Etiket arşivi: VAN GOGH

Şiddet 98| Yasaklar ve Sansür Şiddeti 9 Plastik Sanatlar

  •  Plastik sanatlar, şekil verilebilen, plastik niteliğe sahip malzemelerin kullanımıyla oluşturulan sanat dallarına verilen genel addır. İki boyutlu olan resmi bu gruba dahil edenler olduğu gibi, plastik sanatların üç boyutlu özelliğinden dolayı ayrı tutanlar da vardır. Biz bu bölümde resim ve heykelden söz edeceğiz.
  • 1917 yılında Modigliani’nin Paris’teki sergisi polis tarafından kapatılmış, pencerelere yakın tablolar kaldırıldıktan sonra tekrar açılmasına izin verilmiştir.
  • Resim ve heykel yasaklamanın tarihine baktığımızda en çarpıcı örneklere İkinci Dünya Savaşı sürecinde rastlıyoruz. Naziler uygun bulmadıkları heykellerin ahşaptan yapılmış olanlarını yakmış, bronz olanlarını ise eritmişler.
  • Aynı dönemde Kandinsky, Klee, van Gogh, Chagall, Munch, Picasso’nun aralarında bulunduğu “uygunsuz” birçok ressamın eseri, kamuya açık yerlerden kaldırılmıştır. Galeri ve müzelerde sergilenen eserler tasfiye edilmiş, bu sanatçıların yapılarının bozuk olduğu öne sürülmüştü. Sebep bu eserlerin “yozluğu” ve “Alman ırkı için bir şey ifade etmemesi” idi. “Alman gençliğini ve geleceğini korumak” önemseniyordu. Ernst Kirchner’in bu yüzden 1938 yılında İsviçre’ye sürgüne gittiği ve intihar ettiği bilinir.
  • Bu süreçte uygun görülmeyen eserlerin tümü yok edilmedi, bir kısmı satılmak üzere yurtdışına çıkartıldı.
Eugéne Delacroix’nın Fransız Devrimi ile özdeşleşen Halka Yol Gösteren Özgürlük (1830) adlı göğüsleri açık kadın figürü bulunan tablosu 2006 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı kararıyla ders kitaplarından çıkartılmıştır. Fotoğraf: venturebeat.com

Eugéne Delacroix’nın Fransız Devrimi ile özdeşleşen Halka Yol Gösteren Özgürlük (1830) adlı göğüsleri açık kadın figürü bulunan tablosu 2006 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı kararıyla ders kitaplarından çıkartılmıştır.
Fotoğraf: venturebeat.com

  • 16. yüzyılda Papa II. Paulus’un emriyle Michelangelo’nun Son Yargı adlı eserindeki İsa dahil çıplak tasvir edilen 400 kişiden bir kısmına kıyafet çizilmiştir. Bu sansürü uygulayan ressam Daniele da Volterra’nın adı “pantaloncu”ya çıkmıştır.
  • 1674 yılında Floransa’daki Brancacci Şapeli’nde yer alan, Masaccio’nun Cennetten Kovulan Adem ve Havva adlı tablosuna asma yaprağı giydirilmiştir.
  • Osman Hamdi Bey’in 1901 tarihinde yaptığı Yaradılış adlı eserin sergilenmesi mümkün olmamış, resmin orijinalini sadece birkaç kişi görebilmiştir. En son, 2001 yılında el konulan Demirbank’ın koleksiyonunda görülen yapıtın şimdi nerede olduğu bilinmiyor.
  • Kars Belediye Meclisi’nin Mehmet Aksoy’a yaptırdığı İnsanlık Anıtı, şehri ziyaret eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından beğenilmeyince 2011 yılında heykel kesilerek kaldırılmıştır. Sanatçı, açtığı tazminat davasını kazanmıştır.
  • Ülkemizde ahlaksız, müstehcen bulunan heykeller çoktur. Heykele tüküren büyüklerimiz de vardır.
  • 2008 yılında Londra metro istasyonuna asılan Lucas Cranach imzalı, 1532 tarihli Venüs tablosunun afişi müstehcen bulunarak kaldırılmıştır.
  • 2008 yılında Roma’da Tiepolo’nun tablosundaki kadının çıplak göğsü örtülmüştür.
  • 2007 yılında Gaziantep’te ressam Ayşegül Yarar’ın açtığı sergide nü’lerin üzeri turkuvaz tülbentlerle kapatılmıştır. Galeri yöneticileri “nü’lerin Gaziantep halkına ağır geleceği”ni öne sürmüşlerdir.
  • 2008 yılında Mersin’de üniversitenin Resim Bölümü’nde sergilenen nü resimler bıçaklanmıştır.

 

Süreyya Operası’ndaki Sergi ve Bizde Operanın Başlangıcı 3

Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası fuayesinde sergilenen peruklardan bazıları. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası fuayesinde sergilenen peruklardan bazıları.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Cemal Reşit Rey (1904-1985) çoğunun librettosunu ağabeyi Ekrem Reşit Rey’in yazdığı operetler, operalar ve müzikal komediler (revü) (Adalar, 1934; Alabanda, 1941 ve Aldırma, 1942) yazmıştır. Lüküs Hayat on operetinin en ünlüsüdür. Bestecinin 1920’de yazdığı iki; 1924, 1926, 1929’daki operalarına ilaveten 1942-1945 yıllarında üzerinde çalıştığı, orkestrasyonunun 1973 yılında tamamlandığı Çelebi adlı operası ile toplamda altı operası vardır.
  • Ahmet Adnan Saygun’un (1907-1991) pek çok eserine ilaveten Kerem (1952), Köroğlu (1973) ve Gılgamış (1962-1983) adlı operaları da vardır. Üç perdelik Kerem, ilk büyük ve önemli Türk lirik dramı sayılır.
  • Bülent Arel’in (1918-1990), Çocuklar İçin Eski Tarzda Bale Süiti (1948), Hansel-Gratel (1952) adlı bale müziği besteleri vardır.
  • İlhan Usmanbaş’ın (1921-) da eserleri arasında bale müzikleri vardır. Oluşum (1969), Bulutlar Nereye Gider? (1970), Yurtta Barış Cihanda Barış (1982) bunlardan bazılarıdır.
  • Cumhuriyet dönemi ikinci kuşak bestecilerinden Nevid Kodallı’nın (1925-2009) opera ve bale müziği eserleri ise Antigone (1958), Van Gogh (1956 ve 1964) ve Hürrem Sultan’dır (1976).
  • Ferit Tüzün’ün (1929-1977) Midas’ın Kulakları (1969) adlı operası ve Çeşmebaşı (1964) adlı bale müziği bu konu ile ilgili sayacağımız eserler arasındadır.
  • Cengiz Tanç (1933-1997) Çoğul, 1972; Yoz Döngü, 1974; Çağrışımlar, 1980; Yankılar, 1981 ve İnsanın Yükselişi, 1987 adlı bale müziği için uygulamalar bestelemiş, 1975 yılında ise üç perdelik Deli Dumrul operasını tamamlamıştır.
  • Yalçın Tura’nın (1934-) ise, iki perdelik operası Karacaoğlan (2009) ve üç perdelik Sevmek Nedir? adlı melodramını ve 1988 yılında yazdığı Yaratılış adlı balesini bu yazı kapsamında saymamız gerekir.
2008 yılında Aida operası için Serdar Başbuğ tarafından hazırlanan kostüm. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2008 yılında Aida operası için Serdar Başbuğ tarafından hazırlanan kostüm.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Zaman İçinde Müzik, Evin İlyasoğlu, YKY, 1994.
  • Opera-Bale Kostüm Sergisi, Prof. Refika Tarcan, Sergi broşürü.
  • Müzik Kılavuzu, Faruk Yener, Milliyet Kitapları, 1970.
  • Şu Eşsiz Müzik Sanatı, Faruk Yener, Cem Yayınevi, 1990.
  • Müzik Tarihi, İlhan Mimaroğlu, Varlık Yayınları, 1987.
  • 100 Opera, Faruk Yener, Doğan Kardeş Matbaacılık, 1964.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 249|Global Sanat Pazarı

Varoluşsal Boşluk, Grayson Perry, 2012. Bu çömlek sanat dünyasının entrikalarıyla ve sanat eserlerine yakıştırılan hale ile dalga geçiyor. Kendisini Meta Çömlek ve bir İmzalı Parça olarak ilan eden seramiğe gömülü metin sanatın konuştuğu ve ekonomik dolaşımın egemen olduğu post kapitalist bir toplumda, sanat eserinin toplumsal ve finansal durumuna gönderme yapıyor. Picasso Peçetesi Sendromu cümlesi ile, ünlü bir sanatçının peçete kadar önemsiz bir şey üzerindeki imzasının, peçeteyi önemli bir kültürel yapıt statüsüne yükseltebileceği vurgulanıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Varoluşsal Boşluk, Grayson Perry, 2012.
Bu çömlek sanat dünyasının entrikalarıyla ve sanat eserlerine yakıştırılan hale ile dalga geçiyor. Kendisini Meta Çömlek ve bir İmzalı Parça olarak ilan eden seramiğe gömülü metin sanatın konuştuğu ve ekonomik dolaşımın egemen olduğu post kapitalist bir toplumda, sanat eserinin toplumsal ve finansal durumuna gönderme yapıyor. Picasso Peçetesi Sendromu cümlesi ile, ünlü bir sanatçının peçete kadar önemsiz bir şey üzerindeki imzasının, peçeteyi önemli bir kültürel yapıt statüsüne yükseltebileceği vurgulanıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Küresel sanat ekonomisi, 2000-2014 arasında %13 oranında büyüdü.

Global sanat pazarının ulaştığı büyüklük 2013 yılında 66 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Küresel sanat pazarında 2012’ye göre artış %8 olmuştu.

İlk dönemlerde sanat piyasasında alıcı Avrupalılar ve İngilizler olurken, daha sonra Amerikalılar devreye girdi. Son yıllarda en pahalı eserleri alanlar ise Asyalılar ve Japonlar.

2000 yılında sanat pazarının en büyük oyuncusu %55 payı ile ABD idi. Onu %27 ile İngiltere, %7 ile Fransa izliyordu.

2014 yılına gelindiğinde ABD’nin payı %37’ye düşerken Çin %27 pay ile ikinci sıraya oturmuştu. İngiltere ve Fransa’nın payları ise sırasıyla %21 ve %4 olmuştu.

Çağdaş Sanat Piyasası 2014-2015 Raporu’na göre, çağdaş sanat müzayedelerinin cirosu 1.76 milyar dolar oldu. Türkiye, Çağdaş Sanat müzayedelerinde en fazla gelirin elde edildiği 15 ülke arasında. İlk üçte ABD (650 milyon dolar), Çin (542,8 milyon dolar) ve İngiltere (410 milyon dolar) var. Türkiye 6,5 milyon dolarla kişi başı milli geliri çok daha yüksek ülkelerin önünde yer alıyor.

2010-2015 yılları arasında yüz milyon doların üzerinde fiyatla alıcı bulan sekiz eser oldu: Amedeo Modigliani Yatan Çıplak 170.4 milyon dolar; Francis Bacon Lucian Freud’un Üç Taslağı 142.4 milyon dolar; Andy Warhol Silver Car Crash 104.5 milyon dolar; Edvard Munch Çığlık 119.9 milyon dolar; Pablo Picasso Çıplak, Yapraklar ve Büst 106.5 milyon dolar; Alberto Giacometti  Yürüyen Adam 1 104.3 milyon dolar. Diğer ikisi:

Mayıs 2015’te Picasso’nun 1954-55 tarihli Cezayirli Kadınlar-0 Versiyonu tablosu, Christie’s’in New York’taki açık artırmasında 179,4 milyon dolara satılarak bir müzayedede satılan en pahalı resim oldu.

Aynı müzayedede, Alberto Giacometti’nin gerçek boyutlardaki İşaret Eden Adam (1947) adlı heykeli 141,3 milyon dolara satılarak dünyanın en pahalı heykeli oldu.

Yine 2015 yılında Sotheby’s’in New York müzayedesinde, Van Gogh’un Alyscamps’da Ağaçlıklı Yol (1888) adlı yapıtı, 66.3 milyon dolara satılarak, sanatçının  manzara resimlerindeki rekoru oldu.

Sotheby’s’in aynı müzayedesinde, Monet’nin Nymphalar (1905) isimli tablosu, 54 milyon dolara satılarak, Monet için ödenen en yüksek üçüncü fiyat oldu.

2015’te Christie’s New York’ta başka bir müzayedede Lucian Freud’un Sosyal Yardım Görevlisi Uyuyor (1995), 56.2 milyon dolara satılarak sanatçının rekorunu kırdı.

Yine Christie’s New York’ta Piet Mondrian’ın Kırmızı, Mavi, Sarı ve Siyahlı Kompozisyon No. III (1929) adlı yapıtı 50.6 milyon dolara satılarak sanatçının müzayede rekorunu kırdı.

Christie’s New York’ta Roy Lichtenstein’ın Hemşire isimli eseri de sanatçının kendi rekorunu kırarak 95.4 milyon dolara alıcı buldu. Sanatçının daha önceki müzayede rekoru 56 milyon dolardı.

Bunların hepsi 15-20 gün içinde 2015 yılında gerçekleşti. Christie’s’deki tarihi müzayedeye telefonla bağlanan koleksiyoncular sunulan 34 esere toplamda 491.4 milyon dolar ödediler.

Müzayede evlerinin ve koleksiyonerlerin kazancı, müzelerin, yani halkın kaybı anlamına geliyor. Yükselen fiyatlarla müze bütçelerinin baş etmesi mümkün gözükmüyor.

Empresyonist ve Modern sanat yapıtları, değerleri kanıtlanmış oldukları için piyasaya egemen olmayı sürdürüyor. Bu dönemlerden yapıtlara ödenen fiyatlar her müzayede döneminde yükseliş gösteriyor.

Hayatı boyunca tek bir tablosunu satabilmiş olan Van Gogh 1889 yılında yaptığı İrisler tablosundan hiç para kazanmamıştı. Tablo 48 yıl Fransa’da çeşitli koleksiyonlar arasında el değiştirdi. 1937 yılında New York’ta bir galeriye geldi; 1947 yılında 80 bin dolara (yaklaşık olarak 450 bin dolar) satın alındı; 1987 yılında ise 53.9 milyon dolara alıcı bularak 40 yılda 130 kat değer kazanmış oldu.

Sanat yapıtının değeri, birinin ona ne kadar ödemeye hazır olduğu ile ölçülüyor.

Bu düzeyde sanat yapıtlarının satışı ve değeri, küresel, hiperkapitalist kültürün değerleri ile bağlantılıdır, deniyor.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 84| ABD Sanatı 3 | Armory Show, Charles Sheeler, Stuart Davis

  • 1913 yılında ABD’de New York’ta sanat dünyası adına çok önemli bir olay gerçekleştiriliyor: Armory Show.
  • ABD’li sanatçıların eserlerini  aynı yerde sergilemelerini sağlayıp, halka hepsini bir arada göstermek; Avrupalı sanatçıları da bu sergiye davet ederek, bir karşılaştırma yapmak hedefleniyor. Çok büyük bir sergi olacağı için mekan olarak ordunun silah deposu seçiliyor.
  • Armory Show’dan önce ABD’de, sadece Empresyonistler’in sergisi açılmıştı. Bu sergideki eserler büyük ilgi görmüş, Avrupa’nın aksine çok satış yapılmıştı.
  • Avrupa’ya gitmemiş veya gidememiş Amerikalı sanatçılar, sergiye sağlanan büyük katılım sayesinde, dönemin neredeyse tüm ünlü Avrupalı sanatçıları ile tanışma imkanı buluyorlar. Armory Show ile modern sanatın kapsamlı bir sergilemesi gerçekleştiriliyor.  Avrupa avangard sanatını ABD’ye tanıtan bu serginin ABD sanatına büyük etkisi oluyor. Sergi sonrası soyut’a eğilim çok belirginleşiyor.
  • Amerikan yaşamının endüstrileşme ve yalnızlığını resmeden, çok net tanımlanmış formları pürüzsüz fırça kullanımı ile işleyen, tablosuna başlamadan ne yapacağını zihninde iyice tasarlayan, Presizyonizm’den bahsederken adını verdiğimiz Charles Sheeler (1883-1965), 1910’larda fotoğrafçılığı ressamlığını desteklemek amacıyla kullanmaya başlamış, Armory Show’a katılmış, 1917’lere gelindiğinde Kübist etkili işleri kadar, yenilikçi fotoğrafçılığı ile de tanınmıştır. Fotoğrafı, realist görüntülerin soyut noktalarını kaydetmek için kullanmıştır. Tabloları kadar fotoğrafları da koleksiyonlarda yer almıştır. Sheeler 1930’ların başlarında kumaş, ev eşyası ve cam eşya tasarımları da yapmış.
Charles Sheeler, Bucks County Barn, 1926. Fotoğraf:www.watercolorpainting.com

Charles Sheeler, Bucks County Barn, 1926.
Fotoğraf:www.watercolorpainting.com

  • Ashcan School’un kurucusu Robert Henry’nin talebesi olan Stuart Davis (1892-1964), önceleri koyu renk palet kullanarak Ashcan tarzı tablolar yaptı. Armory Show’a Ashcan School ürünü beş suluboya eseriyle katılan en genç sanatçılardan biri oldu. Post Empresyonist, Kübist etkili resimler yapmaya başladı. Cézanne, Gauguin, Matisse, Van Gogh etkili denemeler yaptı; Havana’da ve O’Keeffe gibi New Mexico’da resimler üretti. ABD’nin ticari ürünlerini (Lucky Strike gibi sigara ve Odol gibi bir gargara), sade biçimler ve canlı renklerle, hafif Sentetik Kübizm etkili kolajlarla işledi. İşte bu çalışmaları, Avrupa sanatı etkisinde kalmadan yaptığı ve Pop Art’a öncülük eden, en önemli eserleri sayılıyor.
  • 1920’lerde, Presizyonist Charles Demuth gibi, Kübizm ve Dada etkili çalışmaları oldu. 1920’lerin sonunda yumurta çırpıcı, lastik eldiven, pervane gibi eşyaları biraraya getirdiği soyut kompozisyonları oldu. Stuart Davis için soyutluk, objelerin biçiminden çok, objelerin arasındaki ilişkisizlikten kaynaklanıyordu. Daha sonra Paris’e gitti. Depresyon’un yıktığı ABD’ye geri döndüğünde sanatçı haklarının korunması için çeşitli delegasyonlarda yer aldı, Sanatçılar Birliği’nin başkanlığına seçildi.
  • Geç 30’larda Léger’nin parlak renkli, geometrik formlarını anımsatan, Caz’ın etkisini güçlü şekilde yansıtan eserleri nedeniyle, yapıtlarına “soyut sanatın müzikal hali” dendi. Döneme uygun olarak, Ragtime müzisyenlerini, Caz ve Swing’in ritimlerini betimledi. İkinci Dünya Savaşı sonrası yaptığı Soyut Ekspresyonist tablolarına bir Caz nidası ekledi (owh gibi). 1945-1951 arasında yaptığı Mellow Pad serisinde eski çalışmalarının motiflerini farklı stillerde kullanarak temalarının devamlılığını, sanat hayatının bir nevi tutarlılığını göstermek istedi. Mellow Pad serisinde harfleri ifade ettikleri anlamdan bağımsız olarak, renkli bir kolaj için resimsel öğeler olarak kullandı. 1950’lerin sonunda Jasper Johns’un rakamları kullanışındaki anlayış onu takip etti.
 Stuart Davis, Lucky Strike, 1921.

Stuart Davis, Lucky Strike, 1921.

Stuart Davis, Odol, 1924.

Stuart Davis, Odol, 1924.

Stuart Davis, New York-Paris No.1, 1931. Sanatçı Paris’ten NY’a dönüşünde bu iki modern şehir hakkındaki izlenimlerini Caz müziği ve  reklam formlarının etkisinde   betimleyen üç tablo yaptı. Miro ve Léger’nin Kübist etkisini de taşıyan bu kolajda objeler birer piktogram gibi yerleştirilmiş,  Modern Kadın’ın çoraplı bacağını, dolma kalem şeklindeki Chrysler Binası’nı, geleneksel anlam ve değerlerinden soyutlayarak, zaman ve mekanda serbest bırakmıştır. Fotoğraf:uima.uiowa.edu

Stuart Davis, New York-Paris No.1, 1931.
Sanatçı Paris’ten NY’a dönüşünde bu iki modern şehir hakkındaki izlenimlerini Caz müziği ve reklam formlarının etkisinde betimleyen üç tablo yaptı.
Miro ve Léger’nin Kübist etkisini de taşıyan bu kolajda objeler birer piktogram gibi yerleştirilmiş, Modern Kadın’ın çoraplı bacağını, dolma kalem şeklindeki Chrysler Binası’nı, geleneksel anlam ve değerlerinden soyutlayarak, zaman ve mekanda serbest bırakmıştır.
Fotoğraf:uima.uiowa.edu

Stuart Davis, The Mellow Pad, 1951. Stili Hard Edge Painting, Pop Art; Janrı Soyut. Fotoğraf:www.wikiart.org

Stuart Davis, The Mellow Pad, 1951.
Stili Hard Edge Painting, Pop Art; Janrı Soyut.
Fotoğraf:www.wikiart.org

Çağdaş Sanata Varış 38 | Ekspresyonizm 3

  • Karaktere göre renk ile dışavurum farklılaşır.
  • Ekspresyonist sanatçı, ruhunu ortaya koymak için gerçeğin biçimini bozma yöntemini kullanıyor, deformasyon yapıyor.
  • Özel bir durumu yansıtan Ekspresyonist tablolar evrensel değildir.
  • Sivri keskin çizgiler, kırmızı ve tonları öfke; dairesel oluşumlar, mavi ve tonları sakinliği vurgular. (Bloğumuzda yayınlanmış Renkler dosyasına bakabilirsiniz.)
  • Ekspresyonizm ilk önce resim alanında doğmuş, sonra edebiyatta da etkili olmuştur.
  • Dışavurumcu ressamlar arasında Edvard Munch (1863-1944), Ernst Ludwig Kirchner (1880-1938), James Ensor (1860-1949) ve Oscar Kokoschka (1886-1980) sayılabilir.
  • 1933 yılında Nazilerin Almanya’da başa geçmesinden beş yıl sonra Ekspresyonist sanat yok olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra etkisini yeniden göstermiştir. Savaşın stres yüklü duygulanımları Dışavurumculuğu yeniden doğuran faktör olmuştur.
  • Dışavurumculuk, Kübizm, Fütürizm, Minimalizm ile özdeşleşerek temel bir sanatsal ifade olarak canlılığını sürdürür.

 

Naziler tarafından “yoz sanat” kategorisine alınan Edvard Munch’un eserlerinden belki de en bilineni 1893 yılında tamamladığı Çığlık adlı tablosudur. Sembolistlerden (Gauguin, Mallarmé, Moreau, Redon) ve Van Gogh’dan önemli izler taşıyan tablosu, “ nörotik ekspresyonizm” kategorisinde anılır. İmgeleri yoğunlaştırması ve gerçeklikten ziyade yüzleştiği gerçeklik karşısında hislerini yansıtması onun, Ekspresyonist sanatçılar arasında önemli bir yere sahip olmasını sağlar.  Neo-Empresyonist etkiler ise tablonun canlı renklerinde hissedilmektedir.

Naziler tarafından “yoz sanat” kategorisine alınan Edvard Munch’un eserlerinden belki de en bilineni 1893 yılında tamamladığı Çığlık adlı tablosudur. Sembolistlerden (Gauguin, Mallarmé, Moreau, Redon) ve Van Gogh’dan önemli izler taşıyan tablosu, “ nörotik ekspresyonizm” kategorisinde anılır. İmgeleri yoğunlaştırması ve gerçeklikten ziyade yüzleştiği gerçeklik karşısında hislerini yansıtması onun, Ekspresyonist sanatçılar arasında önemli bir yere sahip olmasını sağlar. Neo-Empresyonist etkiler ise tablonun canlı renklerinde hissedilmektedir.

İntikamcı, Ernst Barlach (1870 – 1938), Alman dışavurumcu heykeltıraş ve yazar. Nazi Partisi’nin yükseliş dönemine denk gelen bu yapıtlar zamanın egemen siyasetçileri tarafından yozlaşmış sanat ürünleri olarak değerlendirilmiştir.

İntikamcı, Ernst Barlach (1870 – 1938), Alman dışavurumcu heykeltıraş ve yazar. Nazi Partisi’nin yükseliş dönemine denk gelen bu yapıtlar zamanın egemen siyasetçileri tarafından yozlaşmış sanat ürünleri olarak değerlendirilmiştir.

  • Dışavurumcu Edebiyat: İç gözleme önem veren Ekspresyonistler okuyucuya estetik zevk ve haz verip onu eğlendirmek yerine , onu sarsarak içinde bulunduğu uyu­şukluktan kurtarmak istemişlerdir. Almanca yazan Franz Kafka’nın (1883-1924) eserleri Ekspresyonisttir. Lisanı Almanca olan ülkelerde Dışavurumcu şiir de büyük gelişme göstermiştir. Şairin görevi dış dünyanın anlamsızlığına, ruhsuzluğuna farklı bir anlam katmaktır. Georg Trakl (1887-1914), Georg Heym (1887-1912), Ernst Stadler (1883-1914), Gottfried Benn (1886-1956) ve August Stramm (1874-1915) akımın ünlü şairleridir. Arthur Rimbaud, Paul Verlaine dünya edebiyatında, Ahmet Haşim ve Ahmet Muhip Dıranas da Türk edebiyatındaki temsilcisidir.
  • İlk Dışavurumcu tiyatro eserinin 1909’da Oskar Kokoschka’nın yazdığı Cinayet, Kadınlar İçin Umut adlı kısa oyun olduğu kabul edilir. Ekspresyonist drama için Alman oyun yazarı ve aktörü Frank Wedekind ve İsveçli yazar August Strinberg sayılabilir.
Mimar Erich Mendelsohn’un projesi Einstein Kulesi, 1921, Potsdam.

Mimar Erich Mendelsohn’un projesi Einstein Kulesi, 1921, Potsdam.

  • Ekspresyonist mimari 1910-1930 arasında özellikle Almanya’da etkisini göstermiştir. İşlevselliği ifadeci formla birleştirme; ifadeci form için bireysel ve duygusal tasarım; alışılmamış form ve yeni malzemelerin kullanımı Dışavurumcu mimarinin özellikleridir. 1880-1910 yıllarında yaygın olan Art Nouveau’da da dışavurumcu bir tavır vardı. 1910 yılından sonra da Ekspresyonizm önemli olmaya devam etti. Ekspresyonist mimaride doksan derecelik açı kullanımı tercih edilmez.
  • Bruno Taut‘un 1914’de Köln‘deki  Cam Pavyon’u, Erich Mendelsohn‘un 1921′de bitirilmiş olan Potsdam‘daki Einstein Kulesi ve Hans Poelzig‘in Berlin‘deki Grosse Schauspielhaus tiyatrosunun iç dekorasyonu Ekspresyonist mimarlığın önemli örnekleridir. Bauhaus okulunun kurucusu Gropius da, Ekspresyonist mimarlığın erken döneminin temsilcilerinden biridir.
  • Ekspresyonist Müzik: Arnold Schoenberg (1874-1951) ile öğrencileri Anton Webern (1883-1945) ve Alban Berg (1885-1935) Ekpresyonist adını verdikleri parçalar bestelemişlerdir. Bu besteciler eserlerinde geleneksel tonalite prensiplerinden ayrılıp atonal parçalar bestelemişlerdir. Müzikleri şuuraltı, içsel gereklilik ve acı çekme duygularını ifade etme çalışmalarıdır. Schoenberg’in Orkestra İçin Beş Parça, Op. 10  (1911-13), Bekleyiş (1909) ve Mesut El adlı eserleri ; Alban Berg’in Wozzeck operası Ekspresyonist yapıtlara iyi örneklerdir.

Bir müzik parçasının belli bir tona bağlı olmadan düzenlenmesi, klasik armoni kurallarının kabul etmediği sesleri de kullanabilme özgürlüğü sağlayan müzik atonal müziktir.  Atonal bir parça, mutlaka on iki tonlu bir parça olmak zorunda değildir. Yani atonal parça on iki adet notanın tümünü içermek zorunda değildir. Atonal parça kulağa birbiri ile alakasız notaların dizilmiş hali gibi gelebilir.

Atonal müzik Theodor W. Adorno’ya (1903-1969) göre insanlığı içinde bulunduğu kötü durumdan kurtarabilecek devrimci ve anarşik bir müziktir. Adorno, Frankfurt’ta üniversite öğrencisi iken müzik eleştirmeni olarak yazılar kaleme alıyordu. 1924 yılında Alban Berg’in Wozzeck adlı operasının tanıtım yazısını da o yazmıştı. Atonal müzik Adorno’nun Negatif Diyalektik’ine (1966) de ilham kaynağı olmuştur.

  • Ekpresyonist film sanatının ana özellikleri gerçek-dışı ve çoğunlukla absürd dekorlar, çarpıtılmış perspektifler, ışığın ve gölgelerin abartılı kullanımıdır. Robert Weine’nin Dr. Caligari’nin Muayenehanesi; Paul Wegener ve Carl Boese’nin Golem: Dünyaya Nasıl Geldi adlı filmi; F.W.Murnau’nun Bir Dehşet Senfonisi filmlerini Ekspresyonist sinema örnekleri arasında sayabiliriz.
  • Ekspresyonizm savaş çarkının parçası olmakla suçlanmıştır..