Kralın hazırladığı koreografilerin bazıları dans, bazıları törenler içindi. Koreografilerde aristokratlara da görev veriyordu. Fransa Dans Akademisi’ni de XIV. Louis kurmuştur.
  • Hayatının hemen hemen tümünü XIV. Louis’in sarayında geçiren; Fransız opera stilinin babası sayılan Floransalı besteci, kemancı ve balet Giovanni Battista Lully (1632-1687) ile kral birçok işe birlikte imza atıyor. Lully, Kral için birçok bale eserinin müziğini ve dansların koreografisini hazırlıyor ve balet olarak da görev yapıyor. Kral da şahsen dans ederek eserlere katılıyor. Avrupa sarayları bu ikiliyi taklit ediyor.
  • Lully ayrıca sarayda oyun yazarı olarak görev yapan Moliere’in eserleri için besteler yapıyor, Moliere ile birlikte komedi-bale janrını geliştiriyor. Kral yaşlanıp dans edememeye başlayınca temsillere katkısı ve ilgisi azalıyor, Lully de opera bestelemeye daha çok önem veriyor.
  • Babasının kurduğu Müzik Akademisi’nden sonra XIV. Louis de Kralın 24 Kemanı adlı orkestrayı kurarak ilk kraliyet orkestrasını kurmuş oluyor.
  • Kral, bir piyeste Apollon‘u oynamıştır. Apollon, güneş tanrısıdır, XIV. Louis de Güneş Kral’dır.
  • Fransa’da kastrato geleneği kabul görmemiştir; kastrato star’dır; Fransa’daki tek star ise XIV. Louis’dir.

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • The Essence of Style, Joan E. De Jean, Simon and Schuster, 2005.
  • Fransa Nasıl Şıklık ve Lüksün Markası Oldu?, Arman Kırım, Hürriyet, 16 Temmuz 2006.
  • Çitlenen Doğa, Mehmet Ergüven, YKY Sanat Dünyamız Sayı 58 Bahçe Kültürü, Kış 1995.
  • www.zetamar.com

 

 

Lüks Devrimi 2

  • Paris’in bir turizm şehri haline dönüşmesi de Kral XIV. Louis devrinde gerçekleştirilen dünyadaki bir başka ilk.
  • 1524’te, Paris’te ev sahiplerinin geceleri evlerinin önünde mumla aydınlanan fenerler bulundurmaları gerekliydi. Işık miktarını büyük oranda arttıran cam pencereli fenerlerin icadını takiben, 1594’te Paris polisi şehrin her mahallesine fenerleri yerleştirme sorumluluğunu üstlendi. Yine de 1662’de, eğer yolcular karanlık, rüzgârlı sokaklarda ilerlemek zorundalarsa bir fener taşıyıcısı tutarlardı. 1667’de, Kral XIV. Louis yönetimi altında, kraliyet hükümeti sokaklara fenerler yerleştirmeye başladı. 1669’da üç bin adet olan bu sayı 1729’da iki katına çıkmıştı. Cam pencereli fenerler bir kordon ile sokağın ortasında altı metre yükseğe asılıyordu ve on sekiz metre arayla yerleştiriliyordu. Paris, kralın emriyle, dünyada sokakları geceleyin en yoğun aydınlatılan şehir oldu.
  • Böylece dükkanlar artık akşamları da açık kalabiliyor, yeni zengin sınıfla soylular, gün batımından sonra da güvenle alış veriş edebiliyordu.
  • Sokakların aydınlatılmasıyla Paris, gece hayatının yaşandığı ilk dünya şehrine dönüştü.
  • Gece hayatının özel içkisi şampanya da Kral XIV. Louis döneminde, Dom  Pérignon isimli keşiş tarafından icat edildi. 1674 yılında şampanya Paris sosyetesinin en gözde içkisi oldu.
  • Tüm bu gelişmeler sayesinde bir çok restoran açılıyor. Artık aristokratlar bile dışarıda, Paris caddelerindeki lokantalarda yemek yemeğe başlıyor. Yedikleri yemekler, yeni ve yüksek Fransız mutfağının örnekleri oluyor.

  • 1670 yılından itibaren Versailles Sarayı’nın çok yakından izlediği moda, hızla kent erbabına yayılmaya başlıyor. Kentli zengin sınıf moda yarışına hızla dahil oluyor. Dünyanın ilk moda dergileri ve yine dünyanın ilk moda sezonları ortaya çıkıyor. Artık moda on yılda bir değil, her sezon değişmeye başlıyor. Giysilerin ince ve zarif Fransız kadınlarında daha iyi durduğu kanısı yayılıyor.
  • Rönesans belgelerinde değerli taşlar arasında 18. sırada olan elmas, Kral XIV. Louis’nin bu taşa düşkünlüğü nedeniyle Fransa Avrupa’nın en zengin elmas koleksiyonuna sahip ülkesi oluyor. Aynı zamanda Paris’te elmas mücevher alışverişi, şehrin en önemli etkinliklerinden biri oluyor. Artık bir turizm şehri haline gelen Paris’i ziyaret edenler de elmas alışverişini buradan yapmaya başlıyor. Place Vendome da bu dürtüyle gelişiyor.

 

Çağdaş Sanata Varış 262|Heykeller ve Nesneler 1 Anish Kapoor

  Çift, Anish Kapoor, 2006. Sakıp Sabancı Müzesi’nin bahçesinde sergilenen sanatçının bu granit eseri müzenin kalıcı koleksiyonuna katıldı. Hindu bir baba ve Yahudi bir anneden doğan sanatçının eserlerinde yeryüzü ve gökyüzü, ruh ve madde, aydınlık ve karanlık gibi ikilemlere rastlanıyor. Kullandığı sanatsal dil gayet sade ama eserlerin içinde barındırdığı enerji ve kültürel çeşitlilik dikkat çekiyor. Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki sergisi (2014) heykel, mimari, mühendislik ve teknolojiyi bir araya getiren eserlerden oluşmuştu. Sergi, sanal sergi olarak internet ortamında da izlenebildi. 1954’te Bombay’da doğan ve 1970’lerden bu yana Londra’da yaşayan Anish Kapoor, Britanya’yı 1982 Paris Bienali ve 1990 Venedik Bienali’nde temsil etmiş, burada Premio Duemila’ya (en iyi genç sanatçı ödülü) layık görülmüştü. Sanatçı, 1991 yılında da Turner Ödülü’nü kazandı. Kapoor, 2009 yılında, Londra’daki Kraliyet Sanat Akademisi’ndeki tüm galeri mekânının açıldığı, ilk yaşayan sanatçı oldu. Hindistan’daki ilk kişisel sergisini ise 2010 yılında açtı. 2013 yazında, Kraliçe'nin doğum günü törenlerinde ödüllendirilip Sir unvanını aldı. Kapoor, “Taşın hafızası vardır. Bir eser ne zaman içsel hafızamıza hitap etmeye başlar, işte o zaman sanat eseri olur. Sanatın bazı unsurları bu anlamda hafızayı harekete geçirmede çok güçlüdür”, diyor. Kapoor, eserin fiziksel ve sosyal alan arasındaki ilişkiyi sağlamasını önemsiyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Çift, Anish Kapoor, 2006.
Sakıp Sabancı Müzesi’nin bahçesinde sergilenen sanatçının bu granit eseri müzenin kalıcı koleksiyonuna katıldı.
Hindu bir baba ve Yahudi bir anneden doğan sanatçının eserlerinde yeryüzü ve gökyüzü, ruh ve madde, aydınlık ve karanlık gibi ikilemlere rastlanıyor. Kullandığı sanatsal dil gayet sade ama eserlerin içinde barındırdığı enerji ve kültürel çeşitlilik dikkat çekiyor. Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki sergisi (2014) heykel, mimari, mühendislik ve teknolojiyi bir araya getiren eserlerden oluşmuştu. Sergi, sanal sergi olarak internet ortamında da izlenebildi.
1954’te Bombay’da doğan ve 1970’lerden bu yana Londra’da yaşayan Anish Kapoor, Britanya’yı 1982 Paris Bienali ve 1990 Venedik Bienali’nde temsil etmiş, burada Premio Duemila’ya (en iyi genç sanatçı ödülü) layık görülmüştü. Sanatçı, 1991 yılında da Turner Ödülü’nü kazandı. Kapoor, 2009 yılında, Londra’daki Kraliyet Sanat Akademisi’ndeki tüm galeri mekânının açıldığı, ilk yaşayan sanatçı oldu. Hindistan’daki ilk kişisel sergisini ise 2010 yılında açtı. 2013 yazında, Kraliçe’nin doğum günü törenlerinde ödüllendirilip Sir unvanını aldı.
Kapoor, “Taşın hafızası vardır. Bir eser ne zaman içsel hafızamıza hitap etmeye başlar, işte o zaman sanat eseri olur. Sanatın bazı unsurları bu anlamda hafızayı harekete geçirmede çok güçlüdür”, diyor. Kapoor, eserin fiziksel ve sosyal alan arasındaki ilişkiyi sağlamasını önemsiyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Anish Kapoor, 2015 yılında Moskova Yahudi Müzesi’nde dört eserini sergiledi. Fotoğrafta bunlardan üçü görülüyor: 2003 yılına ait eseri, ünlü kinetik balmumu heykeli Benim Kırmızı Anavatanım; konveks ve konkav paslanmaz çelik eseri S Biçimli Dalga (2006) ve yansımadan görülen sarı, fiberglas duvar heykeli Sığınak (2007). Anish Kapoor,  taş, çelik, cam, PVC, balmumu, yağlıboya, ileri teknoloji ürünleri kullandığı obje, heykel ve yerleştirmelerinde resim ile heykelin sınırlarını bulanıklaştırıyor. Sanatçının kullandığı renkler ise Hindistan kültürünün bir parçası olan renk pigmentleridir. Kapoor, “İzleyiciyi zaman ve mekanla etkileşime geçiren ve objeyi objeliğinden uzaklaştıran heykelle ilgileniyorum”, diyor. Fotoğraf: http://enfr.blouinartinfo.com

Anish Kapoor, 2015 yılında Moskova Yahudi Müzesi’nde dört eserini sergiledi. Fotoğrafta bunlardan üçü görülüyor: 2003 yılına ait eseri, ünlü kinetik balmumu heykeli Benim Kırmızı Anavatanım; konveks ve konkav paslanmaz çelik eseri S Biçimli Dalga (2006) ve yansımadan görülen sarı, fiberglas duvar heykeli Sığınak (2007).
Anish Kapoor, taş, çelik, cam, PVC, balmumu, yağlıboya, ileri teknoloji ürünleri kullandığı obje, heykel ve yerleştirmelerinde resim ile heykelin sınırlarını bulanıklaştırıyor. Sanatçının kullandığı renkler ise Hindistan kültürünün bir parçası olan renk pigmentleridir.
Kapoor, “İzleyiciyi zaman ve mekanla etkileşime geçiren ve objeyi objeliğinden uzaklaştıran heykelle ilgileniyorum”, diyor.
Fotoğraf: http://enfr.blouinartinfo.com

Kapoor’un, Berlin’de Martin Gropius Bau’da 2013 yılında açtığı sergide yer alan, çoğunlukla anıtsal boyutlarda heykeller üreten sanatçının anıtsal İlk Beden adlı eseri. Fotoğraf: www.art-in-tv.de

Kapoor’un, Berlin’de Martin Gropius Bau’da 2013 yılında açtığı sergide yer alan, çoğunlukla anıtsal boyutlarda heykeller üreten sanatçının anıtsal İlk Beden adlı eseri.
Fotoğraf: www.art-in-tv.de

Anish Kapoor’un Versailles Sarayı bahçesinde 2015 yılında sergilediği Dirty Corner adlı eseri üç kez saldırıya uğradı. Esere Fransız medyasında Kraliçenin Vajinası adı takılmıştı. Eserin sarayın bahçesine yerleştirilmesinin ardından üzerine sarı boya döküldü. Boya kısmen temizlenebilmişti. Bir ay sonra iki kez üzerine, bazıları anti-semitik olmak üzere yazılar yazıldı. Sanatçı, toplumdaki tahammülsüzlüğün altını çizmek için eserin üzerine yazılan yazıları muhafaza etmek istedi. Ancak mahkeme grafitinin kaldırılmasına ve esere bir alarm sistemi yerleştirilmesine karar verdi. Mahkeme kararından sonra Anish Kapoor, Instagram’da grafitinin üstünün kapatılmış halinin fotoğraflarını paylaştı ve “Fransa’da ırkçılar mahkeme kararı ile ırkçı ifadelerinin üzerini kapattırdı, ırkçıların kazanmasına izin vermeyelim” paylaşımında bulundu. Daha sonra yazıların üzeri altın yaldız ile kapatıldı. Fotoğraf: jezebel.com

Anish Kapoor’un Versailles Sarayı bahçesinde 2015 yılında sergilediği Dirty Corner adlı eseri üç kez saldırıya uğradı.
Esere Fransız medyasında Kraliçenin Vajinası adı takılmıştı. Eserin sarayın bahçesine yerleştirilmesinin ardından üzerine sarı boya döküldü. Boya kısmen temizlenebilmişti. Bir ay sonra iki kez üzerine, bazıları anti-semitik olmak üzere yazılar yazıldı.
Sanatçı, toplumdaki tahammülsüzlüğün altını çizmek için eserin üzerine yazılan yazıları muhafaza etmek istedi. Ancak mahkeme grafitinin kaldırılmasına ve esere bir alarm sistemi yerleştirilmesine karar verdi.
Mahkeme kararından sonra Anish Kapoor, Instagram’da grafitinin üstünün kapatılmış halinin fotoğraflarını paylaştı ve “Fransa’da ırkçılar mahkeme kararı ile ırkçı ifadelerinin üzerini kapattırdı, ırkçıların kazanmasına izin vermeyelim” paylaşımında bulundu. Daha sonra yazıların üzeri altın yaldız ile kapatıldı.
Fotoğraf: jezebel.com

Bulut Kapısı, Anish Kapoor, 2006. 2004 yılında açılan Chicago kentinin Millennium Park’ına yerleştirilen, yapımı 2006 yılında biten heykel, 168 paslanmaz çelik levhadan oluşuyor ve yapımı 23 milyon dolara mal olmuş. Civadan esinle tasarlanmış olan heykelin halk arasındaki adı Fasulye (The Bean). İzleyenlerin heykele her baktığında kendi yansımasını görmesi, kendisiyle heykel arasında bir bağ kurmasını sağlıyor. Her yansıma bir varoluş kanıtı gibidir. Yumuşak kıvrımlı dinamik yapısı ile de hiçbir yansımayı üzerinde sabit tutmamakta ve sürekli hareket ettirmektedir. Bir çekim alanı oluşturan heykel, gökyüzünü, bulutları ve güneşi izleyiciler ile buluşturmaktadır. 2015 yılında Çin’in Xinjiang bölgesinde  Karamay’da bir Çinli sanatçı Bulut Kapısı’nın neredeyse aynısını yaptı ve Kapoor dava açtı. Çinli muhalif sanatçı ve aktivist Ai Weiwei ile Anish Kapoor, 2015’te Avrupa’da yaşanan sığınmacı krizi ile ilgili sığınmacıların durumlarına ve yaşamsal haklarına dikkat çekmek için omuzlarında sığınmacıları temsilen battaniyeler taşıyarak ve mültecilerin kat ettikleri mesafeyi sembolik biçimde dile getirmek üzere Londra’da birlikte yürüyüş yaptılar. Kapoor, 2016 yılında heykelin tüm yüzeyini ışığı emen, yüksek teknoloji ürünü Vantablack denen, siyahın en siyahı olarak tanımlanan malzeme ile kapladı. Sanatçı açık havada yer alan tüm heykellerini bu madde ile kaplayacağını, çünkü dünyanın, heykellerin yapım tarihine göre daha kara bir yer olduğunu söylüyor. Fotoğraf: www.statuestorieschicago.com

Bulut Kapısı, Anish Kapoor, 2006.
2004 yılında açılan Chicago kentinin Millennium Park’ına yerleştirilen, yapımı 2006 yılında biten heykel, 168 paslanmaz çelik levhadan oluşuyor ve yapımı 23 milyon dolara mal olmuş. Civadan esinle tasarlanmış olan heykelin halk arasındaki adı Fasulye (The Bean). İzleyenlerin heykele her baktığında kendi yansımasını görmesi, kendisiyle heykel arasında bir bağ kurmasını sağlıyor. Her yansıma bir varoluş kanıtı gibidir. Yumuşak kıvrımlı dinamik yapısı ile de hiçbir yansımayı üzerinde sabit tutmamakta ve sürekli hareket ettirmektedir. Bir çekim alanı oluşturan heykel, gökyüzünü, bulutları ve güneşi izleyiciler ile buluşturmaktadır.
2015 yılında Çin’in Xinjiang bölgesinde Karamay’da bir Çinli sanatçı Bulut Kapısı’nın neredeyse aynısını yaptı ve Kapoor dava açtı.
Çinli muhalif sanatçı ve aktivist Ai Weiwei ile Anish Kapoor, 2015’te Avrupa’da yaşanan sığınmacı krizi ile ilgili sığınmacıların durumlarına ve yaşamsal haklarına dikkat çekmek için omuzlarında sığınmacıları temsilen battaniyeler taşıyarak ve mültecilerin kat ettikleri mesafeyi sembolik biçimde dile getirmek üzere Londra’da birlikte yürüyüş yaptılar.
Kapoor, 2016 yılında heykelin tüm yüzeyini ışığı emen, yüksek teknoloji ürünü Vantablack denen, siyahın en siyahı olarak tanımlanan malzeme ile kapladı. Sanatçı açık havada yer alan tüm heykellerini bu madde ile kaplayacağını, çünkü dünyanın, heykellerin yapım tarihine göre daha kara bir yer olduğunu söylüyor.
Fotoğraf: www.statuestorieschicago.com

 

 

Mekan ve Simge Olarak Labirent 2

  • Dış mekanda taflan, tuğla, taş, ahşap ve su kullanımı; iç mekanda mozaik, mermer, vitray ve ayna kullanımı ile yapılan labirentleri ile İngiltere, labirent çeşidi en çok olan ülkedir.
  • İskandinavya’daki labirentlerin çoğu taştır, İsveç’tedir ve Baltık kıyısındadır. Baltık tekerleği denen yuvarlak formludur. Bunların balıkçılar tarafından, bereketli ürün, iyi rüzgar ve güvenli bir yolculuk için yapıldığı söylenir. İngiltere’deki labirentlerin bir kısmının adaya kuzeyden gelenler tarafından yapıldığı düşünülmektedir.
  • İsviçre’de, modern zamanlarda halka açık yerlerde ve villa bahçelerinde pek çok labirent yapılmış; yapımında ağaçlar ve su kullanılmıştır.
  • Labirentten bahsederken, Güney Amerika kıtasında, Colomb öncesi dönemden günümüze ulaşan, geoglif veya jeoglif denen, yere kazılmış, sadece tanrıların okuyabileceği düşünülen, sırrı henüz çözülememiş devasa şekilleri de unutmamak gerekir. Bunlar içine girilemeyen, ama plan olarak labirenti örnek alan çizgilerdir.
Peru’da, Nazca’daki geogliflerin kıtanın yerlileri tarafından, MÖ 200-MS 700 arasında yapıldığı sanılıyor. Kesin yapılış tarihleri, hangi amaçla ve nasıl yapıldıkları halen bilinemeyen, sadece uçaktan görülebilen Nazca Çizgileri’nde birkaç kez tekrar edilmiş, başka figürlerin parçası olan bu geoglifin, Akdeniz’in, Avrupa’nın, İskandinavya’nın, Hindistan’ın ve Kuzey Amerika’nın antik kültürlerinde kullanılmış labirent sembolü ile benzerliği SiGarb adlı araştırmacı tarafından dikkatimize sunuluyor. Spiralin çapı 12 metredir. (Nazca Çizgileri, Peru dosyamızın ikinci bölümünde anlatılmıştı.) Fotoğraf:commons.wikimedia.org. File: Nazca Lines Labyrinth Peru.

Peru’da, Nazca’daki geogliflerin kıtanın yerlileri tarafından, MÖ 200-MS 700 arasında yapıldığı sanılıyor. Kesin yapılış tarihleri, hangi amaçla ve nasıl yapıldıkları halen bilinemeyen, sadece uçaktan görülebilen Nazca Çizgileri’nde birkaç kez tekrar edilmiş, başka figürlerin parçası olan bu geoglifin, Akdeniz’in, Avrupa’nın, İskandinavya’nın, Hindistan’ın ve Kuzey Amerika’nın antik kültürlerinde kullanılmış labirent sembolü ile benzerliği SiGarb adlı araştırmacı tarafından dikkatimize sunuluyor. Spiralin çapı 12 metredir. (Nazca Çizgileri, Peru dosyamızın ikinci bölümünde anlatılmıştı.)
Fotoğraf:commons.wikimedia.org. File: Nazca Lines Labyrinth Peru.

Austin Whittall tarafından fotoğrafı çekilmiş ve zaman içindeki değişimleri incelenmiş Uspallata Mendoza’daki geoglif. Arjantin. Fotoğraf:patagoniamonsters.blogspot.com

Austin Whittall tarafından fotoğrafı çekilmiş ve zaman içindeki değişimleri incelenmiş Uspallata Mendoza’daki geoglif. Arjantin.
Fotoğraf:patagoniamonsters.blogspot.com

Avustralya’daki Ashcombe Maze’de on adet temalı bahçe vardır. Yukarıda fotoğrafta görülenden başka burada, çocuklar için yapılmış, lavanta tarhları ile oluşturulmuş labirentler de vardır. Zen bahçesinde kumun üzerine çizilen motiflerden biri de labirenttir. Fotoğraf:travel.spotcoolstuff.com/world-amazing-mazes

Avustralya’daki Ashcombe Maze’de on adet temalı bahçe vardır. Yukarıda fotoğrafta görülenden başka burada, çocuklar için yapılmış, lavanta tarhları ile oluşturulmuş labirentler de vardır.
Zen bahçesinde kumun üzerine çizilen motiflerden biri de labirenttir.
Fotoğraf:travel.spotcoolstuff.com/world-amazing-mazes

  • Duvarları bitkilerden oluşan bahçe labirentleri ilk kez Romalı yazar Plinius’un Roma’da çocukların oynaması için otlardan yapılmış labirentten bahsetmesi ile literatürde yer alır. Bahçe labirentleri, saray, şato bahçelerine 16. yüzyılda yaygın olarak yapılmaya başlanmıştır. İtalya’daki, İngiltere’deki, Fransa’daki bahçe labirentleri ile ilgili bilgimiz vardır. Villa Pisani’deki labirent, 6.5 kilometreyi bulan yollarıyla rekoru elinde tutmuş. Versailles Sarayı’nın ünlü bahçe labirenti, Mansart tarafından yapılmış. 1774 yılında Kraliçe Marie-Antoinette’in emriyle yok edilmiştir.
  • Türk bahçelerinde labirent örneklerine pek rastlanmaz. Nadir örneklerden biri,  Sultan III. Selim’in mimarı Antoine Ignace Melling’in (1763-1831), padişahın kız kardeşi Hatice Sultan için inşa ettiği Ortaköy’deki sarayın bahçesine 1795 yılında yaptığı labirenttir. Prensesin talebi, Danimarka elçisi Baron Hübsch’ün bahçesindeki labirentin örnek alınması yönünde olmuştur. Ahmet Rasim bu labirentin leylak, gül ve akasyadan oluşturulan patikalarla yapıldığını yazar. Ne bu labirentin, ne de Versailles’dakinin izi bile kalmamıştır. Avrupa’da yapılmış olan birçok bahçe labirenti sonradan kaldırılmıştır.
  • Mutlak karanlık bir mekan ve mutlak bir boşluk da labirent etkisi yapar. Göz alabildiğine uzanan kum çölü ve okyanusun ortasında olmak da, hiçbir engel gözükmemesine rağmen bu hissi verir.
  • Bir labirent mekan kişiye aynı anda hangisini seçmesinin doğru olacağına ilişkin herhangi bir bilgi vermeksizin birden fazla seçenek sunar. Seçeneklerin sayısının artmasıyla labirentin labirentlik katsayısı da artar.
  • Tevrat, Yahudi ırkının Mısır’dan çıktıktan sonra Sina Çölü’nde 40 yıl yolunu bulamadığını, birçok Yahudi’nin çıkışa, Vaadedilmiş Topraklara, ulaşamadan öldüğünü yazar. Sina, bir labirent etkisi yaratmıştır.
11 turlu Chartres Katedrali labirenti. Fotoğraf: www.crystalinks.com

11 turlu Chartres Katedrali labirenti.
Fotoğraf: www.crystalinks.com

  • Labirentlere büyük kiliselerde de rastlanır. En eskisi 4. yüzyıldan kalma Cezayir’deki Orléansville yakınındaki San Reparatus Bazilikası’dır. 6. yüzyıla tarihlenen Ravenna’daki San Vitale Kilisesi’nin labirenti eskilikte onu izler. Ama en ünlüleri Gotik üsluptaki Ortaçağ katedrallerinde yer alanlardır. Bunların başında ise Chartres Katedrali’nin 13 metre çapındaki labirenti gelir. Hac ibadetine çok önem verilen Ortaçağ’da Kudüs’e gidemeyenler için katedrallerdeki labirentlerin üzerinde yürümek, arındıran, kutsal bir deneyim oluyordu. Labirent, hacın sembolik formuydu. Labirentler katedral girişine yakın yapılıyordu. Bu mekanın dolambaçlı yolları Tanrı’ya giden, Kurtuluş’a erişmek için izlenmesi gereken kahırlı yolları simgeliyordu. Bu labirentler sahte labirentlerdi. İmanla yürüyenler merkeze mutlaka ulaşıyorlardı. Tanrı’yı arayanlar yollarını yitirmezler. Ayrıca, katedrallerdeki labirentlerde kat edilen düşsel yol, İsa’nın çarmıha giderken izlediği yolu simgeler. Bazılarında, merkezde yer alan Küdus betimlemesi, labirentin aynı zamanda Süleyman Tapınağı’nın da imgesi olduğunu düşündürür. Bu labirentlerin o katedralleri yapan mimarların bir nevi imzası olduğu da öne sürülür. 16. yüzyıldan kalma bir çizimde, Rheims Katedrali’nin labirentinin ortasında başpiskopos, köşelerde yapı ustaları betimlenmiştir. 15. yüzyıldan sonra katedrallerelabirent deseni yapma uygulaması, ibadet edenlerin dikkatini dağıttığı düşünülerek, sona erdirilmiştir. Rheims Katedrali’nin labirenti 18. yüzyılda ortadan kaldırılmıştır.
  • Chartres modeline dayanan labirentlerin, merkezde altı taç yaprağı veya yarım dairesel alanları vardır.