Etiket arşivi: Turkmenistan

Özbekistan Gezisi 48 Politik Gelişmeler 1

  • Özbekistan, nüfusu, coğrafi konumu, doğal kaynakları ve ekonomisi ile bölgenin güçlü devletlerinden biridir. Orta Asya’da tarihsel, kültürel, hatta stratejik çekim merkezi Özbekistan’dır.
  • SSCB’den  bağımsızlık sonrası oluşan Orta Asya’daki rejimlerin tümü devlet başkanlığı sistemini uygulamaktadır.
  • Bağımsızlık sonrası bölge ülkeleri arasında yaptığı reformlar, yabancı yatırımın ülkeye çekilmesi ve serbest piyasa ekonomisine geçişte en başarılı ülke olan Özbekistan, yoğun nüfusuna rağmen 1990’lı yıllarda ekonomik verilerde açıkça gözlenebilen ilerlemeler sağlamıştır.
  • 2008 yılında Dünya Bankası tarafından, ülkelerin nominal Gayri Safi Yurtiçi Hasılasına göre yapılan sıralamada, 182 ülke içinde bölge ülkelerinin sıralamasına baktığımızda, Kazakistan 51., Azerbaycan 72., Özbekistan 83., Türkmenistan 97., Afganistan 117., Tacikistan 137., Kırgızistan 140. sırada yer almaktadır. Bu listede Türkiye Cumhuriyeti 17. sıradadır. Bu sıralamaya göre Türkiye Cumhuriyeti’nin GSYH’si 794,228 milyon ABD Doları iken, Özbekistan’ınki 27,918 milyon ABD Dolarıdır.
  • Uluslararası Para Fonu’nun kişi başına nominal Gayri Safi Yurtiçi Hasılalarına göre 2011 yılı verileri ile 184 ülke arasında Kazakistan 58., Azerbaycan 75., Türkmenistan 98., Özbekistan 135., Kırgızistan 151., Tacikistan 155. sırada yer almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti bu listede 62. sıradadır.
  • Özbekistan’daki politik gelişmelere, diğer Türki Cumhuriyetlere ve otoriter yönetimlerin işleyişine de ışık tutacağı için biraz detaylı yer vermek istiyorum.
Kazak sanatçı Yerbossyn Meldibekov, Taşkent’teki Navoy Opera ve Bale Tiyatrosu’nun yer aldığı fotoğraflarla rejim değişikliğini betimlemiş. ArtInternational İstanbul, 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kazak sanatçı Yerbossyn Meldibekov, Taşkent’teki Navoy Opera ve Bale Tiyatrosu’nun yer aldığı fotoğraflarla rejim değişikliğini betimlemiş.
ArtInternational İstanbul, 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Stalin’in 1937-38 yıllarındaki Büyük Temizlik Hareketi sırasında, aralarında Özbekistan başbakanı Feyzullah Hocayev ve Özbekistan Komünist Partisi birinci sekreteri Ekmel İkramov’un da bulunduğu çok sayıda Özbek milliyetçi bir komplo hazırlığı içinde oldukları gerekçesiyle idam edilmiş, Stalin’in ölümünden sonra saygınlıkları iade edilmişti.
  • Sovyet yönetiminin reformlara yöneldiği 1980’lerde Özbekistan’da çeşitli karışıklıklar yaşanmıştı. Fergana Vadisi’nde 1989’da Sünni Özbekler ile Şii Mesketler arasında çıkan çatışmalarda yüzlerce kişi ölmüştü. Tacikistan’da çıkan savaş sırasında Özbekistan’daki Mesketler’e saldırılar yapılmıştı.
  • Bazı İran ulusçuları, Türk dili konuşan Orta Asyalıların ve Azerbaycanlıların Türkleştirilmiş Acemler olduğunu savunur.
  • Tacikistan, yüzyıllar boyunca Buhara Emirliği’nin bir parçasıydı. Pek çok Özbek, Sünni Tacikleri Farsça konuşan Özbekler olarak görür. Zaten Tacikistan nüfusunun dörtte biri Özbek’tir.
  • 1990 yılında Özbekistan parlamentosu Moskova karşısında daha geniş özerkliği öngören bir karar almıştı.
  • 31 Ağustos 1991’de SSCB’den bağımsızlık ilan edildi. SSCB’nin dağılması ulusun, ulusal kimliğin, bölgesel sınırların ve ulusal çıkarın yeniden tanımlanması demekti. Özbekler, bağımsızlığı ilk ilan eden ülkeler arasındaydılar.
  • Orta Asya devletlerinin tümü kendi anadillerini anayasal devlet dili konumuna getirdi ve yerli elitler arasında hala temel iletişim dili olan Rus diline eş statü vermeyi reddetti.
  • Orta Asya devletlerinin tümü (Kırgızistan’da meclis tarafından engellenebilen bir çifte vatandaşlık söz konusu), Rusya’nın sürekli taleplerine rağmen, etnik Ruslara çifte vatandaşlık hakkı vermeyi reddetti. Azınlık konumunu kabullenemeyen ya da ülkenin anadilini öğrenmeye isteksiz olan birçok Rus göç etti. Kazakistan’dan Rusya’ya 1994 yılında yaklaşık 400.000 kişi göç etti.
  • 1991’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini, daha önce Komünist Partisi birinci sekreterliği görevinde bulunan İslam Kerimov kazandı.
  • 1992 yılında yürürlüğe giren Özbekistan anayasası ile otoriter bir başkanlık sistemi hayata geçirilmiştir. Doğrudan halk tarafından seçilen ve üst üste en fazla iki dönem görev yapması karara bağlanan cumhurbaşkanı geniş yetkilerle donatılmıştır. İki dönem şartı daha sonra ihlal edilmiştir.
  • Cumhurbaşkanı, başbakanı, bakanlar kurulunu, valileri, yüksek mahkeme yargıçlarını, önemli devlet görevlilerini atar. Görev süresi referandum ile uzatılabilir. İhlalde bu maddeden yararlanılmıştır.
  • Beş yılda bir 250 üyeli parlamento seçimi yapılır.
  • Seçmen yaşı 18’dir.

 

Özbekistan Gezisi 39 Orta Asya Mimarisi

  • Türklerin şehir kültürü gelişmiş bölgelere doğru göçleri 11.-12. yüzyıllarda yoğunluk kazanmıştır. Selçuklu Türkleri’nin Horasan’ın kuzey doğu topraklarını (bugünkü Güney Türkmenistan) ele geçirerek İran üzerinden Küçük Asya’ya doğru ilerlemeleri; Karahanlılar’ın Orta Asya’da Samaniler devletini yıkarak Fergana’dan Amu Derya kıyılarına kadar olan bölgelerde hakimiyet kurmaları bu dönemde gerçekleşir. Kuzey bölgelerde göçebe ve yarı göçebe bir yaşam tarzı sürdüren ve hayvancılıkla geçinen Türkçe konuşan halklar büyük ticaret yolları etrafında küçük yerleşim merkezleri kurmuşlardır. En önemli merkezleri Semerkand, Buhara ve Merv’dir.
  • En yaygın mimari türü olan meskenlerin inşaat malzemeleri kil, balçık, balçık karışımları, dövme sistemiyle yapılan örtülerdir. Orta Asya’nın kuzey bölgelerindeki meskenler, güney bölgelerindeki meskenlerden birçok yönüyle farklıdır. Bu farklılık, iklim koşullarına bağlı olduğu kadar, toplumun çoğunluğunu oluşturan yerli Türk halkının etnik yapısına da bağlıdır. Meskenlerde bir merkezi koridor, iki büyük oturma odası, bu odaların ortak duvarına inşa edilen tandır denen ocaklar  bulunur.
  • Ortaçağda büyük bloklar halinde geniş mahalleler içinde, akraba aileler için yapılmış, birbirine bitişik çok odalı meskenler kullanılmıştır. Güneyde mesken alanları yükseltilmiş bir kare platform üzerine kerpiçten yapılmıştır. Birbirini dikey kesen sokaklar, yan yana  dizili konutlarla hayvanlara ayrılmış olan geniş avlular vardır. Konutlarda, iki-üç oturma odası, koridor ve yardımcı hacimler bulunur.
  • Duvarların üçte bir bölümü taş, üst kısımları ise pişmemiş kerpiçten örülür. Güney bölgelerdeki çatılar düz iken, uzun kış ve bol kar yağışından dolayı kuzeyde binaların çatıları iki, bazen de dört tabakadan yapılır. Bu dört katlı çatılar, darbazı denilen birbirine 45 derece açılarla birleşen elemanlarla kurulur.
  • Güney bölgelerinde yaz aylarında oturmak amacıyla kullanılan, kolonlar üzerine inşa edilen yarı açık sundurmalar vazgeçilmezdir. Kuzey bölgelerde çardak yoktur, hayvanlar için yapılmış saçaklar vardır.
  • Hamamlarda yıkanma, masaj, soyunma ve dinlenme için yapılmış ayrı bölümler vardır. Hamamlarda pişmiş tuğla ve örtü olarak kubbe kullanılmıştır. Kentlerin tümünde hamamlar yeraltı su kanallarıyla birbirine bağlıdır.
  • İslamiyet’in kabulünden sonra büyük kentlerde Cuma Camileri, küçük yerleşimlerde mescitler inşa edilmiştir. Her hükümdar camiler yaptırmış, vakıflar kurmuştur.
  • Minarelerin en ünlü örneği Buhara’daki Kalyan Minare’dir. Minarelerde pişmiş tuğla yalnızca inşaat malzemesi olarak değil, süs malzemesi olarak da kullanılmıştır. Oyma bezeme ile süslenmiş, çok sayıda ağaç sütunlarıyla Hiva’nın Cuma Camisi döneminin ünlü yapılarındandır.
Ürgenç’te (Türkmenistan), 62 m yüksekliğindeki minare 14. yüzyılın başında, Kutluğ Timur ve eşi Turabek Hanım döneminde yapılmıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ürgenç’te (Türkmenistan), 62 m yüksekliğindeki minare 14. yüzyılın başında, Kutluğ Timur ve eşi Turabek Hanım döneminde yapılmıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Mezar yapısı olan kurganlarla göçer yurdu arasında biçimsel benzerlik vardır.
  • Maveraünnehir ve Horasan’da değişik kompozisyonlarda anıt kabirler yapılmıştır.
  • 10. yüzyıla doğru anıtsal mimaride pişmiş tuğla geniş çapta kullanılmaya başlamış olmasına rağmen kerpiç kullanımı da devam etmiştir.
  • 13. yüzyıl Moğol istilaları dönemidir. Bu dönemde Kuzey Türkistan’da kent yaşamı büyük zarar görmüş, yöre halkı göçer ve yarı-göçer olup hayvancılığa dönmüştür. Fırtına geçtikten sonra, kuzey bölgelerde inşaat etkinliği sınırlı kalmış, ama Başta Semerkand ve Buhara olmak üzere Maveraünnehir bölgesinde büyük bir inşaat faaliyeti başlamıştır.
  • Moğol dönemi öncesinde cephelerdeki renkli bantlarda ve kubbelerde çoğunlukla firuze çini, bazen özellikle cephe panolarında mavi beyaz çini, daha sonraları oymalı terakota levhalar kullanılmıştır, renkler tek tonlu tercih edilmiştir.
  • 14. yüzyılda hem kaplama teknikleri değişmiş, hem de renk çeşitleri artmıştır. 12.-13. yüzyılların geometrik bezemelerinin yerini bitkisel motifler alırken, geometrik bir hat türü olan kufi yazının yerini de sülüs ve nesih gibi daha hareketli ve yeni bezeme üslubuna uygun yazılar almıştır.
Semerkand’da Şah-ı Zinde Külliyesi’ndeki türbe ve ziyaretgahlar, 14. yüzyıl. Şah-ı Zinde, yaşayan şah demek. İnanca göre İslamiyet uğruna can verenler, ölmeyeceği için onlara yaşayan şah adı verilirmiş. Sufiler, velileri mutlak anlamda ölü olarak kabul etmezler, onların bedenleriyle ölü olsalar bile, ruhaniyetleriyle hayatta olduklarına inanırlar. Burada Hazreti Muhammed’in amca oğlu Kusam ibn Abbas’ın sözde mezarı vardır. Efsaneye göre, Kusam ibn Abbas 8. yüzyılda Sogd ülkesini Müslüman yapmıştı. Düşmanları peşine düşünce bir kuyuya saklanmıştı. Bu mucizevi kuyu, İslamiyet öncesine ait bir Sogd tapınağının olduğu yerdedir. Kusam’ın kaybolduğuna inanılıyor, dönmesi bekleniyor. Kusam’ın buraya gelmiş olması imkansız ama İslam’ın merkezi ile ilişki kurmak amaçlanıyor. Bu külliyedeki bütün türbeler kubbeyle örtülü, kare planlı ve taçkapılı geleneksel tasarımda yapılardır. Şah-ı Zinde külliyesinin inşaatı Uluğ Bey zamanında tamamlanmıştır. Şah-ı Zinde, Afrasiyab yamacına inşa edilmiş türbelerden oluşur. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Semerkand’da Şah-ı Zinde Külliyesi’ndeki türbe ve ziyaretgahlar, 14. yüzyıl.
Şah-ı Zinde, yaşayan şah demek. İnanca göre İslamiyet uğruna can verenler, ölmeyeceği için onlara yaşayan şah adı verilirmiş. Sufiler, velileri mutlak anlamda ölü olarak kabul etmezler, onların bedenleriyle ölü olsalar bile, ruhaniyetleriyle hayatta olduklarına inanırlar. Burada Hazreti Muhammed’in amca oğlu Kusam ibn Abbas’ın sözde mezarı vardır. Efsaneye göre, Kusam ibn Abbas 8. yüzyılda Sogd ülkesini Müslüman yapmıştı. Düşmanları peşine düşünce bir kuyuya saklanmıştı. Bu mucizevi kuyu, İslamiyet öncesine ait bir Sogd tapınağının olduğu yerdedir. Kusam’ın kaybolduğuna inanılıyor, dönmesi bekleniyor. Kusam’ın buraya gelmiş olması imkansız ama İslam’ın merkezi ile ilişki kurmak amaçlanıyor. Bu külliyedeki bütün türbeler kubbeyle örtülü, kare planlı ve taçkapılı geleneksel tasarımda yapılardır. Şah-ı Zinde külliyesinin inşaatı Uluğ Bey zamanında tamamlanmıştır. Şah-ı Zinde, Afrasiyab yamacına inşa edilmiş türbelerden oluşur.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Biz gittiğimizde Şah-ı Zinde restorasyondaydı. Timur, Semerkand’ı 1370 yılında başkent yapınca Kusam İbn Abbas için bir türbe ve cami inşa ettirip, kendi yakınları ile ordusunun yararlık göstermiş komutanlarının da kutsal sayılan topraklara, buraya gömülmesini istedi. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Biz gittiğimizde Şah-ı Zinde restorasyondaydı.
Timur, Semerkand’ı 1370 yılında başkent yapınca Kusam İbn Abbas için bir türbe ve cami inşa ettirip, kendi yakınları ile ordusunun yararlık göstermiş komutanlarının da kutsal sayılan topraklara, buraya gömülmesini istedi.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  •  “Geçtiği yerlerde ne bir köpek havlaması, ne bir kuş sesi, ne de bir çocuk ağlaması işitilir” denen Timur’un programında muazzam binalar yaptırmak da yer alıyordu. Kudretini, yaptırdığı binalarda da göstermek istemişti. Başkentine çok sayıda mimar ve ustalar akın etmiş, Semerkand, “yeryüzünün parlak noktası” diye anılmaya başlamıştır. Timur döneminde inşa edilen eserlerde birçok mimar ve nakkaşın doğum yerleri belirtilmiştir.
  • Timur’un emri ile Kazakistan’daki Yesi şehrinde (diğer adı ile Türkistan) bulunan Hoca Ahmet Yesevi’nin kabrinin üzerine dev boyutta bir yapı inşa edildi. Hoca Ahmet Yesevi, Orta Asya’nın kuzey bölgelerinde Türkler arasında İslamiyet’i yaymak için büyük gayretler gösterdiği için, türbesi Türkler’in önemli bir ziyaretgahıdır. Bir ibadet ve sosyal etkinlik merkezi olan bu türbe, politik önem taşıyan bir yapıdır.
  • 15. yüzyılın başında, “tahttaki bilim adamı” Uluğ Bey döneminde, Semerkand, Buhara gibi kentlerde yaptırılan medreseler, Orta Asya mimarisinin en görkemli yapılarıdır. Dört ya da iki bölümden oluşan bir avlu, avluyu çevreleyen hücreler, büyük cami mekanları ve dershanelerden oluşan bu binalar, olağanüstü boyutları, eyvanlı taçkapıları ve bezemeleriyle çarpıcı yapılardır.
  • Maveraünnehir mimarisi, kemer ve kubbeye dayalı strüktürde geometrik oran sistemleri kullanan tasarımlara dayanır. Bu mimaride cami, medrese, han, kervansaray ve türbeleri de içine alan anıtsal mimarinin tutarlı tipolojileri ortaya çıkmıştır.
  • 15. yüzyılın ikinci yarısında Timurlu kültür merkezi Herat’tır. Bazı uzmanlar, Timurlu mimarisinin gerçek doruk noktasına Herat ve Meşhed külliyelerinde erişildiği kanısındadır.
  • Kervansaraylar için, sağlam duvarlar, korumalı bir giriş bölümü, gözetleme kuleleri, çevre galeriler ve odalarla çevrili geniş bir avlu karakteristik ögelerdir.
  • 16. yüzyılın mühendislik eserleri su bendleri ve köprülerdir. 1502 yılında Zerefşan Nehri’nin iki kola ayrılmasını sağlayan inşaatlar eşsiz çalışmalardır.
  • Bu dönemin önemli tesislerinden biri de hanaklardır. Bunlar ünlü din adamlarının defnedildiği yapılardır.
  • 16. ve 17. yüzyıllarda türbelerin ayrı bir bina olarak inşa edilmelerine ender rastlanır. Önemli şeyhlerin türbeleri çok işlevli yapıların içinde yer alır. Örneğin, medresenin kurucusu medresenin içindeki türbesine gömülür. Aynı dönemde çift medrese inşa etme eğilimi doğar. Bu çift yapılara koş denir. Buhara’da Medari Han Medresesi ile Abdullah Han Medresesi aynı alan üzerinde bir sokağın iki yanına inşa edilmiştir.
  • Diğer tipik düzen üç yapıdan oluşan sistemdir: cami, hanak ve medrese. Bu binalar arasında bir avlu bulunur. Üçlü sistem, cami, hamam ve medreseden de oluşabilir. Üçlü külliyelerin en muhteşem örneği Semerkand’da Registan Meydanı’nda uygulanmıştır.
  • 18. yüzyılda Orta Asya’da patlak veren sosyal ve ekonomik kriz, açlık ve veba sonucu bölgede inşaat faaliyetleri durmuştur. Bu durum, 18.yüzyılın sonunda sırasıyla Buhara, Hiva ve Hokand Hanlığı’nın kuruluşlarına kadar devam eder. Bundan sonraki dönem Orta Asya tarihinin tümüyle değişik nitelikli bir başka evresidir.

 

Özbekistan Gezisi 14 Türk Dili ve Özbekçe

  • Özbekçe Özbekistan’ın resmi dilidir.
  • Özbek Türkçesi, Özbekistan, Türkmenistan’ın doğusu, Tacikistan’ın kuzey ve batısı, Kazakistan’ın güneyi ile Afganistan’ın kuzeyinde ve Çin’in kuzeybatı bölgelerinde konuşulan Türk lehçesidir.
  • Özbekçe, Türk dillerinin Güneydoğu ya da Çağatay koluna bağlıdır.
  • Eski Çağatayca’nın devamı olan Özbekçe’nin iki ana lehçe grubu vardır.
  • Biri Farsça’nın etkisindeki Taşkent, Buhara, Semerkand lehçeleri ile Farsça’nın kısmen etkisindeki Fergana, Kokand lehçeleri.
  • İkincisi, Kazakistan’ın güneyinde konuşulan Kuzey lehçeleriyle Hive bölgesinde konuşulan, Farsça’nın daha az etkisinde  kalmış birkaç lehçe.
  • Bazı görüşlere göre, Kıpçak-Özbek dili aslında Kazakça’nın bir lehçesidir.
Türk dilbilimcileri, dili üç alt gruba ayırırlar; ağız, lehçe ve uzak lehçe. Lehçede, gramer özellikleri değişir. Şive ise sadece sözlüdür; yazıldığında gramer özellikleri değişmez. Türkçe bugün dilbilimciler tarafından 6 lehçe ve uzak lehçeden oluşan bir dil olarak kabul görmektedir: Argu, Kıpçak, Oğuz, Ogur (Bolgar), Sibirya ve Uygur. Bunlardan Sibirya ve Ogur grupları uzak lehçe, diğerleri lehçedir. En yaygın lehçe %65 ile Oğuz lehçesidir. Afganistan’da konuşulan Hazaraca’nın ayrı bir dil olduğunu savunanlar da vardır. Moğol İmparatorluğu’nun (1206-1405) da resmi dili olan Çağatayca, bugün Uygur grubu olarak adlandırılmaktadır. Özbekçe ve Doğu Türkistan’da konuşulan Uygurca bu lehçenin en önemli iki ağzıdır. Değişik iklimlerde yaşamış olmak, alfabe farklılıkları, farklı topluluklarla etkileşim, değişik dinlere tabi olma gibi sebepler göz önüne alındığında, Türkçe’de büyük lehçe farklılıklarının bulunması kaçınılmazdır. Kaynak: Türk Lehçeleri, Mehmet Şahin, Cumhuriyet Strateji, 31.12.2007.

Türk dilbilimcileri, dili üç alt gruba ayırırlar; ağız, lehçe ve uzak lehçe. Lehçede, gramer özellikleri değişir. Şive ise sadece sözlüdür; yazıldığında gramer özellikleri değişmez.
Türkçe bugün dilbilimciler tarafından 6 lehçe ve uzak lehçeden oluşan bir dil olarak kabul görmektedir: Argu, Kıpçak, Oğuz, Ogur (Bolgar), Sibirya ve Uygur. Bunlardan Sibirya ve Ogur grupları uzak lehçe, diğerleri lehçedir. En yaygın lehçe %65 ile Oğuz lehçesidir. Afganistan’da konuşulan Hazaraca’nın ayrı bir dil olduğunu savunanlar da vardır.
Moğol İmparatorluğu’nun (1206-1405) da resmi dili olan Çağatayca, bugün Uygur grubu olarak adlandırılmaktadır. Özbekçe ve Doğu Türkistan’da konuşulan Uygurca bu lehçenin en önemli iki ağzıdır.
Değişik iklimlerde yaşamış olmak, alfabe farklılıkları, farklı topluluklarla etkileşim, değişik dinlere tabi olma gibi sebepler göz önüne alındığında, Türkçe’de büyük lehçe farklılıklarının bulunması kaçınılmazdır.
Kaynak: Türk Lehçeleri, Mehmet Şahin, Cumhuriyet Strateji, 31.12.2007.

  • Türk dilinin yazımı için kullanılan alfabeler arasında en uzun sürelisi ve en yaygını, Türklerin İslamiyet’i kabul etmeye başladıkları 10. yüzyıldan 20. yüzyıl ortalarına kadar, yani ortalama bin yıl kullanılan, Arap alfabesidir. Bu alfabe, Türk ülkelerinde yerini Latin ve Kiril asıllı alfabelere bırakmışsa da, Irak ve İran’da yaşayan Azeriler ve Türkmenlerle, Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur ve Kazaklarca bugün de kullanılmaktadır.
  • Özbekistan’da dilin yazımında 1927’ye değin Arap alfabesi, 1927-28’de Latin alfabesi kullanılmış, Stalin baskısı ile 1939’dan sonra Kiril alfabesine geçilmiştir. Stalin döneminde, SSCB’de 20 yıl içinde 21 dil alfabeyi iki defa, 13 dil ise üç defa değiştirdi, 7 dil ise yazılı halini yitirdi. Kiril alfabesi, halklara baskı yapma aracı olarak kullanıldı. 1993’te ise Özbekistan hükümetinin kararıyla Özbekçe’nin yazımında bu dile uyarlanmış bir Latin alfabesi kullanılmaya başlanmıştır.
  • 1883-1918 yılları arasında Anadolu merkezli başlayan ortak Türkçe çalışmaları, Sovyetler döneminde kesintiye uğramıştı. Sovyetler’in dağılmasının ardından resmi olarak ilk defa 1993 yılında Antalya’da toplanan Türk Devlet ve Toplulukları, Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı’nda gündeme gelen ortak alfabe konusu o günden itibaren Türk devletlerinde birer politika haline gelmiştir.
  • 1993 yılında Antalya’da Orta Asya Cumhuriyetlerince imzalanan Latin alfabesine geçiş anlaşması ile 34 harften oluşan bir alfabe geliştirildi ve bunun Türkçe konuşan ülkeler için ortak olacağı konusunda mutabakata varıldı.  Günümüzde başta Rusya, Çin olmak üzere dünyaya yayılan Kazakların üç veya dört alfabe kullanması sebebiyle Kazakistan bu anlaşmayı imzalamadı.
  • Doğu Türk dillerindeki boşluklar ve eksiklikler, Rusça’dan alınma terim ve sözcüklerle giderilmişti. Bu süreç esnasında Türkçe kelime yaratma potansiyeli de harekete geçirilmiştir.
  • Alfabe değiştirme çalışmaları özellikle Rusya’yı rahatsız etmiştir.
  • Bu geçiş, Latin alfabesiyle yayımlanan kitapların yetersizliği, iki alfabe arasında sıkışıp kalan özellikle orta yaş kuşağını zorlamıştır.
Buhara’da kaldığımız otel Bukhara Palace’ın girişinde Özbekçe “Hoş Geldiniz” yazıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Buhara’da kaldığımız otel Bukhara Palace’ın girişinde Özbekçe “Hoş Geldiniz” yazıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Özbekistan Gezisi 13 Özbekler

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • İskitlerden Sogdlara, Horezmlilerden Türk kökenli çeşitli halklara kadar pek çok etnik grup bugünkü Özbeklerin, Kazakların, Türkmenlerin ve Taciklerin kökenini oluşturmaktadır. Sovyetler döneminde oluşturulmuş bazı yapay kimlikler de etnisite ile ilgili saptamaları iyice zorlaştırmaktadır.
  • Özbek resmi makamlarının belirttiğine göre cumhuriyetlerinin sınırları içinde 130 değişik etnik grup yaşamaktadır.
  • Özbekler ağırlıklı olarak Türk kökenli, kültür olarak Fars ve Türk-Moğol ögelerini birlikte barındıran bir halktır. Bazı görüşlere göre, Özbekler, Türk ve Moğol kökenli göçebe halkların İran kökenli yerleşik halkla karışması sonucunda ortaya çıkmıştır.
  • Özbek halkı 11.-14. yüzyıllar arasında Çağatayca konuşan Türk aşiretlerinin birleşmesi ile oluşmuştur, denir ve 15. yüzyılda halk kimliği kazandıkları düşünülür.
  • Bugünkü Özbek nüfusu  için üç kaynak belirtilir: Vahalarda yaşayan Özbekler ile Orta Asya’nın Pers kökenli Taciklerinin oluşturduğu şehirli grup; yarı göçebe Türk-Moğol aşiretleri ve Şeybani Özbekleri. Bu son iki grup bugün bile kendilerini aşiret aidiyetiyle ifade ediyorlar. Harezm bölgesinde Türkmen gelenekleri çok güçlüdür.
  • 20 milyonun üzerindeki nüfusu ile Özbekistan, Sovyetler Birliği’ni oluşturan ülkeler arasında üçüncü konumda idi.
  • Özbekistan’da Özbekler toplam nüfusun %75’ini oluşturur. Öteki büyük topluluklar Ruslar, Tacikler ve Kazaklardır. Bağımsızlıktan sonra Rusların sayısı azalmış, az sayıdaki Yahudi ülkeden ayrılmıştır.
  • Nüfus artış hızı yüksektir. Ülke nüfusu çok gençtir. 15 yaş altındaki kesimin toplam nüfus içindeki oranı %40’ın üzerindedir.
  • Özbekler ve diğer Türk kökenli halklar çoğunlukla Sünni Hanefi inanışına bağlıdır.
  • Özbekistan’da dine bağlılık öteki Orta Asya ülkelerine kıyasla daha güçlüdür.
  • Özbekistan’dan başka Afganistan’da, Tacikistan’da, Kırgızistan’da hatırı sayılır bir Özbek nüfus vardır. Kazakistan, Türkmenistan ve Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde (Doğu Türkistan) de Özbekler vardır.
  • Sovyetler döneminde en az Ruslaştırılmış Türk halkı oldukları söylenir.
Taşkent’te Halkların Dostluğu Meydanı’nda demirci ailesinin heykeli. Ailenin 15 çocuğu var. Bu sayı 15 Sovyet Cumhuriyetini temsil ediyor. İkinci Dünya Savaşı’nda anasız babasız çocuklar Özbekistan’a yollanmış. Özbekler bu çocukları evlat edinmiş. 1966 yılında olan depremden sonra her Sovyet Cumhuriyeti Taşkent’e bir mahalle inşa etmiş. Meydandaki Kültür Merkezi’nin önünde de 15 bayrak direği var. Şimdi bu direklerde bayrak çekili değil. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Taşkent’te Halkların Dostluğu Meydanı’nda demirci ailesinin heykeli. Ailenin 15 çocuğu var. Bu sayı 15 Sovyet Cumhuriyetini temsil ediyor. İkinci Dünya Savaşı’nda anasız babasız çocuklar Özbekistan’a yollanmış. Özbekler bu çocukları evlat edinmiş.
1966 yılında olan depremden sonra her Sovyet Cumhuriyeti Taşkent’e bir mahalle inşa etmiş. Meydandaki Kültür Merkezi’nin önünde de 15 bayrak direği var. Şimdi bu direklerde bayrak çekili değil.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Özbekistan Gezisi 11 Ülke Olarak Özbekistan 2 Karakalpakistan

19. yüzyıl Karakalpak kadın mücevherleri ve baş süsleri. Fotoğraf: sanat.orexca.com

19. yüzyıl Karakalpak kadın mücevherleri ve baş süsleri.
Fotoğraf: sanat.orexca.com

Fotoğraf: verilobi.com

Fotoğraf: verilobi.com

  • Biz Karakalpakya’ya gitmedik ama Özbekistan sınırları içinde yer alan Karakalpakistan/Karakalpakya hakkında da yazmak gerek diye düşündüm.
  • Karakalpakya, tarihsel Harezm topraklarını kapsar.
  • Karakalpaklar, eski yurtlarının Kazan ile Astrahan arasındaki Volga kıyıları olduğu ve Timur istilaları ya da Rusların baskısı nedeniyle Ceyhun Nehri çevresine göç ettikleri sanılan bir Türk halkıdır. Bazı görüşlere göre Karakalpaklar, Kazak Türkleri’nin bir boyudur.
  • Aral Gölü’nün güneydoğu ve güneybatısında yer alan ülkenin doğusunda Kızılkum Çölü’nün batısı, orta kesiminde Ceyhun Nehri vadisi, batısında ise Üstyurt Yaylası’nın güneydoğu bölümü yer alır.
  • 1757’den sonra eski yurtlarına dönen Karakalpaklar, 1858’de Hive Hanlığı’na bağlandılar. 1873’te Karakalpaklar’ın yaşadığı tüm bölgeler Rusların eline geçti.
  • 1920’de de Sovyetler Birliği’nin bir parçası oldu.
  • 1925 yılında Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti içinde özerk bir yönetim birimi idi.
  • 1932’de özerk bir cumhuriyete dönüştürüldü.
  • 1936 yılında özerk cumhuriyet statüsünü koruyarak Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin bir bölümü durumuna getirildi. 1991’de Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla bu ülkenin bir bölümü oldu.
  • Karakalpakya’da Karakalpaklar, Özbekler, Kazaklar dışında az miktarda Rus ve Türkmen de yaşar.
  • Yakınında çıkan petrolü işleyen rafinerileri vardır. Başlıca tarım ürünü olan pamuk Ceyhun Nehri kıyılarında ve deltasında yetiştirilir. Kızılkum Çölü’nde sığır ve karakul koyunu beslenir.
  • Ülke toprakları Sovyetler döneminde çevreyi olumsuz etkileyen tarım yöntemlerinden büyük zarar görmüştür. Tarım alanlarının büyük bir bölümü, aşırı sulama ve suları çekilen Aral Gölü’nün yatağındaki tuz kalıntıları nedeniyle aşırı ölçüde tuzlanmıştır. Ayrıca, toprakta ve ırmak suyunda zehirli kimyasal maddelerin aşırı yoğunlaşması, birçok yerde insan sağlığı açısından tehlike yaratmıştır. Aral Gölü’nün küçülmesi, balık avlama alanlarının kurumasına ve iklimin sertleşmesine yol açmıştır.
  • Karakalpaklar’ın toplam nüfusunun 650.000 kişi olduğu tahmin edilmektedir. Toplam nüfusun %80’e yakını Özbekistan’da, geri kalanlar ise Kazakistan, Türkmenistan ve Rusya’da yaşamaktadır.
  • Karakalpakya 14 idari bölgeye ayrılmıştır.
  • Başkenti Nukus’tur.
  • Ulus, Sünni Müslümandır.
  • Karakalpakça, Türk Lehçelerinin Kıpçak grubuna girmektedir. Kazak ve Nogay lehçelerine de yakındır. Karakalpakçayı bir Kazak ağzı olarak gören Türkologlar, Karakalpakçaya Güney Kazakçası da derler.
  • Yazı dilinde önce Arap alfabesini, 1928-1940 arası Latin alfabesini ve daha sonra Kiril alfabesini kullanmışlardır.
Bir Karakalpak gelini. Fotoğraf:Karakalpak.com

Bir Karakalpak gelini.
Fotoğraf:Karakalpak.com