Etiket arşivi: Uzakdoğu

Han Kang ve Vejetaryen 2

Romanda insan olmanın vahşetinden kaçma çabası işleniyor.

Pek çok dinin etkisi altında kalmış Uzakdoğu’da halkın büyük çoğunluğu tek bir dini inanışa sahip değildir. Bölgeye ve yaşam biçimlerine göre dini inanışlar çeşitlilik gösterir. Halk birçok farklı dini inanışa aynı anda sahiptir. Japonlar yaşarken Şinto, ölürken Budist olduklarını söylerler. Genel anlamda bakıldığında Güney Kore’de halkın %46’sı Budist.

Tüm Uzakdoğu inançlarının ortak hedefi ruh göçü tutsaklığından kurtulmak, yetkinliğe ve mutlak özgürlüğe ulaşmaktır. Farklı inançlar bu amaca farklı adlar veriyor; Budizm’de Nirvana, Hinduizm’de Mokşa gibi.

Uzakdoğu etiğinin en önemli kuralı herhangi bir canlıya zarar vermekten kaçınmaktır. Bu öğretinin adı Ahimsa. Bir canlı varlığın gelişim sürecine müdahale etmek, yeniden doğuş döngüsünden kurtuluşu geciktiriyor. Ahimsa ilkesini en tavizsiz Caynacılar uyguluyor. Budistler ve Hindular uygulamada daha gevşek davranıyorlar.

Hayvanlara gösterilen saygıyı da unutmamak gerek. Vejetaryenlik Uzakdoğu’da çok yaygındır. Et yiyen bir ailenin evine gitmek, onları kendi evine kabul etmek bazı yerlerde tabu olabiliyor; deri giysi/eşya kullanmak da.

Tapınak önünde lotus satan kadınlardan biri. Phnom Penh, Kamboçya. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tapınak önünde lotus satan kadınlardan biri.
Phnom Penh, Kamboçya.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çiçekler canlı oldukları halde, tapınakta yapılacak ayin için kopartılmalarına razı olunuyor. Nilüfer, Budist inancın en önemli sembollerinden biridir. Mikro açıdan bireyin, makro açıdan evrenin aydınlanmasını temsil ediyor. Kökleri çamurda olan bu çiçek, saflığı ve mükemmelliği simgeliyor. Kutsal ırmakların ve tapınak havuzlarının arındırma özelliği olduğu düşünülüyor.

Her şeyin bir ruhu olduğu kadim inancı; Uzakdoğu inançlarında, doğaya duyulan saygı ile kadının sadece vücuduna çiçekler çizildiğinde huzur duyması, onların silinmesini istememesi, bir ağaca dönüşmek arzusu bana birbirini destekliyor gibi geldi. Bitkilerin insanlardan farklı olarak, hiçbir şeye zarar vermeden yaşayabilmesi yazar tarafından özellikle vurgulanmış.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Vejetaryen, Han Kang, April Yayıncılık, 2017.
  • Ben Pancarım, Geyiğim, Ormanım, Elif Türkölmez, Radikal Kitap, 6 Ocak 2017.
  • Sadece Bitkiler Zarar Vermeden Yaşayabiliyor, Güliz Arslan, Hürriyet, 28 Ocak 2017.
  • Belki de Bir Rüyadır, Metin Celal, Cumhuriyet Kitap, 12 Ocak, 2017.
  • The World’s Living Religions, Prof. Robert Ernest Hume, Crest Publishing House, New Delhi, 2000.
  • Jainism, Lothar Clermont, Prakash Books, New Delhi, 1998.
  • Religious Symbols of Hinduism, Buddhism and Tantrism, Trilok Chandra Majupuria ve Rohit Kumar Majupuria, Lashkar, India, 2004.

 

Kuşaklar

Gerek aile, gerek iş ilişkilerinde çatışmalardan kaçınabilmek için kuşaklara dair bilgi sahibi olmak çok çok önemli. Bu bilgi sayesinde çatışmalardan kaçınabilmenin yanı sıra, farklılıklara saygı göstermeyi, karşımızdaki kişinin ait olduğu kuşağın üstün yönlerinden destek almayı sağlayabiliriz. Bugün aynı ailede 5 kuşak, aynı şirkette ise 4 kuşak bir arada.  Yakın tarihte Z Kuşağı da iş hayatına katılacak.

Bakın bakalım, kronolojik kuşağınız ile ruhsal kuşağınız uyuşuyor mu?

1925-1942  veya  1929-1946 YILLARI ARASINDA DOĞANLAR

SESSİZ KUŞAK

  • Büyük Bunalım’ın ve Savaş’ın getirdiği sıkıntılar ile yaşamlarına başladılar.
  • Tel dolap ve gaz lambası yılları.
  • Şeref en önemli değerdi.
  • Ailelerine, eşlerine, işlerine  ve çalıştıkları kuruma çok bağlıydılar.
  • Otoriteye kayıtsız şartsız bağlılık gösterdiler.
  • Beklentileri düşüktü.
  • Muhafazakardılar.
Fotoğraf:g.mynet.com

Fotoğraf:g.mynet.com

1946-1964 ARASINDA DOĞANLAR

BEBEK PATLAMASI KUŞAĞI

  • Aileleri onlara model oldu. Onlara Sandviç Kuşağı da deniyor, çünkü önce çocuklarına, sonra yaşlanan ana-babalarına baktılar.
  • İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonraki nüfus patlaması yıllarında doğan bu bir milyar bebeğe Baby Boomers da deniyor.
  • Sadakat duygusu yüksek, kanaatkar, aynı yerde uzun süre çalışan bir kuşak oldular.
  • Dünyada insan hakları hareketlerini, Türkiye’de çok partili döneme geçişi ve ihtilal sancılarını yaşadılar.
  • Genelde otoriteye ve hiyerarşiye saygılılardı; büyük çoğunluğu hayattan beklediklerini elde ettiğini düşündü.
  • Toplumsal olaylara duyarlıydılar. İçlerinden en idealistleri toplumsal koşullara 1968 yılında isyan edip, 68 Kuşağı olarak anıldılar. 1968 tüm dünyada eş zamanlı bir hareketlenmenin yaşandığı bir yıl oldu: Güney Amerika’dan Uzakdoğu’ya, Kuzey Amerika’dan Avrupa’ya, Doğu Avrupa’dan Türkiye’ye.
  • Gramofon ve radyonun altın çağını yaşadıktan sonra buzdolabına kavuşup, 60’larda televizyon, 70’lerde fast food, 80’lerde gayrımenkul, 90’larda elektronik ve iletişim patlamasını yaşadılar. 2000’lerde yaşlanmamak için sağlık ve güzellik sektörlerini patlattılar.
  • Savaş sonrasının yokluklarını unutmadılar, zenginleşmenin tadını çıkardılar.
  • Teknoloji kimine yakın kimine uzak oldu, çok benimseyemedikleri söylenebilir.
1968’in bazı sembol isimleri var. Che Guevara, Fidel Castro, Dubcek, Martin Luther King, Stokely Carmichael gibi. Fotoğraf: www.oynakbeyi.com.

1968’in bazı sembol isimleri var. Che Guevara, Fidel Castro, Dubcek, Martin Luther King, Stokely Carmichael gibi.
Fotoğraf: www.oynakbeyi.com.

X  KUŞAĞI

1965-1979 ARASINDA DOĞANLAR

  • Çamaşır makinası, transistörlü radyo, bantlı teyp, pikap kullanılan yıllar.
  • Dünya petrol krizini, Türkiye sağ-sol çatışmalarını yaşadı.
  • Apolitik olmaları istendi ama toplumsal sorunlara duyarlı oldular.
  • Otoriteye saygılı ve kanaatkar olmakla birlikte sadakat duyguları duruma göre değişti.
  • Paraya odaklı, bireyci.
  • Bilgiye saygılı.
  • Gerçekçi.
  • Çalışkan.
  • İş motivasyonları yüksekti ama daha iyi kariyer imkanları da aradılar.
  • Önceden hesaplanmış, kurgulanmış takım çalışmasını önemsediler.
  • Teknolojiyi zorunluluktan kullandılar.
  • Hayatı ölçümlemelerle anlamaya çalıştılar.
  • Kadınların iş gücüne katılımı arttı, çocuk sayısı düştü.
  • Boşanmalar arttı.
  • Uyuşturucu kullanımı arttı, HIV ile tanışıldı.
Fotoğraf:www.btnet.com.tr

Fotoğraf:www.btnet.com.tr

1980-1999 YILLARI ARASINDA DOĞANLAR

Y  KUŞAĞI

  • Bağımsızlar.
  • Sadakat duyguları az.
  • Teknoloji ile barışıklar. İletişim teknolojilerine hakimler. Hatta teknoloji, yaşam biçimleri.
  • Klasik yöntemle okumak, hesap yapmak onlar için zor.
  • Narsist, bireyci, girişimci.
  • Fikirlerini doğrudan söylerler.
  • Çalışmayı sevmiyorlar. Esnek çalışma saatlerini, uzaktan çalışma imkanını, ılımlı ve sıcak ilişki kurulabilen yöneticileri; yaratıcılığa ve kariyer gelişimine açık olan; çokuluslu, kurum kültürü olan şirketleri tercih ederler.
  • Sık sık iş değiştirirler. Farklı şirketlerde deneyim kazanmak isterler.
  • Dikkatlerini toplayamazlar.
  • Eğlenmeyi ve kazanmayı seviyorlar.
  • Hızlı tüketiyorlar, tatminsizler.
  • Beklentileri yüksek ama bedelini ödemek istemiyorlar.
  • Eş zamanlı olarak birkaç işi birden yapabiliyorlar.
  • Kitlesel, standart olanı değil, kişiye özel olanı seviyorlar.
  • Akran onayını önemsiyorlar.
  • Sabırsızlar, çabuk vazgeçiyorlar. Çabuk ünlü, zengin ve güçlü olmak istiyorlar.
  • Bir konuda motive olduğuklarında odaklı, yaratıcı, liderliğe ihtiyaç duymayan bir kuşaktır.
  • Özgüvenleri abartılıdır.
  • Sosyaller.
  • Cep telefonuna yapışık yaşıyorlar.
  • Çok kanallı TV, müzik seti, bulaşık makinesi kuşağı.
  • Otorite istemezler.
  • Başarıya saygılılar.
  • Geleceğe odaklılar, değişime açıklar.
  • Deneyerek öğrenmeden yanadırlar.
  • Özel yaşamlarına önem verirler.
  • Çok dilliler.
  • Türkiye nüfusunun %25’ini oluşturuyorlar.

 

Fotoğraf:secilmisadam.com

Fotoğraf:secilmisadam.com

2000’Lİ YILLARDA DOĞANLAR

Z  KUŞAĞI

  • Teknolojik oyuncaklar, GSM, internet, laptop, nano teknoloji çocukları, network gençleri. Kuşağın diğer adı da İnternet Kuşağı.
  • Uzaktan erişim sağlayabildikleri için yalnızlık çekecekleri düşünülüyor.
  • Aynı anda birden fazla konuyla ilgilenebilme becerileri gelişiyor.
  • Motor beceri senkronizasyonu en yüksek nesil olacakları bekleniyor.
  • Dikkat ve konsantrasyon zorlukları yaşamaları ise avantajlı olmayacakları yönler olarak sıralanıyor.
  • Otoriteyi tanımayacaklar.
  • Sonuç için çalışacaklar.
  • Hız tutkunu olacaklar.
  • Çok meraklı bir yapıları olacak.
  • Onların yetişkinliğinde kararlar yapay zeka tarafından alınacak.
  • Çok diplomalı olacakları bekleniyor.
  • Az emekle çok getiri bekleyecekleri düşünülüyor.
  • Kararsız ve tatminsiz, doğuştan tüketici olmaları muhtemel.
Fotoğraf:www.milliyet.com.tr

Fotoğraf:www.milliyet.com.tr

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Siz Hangi Kuşağın İnsanısınız?, Psikolog Barçın Canbolat, blog.milliyet.com.tr
  • #diren(me)xkuşağı, Burçak Pak Yılmaz, Yenibiriş, Temmuz 2013.
  • Nedir Bu Y Kuşağı, Nuran Çakmakçı, Hürriyet, 6 Haziran 2010.

 

 

 

Japonya 4 | Japonların Özellikleri 4

  • Selam verirken, teşekkür ederken, ayrılırken, özür dilerken eğilirler. Selamlaşırken öpüşmek, sarılmak, ellemek yoktur. Birbirine fazla yaklaşmadan, dokunmadan konuşmayı tercih ederler. Japonlar arasında el sıkışarak selamlaşmak çok nadir görülür.
  • Karşısındaki ile çatışmaya girmemek için görüş ve duygularını gizlerler, kendilerini dolaylı olarak ifade ederler. Çok nadir olarak kızgınlıklarını gösterirler. Bir kişinin sinirlenip kendini kaybetmesi çocukça olarak görülür. Doğrudan hayır demekten nefret ederler.
  • Mutluluk, sıkıntı ve rahatsızlığı hafif bir gülümseme ile ifade ederler.
  • Yetişkin olmak demek, acı ve üzüntüyü hafif bir gülümsemenin ardına saklamayı başarabilmektir.
  • İletişim kurmak için konuşmayı değil, duyguları ve telepatiyi tercih ederler.
  • Utangaç ve sessiz olmak fazilet, isteklerini açıkça söylemek saflık/kabalık olarak görülür.

  • Batı’da başkasına saldırmak olağan, kendine saldırmak ruh hastalığı, Japonya’ da başkalarına karşı suç işleyenler dengesiz, saldırgan, kendilerine saldıranlar onurlu kişilerdir.
  • İntihar, kendini cezalandırabilmek, kahramanlık ve mertlik sayılır.
  • İç organların dışarı çıkmasını sağlayan Japon intihar şekli, harakiri konuşma dilinde, seppuku ise resmi bir terim olarak kullanılır. Harakiri argo kabul edilir. Korkunç acı veren bir yöntemdir. Şahıs, seppuku yapmadan önce banyo yapar, beyaz giyinir ve en sevdiği yemeğini yer, hazır olduğu zaman bıçağı karnına saplar, Z veya haç şeklinde, sağ-sol hareketleri yaparak diyaframını ve midesini parçalar, sonra da en yakın arkadaşı başını keser can çekişmesin diye.
  • Efendisinin ölümünden sonra, savaşta yenilgi sonucunda (zorunlu değildir), genellikle efendisine doğru hizmet edememiş samuraylara Edo döneminde bir nevi onurlandırma amaçlı cezalandırma yöntemidir.
  • Seppuku yapmak yasaklanmış olmasına karşın günümüze kadar var olmayı başarmıştır. Japon toplumunda kabahatli olmak ve bu kabahatin toplumca bilinir hale gelmesi çok büyük utanç sayıldığından uygulayanlar görülmektedir.
Rituel kıyafetleriyle sepukku

Rituel kıyafetleriyle sepukku

Ünlü Japon yazar Yukio Mişima, fotoğraf sanatçısı Kishin Shinoyama’ya “Bir Adamın Ölümü” projesi için pozlar vermiş. Projenin sahnelerini Mişima tasarlamış. Blood and Roses adlı dergide yayımlanmak için çekilen fotoğraflardan yukarıdakiler, aslında Mişima’nın birkaç yıl sonra gerçekleşecek ölüm yöntemini de gösteriyor.

Ünlü Japon yazar Yukio Mişima, fotoğraf sanatçısı Kishin Shinoyama’ya “Bir Adamın Ölümü” projesi için pozlar vermiş. Projenin sahnelerini Mişima tasarlamış. Blood and Roses adlı dergide yayımlanmak için çekilen fotoğraflardan yukarıdakiler, aslında Mişima’nın birkaç yıl sonra gerçekleşecek ölüm yöntemini de gösteriyor.

  • 1868 yılında Meiji Restorasyonu’nun başlaması ile birlikte Seppuku Japonya’da yasaklandı. 15 Ağustos 1945’te İmparator Hirohito Japonya’nın teslim olduğunu açıkladığında, yasak olmasına rağmen, Japon halkının zedelenen onurundan dolayı, askerlerini seppuku yapmaya zorlayacağından korkulmuş, fakat korkulan olmamıştı. Yüksek rütbeli subaylar gönüllü olarak Seppuku yapmışlardı.
  • 47 Ronin Destanı. Mezarları çok ziyaret edilir, gidenler kartvizit bırakırlarmış. Bunlar herşeylerini giri uğruna feda etmiş, sonra da hayatlarına chu uğruna son vermişlerdir.
  • Utanç üzerinde duran kültürlerle suç üzerinde duran kültürler farklıdır. Utanç kültürlerinde tanrıların huzurunda dahi itirafta bulunulmaz, günah çıkarma merasimleri yapılmaz. Merasimler daha çok şansın, talihin açılması içindir. Utanç, faziletin esasıdır. Hareketlerini başkalarının fikirlerine göre ayarlarlar.
  • Uzakdoğu’da kullanılan kılıç tipleri Çin, Moğol, Türk, Japon ana kategorilerine ayrılabilir.
  • Japonlar, kendilerine has kılıç çeşitleri üretmişlerdir. Çoğu Japon, katana kelimesini genel olarak kılıç anlamında kullanır.
  • Özgün Japon kılıcı katana’nın uzunluğuna göre birçok çeşidi vardır.
    O Tanto: Ailenin en kısasıdır. Çok yakın dövüşlerde, sürpriz ataklarda kullanılır.
    Chisa Katana: Boyu Katana ve O Tanto arasında olan, yakın dövüş kılıçlarından biridir.
    Katana: Ailenin standart bireyidir. Sadece bir tarafı keskindir.
    O Kataba: Basitçe namlusu uzun katanadır.
    Nodachi: Hem namlusu hem de kabzası uzundur. Toplam boyu kısa bir mızrak gibidir.
    Çift taraflı Katana: Ailenin iki tarafı da keskin olan tek üyesidir.
  • Kabzasının tasarımına göre tek veya iki elle kullanılabilir.
  • Japon kılıçlarının keskinliği dillere destandır.
  • Japonlar kılıca olağanüstü değer verirler.
  • Edo döneminde sadece samuraylar kılıç taşıyabiliyordu. Edo döneminin son yıllarında özel olarak tasarlanan sanat eserleriydi.
  • Kılıcın, samurayın ruhu olduğu,  kişisel onur ve sosyal gücünü temsil ettiği düşünülürdü.
  • Paraya ihtiyacı olan efendisiz kalmış samurayın (ronin) kılıcını satması Japon toplumundaki onursuz durumunu daha da kötüleştirirdi. Bunu yapanlar samurayın gözünde “ruhsuz” olurdu.
  • Eski Japon kültürü, kılıçlar etrafında dönüyordu. Özenle belirlenen kılıç taşıma, temizleme, muhafaza etme, keskinleştirme (ya da keskinleştirmeme) ve tutma metodları dönemden döneme gelişmiştir.
  • Birinin evine giren samuray, diz çöktüğünde kılıcını nasıl yerleştirmesi gerektiğini bilmelidir. Kılıcı kolay çekebilecek şekilde yerleştirmek şüphe ya da saldırı hissi uyandırabilir; bu sebeple, kılıcın sağda ya da solda olması ve uzağa ya da bir kişiye doğru tutulmuş olması önemli bir noktadır. Kabzanın solu göstermesi geleneklere göre bir uyarıdır.
  • Çoğu samuray, kılıcını öncelikli silah olarak kullanmaz; önce yay, sonra mızrak, son olarak kılıç kullanılırdı. Kılıç, son raddeye gelindiğinde çekilirdi.
  • Uzun kılıç açık alanda yapılan dövüşlerde kullanılırken kısa kılıç yan silah olarak taşınır, saplama amacıyla ya da yakın dövüşlerde ve seppuku için kullanılırdı.

 

Quentin Tarantino’nun Kill Bill I ve II filmlerinde ana karakterlerden biri Japon kılıcıdır.

Quentin Tarantino’nun Kill Bill I ve II filmlerinde ana karakterlerden biri Japon kılıcıdır.