Etiket arşivi: Üniversite

Bizans İmparatorluğu 119| Bizans Sarayları 2 Büyük Saray 2

Konstantinopolis ve Ceneviz kenti Pera’nın taslağı, Christoforo Buendelmonti, 1428. Başka bir çok versiyonu bulunan bu çizim, Osmanlı fethinden öncesine ait tek çizimdir. Londra’da British Library’de bulunmaktadır. Fotoğraf: İstanbul İmparatorluklar Başkenti, Stefanos Yerasimos, Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

Konstantinopolis ve Ceneviz kenti Pera’nın taslağı, Christoforo Buendelmonti, 1428.
Başka bir çok versiyonu bulunan bu çizim, Osmanlı fethinden öncesine ait tek çizimdir.
Londra’da British Library’de bulunmaktadır.
Fotoğraf: İstanbul İmparatorluklar Başkenti, Stefanos Yerasimos, Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

KHALKE/HALKİ SARAYI

  • Augusteion Meydanı, Büyük Konstantin tarafından düzenlenmiştir. Adını, Augusta sıfatını alan Konstantin’in annesi Helena’dan alır. Bu meydan, şehrin dinsel ve törensel merkezi idi. Justinyen’in at üzerindeki heykeli de bu meydandaydı. Heykel, günümüze ulaşmamıştır.
  • Büyük Saray’ın ana girişi, Augusteion’da, Khalke/Halki Kapısı’ndandı. Augusteion, Aya Sofya’nın güneyinde yer alıyordu, şehrin ana caddesi olan Mese de buradan başlıyordu.
İmparator Justinyen’i atının üzerinde tasvir eden tunç heykelinin bulunduğu sütun.  Sol elinde bir küre tutan Justinyen’in sağ eli ise doğuya doğru havada duruyormuş. Başında ise Romalı zırhına tezat, tavus kuşu tüyünden yapılmış, Pers başlığına benzer bir başlık varmış.  Bu sütun ve heykelin Justinyen’e değil, İmparator Herakles’e, şehrin kurucusu olan İmparator Konstantin’e, I. Theodosius’un, II. Theodosius’un ait olduğunu söyleyen tarihçiler de vardır. Osmanlı dönemindeki minyatürlerden anlıyoruz ki heykel ve sütun uzun yıllar boyunca yerinde kalmıştır. Heykel, Osmanlı döneminde bir elyazmasında, bir nakkaş tarafından da resimlenmiştir. 1509 yılındaki küçük kıyamet olarak bilinen İstanbul depreminde sütunun yıkılmış olduğu tahminler arasındadır. Fotoğraf:www.gnoxis.com

İmparator Justinyen’i atının üzerinde tasvir eden tunç heykelinin bulunduğu sütun. Sol elinde bir küre tutan Justinyen’in sağ eli ise doğuya doğru havada duruyormuş. Başında ise Romalı zırhına tezat, tavus kuşu tüyünden yapılmış, Pers başlığına benzer bir başlık varmış. Bu sütun ve heykelin Justinyen’e değil, İmparator Herakles’e, şehrin kurucusu olan İmparator Konstantin’e, I. Theodosius’un, II. Theodosius’un ait olduğunu söyleyen tarihçiler de vardır.
Osmanlı dönemindeki minyatürlerden anlıyoruz ki heykel ve sütun uzun yıllar boyunca yerinde kalmıştır. Heykel, Osmanlı döneminde bir elyazmasında, bir nakkaş tarafından da resimlenmiştir. 1509 yılındaki küçük kıyamet olarak bilinen İstanbul depreminde sütunun yıkılmış olduğu tahminler arasındadır.
Fotoğraf:www.gnoxis.com

  • Khalke, ismini Büyük Saray’ın bakır kapısından alır. Kapının üzerinde Hz. İsa ikonası vardı. İkonaklast dönemde bu ikonanın indirilmesi engel olmak isterken ölen Theodosia azizelik mertebesine ulaşmıştır.
  • Khalke’nin yeri, Sultanahmet Camii ve Aya Sofya arasında uzanan geniş alanın doğusunda yer alırdı.
  • II. Justinus (565-578) ünlü salon Altın Triklinos’u inşa ettirir. Sekiz köşeli salonun altın kaplamalı tavanından büyük bir avize sarkar. Duvarlar zengin bezemelidir. Salonda her biri on ikişer kişilik 19 kanepe-yatak (kline) iç içe iki halka oluşturur. Ortada imparatorun klinesi bulunur. Burada imparator tarafından özel günlerde yemek verilir. Bu Altın Taht Odası, saray törenlerinin merkezidir. Zamanla başka binaların da eklenmesiyle Boukoleon Sarayı adı verilen kompleksin çekirdeğini meydana getirir.
  • II. Justinus’un ardılı II. Tiberius, kompleksin kuzey tarafını imparator ve ailesi için uyarlamak adına pek çok büyük binayı yıktı ve yerine yenisini yaptırdı. Eski saray bahçesinin olduğu yeri bir hamam ve ahırları da içeren büyük yapılarla doldurdu.
  • Altın Taht Odası’nın kuzeyinde, II. Justinyen’in ilk saltanatına (685-695) atfedilen ve onun adıyla anılan uzun bir hol vardır. Yine kuzeyde Theophilos’a (829-843) atfedilen çeşitli törensel yapılar; 9. yüzyılın üç ana mali ofisi, bir hamam ve Altıncı Ökümenik Konsil (680-1) ile 691-2’deki Konsil’e ev sahipliği yaptıktan sonra 10. ve 11.yüzyıllarda hazinenin arşivini barındıran büyük kubbeli idari bir yapı bulunurdu. Mali bakanlıklar Büyük Saray topraklarının kuzey doğu köşesinde yoğunlaşmıştı.
  • Altın Taht Odası’nda bir mekanizma ile çalıştırılan ve üzerinde kuşlar uçuşan altın bir ağaç vardı.

 

MAGNAURA SARAYI

  • Magnaura, önce Senato binası olarak, daha sonra da Üniversite olarak hizmet gördü. Üniversitenin, 849 yılında, İmparator Theofilos‘un karısı Theodora ile Patrici Petronas‘ın ağabeyi, önce taht naibi, 10 yıl boyunca Bizans İmparatorluğu’nun gerçek hükümdarı olmuş Sezar Bardas (ö.866) devrinde kurulduğu düşünülüyor.
  • En ünlü bölümü Kabul Salonu’dur. Altı basamakla çıkılan imparator tahtı, gizli bir mekanizma ile tavana kadar yükselirken, tahtın iki yanındaki altın kaplamalı aslan heykelleri kükrer.
  • Bu yapı Büyük Saray’ın diğer daireleri ile bağlantılıdır.
  • Tavandan gümüş avizeler sarkar.
  • Sütunların aralarında değerli kumaştan perdeler asılıdır.
  • Magnaura’da imparatoriçelere ait hamam bulunur.
532 Nika İsyanından sonra inşa edilen Senato’nun anıtsal kapısının canlandırması, Justinyen dönemi tarihçisi Prokopius’un betimlemelerine göre yapılmıştır. Fotoğraf:www.byzantium1200.com/es.html

532 Nika İsyanından sonra inşa edilen Senato’nun anıtsal kapısının canlandırması, Justinyen dönemi tarihçisi Prokopius’un betimlemelerine göre yapılmıştır.
Fotoğraf:www.byzantium1200.com/es.html

DAPHNE  SARAYI

  • Büyük Saray’ının ana kanatlarından biridir. İmparatorların ve ailesinin yaşadığı bölümdür.
  • Bir kaynağa göre ismini senato üyelerine burada verilen defne dalından alır. Diğer bir kaynağa göre ise Roma’dan getirtilen bir Daphne heykelinden sonra bu isimle anılmaya başlanmıştır.
  • Sarayın tören salonunda birkaç imparatoriçenin taç giydiği biliniyor.
  • Daphne Sarayı, Khalke’deki Altın Triklinos yapılıncaya kadar sarayın en önemli dairesi olarak işlev görür.
  • Sultanahmet Camii’nin altında kalması nedeniyle kesin planı ve görünümü belirsizdir, hakkındaki tüm bilgiler yazılı kaynaklardan gelmektedir.
  • Kathisma denen İmparator Locasının, Daphne’ye yakın olduğu düşünülüyor.

İmparatorlar maiyetlerine mevkilerine göre evler tahsis ederlerdi. Sarayda görevli din adamlarına da kalacak yer sağlanırdı. Yüksek dereceli bir memurun evi, daha sonra hazineye geçer ve imparator onu başkasına tahsis ederdi. Kentte hiçbir zaman özel mülk haline gelmeden bir dizi sakini olan belli sayıda ev olduğu biliniyor.

Ahırkapı, Büyük Saray’ın sahil kapılarından biridir. İmparator II. Mihail (820-829) burada büyük ahırlar yaptırdığı için bu adı almıştır. Bu kapı, sadece saray mensupları içindi. Osmanlı döneminde Damat Nevşehirli İbrahim Paşa bu kapıyı onartmıştır.

 

 

Japonya’da Üniversite

Tokyo'daki Asakusa Kanon Tapınağı'nda Hozo-mon kapısı.iki katlı kapının üst katında 14. yüzyıla ait Çince Budist metinler saklanıyor.

Tokyo’daki Asakusa Kanon Tapınağı’nda Hozo-mon kapısı.iki katlı kapının üst katında 14. yüzyıla ait Çince Budist metinler saklanıyor.

Eğitim sisteminin kuruluşunda Çin sistemi model alınmıştır. MS 7. yüzyılda sosyal statü ve politik etki için Konfüçyüs’un öğretilerini bilmek bir ön şarttı. Japonya’da da aynı Çin’ de uygulandığı gibi, yüksek görevler alabilmek için sınav vermek gerekmekteydi. Ancak Çin’ deki uygulamanın aksine bu sınavlar sarayda yüksek pozisyonda olan ailelerin oğullarına açıktı. Heiyan Dönemi’nde (794 – 1185) saraylı kadınlar tarafından yaratılmış edebi bir külliyat oluşmuş ama eğitim alma aristokratların ayrıcalığı olmaya devam etmiştir.

12. yüzyıldan sonra sarayın etkisi azalmış , asker – seçkinler sınıfı olan eğitimsiz Şogunların etkin olmasıyla eğitim işi Budist din adamlarının eline geçmiştir. Ancak Tokugava Dönemi (1603 – 1867) ile ülkeye barış ve huzur gelince eğitimde parlak dönem başlamıştır. Tokugava Şogunluğu Konfüçyüsçü öğrenmeye ve Çin Savaş Sanatlarına önem vermiş , açtıkları okullar ve akademiler sayesinde kırsal yöre önderleri ve şehirlerdeki tüccarlar başta olmak üzere toplumun her kesiminde eğitimli kişilerin sayısı artmıştır. Bu dönemde ülkede hüküm süren huzur ortamı Japonya’yı 19. yüzyılda millet olma sürecine hazırlamıştır. Bu dönemin sonlarında batılı eğitim veren kurumlar arttı ve Japonya’ nın dış dünyaya, özellikle de Batıya açıldığı dönem olan Meici Restorasyonu (1868 – 1912) ile 1868 yılında Keio Üniversitesi, 1877’ de modern eğitim sistemi ile devlet memuru yetiştirmek üzere Tokyo Üniversitesi kuruldu. 1872 yılında çıkarılan yasa ile herkesin (kadın, erkek, her sınıfın) eğitim alması zorunlu hale getirildi. Ülke üniversite bölgeleri olarak sekize, bunlar da kendi içlerinde ilk ve ortaöğretim bölgelerine ayrıldı. Yabancıların eğitim kurumları incelendi, özel okullar açıldı, 1882’ de, Waseda Üniversitesi kuruldu. Bu hızlı gelişmelerin eski  değerleri sarsacağından çekinen yöneticiler okullar üzerindeki kontrolleri sıkılaştırdılar, yeniden Konfüçyüs ve Şinto değerlerini eğitim programlarına dahil ettiler. Prusya’ nın Batı’ da eğitime kattığı ivme ile öne geçmesi gibi Japonya da, Uzakdoğu’daki en eğitimli toplum oldu. 20. yüzyılın ilk yarısında ilköğretim çağındaki çocukların % 99.5 oranında okullaşması ile Japonya Batı ülkelerini geride bıraktı. 1885 yılından sonra Japon milli eğitim bakanlığı Almanların güçlü milliyetçi unsurlar taşıyan pedagojisini kendine model edindi, Konfuçyüsçü ve Şintoist değerler ahlak eğitiminin temelini, etik dersi müfredatın çekirdeğini oluşturmaya devam etti. 1897’de Kyoto ,1907’ de Tohoku, 1910’ da Kyushu Üniversiteleri kuruldu.

 

Japon yazı seti

Japon yazı seti

1920 -1945 arasındaki dönemde 35 üniversite kuruldu. Hanedan tarafından kurulan üniversitelerde birçok fakülde olurken (ki, Tokyo Üniversitesi bunlardan biriydi), devlet üniversiteleri tek fakülteli oluyor,  özel olanlar bazen tek bazen çok fakülteli kuruluyordu. Özel üniversitelerin genelde hazırlık sınıfları da oluyordu. Özeller, daha ziyade yabancıların kurduğu misyoner okullarıydı. 1947 – 48 ‘ de üniversite sayısı 49’ a çıkmıştı.

İkinci Dünya Savaşı’nda alınan yenilgiden sonra eğitim sistemi gözden geçirildi. 1947 yılında, Amerikalıların gözetiminde çıkarılan yasa ile eğitim sisteminin demokrasi ve barışı amaç edinecek şekilde yapılandırılmasına gidildi. Etik dersi müfredattan çıkarıldı. 1950’ de önlisans okulları açıldı. Üniversitelerin ilk iki yılı genel eğitime ayrıldı.

1952’ de bağımsızlık kazanıldıktan sonra eğitim sistemi tekrar gözden geçirildi, okulların kontrolu merkeze bağlandı, ders kitapları yazımı sıkı kontrole alındı, ahlak dersi tekrar gözde oldu, öğretmenlerin performansı da denetlenmeye başladı.

Kyoto Üniversitesi Öğrencileri

Kyoto Üniversitesi Öğrencileri

Günümüzde okuryazar oranı % 100’e yakındır. İngilizce ortaokuldan itibaren zorunlu derstir.

Günümüzde Japonya’ da kişinin geleceği, tamamen akademik başarısına bağlı. Bu yüzden Japonya’da eğitim çok ciddiye alınan bir konudur. Anaokulundan başlayarak doğru okullara gitmiş olmak üniversite kapısına gelindiğinde büyük önem taşır. Eğitim hayatı boyunca müthiş bir rekabet vardır. Üniversiteye giriş sınavlarının zorluğu dillere destandır: Gece uykuya dört saaten fazla zaman ayıranların sınavı kazanma ihtimalinin olmadığı söylenir. Üniversiteye hazırlık için dershaneler vardır. Sınavı geçemeyenler son seneyi tekrar edip yeniden sınava girerler. Japonya’ da iş bulmanın anahtarı yüksek eğitim almış olmaktır. 12 yıllık eğitimin sonunda iki sınav alınır: Lise son sınıflara tüm ülkede aynı günde yapılan bitirme sınavı ve öğrencinin girmek istediği üniversitenin sınavı. Kız ve erkek öğrencilerin seçtiği dallar net bir şekilde ayrım gösterir: Kızlar yabancı diller ve edebiyatı , erkekler ekonomi ve mühendislik dallarını tercih etmekte , sanayide yüksek gelirli işleri almaktadırlar.

Şu anda Japonya’ da toplam 726 üniversitenin 553’ ü özel üniversitedir.

Kyoto Üniversitesi

Kyoto Üniversitesi

Hindistan’da Üniversite 2

Bu yazımızda sizinle Güney Hindistan gezimizde, Mumbai’de (eski adı Bombay) gezerken uğradığımız Mumbai Üniversitesi’nin üç fotoğrafını paylaşıyoruz. Mimari stili için Victorya Gotiği deniyor.

Bu yazımızda sizinle Güney Hindistan gezimizde, Mumbai’de (eski adı Bombay) gezerken uğradığımız Mumbai Üniversitesi’nin üç fotoğrafını paylaşıyoruz. Mimari stili için Victorya Gotiği deniyor.

Mohandas Gandhi başkanlığında 1937’de toplanan milli eğitim şurasında ve 1944 yılında Hint hükümetine eğitim konusunda danışmanlık vermiş olan Sir John Sargent’in hazırladığı raporun içerdiği reformlar hayata geçirilemedi.

1960’lara gelindiğinde yeterli okul ve yetişmiş öğretmen olmayışı ve mali zorluklar başlıca sorunlardı. Devletin eğitim sorumluluğunu bölgesel hükümetlere bırakması devam etti. İlköğretime başlayanların üçte biri dördüncü sınıfa devam ediyor, liseler daha prestijli olduğu için meslek okulları daha az tercih ediliyor, liselerde eğitim dili İngilizce olmaya devam ediyordu. Ancak zaman içinde gelişme kaydedildi, 14 yaşa kadar eğitim zorunlu hale getirildi, eğitimde fırsat eşitliği sağlandı, yeterli olmasa da devlet bursu verilmeye başladı, öğretmenlerin ücretleri yükseltildi, öğretmen yetiştirildi, yetişkin eğitimleri verilmeye başladı, okuryazarlığın artırılmasına çalışıldı, Hint kültürü ve düşüncesi araştıma konuları arasına girdi.

1857 yılında ilk üniversiteler Bombay, Kalküta ve Madras’ta kuruldu. Kuruluşlarında Londra Üniversitesi örnek alındı. Lahor Üniversitesi 1882’ de (şimdi Pakistan’da) , Allahabad Üniversitesi 1887’de kuruldu ama 1904 yılında Hint Üniversiteleri Kanunu çıkıncaya kadar eğitim vermeye başlayamadı. 1915 yılında kurulan Benares ve 1917 yılında kurulan Patna Üniversiteleri Hint kültürü konusuna ağırlık veren kurumlar oldular. 1816’ da Mysore, 1918’ de Haydarabad’ da kurulan Urduca eğitim veren Osmania Üniversitesi, 1920’ de Aligarh  İslam Üniversitesi, 1921 Lucknow, 1922 Delhi, 1923 Nagpur, 1926 Andhra, 1927 Agra, 1929 Annamalai, 1937 Travancore (1957’ den sonra Kerala Üniversitesi), 1943 Utkal, 1946 Saugar, 1947 Rajastan Üniversiteleri kuruldu.

Bağımsızlıktan sonra ilk kurulan Üniversiteler ise 1948’de, Srinagar’da Jamma ve Kashmir Üniversitesi, 1952’de Bihar, 1961’de Punjabi, 1962’de Jodpur, 1964’te Indore, 1964’te Bangalore Üniversiteleri oldu ve üniversite sayıları hızla artmaya devam etti. Üniversitelerde eğitim ya sadece İngilizce, ya İngilizce ve Hindu dili veya İngilizce ve anadil birarada kullanılarak yapılıyor.Kütüphanelerin, laboratuvarların iyileştirilmesine, eğitim kalitesinin yükseltilmesine çalışılıyor.

Ancak Kerala gibi başarılı eyaletler de var. Sürekli sol yönetimlerin seçildiği eyalette okuryazar oranı %100. 1950’lerde Başbakan Jawaharlal Nehru tarafından kurulan teknik okullar ile temelleri atılan bilişim sektörü Hindistan’da hem ekonominin hem de eğitimin lokomotifi oldu. 1970’lerin sonlarına kadar bu okullardan mezun olanlar batıya, özellikle de ABD’ye göç ediyordu. 1968 yılında TATA Hindistan’daki ilk yazılım firmasını kurdu. Bu firma günümüzde 110.000 kişiye istihdam sağlıyor. Elde ettiği gelir gelir ise 2007-2008 döneminde 5.600.000.000 Amerikan Doları. 90’lı yılların başında dünya çapında ismini duyurmaya başlayan Hint bilişim sektörü çözüm merkezi olmaya devam ediyor.2000 yılı ile hızlı bir yükselme dönemine giren sektör, kendi teknoloji ve çözümlerini üreten, düşük maliyetli ve iyi İngilizce konuşan işgücü ile yıllık 60 milyar dolar ciro yapmakta. Dünyanın outsourcing merkezi Hindistan’ın bilişim vadisi Bangalore kentinde.

10 Şubat 2012 tarihli Üniversiteler Ödenek Komisyonu tarafından bildirildiğine göre Hindistan’da 563 yükseköğretim kurumu bulunuyor.

Çin’de Eğitim 2

1930‘ dan sonra milliyetçi yönetimin ülkede istikrarı sağlaması ile uzun vadeli planlar yapılabilir oldu, eğitim planlaması yapıldı. Yetişkin eğitimleri başlatıldı, radyo ve filmler eğitim amaçlı kullanılmaya başladı. 1930–1937 arasında ilkokul çağındaki çoçukların %43’ ü okula kayıtlı idi. 1945 yılında işgal edilen  Formoza Adası’nda da (Tayvan), Japon alt yapısı üzerine, okullara kayıtlı öğrenci sayısı arttı. Ülkede İngiltere, Fransa, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından kurulmuş toplam 135 özel okul, milli karakteri zedelediği düşüncesi ile Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı ve Çinli eğitimciler yönetimi devraldı. Yükseköğretim kurumları, üniversiteler, kolejler ve teknik okullar olmak üzere üçe ayrıldı.

Budizmin geçerli olduğu ülkelerde günümüzde de ilköğretim tapınaklarda veriliyor. Tayland, Hua Hin,  Mahadhat Tapınağı

Budizmin geçerli olduğu ülkelerde günümüzde de ilköğretim tapınaklarda veriliyor.
Tayland, Hua Hin, Mahadhat Tapınağı

1937–1945 yılları arasında, kıyı bölgelerinde yer alan en önemli üniversitelerin binaları yıkıldı, tahrip edildi, işgal edildi, öğrenciler ve öğretim üyeleri defalarca batıya doğru kaçmak zorunda kalsalar da yanlarındaki yetersiz malzemelerle eğitime devam etmeye çalıştılar. 1946 yılına gelindiğinde 60 kurumun 60 bin öğrencisi eski yerlerine geri döndüler.

1948 yılına gelindiğinde ülkede 215 yükseköğretim kurumu vardı: 55 üniversite, 79 Kolej ve 81 teknik okul.

1949‘ da Kıta Çin’inde Komünist rejim kuruldu. Rejimin fikirleri, davranışları, alışkanlıkları değiştirmek ve halkın bu ideolojiye uyum sağlamasını temin etmek için eğitim en önemli araç oldu. Politik görevler ve propaganda için öğrencilerin ve öğretmenlerin görev alması beklendi. “Feodal ve burjuva  ideoloji ile hazırlanmış” müfredat yerine Marksist – Leninist fikirleri yayan eğitim ve Rus dili öğrenimine ağırlık verildi. Sovyetler’ in ders kitapları, Sovyetler Birliği’nde kabul gören teorilerin, metodların kullanımı ön plana çıktı. Gelenek önemini kaybetti.

Rejim değişikliğinden sonra, üç yıl içinde, yabancıların sahip olduğu veya yabancılar tarafından yönetilen okullar ya kapatıldı ya da milli yükseköğretim sistemi içine dahil edildi, akademik konular ve kurumların idaresi merkezi yönetimin sıkı denetimi altına alındı.

Budist Samye Manastırı’nda öğrenim, Tibet

Budist Samye Manastırı’nda öğrenim, Tibet

Öğrencilerin ve öğretim üyelerinin farklı görüşlerini  rapor edecek gençlik birlikleri oluşturuldu. Genel eğilim ülkenin gereksinim duyduğu teknik personeli yetiştirebilmek için öğrencileri sosyal konulardan çok, bilimsel ve teknik konularda yönlendirmek, işçi ve köylü çoçuklarına daha fazla fırsat yaratmaya çalışmak oldu.

Komünist rejimin ana hedeflerinden olan okuryazar oranını artırmak 1995 yılına geldiğinde % 81,5 düzeyine erişmiş, ilköğretim çağındaki çocukların okullaşma oranı % 95 olmuş, ilkokul mezunlarının üçte biri ortaöğretime devam eder olmuş, düzenli üniversite öğrenimi görenlerin oranı % 2’nin altında kalmıştı. 1995′te ülkedeki yüksek öğrenim kurumlarına 926,000 yeni öğrenci kaydolmuştur. Bu, 1952′deki rakamın 10.7 katını oluşturmaktadır. Ancak, bir çok genç insan, hala üniversiteye gitme imkanına sahip değildir, sadece yüzde dördü üniversiteye kabul edilmektedir, yoğun bir rekabet bulunmaktadır. 1979 ile 1995 arasındaki dönemde yükseköğretim kurumlarından mezun olanların sayısı, bundan önceki 30 yılda (1949-1978) mezun olanların sayısından 2.6 kat fazladır ve 7,667,000 kişiye ulaşmıştır. Üniversitelerdeki lisans öğretim süresi  dört yıl olmakla birlikte fen, mühendislik veya tıp dallarındaki öğrenim beş yıl sürmektedir. Mesleki eğitim veren fakültelerin çoğu üç yıllık, küçük bir bölümü de iki yıllıktır. 1950′lerin başında 215 farklı alanda eğitim verilirken 1960′ların başında bu sayı 627′ye yükselmiştir. 1980′lerden sonra sistem yeniden düzenlenmiştir.  Üniversiteler ve fakülteler, adayları ulusal düzeyde birleştirilmiş giriş sınavları ile seçmektedirler. Öğrenciler, sınav sonuçları ve sağlık durumlarına göre belirli bir okula giriş hakkını kazanmakta, öğrencilerin kişisel tercihleri de dikkate alınmaktadır. Günümüzde, devlet hala ilke olarak üniversite mezunlarına iş bulunmasından sorumludur. Devlet, çalışma birimleri ve okulların işgücü arzı ve talebini koordine etmek ve üniversite mezunlarının istihdam edilmesi için uygulanabilir planlar oluşturmak için işbirliği yapmalarını öngören bir politika uygulamaktadır.

Lisansüstü öğrenciler genellikle çalışmalarını yükseköğrenim kurumları, Çin Bilimler Akademisi, Çin Sosyal Bilimler Akademisi ve öteki araştırma kuruluşlarında sürdürmektedirler. 1995′te bu kuruluşlarda 145,000 doktora öğrencisi bulunuyordu. Lisans, lisansüstü ve doktora dereceleri, Devlet Konseyi tarafından yetkili kılınan okullar ve bilimsel araştırma kurumları tarafından verilmektedir.1981 ile 1995 arasında 286,000 öğrenci lisansüstü, 20,000′in üzerinde öğrenci de doktora derecesi almıştır.

Budist Samye Manastırı’nda öğrenim, Tibet

Budist Samye Manastırı’nda öğrenim, Tibet

Başlıca yükseköğretim kurumları  Pekin Üniversitesi, Qinghua Üniversitesi, komünist dönemde kurulmuş  olan Çin Halk Üniversitesi, Nankai Üniversitesi, Şanghay‘daki Fudan Üniversitesi ve Güney Çin‘in en önemli eğitim merkezi olan Sun Yat – Sen  Üniversitesi’ dir. Ayrıca her yönetim bölgesinin bir üniversitesi ile bütün ülkeye yayılmış teknik yüksekokullar vardır. Çin, 1978-1995 arasında 250,000 binden fazla öğrenciyi öğrenim görmek üzere 100′ü aşkın ülke ve bölgeye göndermiştir. Bunların 80,000′den fazlası öğrenimlerini tamamladıktan sonra geri dönmüşler ve çeşitli alanlarda istihdam  edilmişlerdir. Çin’in dünya başarı sıralamasında ilk 500’e giren 27 üniversitesi vardır. Dünya başarı sıralamasında Pekin Üniversitesi 36ıncı, Qinghua Üniversitesi 40ıncı sıradadır. Proje 211 adı verilen çalışmanın hedefi 21. yüzyılda dünyadaki en iyi üniversiteler listesinde daha çok sayıda üniversite ile yer almaktır.

2011 yılında yapılan uluslar arası bir yarışmada Şangaylı liseliler matematik ve fen derslerinde en üst sıralarda yer almışlar. Son beş yılda milli gelirin %4’üne denk gelen 1.26 trilyon dolar eğitim için harcanmış. Ancak bu kadar harcama ile bile ülkedeki eğitim kalitesindeki fark giderilememiş. Oysa  1986 yılında yürürlüğe giren eğitim yasasının ana amacı buymuş. 130 kişilik sınıflar, bu yüzden öğretmene yakın sıralar için para ödenmesi, ailelerin yapmak zorunda kaldıkları ağır eğitim harcamaları devam etmekte imiş. Kırsal bölgelerde düşük eğitim kalitesi, her öğrencinin sınıfta oturacağı sırayı kendisinin temin etme mecburiyeti,  şehirlerde kırsala göre altı misli pahalıya gelen eğitim, iyi okullara kabul için aracılara ödenen paralar, ev-okul arası mesafenin ortalama 5 km olması, ailesi şehirde çalışan çocukların doğdukları yerde eğitim almaya mecbur tutulması gibi sorunlar devam etmekte imiş. Herkesin bedava eğitim hakkının olması gereken bir ülkede iyi okullara sadece zenginlerin ve iyi bağlantıları olanların çocukları devam edebildiği için 1986’da elitizmi aşmayı hedefleyen yasanın pek yararlı olmadığı söylenebilir (Kaynak: Bloomberg Businessweek, April 14, 2013).

Günümüzde Çin’de okuryazar oranı %92,2,  yüksek öğretim kurumu sayısı 2200, internet erişimine sahip Çinlilerin oranı %38,3, Çinli internet kullanıcı sayısı 513 milyon, her yıl işgücüne katılan Çinli üniversite mezunu sayısı 6 milyondur ( Kaynak : Optimist Dergisi Nisan 2013 sayısı).