Etiket arşivi: Ukrayna

Şiddet 63| Devlet Şiddeti 9

 

Ukrayna’ya bağlı olan Kırım’ın 2014 yılında Rusya tarafından işgal edilmesi ile başlayan Ukrayna-Rusya gerginlik ve çatışmalarını Kiev’de Bağımsızlık Meydanı’nda protesto edenlerin kurduğu kamptan görüntüler. Bu tip durumlar, saldırgan ülkeye çeşitli yaptırımlar uygulanarak çözülmeye çalışılıyormuş gibi yapılıyor. Fotoğraf: Nikita Kadan, Limits of Responsibility, 2014.

Ukrayna’ya bağlı olan Kırım’ın 2014 yılında Rusya tarafından işgal edilmesi ile başlayan Ukrayna-Rusya gerginlik ve çatışmalarını Kiev’de Bağımsızlık Meydanı’nda protesto edenlerin kurduğu kamptan görüntüler.
Bu tip durumlar, saldırgan ülkeye çeşitli yaptırımlar uygulanarak çözülmeye çalışılıyormuş gibi yapılıyor.
Fotoğraf: Nikita Kadan, Limits of Responsibility, 2014.

Bir Zamanlar (Once Upon a Time), Nasan Tur, 2011. Nasan Tur (1974-), altı metre yüksekliğindeki bu Yerleştirmesinde günümüzde var olmayan sekiz ülkenin bayrağını bir araya getirerek ulus devletlerin geçiciliğine ve kırılganlığına dikkat çekmeyi hedefliyor. Fotoğraf: Artfox

Bir Zamanlar (Once Upon a Time), Nasan Tur, 2011.
Nasan Tur (1974-), altı metre yüksekliğindeki bu Yerleştirmesinde günümüzde var olmayan sekiz ülkenin bayrağını bir araya getirerek ulus devletlerin geçiciliğine ve kırılganlığına dikkat çekmeyi hedefliyor.
Fotoğraf: Artfox

Guantanamo Bay, Banksy, 2006. 1903'den beri ABD'nin kira karşılığında kullandığı Kuba'ya ait bir alanda kurulmuş olan Guantanamo Kampı, 2002 yılından itibaren askeri hapishane olarak kullanılmaktadır. Burada, başta Afganistan olmak üzere çeşitli ülkelerde ele geçirilen, El-Kaide ve Taliban ile ilgisi olduğundan şüphelenilen kişiler tutulmaktadır. Kamptaki uygulamaları Avrupa Parlamentosu, Uluslararası Af Örgütü ve BM insan hakları skandalı olarak tanımlamıştır. Kuzey Kore’de de politik suçlu kampları var. Kampta gün boyu çalışmak, idamları izlemek zorunda bırakılmak gibi uygulamalar bir rutin haline gelmiş. Global Karaköy İstanbul, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Guantanamo Bay, Banksy, 2006.
1903′den beri ABD’nin kira karşılığında kullandığı Kuba’ya ait bir alanda kurulmuş olan Guantanamo Kampı, 2002 yılından itibaren askeri hapishane olarak kullanılmaktadır. Burada, başta Afganistan olmak üzere çeşitli ülkelerde ele geçirilen, El-Kaide ve Taliban ile ilgisi olduğundan şüphelenilen kişiler tutulmaktadır. Kamptaki uygulamaları Avrupa Parlamentosu, Uluslararası Af Örgütü ve BM insan hakları skandalı olarak tanımlamıştır.
Kuzey Kore’de de politik suçlu kampları var. Kampta gün boyu çalışmak, idamları izlemek zorunda bırakılmak gibi uygulamalar bir rutin haline gelmiş.
Global Karaköy İstanbul, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Nükleer silahlanma yarışında yıkıcı silah potansiyeli, arkaik toplumdaki Mana misali biriktirilir. Öldürme gücü biriktirerek ölümün savuşturulacağına dair arkaik inanç devam eder. Kapitalist ekonomideki sermaye de Manaya benzetilir: Ne kadar çok paraya sahip olunursa, o kadar güçlü, yaralanmaz, hatta ölmez hissedilir.
  • Silahlanma yarışı, bazı görüşlere göre, zafer değil, caydırıcılıktır ve silahsızlanma ciddi toplumsal, iktisadi tehlikeler içerir. Hobbes’a göre, kılıç olmadan sözleşmeler anlam taşımaz.
  • Mao Zedong, iktidar namlunun ucunda büyür, demiştir.
  • Hannah Arendt, günümüzde savaş ve siyaset ya da şiddet ve iktidar arasındaki ilişkilere dair tüm eski doğruların geçerliliğini yitirdiğini söyler.
  • Rus fizikçi Sakharov, termonükleer bir savaş, siyasetin başka araçlarla sürdürülmesi gibi görülemez; ancak evrensel intiharın bir yolu olarak görülebilir, der.
  • Düşmanın bütün topraklarını, mülklerini ve uyruklarını saldırı hedefi sayan toptan savaş kavramının yaratıcısı Prusyalı General Karl von Clausewitz (1780–1831), “Savaş, siyasetin başka araçlarla sürdürülmesidir,” der.
1945 yılında Japonya’nın Nagazaki kentine atılan atom bombasının ardından çekilmiş bu fotoğrafta bir Japon çocuk sırtında ölü kardeşini taşırken görülüyor. Papa Francesco, bu fotoğrafı “Savaşın Meyvesi” ibaresiyle Vatikan’ın nükleer silahlanmaya karşı olan tutumunu hatırlatmak için çoğaltınca bu acı kare gündeme geldi. Fotoğraf: Peru.com

1945 yılında Japonya’nın Nagazaki kentine atılan atom bombasının ardından çekilmiş bu fotoğrafta bir Japon çocuk sırtında ölü kardeşini taşırken görülüyor. Papa Francesco, bu fotoğrafı “Savaşın Meyvesi” ibaresiyle Vatikan’ın nükleer silahlanmaya karşı olan tutumunu hatırlatmak için çoğaltınca bu acı kare gündeme geldi.
Fotoğraf: Peru.com

  • Günümüzde savaş, çok uluslu kapitalizmin doğası nedeniyle savaşan cephelerle sınırlı kalamaz. İran-Irak Savaşı (1980-1988) sırasında Irak’ın Batılı sanayiciler tarafından silahlandırılması devletlerin denetimi dışında olmuştur. Artık savaşta herkesin cephe gerisi düşmanları vardır.
  • Yeni iletişim teknolojileri durdurulması olanaksız bilgi akışına olanak sağlamaktadır. Bir diktatörün bile vazgeçemeyeceği bir iletişim söz konusudur. Bu bilgi akışı, geleneksel savaşlarda gizli servislerin gördüğü işlevi görür. Düşmanın şaşırtılamadığı bir savaş ise olanaklı değildir. Bilgi akışı sürekli olarak sözü düşmana verir; tarafların moralini bozarak hükümetlerine olan güvenlerini sarsar. Bilgi akışı ayrıca yurttaşları düşmanların ölümüne duyarlı hale getirir. Ölüm artık görsel bir nitelik kazanmıştır. Tüm bunlar, Foucault’nun sözünü ettiği yayılmış, parçalanmış iktidar kavramı ile ilgilidir. Savaş artık iki ülkeyi karşı karşıya getirmemekte, sonsuz iktidarları karşı karşıya getirmektedir. Yeni savaş silah tüccarlarını zenginleştirmekte ama tüm dünyada tüm ikincil üretim sanayilerini sekteye uğratmaktadır. Çok sayıda gücün devreye girmesi nedeniyle savaş öngörülemez hale gelir ve genellikle tüm taraflar için yitirilmiş olur. Savaş, nasıl bir gelişme gösterirse göstersin, gelecek on yıllar boyunca dramatik bir siyasal ekonomik ve psikolojik istikrarsızlık içinde uzayıp gidecektir. Bu nedenlere dayanarak Umberto Eco, savaşın artık olanaksız olduğunu ileri sürmüştür.
Bayrak, Teresa Margolles, 2009. Meksikalı sanatçı Teresa Margolles (1963-) eserini kumaş, Meksika’nın kuzey sınırından aldığı toprak ve kan kullanarak yapmış. Eseri ile uyuşturucu trafiğinden ötürü meydana gelen binlerce ölümü ve devletin bu trafiği önlemekteki başarısızlığı/isteksizliği/beceriksizliği temsil etmek istemiş. Eserin bir başka versiyonu 2009 Venedik Bienali’nde de sergilenmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Bayrak, Teresa Margolles, 2009.
Meksikalı sanatçı Teresa Margolles (1963-) eserini kumaş, Meksika’nın kuzey sınırından aldığı toprak ve kan kullanarak yapmış. Eseri ile uyuşturucu trafiğinden ötürü meydana gelen binlerce ölümü ve devletin bu trafiği önlemekteki başarısızlığı/isteksizliği/beceriksizliği temsil etmek istemiş. Eserin bir başka versiyonu 2009 Venedik Bienali’nde de sergilenmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Marihuana kullanımını savunanlar, vergilendirilemeyen bir zevkin, devlet tarafından ahlak bozukluğu olarak sunulduğunu öne sürerler.
  • Sivil toplumun gücü, medyanın tarafsızlığı ve açıklığı, kapsayıcı kurumların varlığı devlet şiddetinin önünde en büyük engeldir.

 

 

Şiddet 58| Devlet Şiddeti 4

Taklitçilik, John Heartfield, 1934. Alman sanatçı John Heartfield (1891-1968) politik çürümeyi fotomontajla anlatma yolunu seçmiş bu alanda öncü bir sanatçıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Helmut Herzfeld olan adını milliyetçiliği protesto etmek için John Heartfield’a değiştirmiştir. Yine aşırı sağın zalim ve ikiyüzlü politikasını protesto için 1920 yılında Komünist Partiye katılmıştır. Eserleri sergilerin yanı sıra komünistlerin çıkarttıkları dergilerde de basılmıştır. Nazileri baş hedefi haline getirince Prag’a kaçmak zorunda kalmış, çalışmalarını daha sonra Birleşik Krallık’ta sürdürmüştür. Yukarıdaki fotomontajında, Goebbels’e bir tavsiyede bulunmaktadır: Goebbels Führer’ine, İşçi Bayramında emekçilere hitap ederken Marx’ın sakalını takmasını söylemelidir.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Taklitçilik, John Heartfield, 1934.
Alman sanatçı John Heartfield (1891-1968) politik çürümeyi fotomontajla anlatma yolunu seçmiş bu alanda öncü bir sanatçıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Helmut Herzfeld olan adını milliyetçiliği protesto etmek için John Heartfield’a değiştirmiştir. Yine aşırı sağın zalim ve ikiyüzlü politikasını protesto için 1920 yılında Komünist Partiye katılmıştır. Eserleri sergilerin yanı sıra komünistlerin çıkarttıkları dergilerde de basılmıştır. Nazileri baş hedefi haline getirince Prag’a kaçmak zorunda kalmış, çalışmalarını daha sonra Birleşik Krallık’ta sürdürmüştür. Yukarıdaki fotomontajında, Goebbels’e bir tavsiyede bulunmaktadır: Goebbels Führer’ine, İşçi Bayramında emekçilere hitap ederken Marx’ın sakalını takmasını söylemelidir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Nazilik, kesin olarak Hıristiyan karşıtı ve yeni-pagandı, tıpkı Stalin’in Sovyet Marksçılığının resmi şekli Diamat’ının açıkça maddeci ve ateist olduğu gibi. Totaliterlik, bireyin her eylemini devlete ve devletin ideolojine tabi kılan bir rejim ise, Nazizm de Stalincilik de totaliter rejimlerdi.
  • Wasili Grossmann (1905-1964), kurbanları insan olarak algılamayan totaliter sistemlerin kaba güç kullanımının, insanların aklını kötürümleştirme yeteneğine sahip olduğunu yazar.
Nasyonalizmin dönemin ruhu olduğu; Nazi ve Stalin yönetimlerinin aynı varlığın, parti devletinin biçimi oldukları söylenir. Hitler milyonlarca Yahudiyi sistematik bir şekilde yok etti. Stalin döneminde on milyonu İkinci Dünya Savaşı’nda olmak üzere toplam 40 milyon kişi öldü. Bu döneme Büyük Terör dendi. Fotoğraf: kitap alıntılarım - WordPress.com

Nasyonalizmin dönemin ruhu olduğu; Nazi ve Stalin yönetimlerinin aynı varlığın, parti devletinin biçimi oldukları söylenir. Hitler milyonlarca Yahudiyi sistematik bir şekilde yok etti. Stalin döneminde on milyonu İkinci Dünya Savaşı’nda olmak üzere toplam 40 milyon kişi öldü. Bu döneme Büyük Terör dendi.
Fotoğraf: kitap alıntılarım – WordPress.com

Büyük Temizlik kurbanları. Stalin, 1929-1933 arasında zorunlu kolektifleştirme, kıtlık, açlık nedeniyle milyonları; 1937 yılında başlattığı siyasi temizlik ile nicelerini öldürttü. 1930-1953 arasında SSCB’de Halk Düşmanı suçlamasıyla 786 bin kişi idam edildi; 3.800 bin kişi devlete karşı suç işlemekten hüküm giydi. Glasnost sonrası bu davalardan 850 bin tanesine yeniden bakıldı; sadece 12 bin davanın neticesi haklı bulundu. Fotoğraf: Akşam

Büyük Temizlik kurbanları.
Stalin, 1929-1933 arasında zorunlu kolektifleştirme, kıtlık, açlık nedeniyle milyonları; 1937 yılında başlattığı siyasi temizlik ile nicelerini öldürttü. 1930-1953 arasında SSCB’de Halk Düşmanı suçlamasıyla 786 bin kişi idam edildi; 3.800 bin kişi devlete karşı suç işlemekten hüküm giydi. Glasnost sonrası bu davalardan 850 bin tanesine yeniden bakıldı; sadece 12 bin davanın neticesi haklı bulundu.
Fotoğraf: Akşam

  • 1932–1933 arasında Sovyetler Birliği’nde, şimdiki Ukrayna ve Rusya’nın Kuban bölgesinde suni olarak yaratılan kıtlık sebebiyle yaklaşık olarak 8 milyon insanın öldüğü olaylar Ukrayna Kırımı ya da Holodomor olarak anılır. Sovyet arşivlerinin açılmaması yüzünden ölü sayısı kesin olarak bilinememektedir.
Varşova Ayaklanması Anıtı’ndan bir bölüm, Varşova, Polonya. 1944’de 63 gün süren ayaklanmayı bastıran Naziler üç ay boyunca şehri yakıp yıktılar. Ayaklanma esnasında Kızıl Ordu, Vistula Nehri’nin karşı kıyısındaydı ama Polonyalılara yardıma gelmedi. 1945’te Ruslar “şehri kurtarmaya” geldi. O zamana kadar şehirde binaların %85’i yıkılmış, 700.000 kişi ölmüştü. Ruslar, Ayaklanma’dan bahsetmeyi yasakladılar. Fotoğrafta bir bölümü görülen anıt, 1989 yılında, Ayaklanma’nın 45. yıl dönümünde açıldı. Anıtın bu bölümünde, kanallardan kaçarak kurtulmayı başaran 5.000 kişi temsil ediliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Varşova Ayaklanması Anıtı’ndan bir bölüm, Varşova, Polonya.
1944’de 63 gün süren ayaklanmayı bastıran Naziler üç ay boyunca şehri yakıp yıktılar. Ayaklanma esnasında Kızıl Ordu, Vistula Nehri’nin karşı kıyısındaydı ama Polonyalılara yardıma gelmedi. 1945’te Ruslar “şehri kurtarmaya” geldi. O zamana kadar şehirde binaların %85’i yıkılmış, 700.000 kişi ölmüştü. Ruslar, Ayaklanma’dan bahsetmeyi yasakladılar. Fotoğrafta bir bölümü görülen anıt, 1989 yılında, Ayaklanma’nın 45. yıl dönümünde açıldı. Anıtın bu bölümünde, kanallardan kaçarak kurtulmayı başaran 5.000 kişi temsil ediliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ortaçağ şatosu, halkı tehdit eder gibi yükselir. Solda, Moskova’da inşa edilmiş, Stalin Gotik yedi binadan biri. Bunlardan biri Dışişleri Bakanlığı, biri Moskova Devlet Üniversitesi tarafından kullanılıyor. Üniversitenin binası 40 bin odalı. Sağdaki fotoğrafta ise Çin’in Xian kentindeki bir heykel. Devlet baskısı, aynı Asur rölyeflerinde olduğu gibi, mimari ve heykel ile de kendini empoze eder. Baskıcı zihniyet çağlara göre değişmez. Bir başka yöntem ise tüm devlet dairelerine asılan resimlerdir. Stalin’in her şeyi denetleyen bakışları altında çalışmak ve o bakışa katlanmak zorunda kalmak pek çok eserde anlatılmıştır. Sürekli göz hapsinde tutulan halk, politik şiddetin nesnesi olur.  Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Ortaçağ şatosu, halkı tehdit eder gibi yükselir. Solda, Moskova’da inşa edilmiş, Stalin Gotik yedi binadan biri. Bunlardan biri Dışişleri Bakanlığı, biri Moskova Devlet Üniversitesi tarafından kullanılıyor. Üniversitenin binası 40 bin odalı.
Sağdaki fotoğrafta ise Çin’in Xian kentindeki bir heykel.
Devlet baskısı, aynı Asur rölyeflerinde olduğu gibi, mimari ve heykel ile de kendini empoze eder. Baskıcı zihniyet çağlara göre değişmez.
Bir başka yöntem ise tüm devlet dairelerine asılan resimlerdir. Stalin’in her şeyi denetleyen bakışları altında çalışmak ve o bakışa katlanmak zorunda kalmak pek çok eserde anlatılmıştır. Sürekli göz hapsinde tutulan halk, politik şiddetin nesnesi olur.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  • Komünist idare zamanında insanların seçim imkanlarının sosyal bakımdan baskıcı şartlarla çok sert kısıtlandığı günümüzde artık net bir biçimde biliniyor.
  • Nazizim, Stalinizm, faşizm ve diğer bütün totaliter rejimler ve onların artçıları şiddet politikası uygulamışlardır.
  • Bertolt Brecht sorar “ Tüm yetki halktan gelir. Fakat nereye gider?”

 

Bizans İmparatorluğu 122| Patrikhane 1

  • 381’de Konstantinopolis’te toplanan Konsil’de Konstantinopolis Kilisesi’ne Patriklik statüsü verilmiş ve Konstantinopolis Piskoposluğu (Patriklik), Roma Piskoposluğuna (Papalık) denk sayılmış, iki makamın eşit haklar taşıdığı karara bağlanmıştı.
  • 451 yılında toplanan Khalkedon (Kadıköy) Konsili, Konstantinopolis Patrikliği’nin ökümenik unvanını resmen tanıdı. Bu konsilde, Hıristiyan alemini beş yetki alanına bölen sıralamasında Konstantinopolis, başkent piskoposluğu olarak hepsinin üstüne çıkarılırken; Roma Kilisesi’ne muğlak bir öncelikten de bahis vardı. Bu önceliğin biçimsel mi, yoksa eylemsel mi olduğu tartışma konusu oldu.
  • Konstantinopolis Kilisesi, Roma’nın önceliğini salt tarihçesine dayalı protokolde birincilik olarak algılarken; Roma Kilisesi, tüm Hıristiyan aleminin öncülüğü olarak yorumluyordu.
  • Beş yönder Kilise’ye başpiskopos atama ve azletme yetkisi Konstantinopolis’teki imparatora aitti.
  • Papalık, 8. yüzyılda Büyük Konstantin’in Bağışı diye sunduğu vasiyet ile yetki engelini aştı ve 11. yüzyıla gelindiğinde dört Başpiskoposluğun üstünde bir temyiz makamı olma iddiasını taşıyordu.
  • Roma Kilisesi’nin, İsa’nın on iki havarisinden birincisi Petrus tarafından kurulduğu, Petrus’un Roma’da öldüğü ve gömüldüğü iddiası ile Papalık, Hıristiyanlığın beş Kilisesi’nden ilk sıradaki ve lideri olduğunu iddia ediyordu.
  • Roma Kilisesi, 451 yılındaki Khalkedon Konsili’nde kabul edilen Konstantinopolis Kilisesi’nin Resul Andreas tarafından kurulduğu kararını tanımamıştı. Dini jargonda, bir Havari/Resul tarafından kurulan kilise Apostolik oluyordu. Roma’ya göre, Konstantinopolis Kilisesi bir havari tarafından kurulmadığı için öncül olamazdı. Resul Andreas, Resul Petrus’un kardeşiydi.
Havari Aziz Andreas. Fotoğraf: bnr.bg

Havari Aziz Andreas.
Fotoğraf: bnr.bg

  • Doğu Slavlarının din değiştirmesi, Bizans Hıristiyanlığını, dolayısıyla patriğin nüfuz alanını genişletmişti.
  • Konstantinopolis Patrikliği, Yunanistan’dan Asya’ya uzanan Doğu Roma İmparatorluğu’nun Ortodoks ahalisi başta; Ukrayna, Rusya, Belarus Slavları, Gürcü, Bulgar, Sırp, Makedon, Rumen gibi Ortodoks Kiliseleri, en üst makam olarak Konstantinopolis Patrikliği’nin otoritesine bağlıydılar. Bu cemaatlerin patrikleri ve kilise papazları, Konstantinopolis Patriği tarafından atanır ya da onaylanırdı.
  • 7. yüzyılda Konstantinopolis Patriği’nin görev alanı Antakya, Kudüs ve İskenderiye gibi, Araplar tarafından fethedilen Doğu patrikliklerini kapsamıyordu.
  • Patrikliğin önderliği imparatora ve imparatorluğa bağlıydı. Misyoner gönderilmesi gibi dini inisiyatifler patrik kadar imparatorların da yetki alanı içindeydi.
  •  13. yüzyıldan itibaren imparatorluğun parçalanması sırasında patriğin Büyük Kilisesi, Ortodoks dünyasının birliğini temsil etmeye başladı.
  • Şehrin Latinler tarafından işgal edildiği dönemde Konstantinopolis Patriklik Makamı da İznik’te yapılandı.
  • Son İmparator Konstantin Paleologos’un Konstantinopolis’i Osmanlı’dan korumak için Papa’dan yardım istemesi; Konstantinopolis Patrikliği’nin 1448 yılında Papa’nın Floransa’da Katolik ve Ortodoks birliğini sağlamak amacıyla topladığı din kurultayına katılmasını fırsat bilen, Papa’nın otoritesini asla tanımayan Rusya, kendi patrikliğini otosefal, yani bağımsız ilan etti. Çarlık güçlendikçe, Rusların Ortodoksluğun koruyucusu olduğu tezi de güçlendi. Ortodoksluğun tarihsel merkezlerinden biri olmayan Moskova Patrikhanesi, kendisinin dünyadaki en büyük Ortodoks cemaate sahip olduğunu, Türk topraklarında kalmış bir kilisenin kendisine gerçek anlamda liderlik yapamayacağını öne sürüyordu.
  • Son İmparator Konstantin Paleologos’un yeğeni Prenses Zoe Sofia, 1472 yılında Moskova Büyük Prensi İvan Vasilyeviç ile evlenince Paleologos Hanedanı Rusya’da devam ediyor, Üçüncü Roma Moskova’dır savı oluştu.
  • Bizans döneminde, patriğin ikametgahı Aya Sofya’nın güney cephesine bitişikti. 532 yılındaki Nika Ayaklanmasında Aya Sofya yanınca, Justinyen Aya Sofya’nın yapımı sırasında Patrikhane’yi Aya Sofya’nın batısındaki Theotokos Khalkoprateia Kilisesi’ne taşıtmıştır. Kilise yaklaşık 5 sene boyunca bu işlevi görmüştür. Kiliseden günümüze pek bir şey kalmamıştır.

 

Özbekistan Gezisi 49 Politik Gelişmeler 2

  • Eski Özbekistan Komünist Partisi’nin devamı olan, İslam Kerimov’un (1938-) Demokratik Halk Partisi siyasal yaşama egemendir. Kerimov, siyasal kariyerine SSCB’nin Komünist Partisi’nde başlamıştı. Özbekistan’da toplam beş siyasal parti vardır ama muhalefet partileri yasaklar ve baskıcı önlemler nedeniyle siyasal yaşamda etkisizdir.
  • Tacikistan’da İslamcı söylemi benimseyen Tacik muhalefetini tehdit olarak gören Rusya ve Özbekistan Tacikistan iç savaşına aktif olarak müdahale etmiştir.
  • 1992 yılında komşu Tacikistan’da yaşanan iç savaşı Kerimov, ülke içindeki muhalefeti sert yöntemlerle sindirmek için kullandı.
  • 1993 yılında Orta Asya devletleri rubleden ayrılarak kendi para birimlerini oluşturdular; Özbekistan’ın para birimi sum oldu.
  • 1994 yılında yapılan parlamento seçimlerinde Kerimov yanlıları büyük çoğunluk elde etti.
  • 1994’te serbest piyasa ekonomisine geçiş yönündeki adımlar hızlandırıldı. Özbekistan’ın İran ve Rusya’ya karşı mesafeli duruşu, Batı ülkelerinden geniş çaplı yardım almasını sağladı. Aynı yıl Özbekistan ve Kazakistan, Rusya’dan yapılan ithalatı kısma kararı aldı.
İslam Kerimov. Fotoğraf: www.dunyabulteni.net

İslam Kerimov.
Fotoğraf: www.dunyabulteni.net

  • Kerimov, sınırlı miktarda özelleştirmeye izin verirken, devletçi ekonomik yapıyı koruma kararı aldı. Bazıları bunu Çin ya da Şili (Pinochet) modeli olarak tanımlar.
  • 1995 yılında yapılan referandumla Kerimov’un görev süresi 5 yıl uzatıldı.
  • 1995 yılında Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan bir devletler arası konsey, bir dışişleri bakanları konseyi ve Orta Asya İşbirliği Bankası kurdular.
  • 1996 yılında başlayan siyasal yumuşama, 1998’de özellikle İslamcı muhalefeti hedef alan yasaklayıcı düzenlemelerle sona erdi.
  • ABD’nin açık  desteğinde, 1997 yılında Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan ve Moldova tarafından kurulan, adını kurucu ülkelerin baş harflerinden alan çok uluslu örgüte 1999 yılında Özbekistan da katıldı ve örgütün adı GUUAM oldu. Aynı zamanda, Sovyetlerin dağılmasından sonra bağımsızlıklarını ilan eden devletlerin Rusya ekseninden fazla uzaklaşmaması için kurulan Bağımsız Devletler Topluluğu’na (BDT) da üye olan bu beş devletin çalışmalarını ayrı bir platformda sürdürme istekleri Rusya’yı rahatsız etti. Rusya ile sorunları olan ülkelerin Birlik’te yer alması, örgütün BDT’nin içindeki Batı Bloğu diye anılmasına yol açtı.
  • Kerimov yönetimi 1998 yılında Yabancı Yatırımlar Kanununu kabul etmiş, yabancı sermayeli şirketlere vergi istisnaları, sermaye mallarına gümrük vergisi muafiyeti sağlamıştır.
  • 1999 yılında yapılan parlamento seçimlerini Kerimov yanlıları kazandı; kendisi de 2000 yılında %92 oy oranı ile yeniden cumhurbaşkanı seçildi. 2007’deki seçimde ise oyların %88’ini aldı.
  • Taşkent, 1999’da Moskova’nın önderliğindeki Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) bünyesindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nden ayrılmıştı. Nedeni de söz konusu örgütün üye ülkelere askeri müdahale yapabilmesi ve bunun da Özbekistan’ın anayasasına aykırı olmasıydı. Taşkent, 2006’da bu örgüte tekrar üye olurken, 2012’de bir kez daha bu örgütten ayrıldı. Aralık 2013’te ise BDT Serbest Ticaret Bölgesi’ne üye olacağını beyan etti.
  • 1999’da bombalamalar sonrasında yapılan tutuklama ve yargılama süreçleri, istihbarat ve güvenlik güçlerinin uyguladığı baskıcı yöntemler Batı’da tartışılmaya başlandı. Bombalamalardan, o sırada Norveç’te bulunan, 1991’deki ilk cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kerimov’un rakibi olan Muhammed Salih ile Özbekistan İslami Hareketi liderleri Tahir Yoldaşev ve eski bir tren soyguncusu olan Cuma Namangani’nin sorumlu tutulması Azimcan Askarov’un ifadesine dayandırılmıştı. Ancak daha sonra Askarov’un Batılı gazetecilerle görüşürken Muhammed Salih’in sorumluluğuna ilişkin tüm suçlamaların düzmece olduğunu açıklaması bir skandala neden olmuştu.
  • Taliban’ın, Orta Asya yönetimlerini devirmeye hazırlanan radikal hareketleri beslediği biliniyordu.
  • 2001 Haziran ayında Özbekistan Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katıldı.
  • 11 Eylül sonrası, 2001 Eylül ayında ABD’nin bölgeye gelerek Afganistan, Özbekistan ve Kırgızistan’a yerleşmesiyle yeni bir jeopolitik oluşum ortaya çıktı.
  • 11 Eylül sonrası Afganistan harekatına destek veren ve Batı müttefiki olan Özbekistan, Ekim 2001’de ABD’ye Hanabad askeri üssünü kurma izni verdi.
  • ABD’nin Afganistan operasyonunun başlamasından sonra, Afganistan’da kamplar kuran ve 1999 yazında Kırgızistan ve Özbekistan’a saldırılar düzenleyen Özbekistan İslami Hareketi dağıtıldı, hareketin kalıntıları Afganistan’dan çekilmek zorunda kaldı. Bu örgüt, Başkan George Bush’un New York ve Washington’daki terör eylemlerinin sorumlusu olarak saydığı üç örgütten biri idi (diğer ikisi El Kaide ile İslami Cihad).
  • Kerimov’un görev süresi 2003 yılında yapılan bir referandum ile beş yıldan yedi yıla çıkarıldı. 2007 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeniden aday olabilmesi için gerekli olan yasal düzenleme de yapıldı.
  • 2003 Kasım ayından itibaren önce Tiflis’te sonra Kiev ve Bişkek’te gerçekleşen iktidar değişiklikleri Rusya ve Orta Asya liderlerini rahatsız etti.
  • Kerimov, 2004’te yapılacak parlamento seçimleri öncesi, başta Andican olmak üzere, vilayet yönetimlerinde değişiklikler yaptı. Kendisinin atamış olduğu bu yöneticileri görevden alırken yapılan suçlamalar hakkında hukuki işlem yapılmadı.
  • 2004 yılında ABD ve İsrail Büyükelçiliklerine intihar eylemleri düzenlendi. Teröristlerin başka ülke vatandaşları (Kazakistan) olduğu iddia edildi. Tiflis olaylarının ardından Soros Vakfı’nın ülke içindeki faaliyetlerine son verildi; üniversitelerdeki yabancı görevlilerin ayrılması sağlandı; diğer uluslararası kuruluşlara sıkı denetim getirildi.
  • Anayasada yapılan değişikliklerle parlamento, Alt Kanat ve Senato olarak ikili yapıya dönüştürüldü; cumhurbaşkanının yetkilerinde görünürde kısıtlamalara gidildi.

 

Çağdaş Sanata Varış 117| Heykelin Dönüşümü

  • Boşluğu tanımlama sanatı olan heykelde, Gotik döneme kadar hareket yoktur, heykel Gotik dönemin sonuna doğru hareket kazanmaya başlar.
  • Mikelanj, heykeli başlı başına bir sorun olarak ele aldı: Heykellerinde bazı yerleri cilaladı, bazı yerleri işlenmemiş bıraktı. Bazı sanat tarihçileri Mikelanj’ı ilk Modern heykeltraş olarak anar.
  • Mikelanj’dan sonra Rodin konuyu değil, taşın içindeki insanı vurgulamayı hedefledi.
  • 20. yüzyılın ilk yıllarına kadar, heykel oyma ve modelleme yapılarak yaratılıyordu ama Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Pablo Picasso inşa edilen heykeller yaratmaya başladı. Bu heykeller ayrı parçaların bir araya getirilmesinden oluşuyordu. Bunu çok çeşitli formların heykel olarak nitelendirilmesi takip etti.
  • Natüralist sanat el becerisine, Modern sanat kavramlara bağlıdır.
  • Heykel sanatının sanat tarihi içinde karşılaşmış olduğu 5 temel sorunu;
    *Yeni bir form dilinin Mikelanj’dan sonra tıkanmış olması,
    *Geleneksel altlık, kaide sorunu ile hesaplaşma,
    *Yeni bir boşluk kavramı üzerine düşünme,
    *Malzeme kullanımına bağlı olarak dokusal etkiler, teknolojinin gelişmesi ile gündeme gelen endüstriyel malzeme kullanımı,
    *Heykelin içinde bulunduğu mekanla ilişkisi olarak sıralanabilir.
Ukrayna’ya gittiğimde Chernivtsi’yi gezerken sokaklarda pek çok heykel görmüş ve beğenmiştim, paylaşıyorum.

Ukrayna’ya gittiğimde Chernivtsi’yi gezerken sokaklarda pek çok heykel görmüş ve beğenmiştim, paylaşıyorum.

  • 20. yüzyıl heykelinin dinamikleri iki büyük damardan beslenir:
    *Konstrüktif Yaklaşım
    *Organik Yaklaşım.
  • Konstrüktif yaklaşımı benimseyen Vladimir Tatlin, heykelin etrafındaki boşluğu tanımlama; eserini köşeye, tavana asarak heykelin içinde bulunduğu mekanla ilişkisi üzerine düşünüyor. Diğer bir konstrüktif yaklaşımı benimseyen sanatçı Naum Gabo da Tatlin gibi  heykelin etrafındaki boşluğun da heykele ait olduğunu düşünüyor.
  • Alberto Giacometti de konstrüktif yaklaşımı benimseyen sanatçılardan.
  • Hans Arp ve Rodin’in öğrencisi Constantin Brancusi (Brankuş) için nesnenin tözü önemlidir. Brancusi, el düşünür ama malzemenin düşüncesini izler, der. Sanatçının malzemeye esir olduğuna, malzemeyi çok iyi tanımak gerektiğine inanır. Brancusi, kaideyi ayrıca tasarlar. Kaideyi de heykele dönüştürerek yok eder.
  • Organik yaklaşımı benimseyen Hans Arp’ta köşe yoktur, heykelleri hep yuvarlak hatlıdır.
  • Organik yaklaşımı benimseyen diğer bir sanatçı da Henry Moore’dur. Yuvarlak hatlı heykellerindeki boşluklar, delikler ile materyalin içine nüfuz etmeyi amaçlar, yeni bir boşluk kavrayışı getirir.
Chernivtsi’de beğendiğim 2008 yılında yapılmış bir başka heykel.

Chernivtsi’de beğendiğim 2008 yılında yapılmış bir başka heykel.

  •  Marcel Duchamp’ın 1917 yılında sergilemek istediği Çeşme adlı eser ile seri üretim ürünlerini heykel olarak sergileme fikri devrimci bir gelişmedir.
  • Antoni Gaudi ile heykel gibi binalar yapma gündeme gelmiştir..
  • İçine girilebilir (Pénétrables) üç boyutlu eserler tasarlanmıştır.
  • Yeni Gerçekçilik akımının önde gelen sanatçılarından César Baldaccini heykellerinde sıkıştırma ve genişletme tekniklerini kullanmıştır.
  • Jean Tinguely, kendi kendini yok eden heykeller yapmıştır.
  • 1930’lu yılların başında Picasso, nesneleri birbirine dönüştürmeye başladı. Bisiklet selesinin ve gidonunun biçimini hiç değiştirmeden bir boğa başı yaratması bu örneklerden biri..
  • 1930’lu yıllarda Kinetik Sanat ile heykeller hareket kazanıyor. Duvar mobilleri, ses mobilleri üretiliyor.
  • Kinetik Sanat’ta mekanik, elektronik, dönüşümlü ve titreşimli hareketlerden yararlanılır; hava, su, su buharı gibi doğal güçler de kullanılır.
  • Alexander Calder, Nicolas Schöffer, Jean Tinguely mobil heykel ile heykele hareketi ekliyor, üflemeyle, rüzgarla hareket etmeye açık mekanizmalar kuruyor.
  • Claes Oldenburg, 1957  yılında yumuşak heykel fikrini geliştirdi..
  • Minimal Sanat anlayışı kapsamına giren heykellerde, sadece en basit ve en yalın biçimlere ya tek başlarına ya da birbirlerinin peşisıra yer verildiği görülür.
  • Seri üretilmiş heykeller yapılmaya başlandı.
  • Donald Judd, 1960’ların ortasında heykel terimini reddederek eserlerini obje olarak adlandırdı.
  • Carl Andre yer heykelini geliştirdi.
  • Sol LeWitt de heykel yerine eserlerine strüktür adını verdi.
  • İnsanların solit nesnelere duyduğu saygı, sayısız modern yapıtlar ve Neo Klasik anıtlardan Piramitler’e kadar uzanır. Minimalizm, en yalın örnekleriyle açıklık ve sadelikten duyulan zevki açığa vurmaktadır.
Bu gökyüzüne tırmanan merdiven de yine Ukrayna’dan, bu defa Lviv’den.

Bu gökyüzüne tırmanan merdiven de yine Ukrayna’dan, bu defa Lviv’den.