Etiket arşivi: Vaftizci Yahya

Şiddet 14 | Kutsal Şiddet 1

  • Putperest kadın matematikçi ve felsefeci İskenderiyeli Hypatia 4. yüzyılın sonlarında, o zamanki Hıristiyan inancına göre, bu kadar akıllı, bilgili ve başarılı bir kadın ancak bir büyücü olabileceğinden ve şeytanla işbirliği yaptığından ötürü, istiridye kabuklarıyla canlı canlı derisi yüzülerek öldürülmüş, daha sonra bedeninin parçaları yakılmıştı.
  • Ankara‘nın Altındağ ilçesinin Ulus semti, 28 yüzyıl boyunca çok ve tek tanrılı dinlerin kutsal mekanı olmuştur. Frigler döneminde Ay Tanrısı Men ve Kibele Tapınakları; Roma döneminde Augustus Tapınağı olmuş; Hıristiyanlara kilise olarak hizmet vermiş, 15. yüzyılda da cami olmuştur. Günümüzde Hacı Bayram Veli Camii’dir. Yeni gelen inancın, eski inancın ibadethanesini yok etmesi veya dönüştürmesi sık rastlanan bir durumdur. Bizans İmparatoru I. Theodosius (379-395), putperest inançları yasaklayınca, tapınaklar ve sinagoglar yağmalanıp, yakılıp yıkılmıştı. Yahudilere karşı girişilen ilk katliamlardan biri MS 38 yılında İskenderiye’de yapılmıştı ve devamı da geldi.
  • İsa’nın katili olarak damgalanan Yahudiler, yakalarına sarı bir rozet ve belirgin bir külah ile dolaşmak zorunda bırakıldılar. Avrupa’dan defalarca kovuldular. Oysa Roma İmparatorluğu yönetimi altında yaşayan Yahudiler, özellikle MS 66-132 yılları arasında, isyanlar çıkartmışlar, Romalılar ancak büyük kayıplar vererek bu isyanları bastırabilmişlerdi. Ama yine de Roma devletinde antisemitist yasalar yoktu; oysa Hıristiyanlığın belirgin bir karakteri haline gelmişti.
Katolik kiliseleri azizlerin hunharca öldürülüş sahneleriyle doludur. Hemen tüm ünlü sanatçılar pek çok kez bu konuyu betimleyen eserler vermişlerdir. Yukarıdaki, Vaftizci Yahya’nın başının kesilmesi sahnesi Caravaggio’nun 1608 yılında yaptığı eseridir ve Malta’da St. John’s Co-Cathedral’de yer almaktadır.

Katolik kiliseleri azizlerin hunharca öldürülüş sahneleriyle doludur. Hemen tüm ünlü sanatçılar pek çok kez bu konuyu betimleyen eserler vermişlerdir. Yukarıdaki, Vaftizci Yahya’nın başının kesilmesi sahnesi Caravaggio’nun 1608 yılında yaptığı eseridir ve Malta’da St. John’s Co-Cathedral’de yer almaktadır.

  • Hazreti Muhammed 624-631 yılları arasında İslamiyet’in kabulü için çeşitli savaşlara katılmıştır. Mekkelilerle Bedir, Uhud ve Hendek; Yahudilerle Hayber; Bizanslılarla Mut Savaşları yapılmıştır. 630 yılında Mekke Müslümanlar tarafından fethedildi. 631 yılında Arap kabileleri ile Huneyn Savaşı yapıldı. Peygamber’in vefatından sonra seçilen dört halifeden sadece Hz. Ebubekir eceliyle öldü. Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin şehit edilmesi, İmam Hasan’ın zehirlenmesi, Kerbela’da biri dışında çocuk ve yetişkin erkeklerin tümünün öldürülmesi, ondan sonra gelen imamların çoğunun ve onların çocuklarının da öldürülmesi; iktidarın Emeviler’den Abbasiler’e geçmesi; daha sonraki halifelerin seçimi hep savaşlarla olmuştur.
Hazreti Muhammed’in amcasının oğlu, damadı ve torunlarının babası Hz. Ali, Hazreti Muhammed ile tüm savaşlara katılmış ve kendisine İslam’ın Kılıcı namı yakıştırılmıştır.  Hz. Ali kendisini halife olarak tanımayanlara karşı Cemel’de, Muaviye ile Sıffin’de savaştı. Sıffin Savaşı’nda 65 bin erin öldüğü söylenir. Hz. Ali daha sonra Hariciler ile savaştı ve galip geldi. Bir suikast neticesinde öldü. İran’ın Mahan kentinde, 15. yüzyılda yaşamış Sufi derviş Şah Nimetullah Vali’nin türbesindeki dua odasında Kur’an’dan ayetlerin arasına Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar da nakşedilmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hazreti Muhammed’in amcasının oğlu, damadı ve torunlarının babası Hz. Ali, Hazreti Muhammed ile tüm savaşlara katılmış ve kendisine İslam’ın Kılıcı namı yakıştırılmıştır.
Hz. Ali kendisini halife olarak tanımayanlara karşı Cemel’de, Muaviye ile Sıffin’de savaştı. Sıffin Savaşı’nda 65 bin erin öldüğü söylenir. Hz. Ali daha sonra Hariciler ile savaştı ve galip geldi. Bir suikast neticesinde öldü.
İran’ın Mahan kentinde, 15. yüzyılda yaşamış Sufi derviş Şah Nimetullah Vali’nin türbesindeki dua odasında Kur’an’dan ayetlerin arasına Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar da nakşedilmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İran, Kaşan’da Şehzade İbrahim’in türbesinde Hz. Hüseyin’in Kerbela’daki ölümü betimlenmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İran, Kaşan’da Şehzade İbrahim’in türbesinde Hz. Hüseyin’in Kerbela’daki ölümü betimlenmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hazreti Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin'in ve beraberindeki 72 kişinin Muaviye’nin oğlu Yezid’in ordularınca Kerbela’da şehit edilmesi olayı her yıl 10 Muharrem’de canlandırılır. Şehitlerin anıldığı, yas tutulan bu olayın adı Ta’ziye’dir. Ta’ziye, İslam’daki tek dram türüdür. Ta’ziye’de kullanılan siyah giysiler yası, beyazlar kefeni, kırmızı şehitlerin kanını, kuma saplanmış kılıç katliamın aracını, arka planda görülen kanatlı, beyaz giysili çocuklar Kerbela’da katledilen masum çocukları simgeler. Şii inancına göre, katliamdan sonra alan çiçek tarlasına dönüşmüştür. Bu sebeple, Ta’ziye’de mutlaka çiçeklere yer verilir. Caferiler geleneksel olarak, Kerbela’nın acısını sırtlarını zincirlerle döverek hissetmek isterler. Fotoğraf: Ercan Arslan

Hazreti Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin‘in ve beraberindeki 72 kişinin Muaviye’nin oğlu Yezid’in ordularınca Kerbela’da şehit edilmesi olayı her yıl 10 Muharrem’de canlandırılır. Şehitlerin anıldığı, yas tutulan bu olayın adı Ta’ziye’dir. Ta’ziye, İslam’daki tek dram türüdür. Ta’ziye’de kullanılan siyah giysiler yası, beyazlar kefeni, kırmızı şehitlerin kanını, kuma saplanmış kılıç katliamın aracını, arka planda görülen kanatlı, beyaz giysili çocuklar Kerbela’da katledilen masum çocukları simgeler. Şii inancına göre, katliamdan sonra alan çiçek tarlasına dönüşmüştür. Bu sebeple, Ta’ziye’de mutlaka çiçeklere yer verilir. Caferiler geleneksel olarak, Kerbela’nın acısını sırtlarını zincirlerle döverek hissetmek isterler.
Fotoğraf: Ercan Arslan

 

Bizans İmparatorluğu 130|Khora (Hora) Manastırı / İsa Kilisesi / Kariye Müzesi 1

Khora (Kariye), dıştan. Güney doğu cephesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Khora (Kariye), dıştan. Güney doğu cephesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Edirnekapı’dadır.
  • Khora, eski Yunancada kent dışı, kırsal alan anlamına gelir. Kariye de Arapça kent dışı demektir. Bu adın, yapıldığı dönemde Konstantin Surlarına nazaran şehrin dışında kaldığı için verildiği sanılmaktadır. Bu görüş doğru ise ilk yapının 413 yılından önce yapılmış olması gerekir.
  • Büyük Konstantin’in inşa ettirdiği surlara 70 yıl sonra, İmparator II. Theodosius döneminde ilave yapılmış, sur içinde kalan bölge büyütülmüştü. İlave edilen 1.5 kilometre genişliğindeki bölüm için khora tanımı uygundu. Zenginler burada kır evleri yapmışlar, bu evlerde rahip ve rahibeleri ağırlamışlardı. 6. yüzyıl başlarına gelindiğinde Konstantinopolis’in içinde ve civarında en az 100, Konstantin-Theodosius surları arasında ise en az 25 manastır oluşmuştu.
  • Khora Manastırı’nın yerinde önce tarihi kesin olarak bilinemeyen bir şapel vardı. Manastırın inşa tarihi kesin olarak bilinmez; 6.-8. yüzyıllar arasına tarihlenir.
  • 531 yılında Konstantinopolis’e gelen Filistinli Aziz Sabas’ın Khora’yı ziyaret ettiği rivayet edilir. Khora Manastırı’nın Filistin ile bağlantısının 800’lü yıllara kadar devam ettiği söylenir.
  • Khora’nın baş keşişleri, İkonaklazm devrinde imparatorun dini politikasına uyumlu hareket etmiştir.
  • İkonaklazm döneminden sonra Khora’daki keşişlerin sayısı yüzü geçmiştir. Bu sayı Bizans standartları için yüksektir.
  • Kesin arkeolojik ve tarihsel bulgularına sahip olduğumuz ilk kilise, Komnenoslar döneminin hemen başına aittir ve 1077-1081 yıllarında Aleksios I. Komnenos’un (1081–1118) kayınvalidesi Maria Dukaina tarafından inşa ettirildiği sanılmaktadır, yani Orta Bizans dönemine aittir. Bu yapının planı, kapalı Yunan haçı biçimindeydi.
  • Kilise yaklaşık elli yıl sonra, Aleksios’un imparator olmayan oğlu, beste yapan, şiir yazan, üç tane felsefe kitabının yazarı İsaakios Komnenos (1093 – 1152′den sonra) tarafından yeniden inşa ettirildi; İsaakios tek nefli bir kilise yaptırdı.
Narteksin güney kubbesinin altında büyük nişte yer alan Deisis sahnesinde Vaftizci Yahya yoktur. İsa ve Meryem’in iki yanında dua eden küçük figürler İsaakios Komnenos ve Altın Ordu Hanı Toktay ile yapmış olduğu evlilikten dolayı Moğolların Hanımı adı verilen II. Andronikos’un kızı Maria’dır. Fotoğraf: gezginhayta.blogspot.com

Narteksin güney kubbesinin altında büyük nişte yer alan Deisis sahnesinde Vaftizci Yahya yoktur. İsa ve Meryem’in iki yanında dua eden küçük figürler İsaakios Komnenos ve Altın Ordu Hanı Toktay ile yapmış olduğu evlilikten dolayı Moğolların Hanımı adı verilen II. Andronikos’un kızı Maria’dır.
Fotoğraf: gezginhayta.blogspot.com

  • Komnenoslar Dönemi’nde (1081-1185) Blakhernai Sarayı’nda başlayan yaşam, saraya yakın olan Khora’nın önemini artırdı.
  • Latin işgali esnasında kutsal emanetlerinden bazılarını yitiren ve bakımsız kalan kilisenin, 13. yüzyıl sonlarına doğru  kubbesi de yıkılmıştır.
  • Andronikos II. Paleologos (1282-1328) döneminin devlet yönetiminin ileri gelenlerinden, baş hazinedar, siyasetçi, edebiyatçı, matematik ve astronomi alanlarında bilgin, Aristo üzerine çeşitli yorumların yazarı ve büyük kitapsever Theodoros Metokhides (1270-1332) kilisenin kubbesini yeniden yaptırdı, bir narteks ve Parekklesion ile son bulan bir dış narteks ekletti. Yapım çalışmaları 1316 yılında başlamış, 1321 yılına kadar sürmüştü. Metokhides Khora için en iyi ustaları görevlendirmişti. Yapım sırasında, Komnenoslar devrinde yapılan ana mekana dokunulmamıştı. İç ve dış narteks mozaiklerle, Parekklesion freskolarla bezenmiştir.
  • Khora’nın 1279 yılında Roma Kilisesi ile birleşme yanlısı Patrik XI. Yuhanna Bekkos’un ve Patrik I. Athanasios’un ikametgahı olduğu bilinmektedir. Aynı dönemde burada ders vermeye başlayan, antik yazmaları inceleyen; Latinceden Grekçeye, Aziz Augustinus ve Boethius’tan tercümeler yapan Maksimos Planudes Khora’yı akademik açıdan da önemli bir yer haline getirdi. Bu, aslında pek yapılmazdı. “Heretik Batı”dan öğrenebilecekleri herhangi bir şey olduğunu düşünmezlerdi.
  • Khora’nın restorasyonu sırasında, çok bilgili biri olan Metokhides, Planudes’in açtığı yoldan gitmiş, Khora’da zengin, hem antik hem de Hıristiyan yazarların eserlerini barındıran bir kütüphane de oluşturmuştu. 1305-1328 yılları arasında sarayda önemli bir konumu olan Theodoros Metokhides bu sırada da entelektüel faaliyetlerine ara vermemişti. Çoğu günümüze de ulaşmış çalışmalarının basılmış hali 12 cilt tutacak miktardadır. Kütüphaneyi kendisi gibi bir polymath (çok bilgili kimse, allame, her şeyi bilen) olan yetiştirmesi Nikephoros Gregoras’a emanet etmişti.
  • III. Andronikos tahta çıkınca Metokhides’in mal varlığına el koyulmuş, sarayı yağmalanıp ateşe verilmiş, sürgüne gönderilmiştir.
  • Metokhides, görevini kötüye kullanarak çok zengin olmuş, Trakya’ya sürülmüş, 1330’da Konstantinopolis’e dönmesine izin verilmiş, son iki yılını restore ettirdiği Khora’da keşiş olarak geçirmişti. Metokhides teolojik tartışmalardan daima uzak durmuştu. Ama Gregoras bunu başaramadığı için 1351’de hüküm giydi ve Khora’da hapsedildi. 1400’lü yıllara kadar aktif olan Khora’daki kütüphaneden günümüze sadece birkaç eser ulaşmıştır.
Metokhides kendisini de nartekste, diz çökmüş, kilisesini İsa’ya sunarken betimletmiştir. Fotoğraf: www.flickr.com

Metokhides kendisini de nartekste, diz çökmüş, kilisesini İsa’ya sunarken betimletmiştir.
Fotoğraf: www.flickr.com

  • Burası, 1511 yılında Sultan II. Beyazıt döneminde camiye çevrilmiş, mozaiklere hiç dokunulmamıştır. Sadrazam Hadım Ali Paşa, burada namaz kılarken tahta kepenk ile mozaiklerin üzerlerini örttürürmüş, denir.
  • 1945 yılında müzeye dönüştürülmüş, mozaikler bakım görmüştür.
  • Son geniş kapsamlı restorasyon 1948-1959 yılları arasında Amerikan Bizans Enstitüsü tarafından yapılmıştır.
  • Yaldızlı tesseraların gelen giden turiste hediye verildiği, bazı mozaik tabloların bu yüzden bozulduğu söylenir ama, ABD Araştırma Enstitüsü’nden Paul Underwood Khora’da kasıtlı tahribata rastlamadıklarını belirtmiştir.

 

Bizans İmparatorluğu 82 | Bizans’ta Ölüm 2

Kariye Müzesi’nde naos batı duvarında, ana kapının üzerinde yer alan Meryem’in Ölümü (Koimesis) sahnesinde kumaşlarla kaplanmış lahdin üzerine uzanmış Meryem, etrafında ise havariler, kilise ileri gelenleri ve Kudüslü kadınlardan oluşan kalabalık yer almaktadır. İsa, çift mandorla (Avrupa resim sanatında kutsal kişilerin vücudunu saran ve badem biçimli bir ışık halesi olarak betimlenen örge) içerisinde, elleri saygı ifadesi olarak örtülü, kucağında Meryem’in ruhunu temsil eden bebeği tutmaktadır. Mandorla içerisindeki İsa’nın etrafında melekler, dışında ise altı kanatlı melek serafim görülmektedir. Arka planda mimari yapı yanında, muhtemelen İsa’nın kucağındaki Meryem’in ruhunu alarak cennete götürmek için bekleyen iki melek görülmektedir. Meryem’in baş ucunda Petrus elindeki buhurdanı sallarken ayak ucunda ise Pavlos Meryem’e doğru eğilmiş durumdadır. Fotoğraf: kariye.muze.gov.tr

Kariye Müzesi’nde naos batı duvarında, ana kapının üzerinde yer alan Meryem’in Ölümü (Koimesis) sahnesinde kumaşlarla kaplanmış lahdin üzerine uzanmış Meryem, etrafında ise havariler, kilise ileri gelenleri ve Kudüslü kadınlardan oluşan kalabalık yer almaktadır. İsa, çift mandorla (Avrupa resim sanatında kutsal kişilerin vücudunu saran ve badem biçimli bir ışık halesi olarak betimlenen örge) içerisinde, elleri saygı ifadesi olarak örtülü, kucağında Meryem’in ruhunu temsil eden bebeği tutmaktadır. Mandorla içerisindeki İsa’nın etrafında melekler, dışında ise altı kanatlı melek serafim görülmektedir. Arka planda mimari yapı yanında, muhtemelen İsa’nın kucağındaki Meryem’in ruhunu alarak cennete götürmek için bekleyen iki melek görülmektedir.
Meryem’in baş ucunda Petrus elindeki buhurdanı sallarken ayak ucunda ise Pavlos Meryem’e doğru eğilmiş durumdadır.
Fotoğraf: kariye.muze.gov.tr

  • Ölü, ilk geceyi evinde geçirir, ertesi sabah cenaze alayı ile kiliseye götürülürdü.
  • Cenaze alayları Roma kültüründeki cenaze törenlerinden alınmıştı; meşalelerin yerini mumlar, mızıkacıların yerini ilahi okuyanlar almıştı.
  • Sonraları cenaze alayının önünde bir Meryem ikonası ve mumlar taşınmaya başlamıştır.
  • Kilise töreni, sıradan insanlar için nartekslerde, ruhban ya da imparatorluk hanedanından kişiler için naoslarda yapılırdı.
  • Tabut, yüzü doğu yönüne bakacak biçimde (çünkü İsa tüm ölüleri diriltmek üzere doğudan gelecekti) bir kaide üzerine yerleştirilir ve dört yanına bir haç oluşturacak şekilde birer mum konurdu. Mum, diriliş ve gelecekteki sonsuz yaşamı temsil etmektedir.

 

Kariye Müzesi paraklesionu, Deesis sahnesi. Bizanslılar tanrılarına doğrudan ulaşmak yerine, tanrıya daha yakın buldukları ve tanrıya daha kolay ulaşabileceklerine inandıkları  kutsal kişilerin  aracılığı ile ulaşmayı tercih etmişlerdir. Tanrı ile insan arasında aracı olarak görülen bu kutsal kişiler, rahip, piskopos olabileceği gibi özellikle Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında din uğruna ölen azizler (martir), Eski Ahit peygamberleri, baş melekler, melekler ve Tanrı Anası Meryem (Theotokos) olabilmektedir. Öncelikle Tanrı Anası Meryem, Tanrı’ya en yakın insan olarak düşünülmektedir. Meryem’in şapeller, taşınabilir ikonalar, elyazması minyatürlerde ve özel yapıtlarda yer alması, duaları kabul edilen aracı olarak görüldüğündendir. Kariye paraklesionu en üstün arabulucu olan Meryem’e ithaf edilmiştir. Bizanslılar için Meryem’den sonra gelen ikinci önemli arabulucu İsa’nın gelişini bildiren ve onu vaftiz eden Vaftizci Yahya’dır. İsa üzerinde büyük etkiye sahip olduğu düşünülen bu iki kutsal kişi Bizans sanatında Deesis olarak bilinen sahnede yan yana gelirler ve mahşer gününde tüm ölümlüler adına İsa’dan şefaat dilerler.  Son yargı sahnesinde, imparator giysileri içinde, Meryem ve Yahya’nın arkasında duran iki figür, baş melekler Mikhael ve Gabriel’dir. Onlar da Deesis sahnesine katılarak insanlık adına İsa’dan af dilemektedirler. Deesis sözcüğü on dokuzuncu yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. En kutsal kişilerin mahşer gününde insanlar adına Tanrı’dan af dilemelerini gösteren Deesis sahneleri çok önemlidir. Fotoğraf: kariye.muze.gov.tr

Kariye Müzesi paraklesionu, Deesis sahnesi.
Bizanslılar tanrılarına doğrudan ulaşmak yerine, tanrıya daha yakın buldukları ve tanrıya daha kolay ulaşabileceklerine inandıkları kutsal kişilerin aracılığı ile ulaşmayı tercih etmişlerdir. Tanrı ile insan arasında aracı olarak görülen bu kutsal kişiler, rahip, piskopos olabileceği gibi özellikle Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında din uğruna ölen azizler (martir), Eski Ahit peygamberleri, baş melekler, melekler ve Tanrı Anası Meryem (Theotokos) olabilmektedir. Öncelikle Tanrı Anası Meryem, Tanrı’ya en yakın insan olarak düşünülmektedir. Meryem’in şapeller, taşınabilir ikonalar, elyazması minyatürlerde ve özel yapıtlarda yer alması, duaları kabul edilen aracı olarak görüldüğündendir. Kariye paraklesionu en üstün arabulucu olan Meryem’e ithaf edilmiştir. Bizanslılar için Meryem’den sonra gelen ikinci önemli arabulucu İsa’nın gelişini bildiren ve onu vaftiz eden Vaftizci Yahya’dır. İsa üzerinde büyük etkiye sahip olduğu düşünülen bu iki kutsal kişi Bizans sanatında Deesis olarak bilinen sahnede yan yana gelirler ve mahşer gününde tüm ölümlüler adına İsa’dan şefaat dilerler. Son yargı sahnesinde, imparator giysileri içinde, Meryem ve Yahya’nın arkasında duran iki figür, baş melekler Mikhael ve Gabriel’dir. Onlar da Deesis sahnesine katılarak insanlık adına İsa’dan af dilemektedirler.
Deesis sözcüğü on dokuzuncu yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. En kutsal kişilerin mahşer gününde insanlar adına Tanrı’dan af dilemelerini gösteren Deesis sahneleri çok önemlidir.
Fotoğraf: kariye.muze.gov.tr

  • Baş, bir yastıkla yükseltilirdi. Alına, üzerinde Deesis (mahşer gününde Meryem ve Vaftizci Yahya’nın, tüm insanları bağışlaması için İsa’ya yakarışı) betimi bulunan bir bez şerit yerleştirilirdi.
  • Bütün yakınları sırayla tabutun önünden geçer ve ölüye veda öpücüğü verirlerdi. Bu sırada ilahiler okunurdu.
  • Tabut, cenaze alayı eşliğinde mezarlığa kadar taşınır, mezar başında bir kişi konuşma yapardı. Bu konuşma adeti pagan kökenliydi.
  • Ölü mezara indirilip gömülürken ilahiler okunarak şeytanın uzaklaşması ve böylece ruhun kötülüklerden korunması sağlanırdı.
  • Bizanslılar için baba toprağına gömülmek önemliydi. Zorunlu nedenlerle başka yere gömülmüş olan kişiyi akrabaları sonradan baba toprağına taşırdı.
  • Ölünün ardından yas tutulması bir Roma geleneği idi. Bizans’ta ölünün ardından yas tutulması yasalarla 9 gün olarak belirlenmişti. Dul kadın bir yıl yas tutabilirdi.
  • Anma törenlerinin amacı, ölünün bağışlanması için onun adına Tanrı’ya yakarmaktı. Ölünün ardından 3., 9. ve 40. günlerde kilisede bir anma töreni yapılırdı. Ruhun bedenden aşamalı olarak ayrıldığı inancına dayalı bu pagan kökenli anma törenleri, günümüze kadar da Ortodokslar ve Müslümanlar tarafından sürdürülmüştür. İsa ölümünün üçüncü gününde dirilmiş, kırkıncı gününde göğe yükselmiştir.
  • Antik Roma’da ve Yahudilikte mezar başında cenaze ziyafetleri verilirdi.
  • Ölüm yıldönümlerinde kiliseye ve sonra da mezara giderek dua ederler, koliva denilen, içinde kavrulmuş buğday, nar taneleri, kuru üzüm ve bal bulunan tatlıyı mezar başında dağıtırlardı. Koliva ayrıca bir tabağa konur, üzerine bir mum dikilerek tabak mezarın başına konurdu. Koliva, ölünün bir gün dirileceğini anımsatır: Buğdayın filizlenip yeniden meyve vermesi için önce toprağa gömülmesi gerekir. Bal, gelecekteki sonsuz yaşamın tatlılığıdır. Tabağa dikilen mum, gelecekteki sonsuz yaşamın ışığıdır.
  • Bazen mezar başında ya da kilisede yemek yenir, fakirlere yemek dağıtılırdı.
  • Antik Yunan ve Roma dünyasında görülen, içilen içkinin bir kısmının tanrılara sunu olarak yere dökülmesi geleneği de, Bizanslılarda anma günlerinde mezara şarap dökülmesi biçiminde sürdürülmüştür.
  • Mezar başında mum yakılması da pagan bir gelenektir.

 

Bizans İmparatorluğu 19 | Din 4 | Kilise, Kemik Kültü ve Ayazma

6 Ocak 2002 tarihindeki Fota Töreni’nden önce Çengelköy Rum Ortodoks Aya Yorgi Kilisesi’ndeki ayin.

6 Ocak 2002 tarihindeki Fota Töreni’nden önce Çengelköy Rum Ortodoks Aya Yorgi Kilisesi’ndeki ayin.

  • Ortodokslukta ruhban olmadan ibadet olamaz. Din adamları tam dokunulmazlık sahibidir. Vergi vermezler, askerlikten muaftırlar.
  • Kiliseler, başlangıçta, eski çok tanrılı dinlerin tapınakları örnek alınarak ve onların kalıntılarından yapılan ve mimarlıkta bazilika denilen türden yapılardı. Bunlar, uzunlamasına, dikdörtgen iç mekanlı, üç sahına bölünmüş, içinde mihrap, kürsü, adak masası, ermişlerin gömüldüğü bir mahzen mezar yeri, koro yeri gibi bölümleri olan yapılardı.
  • Romalıların zafer taklarının altından geçen askerlerin ruhlarının temizlendiğine inanılması gibi, ruhbanın yeri, Bema kemerinin altından geçince günahların affolduğuna inanılır.
  • Bema bölümünde, üzerinde okunmuş şarap ve ekmek bulunan kutsal masa (hagia trapeza) vardır. Son Akşam Yemeği’nin canlandırmasının yapılabilmesi için kutsal masa olması şarttır. Şarap ve ekmek ayini Missa Ayini’dir. Missa Ayini’nin ilk yazılı kaydı 2. yüzyılda Bursa’da yapılmıştır.
Suriye’de Halep’in kuzeyindeki Aziz Simeon bazilikasını ziyarete gelen hacılar önce bu kurnada, başları dahil suya dalıp çıkarak arınıyor, sonra martiryona gidiyorlardı.

Suriye’de Halep’in kuzeyindeki Aziz Simeon bazilikasını ziyarete gelen hacılar önce bu kurnada, başları dahil suya dalıp çıkarak arınıyor, sonra martiryona gidiyorlardı.

  • 6 Ocak, Üç Müneccim Kral’ın bebek İsa’ya sunum yaptığı gün olarak kabul edilir ve bu tarihte kiliselere bağış yapmak adettendir.
  • İlk Günah’a inanç tam olduğundan, bebeğin doğamayacağı anlaşılırsa, vajinaya kutsal su enjekte edilerek, bebek günahlarından arındırılır. Bu iş için kullanılan alete vaftiz şırıngası denir.
  • Paganlar, Ortodoks Kilisesi’nin dış girişindeki mekanda durabilirler; katakümenler, yani henüz vaftiz olmamış olanlar kilisenin üst katında veya sağ nefte oturabilirler. Katolikler de Ortodokslar nezdinde katakümen sayıldıkları için katakümenlere ayrılmış yere oturabilirler.
  • Bizans dini mimarisinde kullanılan ögelerden biri de pareklesion’dur. Genellikle kiliseye bitişik olarak yapılan bu ek odalara ilk olarak 9. ve 10. yüzyıllarda rastlanır. Bunlar adak ve diğer işlevler için yapılırdı. Kariye’de ve Fethiye Camii’nin yerine yapıldığı Pammakaristu Manastırı Kilisesi’nde örnekleri vardır.
  • Kiliselere mutlaka bir azizin veya azizenin adı verilirdi. Oysa bir camiye yaptıranın, baninin, adı veya yapıldığı mahallenin adı verilebilir.
  • Hıristiyan kilisesinin, din adına ölenler için yapılan dinsel yapı grubu martiryonlar, önce Kudüs’te yapıldı, sonra bütün Hıristiyan dünyasına yayıldı.
Aziz Simeon’un üzerinde yaşadığı sütunun etrafına yapılan martiryon 490’da tamamlanmıştır ve 5. yüzyılın en büyük kilisesidir. Merkezi sekizgen, dört tarafında bulunan bazilikalardan biri ibadet, diğerleri ise hacılar için düşünülmüştür, deniyor. Bizans’ın, martiryonun merkezindeki sütunun parçalarından yağ süzdürüp sattığı düşünülüyor.

Aziz Simeon’un üzerinde yaşadığı sütunun etrafına yapılan martiryon 490’da tamamlanmıştır ve 5. yüzyılın en büyük kilisesidir. Merkezi sekizgen, dört tarafında bulunan bazilikalardan biri ibadet, diğerleri ise hacılar için düşünülmüştür, deniyor. Bizans’ın, martiryonun merkezindeki sütunun parçalarından yağ süzdürüp sattığı düşünülüyor.

Aziz Simeon’daki Ölüler Evi. Rahipler, evin nişlerindeki sarkofajlarda 40 gün tutulduktan sonra kemikleri evin ortasındaki oyuğa konuyormuş. Sarkofaj, et yiyen demekmiş.

Aziz Simeon’daki Ölüler Evi. Rahipler, evin nişlerindeki sarkofajlarda 40 gün tutulduktan sonra kemikleri evin ortasındaki oyuğa konuyormuş. Sarkofaj, et yiyen demekmiş.

  • Yerli veya yabancı ünlü birinin kemiklerine sahip olmak, şehirler için bir şeref meselesi sayılırdı. Ortaçağ’da şehirler, azizlerin kemik veya daha başka kalıntılarına malik olmaktan gurur duyarlardı. Vaftizci Yahya’ya ait olduğu öne sürülen dört kol Fransa, Türkiye, İtalya ve Yunanistan’dadır.
  • Ortodoks Kilisesi’nde kemiklere büyük saygı gösterilir. Azizin gösterdiği mucizeyi kemiklerinin de gösterebileceği düşünülürdü.
  •  İkonaklastlar, kemik kültüne de karşı çıkmışlardı.
6. yüzyılda Bizans İmparatoru Justinyen tarafından, Ortodoks hacılar için yaptırılan, günümüzde de aktif en eski manastırlardan olan Azize Katerina Manastırı, Mısır’ın Sina Yarımadası’nda, Musa’nın On Emir’i aldığına inanılan Sina Dağı’nın eteklerinde yer almaktadır. Manastır’ın Ölüler Evi’nde burada ölen keşişlerin kemikleri yer alıyor. Başpiskoposların kemikleri ise özel nişlerde muhafaza ediliyor. Bu adet, Milattan Sonraki ilk yüzyıllarda, önemli bir coğrafyada  çok yaygın. Manastırlarda, genelde, 12 Havari’yi simgeleyen 12 mezar vardır. Bir uygulama olarak, ölenler bu 12 mezara gömülür. Sonra kemikler çıkartılıp mezar şapeline konur.

6. yüzyılda Bizans İmparatoru Justinyen tarafından, Ortodoks hacılar için yaptırılan, günümüzde de aktif en eski manastırlardan olan Azize Katerina Manastırı, Mısır’ın Sina Yarımadası’nda, Musa’nın On Emir’i aldığına inanılan Sina Dağı’nın eteklerinde yer almaktadır. Manastır’ın Ölüler Evi’nde burada ölen keşişlerin kemikleri yer alıyor. Başpiskoposların kemikleri ise özel nişlerde muhafaza ediliyor. Bu adet, Milattan Sonraki ilk yüzyıllarda, önemli bir coğrafyada çok yaygın. Manastırlarda, genelde, 12 Havari’yi simgeleyen 12 mezar vardır. Bir uygulama olarak, ölenler bu 12 mezara gömülür. Sonra kemikler çıkartılıp mezar şapeline konur.

Niğde Gümüşler Manastırı’nın avlusunda saklanmakta olan kemikler ziyaretçilerin görüşüne açık. Bu iskelet ek başına, ayrı bir yere konulduğuna göre yüksek dereceli bir ruhbana ait olmalı.

Niğde Gümüşler Manastırı’nın avlusunda saklanmakta olan kemikler ziyaretçilerin görüşüne açık. Bu iskelet tek başına, ayrı bir yere konulduğuna göre yüksek dereceli bir ruhbana ait olmalı.

Büyük Knez Vladimir, Hıristiyanlığı Rusya’nın o zamanki başkenti Kiev’de kabul etti ve Hıristiyanlığı ilk Kiev’de yaymaya başladı. Aziz Antuan, Athos Dağı’ndan dönüşte Kiev yakınlarında, Pechersk’te ilk mağarayı kazarak Lavra Manastırı’nın nüvesini oluşturdu. I. Yaroslav döneminde, 1051 yılında Kiev, Lavra Manastırı bu mağaranın etrafında oluştu. Keşişler yeni mağaralar kazdılar, bunları yeraltı koridorları ile birbirine bağladılar. Bu mağaralar ibadet yeri olduğu gibi, gömü yeri de oldu.

Büyük Knez Vladimir, Hıristiyanlığı Rusya’nın o zamanki başkenti Kiev’de kabul etti ve Hıristiyanlığı ilk Kiev’de yaymaya başladı. Aziz Antuan, Athos Dağı’ndan dönüşte Kiev yakınlarında, Pechersk’te ilk mağarayı kazarak Lavra Manastırı’nın nüvesini oluşturdu. I. Yaroslav döneminde, 1051 yılında Kiev, Lavra Manastırı bu mağaranın etrafında oluştu. Keşişler yeni mağaralar kazdılar, bunları yeraltı koridorları ile birbirine bağladılar. Bu mağaralar ibadet yeri olduğu gibi, gömü yeri de oldu.

Din şehidi Vladimir’in rölikleri Lavra Manastırı’nın Uzak Mağaralar bölümünde yer alıyor. Fotoğraflar: Holy-Dormition Kiev-Pechersk Lavra, 2008.

Din şehidi Vladimir’in rölikleri Lavra Manastırı’nın Uzak Mağaralar bölümünde yer alıyor.
Fotoğraflar: Holy-Dormition Kiev-Pechersk Lavra, 2008.

  • Kemiklerin, sadece Ortodokslukta değil, hemen tüm dinlerde, ölümü hatırlatarak (memento mori) doğru yaşamayı teşvik etme ve ibadetin önemini anımsatma işlevi de var. Aşağıdaki iki fotoğraf, iki önemli Katolik Kilisesi’nde, bu maksada ayrılmış iki bölümü gösteriyor.
  • Kur’an’da, Ali İmran Suresi, 185. Ayet de “Her canlı ölümü tadacaktır” diyerek aynı hatırlatmayı yapmaktadır.
Roma’da, Santa Maria del Popolo Kilisesi’ndeki Giovanni Battista Gisleni’nin (1600-1672) eseri “ölümü hatırla” bölümü. Memento mori, Rönesans ile unutulmuş, Karşı-Reformasyon ile tekrar, Ortaçağ’daki gibi, önem kazanmıştı. “Vanitas” ile de dünya nimetlerinin boş olduğu hatırlatılarak, uyarı güçlendirilmektedir.

Roma’da, Santa Maria del Popolo Kilisesi’ndeki Giovanni Battista Gisleni’nin (1600-1672) eseri “ölümü hatırla” bölümü.
Memento mori, Rönesans ile unutulmuş, Karşı-Reformasyon ile tekrar, Ortaçağ’daki gibi, önem kazanmıştı.
Vanitas” ile de dünya nimetlerinin boş olduğu hatırlatılarak, uyarı güçlendirilmektedir.

Roma’da, San Pietro in Vincoli Kilisesi’nde, Carlo Bizzaccheri’nın (1656-1721) eseri olan, ölümün Azrail ve elindeki tırpanla gösterildiği memento mori bölümü.

Roma’da, San Pietro in Vincoli Kilisesi’nde, Carlo Bizzaccheri’nın (1656-1721) eseri olan, ölümün Azrail ve elindeki tırpanla gösterildiği memento mori bölümü.

Theotokos Kilisesi ayazmasının 1877’deki durumu. İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

Theotokos Kilisesi ayazmasının 1877’deki durumu.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

Silivrikapı’daki Kızlar Manastırı’nın içinde bulunan Balıklı Ayazma. Ayazma, kutsal olduğu düşünülen suyun bulunduğu yerdir.

Silivrikapı’daki Kızlar Manastırı’nın içinde bulunan Balıklı Ayazma.
Ayazma, kutsal olduğu düşünülen suyun bulunduğu yerdir.

  • Yunanca kutsal yer anlamına gelen hagiasma  sözcüğünden türetilen, hemen hepsi bir efsaneye bağlanan ayazmalar, Ortodoksluk içinde gelişen ve kentlerin hemen her yerinde yaygınlaşan, ayrı dertlere şifa olduklarına inanılan su kaynaklarıdır.

 

Fotoğraflarla Suriye Gezisi 6

Bosra’dan ayrıldıktan sonra Dürzi bölgesine girdik. Ülkenin en kaliteli şarap ve arakının üretildiği Suweida’dan geçip Shahba’ya geldik. Shahba, 244 yılında bu bölgeden Roma imparatoru olan Arap Philip tarafından kurulmuş: Philipopolis. Philip ve ailesinin mezarı da burada. Şehir uzun müddet terk edilmiş. Ondokuzuncu yüzyılda Dürziler gelip yerleşmiş. Dürzilik, Fatımi halifesi Hakim Biemrillah’ı tanrı olarak kabul eden bir inançdır. Onbirinci yüzyılda Suriye’de ortaya çıkmıştır. Kimi araştırmacılar Dürziliği İslam’ın Batıni akımları arasında saymalarına karşın, Sünni şeriatıyla olduğu kadar Şii anlayışla da çatışan tarafları vardır. Dürziler bugün Lübnan, Suriye, İsrail ve Ürdün’de dağınık topluluklar biçiminde yaşamaktadırlar. En yoğun olarak yaşadıkları bölge Lübnan’ın dağlık yöreleridir. Dünya üzerinde toplam sayılarının yaklaşık 350.000 kadar olduğu sanılmaktadır. Cemal Paşa Hatıralar’da (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, sf. 251) Dürziler için “Suriye’nin en cesur, en silahşör, en kolay ayaklanabilecek kavmi” der. Dürzilerin Osmanlı ile arası hep sürtüşmeli olmuştur.

Shahba’daki Roma tiyatrosu. Büyük kesme taşlar üstüste oturtulmuş, henüz harcı bilmiyorlar. Harcı Partlardan öğrenmişler.

Shahba’daki Roma tiyatrosu. Büyük kesme taşlar üstüste oturtulmuş, henüz harcı bilmiyorlar. Harcı Partlardan öğrenmişler.

Shahba Mozaik Müzesi’nde dördüncü yüzyıla tarihlenen mozaik panolar gördük. ( Mozaik için bloğumuzda ayrı bir bölüm açıp, sizlerle farklı ülkelerden panoları paylaşacağız). Fotoğraftaki panonun adı Hayvanlarla Çevrili Orpheus.

Shahba Mozaik Müzesi’nde dördüncü yüzyıla tarihlenen mozaik panolar gördük. ( Mozaik için bloğumuzda ayrı bir bölüm açıp, sizlerle farklı ülkelerden panoları paylaşacağız).
Fotoğraftaki panonun adı Hayvanlarla Çevrili Orpheus.

Maalula- Şam’ın kuzeyinde, otobüsle Şam’a bir saat uzaklıkta. Burada yaşayanların çoğu Grek Katolik, halk bir Arami lehçesi konuşuyor. Burası Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri. İlk Hıristiyanlar dağ yamaçlarına pek çok mağara açıp buralarda saklanmışlar. Burası bölgede St. Simeon’dan sonra gelen en kutsal yer.

Maalula- Şam’ın kuzeyinde, otobüsle Şam’a bir saat uzaklıkta. Burada yaşayanların çoğu Grek Katolik, halk bir Arami lehçesi konuşuyor. Burası Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri. İlk Hıristiyanlar dağ yamaçlarına pek çok mağara açıp buralarda saklanmışlar. Burası bölgede St. Simeon’dan sonra gelen en kutsal yer.

Aziz Sergius Manastır ve Kilisesi- Binanın bazı bölümleri dördüncü yüzyıldan kalma imiş. Burası bir Bizans kilisesi. İkonostatis var ama bir Katolik kilisesi. Sunak masasının üzerindeki çukur buranın daha önce hayvan kurban edilen bir pagan tapınağı olduğunu gösteriyor. Muhtemelen bir Apollo tapınağı imiş. İkonostatis üzerinde görülen ikonalar ondokuzuncu yüzyıldan.

Aziz Sergius Manastır ve Kilisesi- Binanın bazı bölümleri dördüncü yüzyıldan kalma imiş. Burası bir Bizans kilisesi. İkonostatis var ama bir Katolik kilisesi. Sunak masasının üzerindeki çukur buranın daha önce hayvan kurban edilen bir pagan tapınağı olduğunu gösteriyor. Muhtemelen bir Apollo tapınağı imiş. İkonostatis üzerinde görülen ikonalar ondokuzuncu yüzyıldan.

 

Kilisenin içinde fotoğrafı çekilemeyen ama kartları satılan ilginç tablo ve ikonalar vardı. 1778 yılında yapılan bu tablo Vaftizci Yahya’yı temsil ediyormuş. Avrupa stili deniyor, bu bölgede yapılsa skandal olurdu diyorlar. Benzer bir tablo Louvre Müzesi’nde de varmış. Hz. Yahya, burada haberciliğini yapmış olmanın mutluluğu içindeymiş.

Kilisenin içinde fotoğrafı çekilemeyen ama kartları satılan ilginç tablo ve ikonalar vardı. 1778 yılında yapılan bu tablo Vaftizci Yahya’yı temsil ediyormuş. Avrupa stili deniyor, bu bölgede yapılsa skandal olurdu diyorlar. Benzer bir tablo Louvre Müzesi’nde de varmış. Hz. Yahya, burada haberciliğini yapmış olmanın mutluluğu içindeymiş.

Kilisede, yapımı Aziz Luka’ya atfedilen Bakire Meryem ikonasının kopyası da bulunuyor.

Kilisede, yapımı Aziz Luka’ya atfedilen Bakire Meryem ikonasının kopyası da bulunuyor.

Aya Tekla Manastırı- Aya Tekla St. Paul’un takipçilerinden. Tarsuslu, bir askerin kızı. Babası kızının Hıristiyan olmasına karşı çıkmış, o da buraya kadar kaçmış. Dağın yarılıp ona yol verdiği, Aya Tekla kanyonu’nun böyle oluştuğu düşünülüyor. Aya Tekla ilk din şehitlerinden ve ilk Hıristiyan kadın şehit.

Aya Tekla Manastırı- Aya Tekla St. Paul’un takipçilerinden. Tarsuslu, bir askerin kızı. Babası kızının Hıristiyan olmasına karşı çıkmış, o da buraya kadar kaçmış. Dağın yarılıp ona yol verdiği, Aya Tekla kanyonu’nun böyle oluştuğu düşünülüyor. Aya Tekla ilk din şehitlerinden ve ilk Hıristiyan kadın şehit.

Aya Tekla Kanyonu, Tanrı’nın yardığı bir kanyon olarak kabul ediliyor.

Aya Tekla Kanyonu, Tanrı’nın yardığı bir kanyon olarak kabul ediliyor.