Etiket arşivi: Türkmen

Dövme – Tendeki Nakış 4

  • 1960’lardan itibaren beden, kültürün izlerini üzerine kaydettiği bir alan olarak düşünüldü. Beden, kültürün ve tarihsel gelişmelerin canlı bir tanığı olarak kabul edildi. Antropoloji metinlerinde beden, kültürün ve sosyal yapının dövmeyle, giysiyle, ritüelle, dansla yansıdığı bir alan olarak yerini aldı. M. Foucault, G. Deleuze, J. Derrida, J. F. Lyotard, J. Baudrillard gibi çağdaş filozoflar bu alana özel bir ilgi göstermişlerdir.
  • Beden yüzeyindeki yazılar, bedenin boyanması, dövmeler kültürün bir biçimde beden üzerine yazılmasını simgeler.
  • Modern insanların yaptırdıkları dövmeler de birer kimlik göstergesi olarak okunabilirler ama geleneksel topluluklarda görülen dövme, kültürel bağlamın tüm örüntülerini sergiler. Dövme yaptırmaya kendi iradeleriyle karar vermiş olsalar da, buna yol açan kültürel ortamın varlığı esas belirleyicidir.
  • Süs için, inanç nedeniyle, bir sağaltma tekniği, bekaretin simgesi olarak yapılan dövmeler vardır. Ülkemizde geleneksel dövmelerin sembolleri aşiretleri ya da bazı aileleri simgeler.
  • Etnisite, din, coğrafya, yaş ve cinsiyet gibi değişkenler dövmede kullanılan sembolleri etkileyebilir. Dolayısıyla dinler tarihi, antropoloji, sosyoloji, halkbilim, sanat tarihi, göstergebilim dövme söz konusu olduğunda kavramsal tartışmalarda kendilerine yer bulabilecek disiplinlerdir.
Mardin’de kadınların yüzlerinde, ellerinde dövmeler vardır. Bazı kadınların alt dudağı mosmordur. Peygamberin kızı Fatma’yı bir kölenin ısırdığına, bu kutsal insanın alt dudağını yaraladığına inanırlar, bu yüzden alt dudaklarını dövmeyle morartırlar. Hazreti Fatma’yı zenci bir kölenin öpmesi ile/şeytanın öpmesi ile dudağının morardığı da söylencenin başka şekilleridir. Zamanın genç kızlarının Hz. Fatma bundan utanç duymasın diye, Hz. Fatma’ya benzemek için, alt dudaklarına dövme yaptırdıklarına inanılır. Bu yüzden alt dudağa yapılan dövme helal, diğerleri haramdır da denir.  Dara’da yalnızca fotoğraf yoluyla iletişim kurabildiğimiz bu hanımın da dudağında küçük, mor bir dövmesi vardı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mardin’de kadınların yüzlerinde, ellerinde dövmeler vardır. Bazı kadınların alt dudağı mosmordur. Peygamberin kızı Fatma’yı bir kölenin ısırdığına, bu kutsal insanın alt dudağını yaraladığına inanırlar, bu yüzden alt dudaklarını dövmeyle morartırlar. Hazreti Fatma’yı zenci bir kölenin öpmesi ile/şeytanın öpmesi ile dudağının morardığı da söylencenin başka şekilleridir. Zamanın genç kızlarının Hz. Fatma bundan utanç duymasın diye, Hz. Fatma’ya benzemek için, alt dudaklarına dövme yaptırdıklarına inanılır. Bu yüzden alt dudağa yapılan dövme helal, diğerleri haramdır da denir.
Dara’da yalnızca fotoğraf yoluyla iletişim kurabildiğimiz bu hanımın da dudağında küçük, mor bir dövmesi vardı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ülkemizde dövmenin birçok bölgede var olduğu bilinmektedir. Ama geleneksel dövmenin nispeten yoğun görüldüğü iller Şanlıurfa, Mardin ve Gaziantep’tir. Diyarbakır, Batman ve Kilis de listeye eklenebilir. Dövme taşıyan kişi sayısının Şanlıurfa’da ve özellikle Harran çevresinde en yoğun olduğu saptanmıştır. Bölgede dövme daha çok Araplar ve Kürtler arasında; Kürtlerde ise daha çok Ezidilerde yaygındır. Aynı bölgede vücutların mahrem bölgelerine de dövme yapılabildiği bilinmektedir.
  • Bölgede yaşayan Arap, Kürt, Türkmen, Karaçi, Ezidi topluluklarının benzer dövme simgeleri ve teknikleri kullandığı söylenebilir. Coğrafi açıdan dövme görülme sıklığı, Suriye sınır bölgesine yaklaştıkça artmaktadır.
  • Süryaniler, haç ziyareti sırasında kollarına haç sembolü ve haccın gerçekleştiği yılı dövme ile işlerler.

 

Özbekistan Gezisi 37 Orta Asya Sanatı 3 Timurlu Sanatı

  • Timur, boyun eğdirdiği bölgelerde adamlarını yağma için serbest bırakmadan önce, zanaatkarları, sanatçıları, yapı ustalarını ve yazarları koruma altına almış, onları Semerkand’da toplamıştır. Timurlu çağı, Orta Asya sanatının Moğol istilası sonrasında büyük yaratıcılık gösterdiği bir dönmedir. Sanatlarda ve düşünce hayatında tüm 15. yüzyıl boyunca gelişen bu parlak döneme, Timurlu Rönesans’ı adı verilir. Timur döneminde zanaatkarlar imparatorluk içinde serbestçe dolaşabilmiş, yerel özellikler bir bölgeden bir bölgeye taşınmış, yeni sentezler doğmuş, sanatta büyük bir canlılık yaşanmıştır. Bu dönem, sonraki çağların sanatlarına esin kaynağı olmuştur. Timurlu topraklarının birçok devlete bölünmesi Timurlu Rönesans’ının gelişmesini engellememiştir. Orta Asya’da en eski ortak ve yaygın katman olarak, Timurluların mimari mirası öne çıkar. Babür, Kuzey Hindistan’da imparatorluğunu kurunca Timurlu atalarını taklit etmeye çalışmıştır. 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başına kadar Timurlu kültürü, minyatürde, resimde ve diğer sanat biçimlerinde , İslami eğitimde ve geleneksel düşünce tarzında bir referans olarak kalmıştır.
  • Timurlu çağı, Çağatayca’nın edebiyat dili olarak geliştiği dönemdir.
  • Timur’un saraylarının duvarlarına savaşlarını konu alan büyük resimler yaptırdığı biliniyor.
  • Bahçelerde, mimaride, resim ve tezhipte, Timurlu sanatı bir cennet imgesi yaratmaya çalışmıştır. İdeal bahçe, Kuran’daki cennet betimlemesinden esinlenir.
  • Timur özellikle anıtsal mimariye ve bahçelere düşkünlüğüyle tanınmıştır. Resim sanatını da korumuştur. Ardılları sarayları ve ünlü atölyeleri Herat’a taşımış, dönemin en ünlü ustaları orada buluşmuştur.
Pakistan’ın Lahor şehrindeki Şalimar Bahçeleri ve Lahor Kalesi UNESCO Dünya Mirası Listesindedir. Fotoğraf:pakistanpaedia.com

Pakistan’ın Lahor şehrindeki Şalimar Bahçeleri ve Lahor Kalesi UNESCO Dünya Mirası Listesindedir.
Fotoğraf:pakistanpaedia.com

  • Timur’un Semerkand bahçelerinin planları İran’dan Hindistan’a kadar kopya edilmiştir. Timur’un bahçeleri İran dünyasındaki en eski bahçeler arasındadır. Timur bahçeleri, Acem bahçesinin referansı olmuş, Babür de bu bahçeleri örnek almıştır. Lahor’daki Şalimar Bağ (Aşk Bahçesi) veya Srinagar’daki Nişat, Timurlu düşüncesine göre tasarlanmış mekanlardır. Safeviler de başkent Kazvin’deki ve İsfahan’daki saraylarda aynı örneği benimsemiştir. 19. yüzyılda, Kaçarlar döneminde, İran bahçeleri hala Timurlu bahçelerini örnek alır.
  • Bahçelerdeki simetri, su yolları, fıskiyeler ve küçük çağlayanlar, kenarları süsleyen çiçek tarhları karakteristik çizgilerdir. Buralar hem ordu için karargah alanı, hem de emirler ve maiyetleri için bağ olarak kullanılır. Bahçelerin her bölümü özel bir kullanıma ayrılmıştır: Çevre orduya, merkez hükümdara ve haremine, aradaki kısım ise saraylılara.
Hindistan’ın Keşmir eyaletinde, Srinagar’da dağlarla Dal Gölü arasında görülmeye değer bir çok bahçe vardır. Fotoğrafta Nişat (zevk bahçesi). Fotoğraf:en.wikipedia.org

Hindistan’ın Keşmir eyaletinde, Srinagar’da dağlarla Dal Gölü arasında görülmeye değer bir çok bahçe vardır. Fotoğrafta Nişat (zevk bahçesi).
Fotoğraf:en.wikipedia.org

  • Machiavelli’nin Hükümdar (1513) adlı eserinin kazandığı başarıdan sonra, siyaset kuramına ve askeri stratejiye ilgi duyulmaya başlanmıştı. Avrupa’da Timur’u konu alan pek çok eser verilmiştir. Christopher Marlowe iki bölümlü bir tragedya yazmış, eser 1587-1588’de Londra’da sahnelenmiştir. Marlowe’un getirdiği Timur yorumu 17. yüzyıl boyunca pek çok piyese esin verdi, yaşam öyküleri kaleme alındı. Voltaire, Timur hakkında yazmış, onu namuslu bir adam bir adam olarak görmüştür. Timur’u konu alan operalar da yapılmıştır; bunların en ünlüsü Georg Friedrich Handel’in bestesidir. Edgar Allan Poe da Timur adlı bir şiir (1827) yazmıştır.
  • Timur Avrupa edebiyatında genellikle, bir Orta Asya barbarı değil, Orta Asya ve Batı’da tarihin akışını değiştirmiş bir kişilik olarak ele alınır. Dönemlere göre baktığımızda Timur, Rönesans’ta Makyavelci bir usta ve siyasetçi; 18. yüzyılda bir opera aşığı ve namuslu bir adam; 19. yüzyılda yok oluşunu seyreden bir adam ve 20. yüzyılın başında bir vampir olarak tasvir edilir.
Minyatür sanatçısı Behzat (1450-1535), Hüseyin Baykara’nın sarayındaki sanatçılardan biridir. Teknik ustalığı, kompozisyonda yarattığı yeniliklerle, dramatik anlatımıyla ve zengin renk bilgisiyle zamanının en büyük ustasıdır. Minyatür sanatını  katılıktan ve aşırı ayrıntılardan kurtarmıştır. 1494'te yaptığı Havarnak Kalesi'nin Yapılışı minyatürü, Behzat'ın karmaşık bir sahneyi zengin ve akıcı bir kompozisyona dönüştürmedeki yeteneğinin bir kanıtıdır. Bu yapıt onun, özenli gözlemcilikle gereksiz ayrıntılardan kaçınıp anlamlı olanları betimleme becerisini ortaya koyar. Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı adlı eserinde Behzat'tan ayrıntılı biçimde bahseder. Fotoğraf:tr.vikipedia.org

Minyatür sanatçısı Behzat (1450-1535), Hüseyin Baykara’nın sarayındaki sanatçılardan biridir. Teknik ustalığı, kompozisyonda yarattığı yeniliklerle, dramatik anlatımıyla ve zengin renk bilgisiyle zamanının en büyük ustasıdır. Minyatür sanatını katılıktan ve aşırı ayrıntılardan kurtarmıştır.
1494′te yaptığı Havarnak Kalesi’nin Yapılışı minyatürü, Behzat’ın karmaşık bir sahneyi zengin ve akıcı bir kompozisyona dönüştürmedeki yeteneğinin bir kanıtıdır. Bu yapıt onun, özenli gözlemcilikle gereksiz ayrıntılardan kaçınıp anlamlı olanları betimleme becerisini ortaya koyar.
Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı adlı eserinde Behzat’tan ayrıntılı biçimde bahseder.
Fotoğraf:tr.vikipedia.org

The Metropolitan Museum of Art’da bulunan, Timur’un Huzurunda Sultan Beyazıt minyatürü. Fotoğraf:www.pinterest.com

The Metropolitan Museum of Art’da bulunan, Timur’un Huzurunda Sultan Beyazıt minyatürü.
Fotoğraf:www.pinterest.com

  • Orta Asya minyatüründe giyim kuşamda Türk ve Türk-Moğol giyim biçimleri çok belirgindir. Külah şeklinde keçe şapkalar, kapaklı kalpaklar (bugün de Kırgızlar tarafından giyilmektedir), güneşten korunmak amacıyla yan tarafları indirilip kaldırılabilen geniş kenarlı şapkalar, sivri ökçeli süvari çizmeleri göçer geleneğini yansıtır.
  • İran minyatürünün Herat Timurlu okuluyla, 15. yüzyılın sonunda en yüksek noktaya ulaştığı düşünülmektedir.
  • Özbek kadınları için renkli şapkalar, giydikleri rengarenk elbiseleri gibi önemlidir.
  • 16. yüzyılda elverişsiz politik yaşam, seramik tekniğini zayıflatmış, ürünlerin kabalaştığı bir dönem yaşanmıştır. Bu dönemde Semerkand ve Buhara başlıca seramik üretim merkezleri olmuşlardır.
  • 16. yüzyılda dört renkli çini panolar yaygınlaşmıştır. Açık ve mavi renkler tercih edilmiştir. İki renkli alçı bezeme de kullanılmıştır.
  • 17.-19. yüzyıllarda bölge feodal beyliklere bölünmüş, aynı dönemde, Kazak, Tacik, Kırgız, Türkmen, Özbek, Karakalpak gibi etnik ayrılıklar da vurgulanmaya başlamıştır.
  • Deri ürünlerinin ustası Kazaklardı. Kazak ticaretinin aracılığını Karakalpaklar yapar, Buhara’ya hayvan ve kürk götürüp satarlardı. Türkmenler Buhara’ya halı ve pamuklu kumaş satardı.
  • 20. yüzyılda geleneksel sanat dışlanmış, estetik bir düşüş yaşanmıştır. Geçmişle başlatılmış olan savaşta, propagandacı grafik sanatların yaygınlaşması etkili olmuştur. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra milli mitolojik üslup yeni baştan yaratılmaya başlanmıştır. Doğal bir evrim sonucu ortaya çıkmış olan anıtsal üslup, Sovyet döneminden kalan deneyimlere dayanarak gelişmiştir.