Etiket arşivi: Varşova

Şiddet 58| Devlet Şiddeti 4

Taklitçilik, John Heartfield, 1934. Alman sanatçı John Heartfield (1891-1968) politik çürümeyi fotomontajla anlatma yolunu seçmiş bu alanda öncü bir sanatçıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Helmut Herzfeld olan adını milliyetçiliği protesto etmek için John Heartfield’a değiştirmiştir. Yine aşırı sağın zalim ve ikiyüzlü politikasını protesto için 1920 yılında Komünist Partiye katılmıştır. Eserleri sergilerin yanı sıra komünistlerin çıkarttıkları dergilerde de basılmıştır. Nazileri baş hedefi haline getirince Prag’a kaçmak zorunda kalmış, çalışmalarını daha sonra Birleşik Krallık’ta sürdürmüştür. Yukarıdaki fotomontajında, Goebbels’e bir tavsiyede bulunmaktadır: Goebbels Führer’ine, İşçi Bayramında emekçilere hitap ederken Marx’ın sakalını takmasını söylemelidir.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Taklitçilik, John Heartfield, 1934.
Alman sanatçı John Heartfield (1891-1968) politik çürümeyi fotomontajla anlatma yolunu seçmiş bu alanda öncü bir sanatçıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Helmut Herzfeld olan adını milliyetçiliği protesto etmek için John Heartfield’a değiştirmiştir. Yine aşırı sağın zalim ve ikiyüzlü politikasını protesto için 1920 yılında Komünist Partiye katılmıştır. Eserleri sergilerin yanı sıra komünistlerin çıkarttıkları dergilerde de basılmıştır. Nazileri baş hedefi haline getirince Prag’a kaçmak zorunda kalmış, çalışmalarını daha sonra Birleşik Krallık’ta sürdürmüştür. Yukarıdaki fotomontajında, Goebbels’e bir tavsiyede bulunmaktadır: Goebbels Führer’ine, İşçi Bayramında emekçilere hitap ederken Marx’ın sakalını takmasını söylemelidir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Nazilik, kesin olarak Hıristiyan karşıtı ve yeni-pagandı, tıpkı Stalin’in Sovyet Marksçılığının resmi şekli Diamat’ının açıkça maddeci ve ateist olduğu gibi. Totaliterlik, bireyin her eylemini devlete ve devletin ideolojine tabi kılan bir rejim ise, Nazizm de Stalincilik de totaliter rejimlerdi.
  • Wasili Grossmann (1905-1964), kurbanları insan olarak algılamayan totaliter sistemlerin kaba güç kullanımının, insanların aklını kötürümleştirme yeteneğine sahip olduğunu yazar.
Nasyonalizmin dönemin ruhu olduğu; Nazi ve Stalin yönetimlerinin aynı varlığın, parti devletinin biçimi oldukları söylenir. Hitler milyonlarca Yahudiyi sistematik bir şekilde yok etti. Stalin döneminde on milyonu İkinci Dünya Savaşı’nda olmak üzere toplam 40 milyon kişi öldü. Bu döneme Büyük Terör dendi. Fotoğraf: kitap alıntılarım - WordPress.com

Nasyonalizmin dönemin ruhu olduğu; Nazi ve Stalin yönetimlerinin aynı varlığın, parti devletinin biçimi oldukları söylenir. Hitler milyonlarca Yahudiyi sistematik bir şekilde yok etti. Stalin döneminde on milyonu İkinci Dünya Savaşı’nda olmak üzere toplam 40 milyon kişi öldü. Bu döneme Büyük Terör dendi.
Fotoğraf: kitap alıntılarım – WordPress.com

Büyük Temizlik kurbanları. Stalin, 1929-1933 arasında zorunlu kolektifleştirme, kıtlık, açlık nedeniyle milyonları; 1937 yılında başlattığı siyasi temizlik ile nicelerini öldürttü. 1930-1953 arasında SSCB’de Halk Düşmanı suçlamasıyla 786 bin kişi idam edildi; 3.800 bin kişi devlete karşı suç işlemekten hüküm giydi. Glasnost sonrası bu davalardan 850 bin tanesine yeniden bakıldı; sadece 12 bin davanın neticesi haklı bulundu. Fotoğraf: Akşam

Büyük Temizlik kurbanları.
Stalin, 1929-1933 arasında zorunlu kolektifleştirme, kıtlık, açlık nedeniyle milyonları; 1937 yılında başlattığı siyasi temizlik ile nicelerini öldürttü. 1930-1953 arasında SSCB’de Halk Düşmanı suçlamasıyla 786 bin kişi idam edildi; 3.800 bin kişi devlete karşı suç işlemekten hüküm giydi. Glasnost sonrası bu davalardan 850 bin tanesine yeniden bakıldı; sadece 12 bin davanın neticesi haklı bulundu.
Fotoğraf: Akşam

  • 1932–1933 arasında Sovyetler Birliği’nde, şimdiki Ukrayna ve Rusya’nın Kuban bölgesinde suni olarak yaratılan kıtlık sebebiyle yaklaşık olarak 8 milyon insanın öldüğü olaylar Ukrayna Kırımı ya da Holodomor olarak anılır. Sovyet arşivlerinin açılmaması yüzünden ölü sayısı kesin olarak bilinememektedir.
Varşova Ayaklanması Anıtı’ndan bir bölüm, Varşova, Polonya. 1944’de 63 gün süren ayaklanmayı bastıran Naziler üç ay boyunca şehri yakıp yıktılar. Ayaklanma esnasında Kızıl Ordu, Vistula Nehri’nin karşı kıyısındaydı ama Polonyalılara yardıma gelmedi. 1945’te Ruslar “şehri kurtarmaya” geldi. O zamana kadar şehirde binaların %85’i yıkılmış, 700.000 kişi ölmüştü. Ruslar, Ayaklanma’dan bahsetmeyi yasakladılar. Fotoğrafta bir bölümü görülen anıt, 1989 yılında, Ayaklanma’nın 45. yıl dönümünde açıldı. Anıtın bu bölümünde, kanallardan kaçarak kurtulmayı başaran 5.000 kişi temsil ediliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Varşova Ayaklanması Anıtı’ndan bir bölüm, Varşova, Polonya.
1944’de 63 gün süren ayaklanmayı bastıran Naziler üç ay boyunca şehri yakıp yıktılar. Ayaklanma esnasında Kızıl Ordu, Vistula Nehri’nin karşı kıyısındaydı ama Polonyalılara yardıma gelmedi. 1945’te Ruslar “şehri kurtarmaya” geldi. O zamana kadar şehirde binaların %85’i yıkılmış, 700.000 kişi ölmüştü. Ruslar, Ayaklanma’dan bahsetmeyi yasakladılar. Fotoğrafta bir bölümü görülen anıt, 1989 yılında, Ayaklanma’nın 45. yıl dönümünde açıldı. Anıtın bu bölümünde, kanallardan kaçarak kurtulmayı başaran 5.000 kişi temsil ediliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ortaçağ şatosu, halkı tehdit eder gibi yükselir. Solda, Moskova’da inşa edilmiş, Stalin Gotik yedi binadan biri. Bunlardan biri Dışişleri Bakanlığı, biri Moskova Devlet Üniversitesi tarafından kullanılıyor. Üniversitenin binası 40 bin odalı. Sağdaki fotoğrafta ise Çin’in Xian kentindeki bir heykel. Devlet baskısı, aynı Asur rölyeflerinde olduğu gibi, mimari ve heykel ile de kendini empoze eder. Baskıcı zihniyet çağlara göre değişmez. Bir başka yöntem ise tüm devlet dairelerine asılan resimlerdir. Stalin’in her şeyi denetleyen bakışları altında çalışmak ve o bakışa katlanmak zorunda kalmak pek çok eserde anlatılmıştır. Sürekli göz hapsinde tutulan halk, politik şiddetin nesnesi olur.  Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Ortaçağ şatosu, halkı tehdit eder gibi yükselir. Solda, Moskova’da inşa edilmiş, Stalin Gotik yedi binadan biri. Bunlardan biri Dışişleri Bakanlığı, biri Moskova Devlet Üniversitesi tarafından kullanılıyor. Üniversitenin binası 40 bin odalı.
Sağdaki fotoğrafta ise Çin’in Xian kentindeki bir heykel.
Devlet baskısı, aynı Asur rölyeflerinde olduğu gibi, mimari ve heykel ile de kendini empoze eder. Baskıcı zihniyet çağlara göre değişmez.
Bir başka yöntem ise tüm devlet dairelerine asılan resimlerdir. Stalin’in her şeyi denetleyen bakışları altında çalışmak ve o bakışa katlanmak zorunda kalmak pek çok eserde anlatılmıştır. Sürekli göz hapsinde tutulan halk, politik şiddetin nesnesi olur.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  • Komünist idare zamanında insanların seçim imkanlarının sosyal bakımdan baskıcı şartlarla çok sert kısıtlandığı günümüzde artık net bir biçimde biliniyor.
  • Nazizim, Stalinizm, faşizm ve diğer bütün totaliter rejimler ve onların artçıları şiddet politikası uygulamışlardır.
  • Bertolt Brecht sorar “ Tüm yetki halktan gelir. Fakat nereye gider?”

 

Çağdaş Sanata Varış 46 |Süprematizm

SÜPREMATİZM/YÜCECİLİK
1913 

  • Polonya kökenli, Rusya İmparatorluğu’nun Kiev şehrinde doğan Kazimir Malevich (1879-1935), sanatı objeye bağlı olmaktan kurtarmak istedi.
  • Süprematizm, Malevich’in 1913 ile 1915 yılları arasında tasarladığı saf bir geometrik soyutlama sanatıydı.
  • Süprematizm, soyut geometriciliği benimseyen bir resim anlayışıdır. Bu terimi Kazimir Malevich kendi geometrik soyutlaması için kullanmıştır.
  • 1915 yılında Süprematist teorilerini Nesnesiz Dünya isimli kitabında anlattı.
  • Malevich sanatın bağımsız bir tinsel faaliyet olduğuna inanıyordu.
  • His ya da seziş en iyi, resmin temel bileşenleriyle, saflaşmış form ve renk ile yansıtılabilirdi.
Malevich de birçok modern dönem sanatçısı gibi çeşitli akımlarda eser vermiştir. 1912-13 yılında yapmış olduğu The Knife Grinder, Kübo-Fütürist bir tablodur. Kübizm’in nesneleri parçalara ayırma tekniği ile Fütürizm’deki görüntünün çoğaltılması anlayışını bir arada kullanmıştır.

Malevich de birçok modern dönem sanatçısı gibi çeşitli akımlarda eser vermiştir. 1912-13 yılında yapmış olduğu The Knife Grinder, Kübo-Fütürist bir tablodur. Kübizm’in nesneleri parçalara ayırma tekniği ile Fütürizm’deki görüntünün çoğaltılması anlayışını bir arada kullanmıştır.

  • Malevich mutlak saf biçimlerin kullanımını önermiş, Süprematistler açı, çember, dikdörtgen ve haç biçimlerini kullanmışlardır. Geometrik şekiller, özellikle kare Malevich’in gözünde görünümler dünyasından daha büyük bir dünyanın üstünlüğünü simgelemekteydi.
  • Süprematizm ferdiyetçidir.
  • Gerçekler geometrik hale getirilerek doğanın kaosuna karşı insanın yücelişini ifade ediyordu.
  • Devrim öncesi Rusya’da geometrik soyutlamaya dayalı iki radikal sanat hareketi vardı: Konstrüktivizm ve Süprematizm.
  • Malevich Konstrüktivizm’in doğrudan karşısında yer aldı. Konstrüktivizm sanatın bir toplumsal amaca hizmet etmesi gerektiğine inanan, Vladimir Tatlin’in başını çektiği bir akımdı.
  • Malevich Konstrüktivistlerin sanatçının mühendis ve bilim adamı olmasi fikrine karşı çıkarak, hür bir sanatçı tipi oluşturmayı hedefledi.
  • 1918’de Süprematizm Moskova’nın her tarafında boy attı. Tabelalar, sergiler, kafeler, her şey Süprematist izler taşıyordu.
  • Malevich’in Süprematist eserlerinin en bilinenleri Siyah Kare (1915/1913) ve Beyaz Üstüne Beyaz‘dır (1918).
 Kazimir Malevich, Siyah Kare, 1915/1913. Rus Devlet Müzesi, St. Petersburg.  Ünlü Siyah Kare çok ciddi eleştirel tartışmalara konu olmuştu. Malevich kendi manifestosunda siyah kareyi ‘formun sıfırı’, beyaz fonu ‘bu hissin arkasındaki boşluk’ olarak nitelemişti.


Kazimir Malevich, Siyah Kare, 1915/1913.
Rus Devlet Müzesi, St. Petersburg.
Ünlü Siyah Kare çok ciddi eleştirel tartışmalara konu olmuştu. Malevich kendi manifestosunda siyah kareyi ‘formun sıfırı’, beyaz fonu ‘bu hissin arkasındaki boşluk’ olarak nitelemişti.

  • Malevich’in felsefesi şöyle:

*Sevdiğimiz şeyler bizim takıntılarımızı yaratıyor.

*Önce takıntılarımızdan kurtulup, “hiç” olmamız lazım.

*Sanatçı fikir, kavram ve görünen her şeyden kurtulunca arınmış olur.

* Sanat eseri bilinçaltının tezahürüdür.

*Etrafımızda tutunduğumuz ne varsa hepsini siliyor. Bu bir nevi hiçlik. “Sanatı görünenin egemenliğinden kurtarmak isterken kendimi karelerin içinde buldum, kare şekline sığındım. O denli yücelltiğiniz resim   sanatı  tarihinde üretilmiş tüm eserlerin ifade gücü aslında bir boş karenin ifade gücü kadar bile değil” diyor.

*Kare: His. Dengeli ve sınırlı.

*Siyah: Hiçlik.

*Beyaz: Hissin dışında kalan boşluk.

 

  • Bu noktada felsefede “hiç” olmaktan kısaca bahsetmek iyi olur. Hiççilik, Nihilizm, Yokçuluk  19. yüzyıl ortalarında Rusya’da, özellikle genç entelektüel kesim arasında taraftar bularak yükselen bir felsefi yaklaşımdır. Her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu, hiçbir doğru, genel-geçer bilginin olamayacağını savunur. Toplumsal düzene baş kaldırmayı temsil eder, devlet, din ya da aile otoritesine karşı çıkar. Yalnızca bilimsel doğruları temel aldığı düşünülse de, bilimin toplumsal sorunlarının üstesinden gelemeyeceğini kabul eder. Nihilist düşünce Friedrich Nietzsche, Neyzen Tevfik, Ludwig Andreas Feuerbach, Henry Thomas Buckle, Max Stirner, Albert Camus, Arthur Schopenhauer, Jean-Paul Sartre ve Herbert Spencer gibi düşünürlerin etkisinde kalmıştır. İnsanın beden ve ruhtan oluşan dualist bir yapısı olduğunu reddettiği için dinlerin şiddetli tepkisine yol açmıştır.
Kazimir Malevich, Beyaz Üstüne Beyaz, 1918. Malevich’in bilinçaltına doğrudan hitap edebilecek bir resimsel dil arayışı Beyaz Üstüne Beyaz serisinde doruğa erişti.

Kazimir Malevich, Beyaz Üstüne Beyaz, 1918.
Malevich’in bilinçaltına doğrudan hitap edebilecek bir resimsel dil arayışı Beyaz Üstüne Beyaz serisinde doruğa erişti.

  • Daha sonra resimlerinde mistisizmin izleri görünmeye başlıyor. Sessizlik bozulmadan resimleri yüzmeye başlıyor. Sessiz süzülüşler oluyor tablolarında.
  • Malevich daha önce neo-ilkel, figüratif ve Kübo-Fütürist üsluplarda da çalışmış. Ama onlar Süpremetizm’den daha önce mi, sonra mı bilinmiyor. Çünkü sanatçının tüm hayatı boyunca çalışmalarını imzalarken esere yarattığı tarihten daha erken bir tarih yazması onun sanat yaşamı kronolojisini karıştırmaktadır.
  • Oyun ve operalar için dekor, Ekim Devrimi’nin ardından sanat okullarında öğretmenlik yaptı. 1907’de sahne tasarımını yaptığı Kübo-Füturist opera Güneşe Karşı Zafer büyük bir başarı kazandı.
  • 1927′de Varşova, Berlin ve Münih’i ziyaret etmesi uluslararası arenada ün kazanmasına sebep oldu. Sovyetler Birliği’ne dönerken birçok eserini bu şehirlerde bıraktı.
  • Avangard sanatçıların çoğu 1917 Ekim Devrimi’ni bütün kalpleriyle desteklemişlerdi. Yeni rejim de bir süre deneysel sanata kucak açtı. Lenin’in ölümü ve Trotsky’nin gücünü kaybetmesinin ardından, 1920’lerin sonunda Sovyet otoritelerinin deneysel sanat hareketlerine karşı davranışları değişti. Stalin rejimi soyut sanatın burjuvazinin sanatı olduğunu ve sosyal gerçeklikle bir ilişkisi olmadığını açıkladı. Bu açıklamanın ardından Malevich’in pek çok eserine el konuldu ve sanatçının soyut sanatla ilgilenmesi yasaklandı. Daha sonra bazı  tarihsiz ve imzasız tabloları ortaya çıktı. Bu durum, soyut sanatın öncüsünün Malevich mi, Mondrian mı şüphesini yaratıyor.
Kazimir Malevich, Otoportre, 1916.

Kazimir Malevich, Otoportre, 1916.

  • Malevich 1935′te Leningrad’da kanserden öldü. Ölürken yatağının başında Siyah Kare asılıydı.  Mezar taşına siyah bir kare içeren beyaz bir küp konuldu.
  • Malevich’e göre sanat sadece kendisi için vardır ve kendisi için gelişir.
  • Süprematist akım en yüksek noktasına 1919’da ulaştı.
  • Malevich, Kandinski’yi çok etkiliyor.
  • Süprematizm kendisine pek çok takipçi bulmuştu: Luibov Papova (1889-1924), Olga Rozanova (1886-1918), Nadezhda Udabovova (1886-1961), Ivan Puni (1894-1956), Kseniya Bogodavaskaya (1882-1972).
  • Süprematizm yerini önce Konstrüktivizm’e sonra da Toplumsal Gerçekçilik’e bıraktı.
  • Süprematizm Avrupa’da Konstrüktivizm’in gelişmesini, Bauhaus’un tasarım eğitimini, mimaride Uluslararası Üslup’u ve 1960’Iarın Minimalist sanatını etkileyerek başka akımlar için bir çıkış noktası oldu.
Kazimir Malevich, 1916.

Kazimir Malevich, 1916.

Kazimir Malevich, 1921-1927.

Kazimir Malevich, 1921-1927.

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 16 | 19. Yüzyıl Mobilyası ve Bahçesi

  • Mobilyalar mimari maketler olmaktan çıkmış, fonksiyona dönük olmaya başlamıştır.
  • Dekorasyon için burjuva ideolojisini yansıtan, etkileyici olmayan fakat işlevsel, hoş ve rahat Biedermeier üslubu Almanya ve Avusturya’da, Louis-Philippe üslubu ise Fransa’da yaratıldı.
1830-1848 yılları arasında hüküm sürmüş kralın adı ile anılan stil, sade, yumuşak hatlı, az süslemeli, daha çok koyu renk ahşabın kullanıldığı mobilyalara verilen addır. Louise-Philippe stili komodin ve masaların üstü genellikle mermer ile kaplıdır.

1830-1848 yılları arasında hüküm sürmüş kralın adı ile anılan stil, sade, yumuşak hatlı, az süslemeli, daha çok koyu renk ahşabın kullanıldığı mobilyalara verilen addır. Louise-Philippe stili komodin ve masaların üstü genellikle mermer ile kaplıdır.

Burjuvazinin konforu için üretilen Biedermeier, Ampir, XVI. Louis ve İngiliz Regency stillerinden doğmuştur. Yapımında daha çok meyva ağaçlarının ahşabı kullanılmıştır. Sadelik, pratiklik, konfor ve gösterişten uzak olması tanımlayıcı unsurlarıdır. Biedermeier 20.yüzyılın fonksiyonel mobilyasının atasıdır.

Burjuvazinin konforu için üretilen Biedermeier, Ampir, XVI. Louis ve İngiliz Regency stillerinden doğmuştur. Yapımında daha çok meyva ağaçlarının ahşabı kullanılmıştır. Sadelik, pratiklik, konfor ve gösterişten uzak olması tanımlayıcı unsurlarıdır. Biedermeier 20.yüzyılın fonksiyonel mobilyasının atasıdır.

Mobilya yapımında dönemin en radikal icadı Avusturya’da Michael Thonet tarafından yapıldı. Biedermeier stilinin moda olduğu dönemde mobilyacı olan Thonet, 1830’larda gemi inşa tekniklerinden esinlenerek ahşabı ısı ve su ile büküp şekil verme denemelerine girişti. 1840’lara gelindiğinde Fransa, Belçika ve İngiltere’de patent anlaşmaları yapmıştı. Sadelik, zerafet, hafiflik  ve pratiklik yine gözetilen hususlardı.

Mobilya yapımında dönemin en radikal icadı Avusturya’da Michael Thonet tarafından yapıldı. Biedermeier stilinin moda olduğu dönemde mobilyacı olan Thonet, 1830’larda gemi inşa tekniklerinden esinlenerek ahşabı ısı ve su ile büküp şekil verme denemelerine girişti. 1840’lara gelindiğinde Fransa, Belçika ve İngiltere’de patent anlaşmaları yapmıştı. Sadelik, zerafet, hafiflik ve pratiklik yine gözetilen hususlardı.

 

Kesin hatlar içeren klasik Fransız bahçesinin yerini, doğayı öykünen, el değmemiş gibi doğal ve dağınık görünen İngiliz bahçesi aldı.  Klasik tarzdaki yılankavi kıvrımların ve çalılıkların moda olmaktan çıktığı 19. yüzyılda popüler olmuş, 20. yüzyılda, 'İngiliz bahçesi' terimi peyzaj mimarları tarafından kullanılmaya başlanmıştır. İngiliz bahçesi dendiğinde akla ilk gelenler; doğal görünüm, çok çeşitli bitki kullanımı, renklere göre bitki gruplamaları, sebze köşesi, bahçe aksesuarı kullanımı gibi özelliklerdir.

Kesin hatlar içeren klasik Fransız bahçesinin yerini, doğayı öykünen, el değmemiş gibi doğal ve dağınık görünen İngiliz bahçesi aldı. Klasik tarzdaki yılankavi kıvrımların ve çalılıkların moda olmaktan çıktığı 19. yüzyılda popüler olmuş, 20. yüzyılda, ‘İngiliz bahçesi’ terimi peyzaj mimarları tarafından kullanılmaya başlanmıştır. İngiliz bahçesi dendiğinde akla ilk gelenler; doğal görünüm, çok çeşitli bitki kullanımı, renklere göre bitki gruplamaları, sebze köşesi, bahçe aksesuarı kullanımı gibi özelliklerdir.

Varşova’da, Arkadia Romantik Parkı. 18.yüzyıl sonu, 19.yüzyıl başında romantik park yapmak moda olmuş. Bu parkı Litvanya Grand Düşesi Helena Radziwill tasarlamış. Park, Nieborow Sarayı’na ait. Romantik park tanımlaması,  küçük tapınaklar, gotik binalar, su kemerleri gibi antik, nostaljik parçalarla süslenmiş parklar için kullanılmış. Arkadia Romantik Parkı’da Diana’ya ait bir küçük tapınak vardı.  Romantik dönemde İtalya’ya gitmek, görmek, tercihan orada bir müddet kalmak en yaygın isteklerden biriydi.

Varşova’da, Arkadia Romantik Parkı. 18.yüzyıl sonu, 19.yüzyıl başında romantik park yapmak moda olmuş. Bu parkı Litvanya Grand Düşesi Helena Radziwill tasarlamış. Park, Nieborow Sarayı’na ait. Romantik park tanımlaması, küçük tapınaklar, gotik binalar, su kemerleri gibi antik, nostaljik parçalarla süslenmiş parklar için kullanılmış. Arkadia Romantik Parkı’da Diana’ya ait bir küçük tapınak vardı.
Romantik dönemde İtalya’ya gitmek, görmek, tercihan orada bir müddet kalmak en yaygın isteklerden biriydi.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 11 | Romantizm 8

Romantik Dönemde 19. Yüzyılda Müzik 1

Varşova’da, Belvedere ile botanik bahçeleri arasında yer alan Lazienki park ve saraylar kompleksinde Kral Poniatowski’nin yazlık sarayından başka on sekiz bina, 11 giriş kapısı olan 80 hektarlık parktaki Chopin heykeli.  Waclaw Szymanowski’nin yaptığı heykelde Chopin bir salkım söğüdün altında oturuyor. Heykelin yüksekliği 7m. Mayıs-Eylül arasında her Pazar saat 12 ve 16’da burada konserler veriliyor.

Varşova’da, Belvedere ile botanik bahçeleri arasında yer alan Lazienki park ve saraylar kompleksinde Kral Poniatowski’nin yazlık sarayından başka on sekiz bina, 11 giriş kapısı olan 80 hektarlık parktaki Chopin heykeli.
Waclaw Szymanowski’nin yaptığı heykelde Chopin bir salkım söğüdün altında oturuyor. Heykelin yüksekliği 7m. Mayıs-Eylül arasında her Pazar saat 12 ve 16’da burada konserler veriliyor.

 

  • Müzik alanında Romantizm’in yüzyıl boyunca sürdüğü kabul edilir. Müzikte Romantik Dönem, 19. yüzyılı kapsayan müzik akımıdır.
  • 18. yüzyıl Klasik akımının kuralcı sınırlarına karşı bir başkaldırıdır.
  • 18. yüzyılda belli bir toplum katının eğlencesi için yapılan üretim 19. yüzyılda bestecinin kendini anlatma gereksiniminden doğar.
  • Romantik dönemin en önemli özelliklerinden biri, her ülkenin kendi ulusunun renklerini taşıyan, kendine özgü bir müzik anlayışı geliştirmesidir.
  • Ulaşamayacağının peşinden koşan, kendine acıyan, ruhsal iniş çıkışlarını yapıtlarına yansıtan, bir türlü sözünü bitiremiyen, yapısal çerçevelerle düşüncelerini sınırlamaktan kaçınan, iç dünyasının karmaşasını sanatına yansıttıkça tekniği de karmaşıklaşan bestecilerin dönemidir.
  • 19. yüzyılda özel müzik patronları ortadan kalkar, konser kurumları ve festivaller artar. Eğitimli küçük dinleyici kitlesi yerini, eğitimsiz orta sınıfın kalabalık dinleyicisine bırakır. Besteci eğitimli küçük grubun beğenisine göre üretmekten kurtulmuş ama hiç tanımadığı geniş bir kitleye seslenebilme kaygısına kapılmıştır. Esin kaynaklarını kendi iç dünyasında arar, hayalindeki ideal kitle için beste yapar.
  • İlk halk konserleri 17. yüzyılda Londra’da yapılmış ve çok sevilmiştir. İngiltere’yi Almanya ve Fransa takip etmiştir. 19. yüzyılın ilk çeyreğinin sonuna kadar konser salonlarının sayısı sınırlı kalmıştır. Artık büyük konser salonlarına ihtiyaç vardır. Kalabalık dinleyici kitlesine ilaveten, Romantik Dönem’de bestelenen müzik daha çok çalgıyı, daha büyük orkestrayı, dolayısıyla daha büyük sahneyi gerektirmekteydi. Çağ sonunda Wagner Bayreuth’da kendi operalarının sahnelenmesi için bir opera binası yaptırmıştır.
  • Klasik Dönem’de varlıklı ailelerin üyeleri bir çalgı çalarak yetişirdi. Ünlü besteciler de bu amatör müzisyenler için beste yapardı. 19. yüzyılda ise bestecilerin tekniği karmaşıklaşmış, çalgının ustası virtüoz yorumcular ortaya çıkmıştır. Chopin’in, Liszt’in, Paganini’nin harikalar yaratan çalış tekniği dönemin ölçütü olmuştur.
  • Romantik müzikte solist, orkestra ile yarışır.
  • Klasik’te en baştaki motif en sonda yinelenirdi. Romantik armonide ise müzik birkaç kez sona yaklaşır gibi olur, ana temadan yeniden uzaklaşır, bir türlü parçanın sonuna varılamayan bir duygu egemen olur. Klasik konçertonun bitişinde başta sunulan motife dönüş yerine solistin parlak bir kadansı ile yapıt tamamlanır.
  • Yorumcunun bir süre için verilen ölçüyü bırakıp kendi içinden gelen bir zamanlama ile çalması özgürlüğü de bu döneme aittir.
  • Lied’in şiirsel içeriği ile senfonik yapıtların dramatik ruhu birleşip programlı müzik adıyla yeni bir biçimde çözümlenir. Programlı müzik, çalgı topluluğu için yazılmış, şiirsel, betimleyici, öyküleyen bestelerdir. Beethoven’in Pastoral Senfoni’si ile başlayan programlı müzikler, Romantik Çağ’ın hemen her bestecisinin denediği bir tarz olmuştur.
  • Programlı müzikler, zamanla senfonik şiir biçimine yol açar. Senfonik şiirler tek bölümlü, geniş soluklu, uzun yapılardır. Belirli bir öyküyü ya da bir resmi müzikle betimlerler. Liszt, senfonik şiirin babası, Strauss ustasıdır.
  • Romantik müzik, edebiyat ve plastik sanatlardan büyük ölçülerde etkilenmiştir. Schubert ve Schumann’ın liedlerinde şiir, müzikle sese dönüşür; Wagner, tüm sanat dallarını birleştirmeyi hedefleyen müzikli dramlarını yazar. Wagner, romantizmin aşırı ucunu temsil eder.
  • Romantik çağın gözde çalgısı piyanodur. Oda müziğinde de piyanolu biçimler gelişir.
  • Bu çağda en çok piyano ve keman için konçertolar bestelenir. Çünkü romantik bestecinin duygularını en güzel dile getiren çalgılar piyano ve kemandır.
  • Oda müziği Klasik Dönem’in, senfoni Romantik Dönemin gözdesidir.
  • Kendi duygu ve arzularını müziğinde dile getiren Beethoven Klasik-Romantik akımları birbirine bağlar. Romantik bestecilerden bazıları Schubert, von Weber, Mendelssohn, Schumann, Chopin, Paganini, Berlioz, Liszt, Brahms’dır.
  • Post-Romantik besteciler  Bruckner, Wolf, Mahler, Strauss.
  • Klasikçinin biçimi özü yönetirken, romantiğin özü biçime karar verir.
  • Majör tonlar yerine minör tonlar tercih edilir. 19. yüzyılın ikinci yarısında yazılmış senfonilerin yüzde yetmişi minör tondadır.
  • Düşleri, doğaüstü imgeleri yeğler. Berlioz, Fantastik Senfoni’sinde düşlerini yansıtmıştır.
  • Hegel, güzel sanatları değerlendirirken müzik ve şiiri en yüce sanat dalları olarak niteler.
  • Romantik çağın temel ruhu idealist ve dünyasaldır. Hiçbir ünlü besteci Kilise’ye hizmet için veya dinsel bir törene eşlik etmek için dinsel yapıt üretmemiştir.
  • Bu dönemde Rönesans kilise müziği yeniden ilgi görmüştür.
  •  Sembolizm ve bütün öteki devrimci müzik akımları Romantizm’den kaynaklanmıştır.
Polonya, Zelazowa Wola’da Frederic Chopin’in 1810 ‘da doğduğu ev ve bahçesindeki heykeli. Chopin, 20 yaşında Varşova’dan ayrılmış ve hep yurtdışında yaşamış. Londra’da, Majorka’da (George Sand ile) ve Paris’te. 1849’da Paris’te ölmüş.

Polonya, Zelazowa Wola’da Frederic Chopin’in 1810 ‘da doğduğu ev ve bahçesindeki heykeli. Chopin, 20 yaşında Varşova’dan ayrılmış ve hep yurtdışında yaşamış. Londra’da, Majorka’da (George Sand ile) ve Paris’te. 1849’da Paris’te ölmüş.

Evin içindeki bu salonda Chopin’in eserlerinden bir resital izledik.

Evin içindeki bu salonda Chopin’in eserlerinden bir resital izledik.

Varşova’daki Holy Cross Church’de Chopin’e ait kitabe. Bu kitabe, bestecinin vasiyeti üzerine Paris’ten getirilen kalbini muhafaza eden kabı örtüyor.  Bu da romantik bir durum değil mi?

Varşova’daki Holy Cross Church’de Chopin’e ait kitabe. Bu kitabe, bestecinin vasiyeti üzerine Paris’ten getirilen kalbini muhafaza eden kabı örtüyor.
Bu da romantik bir durum değil mi?