Etiket arşivi: Türkiye

Çağdaş Sanata Varış 296|Çağdaş Dönemde Performans Sanatı 3

  • 2014 yılında Britanyalı Müslümanlar #Not in My Name (Benim Adıma Asla) adlı uluslararası bir kampanya başlattılar. Bu hareket, “kişisel olan siyasidir” eylem mantığını takip eden, kamusal alanda bir vatandaşlık performansı biçimidir. Kampanyada kullanılan video filminde başörtüsü takan ya da takmayan kadınlar, erkekler, gençler, farklı etnik kökenden gelen bireyler yer alır. Amaç, IŞİD mezalimini kınamaktır. Bu performans, katliamlar benim adıma, benim inandığım İslam adına yapılamaz diyen seslerin ve yüzlerin kamusal alanda duyulup görülmesini sağlamıştır.
Contemporary Istanbul 2013’te, 1960’lı yıllarda tüm dünyayı etkileyen sanat akımı Viyana Aksiyonizmi’nin kurucularından Hermann Nitsch ve 25 asistanının geniş bir alanda gerçekleştirdiği 66. Boya Aksiyonundan bir enstantane. Beyaz uzun elbiseler giymiş kadınlı erkekli bir grup, kırmızı boyayı elleri ile yerlere, onları çevreleyen tuvallere sürüyorlardı. Bende yarattıkları izlenim, kefenler ve kan, öte dünyadan görüntüler oldu. Bu performansı provasız gerçekleştirdiklerini düşündürüyorlardı. Sanatçı kendisiyle yapılan röportajda hepimizin içinde olan, hayatta kalmamızı sağlayan, hayatı olduğu kadar ölümü de anlatan kanı temsilen kırmızıyı seçtiğini söylüyordu. 1955 yılında Tokyo’da Kazuo Shiraga bir çamur havuzunda güreşmiş, 1960’da Fransa’da Yves Klein, iki çıplak kadın mankenin birbirlerini süngerlerle maviye boyadıkları ve çok büyük kağıtlara bedenlerinin baskılarını çıkardıkları bir Vücut Sanatı çalışmasını sergilemişti. Tüm bu etkinlikler, içeriğin biçime karşı üstünlüğünde ısrar eden ve Modernist estetiğe karşı koyan sanat pratikleridir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Contemporary Istanbul 2013’te, 1960’lı yıllarda tüm dünyayı etkileyen sanat akımı Viyana Aksiyonizmi’nin kurucularından Hermann Nitsch ve 25 asistanının geniş bir alanda gerçekleştirdiği 66. Boya Aksiyonundan bir enstantane.
Beyaz uzun elbiseler giymiş kadınlı erkekli bir grup, kırmızı boyayı elleri ile yerlere, onları çevreleyen tuvallere sürüyorlardı. Bende yarattıkları izlenim, kefenler ve kan, öte dünyadan görüntüler oldu. Bu performansı provasız gerçekleştirdiklerini düşündürüyorlardı.
Sanatçı kendisiyle yapılan röportajda hepimizin içinde olan, hayatta kalmamızı sağlayan, hayatı olduğu kadar ölümü de anlatan kanı temsilen kırmızıyı seçtiğini söylüyordu.
1955 yılında Tokyo’da Kazuo Shiraga bir çamur havuzunda güreşmiş, 1960’da Fransa’da Yves Klein, iki çıplak kadın mankenin birbirlerini süngerlerle maviye boyadıkları ve çok büyük kağıtlara bedenlerinin baskılarını çıkardıkları bir Vücut Sanatı çalışmasını sergilemişti.
Tüm bu etkinlikler, içeriğin biçime karşı üstünlüğünde ısrar eden ve Modernist estetiğe karşı koyan sanat pratikleridir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Gelinler Yolda adlı Performansta Pippa Bacca ve Silvia Moro yol boyunca barış simgesi olarak beyaz gelinlikler giymişlerdi. Fotoğraf: www.bobwiseman.ca

Gelinler Yolda adlı Performansta Pippa Bacca ve Silvia Moro yol boyunca barış simgesi olarak beyaz gelinlikler giymişlerdi.
Fotoğraf: www.bobwiseman.ca

  • Gelinler Yolda adlı Performansı 2008 yılında Pippa Bacca ve Silvia Moro gerçekleştirdiler. Amaçları dünya barışı adına Balkanlar ve Ortadoğu’da otostop yaparak gerçekleştirilecek bir performanstı. 8 Mart Dünya Kadınlar gününde Milano’dan yola çıktılar. Varış noktaları Tel Aviv olacaktı. Güzergah, savaşın yıprattığı topraklardan seçilmişti. Bu bölgelerde insanlarla tanışmayı, onların savaş ve barış öykülerini dinlemeyi kapsıyordu. Dünyada bencilce var olma tarzının üstesinden gelmeye yönelikti. Bir sanatsal Performans olarak özveriyi amaçlıyordu. Silvia Moro Tel Aviv’e ulaştı. Bacca’nın Türkiye’de tecavüze uğrayıp öldürülmesi ile Performans tamamlanamadı.
  • 2016 yılında Suriyeli mülteci Firas Alshater, Berlin Alexander Meydanı’nda üzerinde “Ben Suriyeli bir mülteciyim. Size güveniyorum. Siz bana güveniyor musunuz?” yazan bir pankartla, gözleri kapalı, kolları açık insanların ona sarılmasını 1,5 saat bekledikten sonra sarılmaların ardı arkası kesilmemişti.

 

Çağdaş Sanata Varış 249|Global Sanat Pazarı

Varoluşsal Boşluk, Grayson Perry, 2012. Bu çömlek sanat dünyasının entrikalarıyla ve sanat eserlerine yakıştırılan hale ile dalga geçiyor. Kendisini Meta Çömlek ve bir İmzalı Parça olarak ilan eden seramiğe gömülü metin sanatın konuştuğu ve ekonomik dolaşımın egemen olduğu post kapitalist bir toplumda, sanat eserinin toplumsal ve finansal durumuna gönderme yapıyor. Picasso Peçetesi Sendromu cümlesi ile, ünlü bir sanatçının peçete kadar önemsiz bir şey üzerindeki imzasının, peçeteyi önemli bir kültürel yapıt statüsüne yükseltebileceği vurgulanıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Varoluşsal Boşluk, Grayson Perry, 2012.
Bu çömlek sanat dünyasının entrikalarıyla ve sanat eserlerine yakıştırılan hale ile dalga geçiyor. Kendisini Meta Çömlek ve bir İmzalı Parça olarak ilan eden seramiğe gömülü metin sanatın konuştuğu ve ekonomik dolaşımın egemen olduğu post kapitalist bir toplumda, sanat eserinin toplumsal ve finansal durumuna gönderme yapıyor. Picasso Peçetesi Sendromu cümlesi ile, ünlü bir sanatçının peçete kadar önemsiz bir şey üzerindeki imzasının, peçeteyi önemli bir kültürel yapıt statüsüne yükseltebileceği vurgulanıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Küresel sanat ekonomisi, 2000-2014 arasında %13 oranında büyüdü.

Global sanat pazarının ulaştığı büyüklük 2013 yılında 66 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Küresel sanat pazarında 2012’ye göre artış %8 olmuştu.

İlk dönemlerde sanat piyasasında alıcı Avrupalılar ve İngilizler olurken, daha sonra Amerikalılar devreye girdi. Son yıllarda en pahalı eserleri alanlar ise Asyalılar ve Japonlar.

2000 yılında sanat pazarının en büyük oyuncusu %55 payı ile ABD idi. Onu %27 ile İngiltere, %7 ile Fransa izliyordu.

2014 yılına gelindiğinde ABD’nin payı %37’ye düşerken Çin %27 pay ile ikinci sıraya oturmuştu. İngiltere ve Fransa’nın payları ise sırasıyla %21 ve %4 olmuştu.

Çağdaş Sanat Piyasası 2014-2015 Raporu’na göre, çağdaş sanat müzayedelerinin cirosu 1.76 milyar dolar oldu. Türkiye, Çağdaş Sanat müzayedelerinde en fazla gelirin elde edildiği 15 ülke arasında. İlk üçte ABD (650 milyon dolar), Çin (542,8 milyon dolar) ve İngiltere (410 milyon dolar) var. Türkiye 6,5 milyon dolarla kişi başı milli geliri çok daha yüksek ülkelerin önünde yer alıyor.

2010-2015 yılları arasında yüz milyon doların üzerinde fiyatla alıcı bulan sekiz eser oldu: Amedeo Modigliani Yatan Çıplak 170.4 milyon dolar; Francis Bacon Lucian Freud’un Üç Taslağı 142.4 milyon dolar; Andy Warhol Silver Car Crash 104.5 milyon dolar; Edvard Munch Çığlık 119.9 milyon dolar; Pablo Picasso Çıplak, Yapraklar ve Büst 106.5 milyon dolar; Alberto Giacometti  Yürüyen Adam 1 104.3 milyon dolar. Diğer ikisi:

Mayıs 2015’te Picasso’nun 1954-55 tarihli Cezayirli Kadınlar-0 Versiyonu tablosu, Christie’s’in New York’taki açık artırmasında 179,4 milyon dolara satılarak bir müzayedede satılan en pahalı resim oldu.

Aynı müzayedede, Alberto Giacometti’nin gerçek boyutlardaki İşaret Eden Adam (1947) adlı heykeli 141,3 milyon dolara satılarak dünyanın en pahalı heykeli oldu.

Yine 2015 yılında Sotheby’s’in New York müzayedesinde, Van Gogh’un Alyscamps’da Ağaçlıklı Yol (1888) adlı yapıtı, 66.3 milyon dolara satılarak, sanatçının  manzara resimlerindeki rekoru oldu.

Sotheby’s’in aynı müzayedesinde, Monet’nin Nymphalar (1905) isimli tablosu, 54 milyon dolara satılarak, Monet için ödenen en yüksek üçüncü fiyat oldu.

2015’te Christie’s New York’ta başka bir müzayedede Lucian Freud’un Sosyal Yardım Görevlisi Uyuyor (1995), 56.2 milyon dolara satılarak sanatçının rekorunu kırdı.

Yine Christie’s New York’ta Piet Mondrian’ın Kırmızı, Mavi, Sarı ve Siyahlı Kompozisyon No. III (1929) adlı yapıtı 50.6 milyon dolara satılarak sanatçının müzayede rekorunu kırdı.

Christie’s New York’ta Roy Lichtenstein’ın Hemşire isimli eseri de sanatçının kendi rekorunu kırarak 95.4 milyon dolara alıcı buldu. Sanatçının daha önceki müzayede rekoru 56 milyon dolardı.

Bunların hepsi 15-20 gün içinde 2015 yılında gerçekleşti. Christie’s’deki tarihi müzayedeye telefonla bağlanan koleksiyoncular sunulan 34 esere toplamda 491.4 milyon dolar ödediler.

Müzayede evlerinin ve koleksiyonerlerin kazancı, müzelerin, yani halkın kaybı anlamına geliyor. Yükselen fiyatlarla müze bütçelerinin baş etmesi mümkün gözükmüyor.

Empresyonist ve Modern sanat yapıtları, değerleri kanıtlanmış oldukları için piyasaya egemen olmayı sürdürüyor. Bu dönemlerden yapıtlara ödenen fiyatlar her müzayede döneminde yükseliş gösteriyor.

Hayatı boyunca tek bir tablosunu satabilmiş olan Van Gogh 1889 yılında yaptığı İrisler tablosundan hiç para kazanmamıştı. Tablo 48 yıl Fransa’da çeşitli koleksiyonlar arasında el değiştirdi. 1937 yılında New York’ta bir galeriye geldi; 1947 yılında 80 bin dolara (yaklaşık olarak 450 bin dolar) satın alındı; 1987 yılında ise 53.9 milyon dolara alıcı bularak 40 yılda 130 kat değer kazanmış oldu.

Sanat yapıtının değeri, birinin ona ne kadar ödemeye hazır olduğu ile ölçülüyor.

Bu düzeyde sanat yapıtlarının satışı ve değeri, küresel, hiperkapitalist kültürün değerleri ile bağlantılıdır, deniyor.

 

 

Nar 2

  • Eskiçağ’da Yakındoğu’daki toplumlar bazı sembollere ortak anlamlar yüklemişlerdir. Bunlar arasında yer alan nar da önemli sembollerden biridir. Nar genel olarak yenilmezliğin ve güçlülüğün sembolü olarak görülen, bolluk,  bereket, dişilik, üretkenlik, verimlilik, kutsallık atfedilen bir meyvedir.
  • Yakındoğu ve Doğu Akdeniz ülkelerinde nar, ölüm ve yeniden doğuş, hayat, aşk, kutsal evlilik, bereket ve bolluğun da simgesi olmuştur.
  • Buluntular MÖ 3000’lerden itibaren narın yiyecek olarak bütün Yakındoğu ülkelerinin mutfağına girmiş olduğunu gösteriyor.
  • MÖ 14. yüzyılda, Türkiye’de Uluburun’da batmış olan kargo gemisinde pahalı eşyaların arasında narın da bulunması onun bu devirde pahalı ve lüks bir yiyecek olduğunu düşündürmektedir.
  • Dini ritüel ve metinlerde adından sıkça söz edilen nar, yaşam ve ölümsüzlük simgesi olarak efsanevi bir meyvedir.
  • Nar, genellikle tanrıçalarla bağlantılıdır.
  • Sümer mitolojisinde tanrıça İnanna, çivi yazılı metinlerde, elma ve narı seven tanrıça olarak tanımlanmıştır.
Nar ağacı motifi, Asur dönemi silindir mühürleri üzerinde de görülmekte ve hayat ağacı olarak nitelendirilmektedir. Fotoğraf:www.johschool.com

Nar ağacı motifi, Asur dönemi silindir mühürleri üzerinde de görülmekte ve hayat ağacı olarak nitelendirilmektedir.
Fotoğraf:www.johschool.com

Karkamış antik kentinde Geç Hitit Dönemi rölyefi, ana tanrıça Kubaba ve sağ elinde nar. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Karkamış antik kentinde Geç Hitit Dönemi rölyefi, ana tanrıça Kubaba ve sağ elinde nar.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Ana tanrıçanın adı Frigler’de Kibele olur. Ankara, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde Frigya dönemine ait (MÖ 6. yüzyıl) kireçtaşından Ana Tanrıça Kibele heykeli (boy: 126 cm). Tanrıçanın elinde tuttuğunun elma veya nar olduğu düşünülüyor. Fotoğraf:sanat.ykykultur.com.tr

Ana tanrıçanın adı Frigler’de Kibele olur.
Ankara, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde Frigya dönemine ait (MÖ 6. yüzyıl) kireçtaşından Ana Tanrıça Kibele heykeli (boy: 126 cm). Tanrıçanın elinde tuttuğunun elma veya nar olduğu düşünülüyor.
Fotoğraf:sanat.ykykultur.com.tr

 

 

Bizans İmparatorluğu 126| Patrikhane 5

Patrikhane’nin Ayios Yeoryios Kilisesi’ne bitişik olan idari binaları 1941’deki yangından büyük zarar görmüş, 1989 yılında başlanan restorasyon 1991 yılında tamamlanmıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Patrikhane’nin Ayios Yeoryios Kilisesi’ne bitişik olan idari binaları 1941’deki yangından büyük zarar görmüş, 1989 yılında başlanan restorasyon 1991 yılında tamamlanmıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Patrikhane’nin ökümenik olup olmadığı, buna kimin karar vereceği ve nasıl karar verileceği konuları çok tartışmalıdır. Fener’in ökümenik olma konusuna olumlu yanıt verenler olduğu gibi olumsuz yaklaşanlar da vardır. Patrikhane’nin ökümenik olmasının Türkiye Cumhuriyeti için faydalı mı zararlı mı olduğu konusu da tartışmalıdır. Biz her iki yöndeki görüşlere de yer vermeye çalışacağız.
  • Ökümenik üç anlama gelir: Evrensel; Bütün kiliseleri içine alan; Evrensel yargılama yetkisi olan.
  • Bir kilisenin ökümenik olabilmesi için Apostolik olması, yani havarilerden biri tarafından kurulmuş olması gerekir. Antakya Aziz Petrus, Roma Aziz Petrus ve Pavlus, İskenderiye İncil Yazarı Markos tarafından kurulmuştur. Bunlarda bir tartışma yoktur. Konstantinopolis Kilisesi’nin Aziz Andreas tarafından kurulmasına dair bazı tartışmalar vardır.
  • Patrikhane’nin ve Patrik’in tüm dünya Ortodokslarının lideri, ökümenik, olduğu yönündeki iddia, bazı görüşlere göre, üç onay gerektirmekte:
    *Dünya üzerindeki Ortodoksların icazeti,
    *Yazılı olmayan Hıristiyan hukukunun bu konuya ilişkin usul kurallarına uyulduğu yönündeki kabul,
    *Türkiye’nin onayı.
  • Ökümenik olma konusuna olumsuz yaklaşanlar, 381 yılında yapılan Konstantinopolis Konsili’nde Konstantinopolis Piskoposluğunun (Patriklik), Roma Piskoposluğuna (Papalık) denk sayılması ve bu statünün 451 yılında yapılan Khalkedon Konsili’nde teyit edilme kararının Konsil’e katılan az sayıda din adamına zorla imzalattırıldığını; kararın, başta Roma Kilisesi olmak üzere hiçbir kilise tarafından kabul edilmediğini; kararın hayata geçirilmesi için Antakya ve İskenderiye Apostolik kiliselerinin patrikliklerinin ortadan kaldırıldığını, bu yüzden Hıristiyan hukukunun Fener Rum Patrikhanesi’nin ökümenik olma iddiasını kabul etmediğini öne sürmektedirler.
  • 325 yılında yapılan, Kiliseyi yapılandıran Birinci İznik Konsili’nin üç ökümenik kilise saptadığını, bunların ise Roma, İskenderiye ve Antakya olduğunu; bu üç kilise dışında ökümenik sıfatına sahip kilise olmadığı öne sürülür.
  • 451 yılında toplanan Khalkedon Konsili’nin Konstantinopolis Kilisesi’ne, hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde, ökümenik olarak belirlediğini savunanlar da vardır.
  • Yine muhaliflerin görüşüne göre, Lozan Antlaşması’nın azınlıklar ile ilgili maddeleri uyarınca, Patrikhane, gayri Müslim azınlıklara ait herhangi bir kilise veya sinagogdan daha fazla yetki veya hakka sahip değildir; Türkiye açısından Patrikhane, Ortodoks azınlığın dini ihtiyaçlarını karşılayan, tamamıyla Türkiye Cumhuriyeti yasalarına tabi, dini bir müessesedir. Lozan’da varılan sözlü anlaşma gereği, Fener Patrikhanesi azınlığın kilisesi olarak tanımlanmış, 1453-1923 yılları arasında sahip olduğu idari, siyasi ve yargısal hak ve imtiyazlarına son verilmiştir. Bu çerçevede, idari açıdan Eyüp Kaymakamlığı’na, Fatih Savcılığı’na ve İstanbul Valiliği’ne muhataptır. Hıristiyan hukukunca tanınsaydı dahi Patrikhane’nin Türkiye’den ökümenik iddiasını tanımasını isteme hakkı yoktur.
  • Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasında Fener’in ön şartı, kurumun tamamen Patrikhane’ye bağlı olması ve burada diğer Ortodoks ülkelerin din adamlarının da yetiştirilmesidir.
  • Lozan Antlaşması’nda Fener Patrikhanesi için ökümenik ibaresi yoktur.
  • Lozan’dan beri TC’ye göre Patrikhane, Türkiye’deki Rum Ortodoksların dini otoritesidir.
  • Herhangi bir dünyevi iktidarın Patrikhane’ye ökümenik sıfatını vermeye yetkisi olmadığı savunulduğu gibi, Türk Dışişlerini yetkili gibi görenler de vardır.
  • Türk Ortodoks Kilisesi, Patrikhane’nin liderliğini kabul etmez.

Özbekistan Gezisi 53 Türkiye Cumhuriyeti Özbekistan İlişkileri

  • 16. yüzyıldan sonra Şiilik İran’ı Orta Asya hanlıklarının siyasal düşmanı haline getirmişti. Safeviler yeni oluşmuş Özbek devletini yendikten hemen sonra Çaldıran Savaşı’nda Osmanlı padişahı I. Selim (1512-1520) tarafından bozguna uğratıldılar ve bu zafer Özbek devletinin yeniden canlanmasına ve Osmanlı İmparatorluğu ile uzun süren bir ittifakın oluşmasına yol açmıştı.
  • Özbek hacılar, Acem ülkesinden uzak durup Osmanlıların elindeki toprakları kullanmayı tercih ettiler.  Orta Asyalılar İstanbul’da mola verilmeden yapılan haccı eksik kabul etmeye başladılar. 1517’de İstanbul halifelik merkezi olunca Halife-Padişah Rusya Müslümanları için bir şeyler yapabilecek tek yönetici haline gelmişti.
  • Bölgenin insanlarıyla ortak kültürel, dilsel ve dinsel bağları olmasına rağmen Türkiye’nin 1980’ler öncesinde Orta Asya cumhuriyetleriyle pek ilişkisi olmadı.
  • 1982 yılında zamanın Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in talimatıyla Pakistan’dan Türkiye’ye getirilen 5000 Afganistanlı Türk göçmeninden Özbekler Antakya’ya, Türkmenler Tokat’a, Kırgızlar Van’a yerleştirilmişti.
  • 1991 sonrasında yeni oluşan Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan ve daha sınırlı bir düzeyde olmak üzere Tacikistan’la ilişkiler büyük bir hızda gelişti. Türk hükümeti bu ülkelerin bağımsızlığını ilk tanıyanlar arasındaydı. Resmi tanımanın hemen ardından Türkiye, Orta Asya’nın başkentlerinde diplomatik misyonlar oluşturdu. Bu ülkelere Ankara’da büyükelçilik olarak kullanmaları için binalar tahsis edildi. Türkiye, yeni devletlerin BM’ye ve çeşitli Avrupa örgütlerine üyeliği için gereken formaliteleri başlattı. Karşılıklı ziyaretler yapıldı, anlaşmalar imzalandı. ABD Başkanı George Bush, bu faaliyetleri desteklediklerini açıkladı. Türkiye, İran karşısında kültürel bir panzehir olarak görülüyordu.
  • Türkiye vekil olarak görev almayı ve Orta Asya devletlerinden gelecek dışişleri bakanlığı personelinin eğitimine yardımcı olmayı kabullenen ilk ülkelerden biri oldu.
  • 1991’de imzalanan Türkiye-Özbekistan diplomatik teknik yardım protokolüne göre,
    Türkiye Dışişleri Bakanlığı Özbek diplomatlara profesyonel eğitim verecek,
    Türkiye elçilikleri karşılıklı belirlenecek bir dönem boyunca Özbekistan’ı temsil edecek, bu ülkenin haklarını ve çıkarlarını üçüncü ülkeler nezdinde koruyacaktı.
  • Fransız desteği ile Taşkent’te Özbek diplomatlarını eğitmeye yönelik olarak kurulmuş üniversitenin rektörü Özbek Dışişleri Bakanıdır.
  • Türkiye çeşitli Orta Asyalı bürokratları, özellikle de ekonomistleri eğitim için davet etti.
  • TC, her cumhuriyete öğrenim bursu vermeye başladı; Avrasya TV programlarını Orta Asya’ya iletmeye başladı. Ülkeler arasında düzenli uçak seferleri başladı.
  • Moskova, Türkiye’yi Pantürkçü amaçlar gütmekle suçladı. Oysa Pantürkçülük ve Panturancılık Orta Asya’da asla popülerlik kazanmamıştı. Bunları savunanlar 1908-1918 arasında küçük bir Azeri, Tatar ve Türk aydınlar grubuydu. Panislamcılık ise 1880-1920’de, Müslümanları Rus hakimiyetinden kurtarmanın bir yolu olarak düşünülmüştü. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Pantürkçülük iddialarının temelsiz olduğunu belirtti.
  • Orta Asyalı subayların oldukça büyük bir bölümü Türkiye’de ya da Türkler tarafından eğitilmekte.
  • Ulusçular, Türkiye’nin ağabey olarak nitelendirilmesini isterken, bu görüş eski Sovyet Türkleri tarafından resmi yollardan reddedildi.
  • Aralık 1991 tarihinde Baltık Devletleri ve Gürcistan (1993) hariç, tüm eski Sovyetler Birliği Cumhuriyetleri Rusya’nın kurduğu Bağımsız Devletler Topluluğu’na katıldılar, askeri paktlar imzaladılar.
  • 1992-1993 yıllarında TC Orta Asyalı cumhuriyetlere mal ve projeler için toplam bir milyar dolar kredi verdi; Türk Kızılay’ı da 143 milyon dolarlık gıda ve tıbbi yardım bağışında bulundu.
  • 1993 yılında Kazakistan hariç, Orta Asya Cumhuriyetlerince imzalanan Kiril Alfabesinden Latin Alfabesine geçiş anlaşması Antalya’da imzalandı. Kazakistan’da etnik yapıdan ötürü birden fazla alfabe kullanıldığı için bu konuda ihtiyatlı davranıldı. Antalya’da birkaç gün süren konferans sırasında 34 harften oluşan bir Latin Alfabesi geliştirildi ve bunun Türkçe konuşan ülkeler için ortak olacağı konusunda mutabakata varıldı. (Dünyada Türkçe konuştuğu bilinen 30 halk bulunmakta.)
  • Türkiye’nin Özbek muhalif liderlere sığınma hakkı tanımasına Kerimov’un tepki göstermesi nedeniyle Özbekistan Türkiye ile olan ilişkilerini en alt düzeye indirdi. Bu durum 1995 yılına kadar sürdü.
  • 1996 yılında Afganistan’da ikili yönetim ortaya çıktı: Kuzeyde 2001 yılına kadar Ahmet Şah Mesut komutasındaki  Kuzey İttifakı ile Güneyde Taliban. İçinde Türkiye’nin de yer aldığı Batı, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Kazakistan, Rusya, Hindistan ve 2001 yılından itibaren Pakistan Kuzey İttifakı’na destek verdi.
  • 1999 yılındaki olaylar sonrasında Türkiye Özbekistan ilişkileri yeniden soğudu.
  • Ankara ile Taşkent’in arasını açan, bir suikast olarak tanımlanan girişim oldu. Şubat 1999’da Taşkent’te dört ayrı yerde bombalar patladı. 13 kişi öldü, 124 kişi yaralandı. Kerimov, olayın bir suikast girişimi olduğunu söyledi. Suikasta Türkiye vatandaşının da katıldığı suçlaması, ilişkilerdeki kırılma noktasıydı. Sanıklar birkaç hafta sonra Türkiye’de yakalandı, Özbekistan’a iade edildi. Necmettin Erbakan’ın, Taliban’ın üslerinde eğitim alan ve suikasttan sorumlu tutulan Özbekistan İslami Hareketi adlı örgütün lideri olan Tahir Yoldaşev’e 100.000 dolar para yardımında bulunduğu öne sürüldü, Erbakan sessiz kaldı. Kerimov Yoldaşev’i, Vahabiler ile işbirliği yapmakla suçlarken, Muhammet Salih’i de suikast girişiminden sorumlu tutuyordu. Bu olayın ardından Taşkent yönetimi, Türkiye’de eğitim gören Özbek öğrencileri geri çekti.
  • Karzai ile arası açılınca ev hapsinde tutulan Raşid Dostum, Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın gönderdiği özel uçakla Türkiye’ye getirildi. Afganistan’da hakkında adam kaçırma, işkence, saldırı ve haneye tecavüz suçlamalarıyla dava açılan Dostum’un, hakkındaki soruşturmaya son verilmesi karşılığında Türkiye’ye gelmeyi kabul ettiği söylendi. Refah-Fazilet çizgisinin Taliban’a karşı savaşan Özbek General Raşit Dostum’a da sırt çevirmiş olduğu basında yer alan iddialar arasındaydı.
  • Kerimov özellikle Refahyol döneminde Türkiye’de okuyan Özbek öğrencilerin köktendinci akımların etkisine girdiğinden yakınmıştı.
Muhammed Salih, eşi ve kızı ile Frankfurt’ta. Eşi Aydın Salih vefat ettiği zaman cenazesinin Karaca Ahmet Şakirin Camii’nden kaldırıldığı, cenazeye milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve çok sayıda devlet erkanının katıldığı habererk’te yer aldı. Fotoğraf:qulnoma.wordpress.com

Muhammed Salih, eşi ve kızı ile Frankfurt’ta.
Eşi Aydın Salih vefat ettiği zaman cenazesinin Karaca Ahmet Şakirin Camii’nden kaldırıldığı, cenazeye milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve çok sayıda devlet erkanının katıldığı habererk’te yer aldı.
Fotoğraf:qulnoma.wordpress.com

  •   Özbek muhalefet partisi ERK’in lideri ve 1991’de İslam Kerimov’un karşısındaki tek cumhurbaşkanı adayı Muhammet Salih (1949-) de iki ülke arasındaki bir başka sürtüşme konusu olmuştu. Salih, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde %33 oy almış, ancak sonradan yapılan resmi açıklamada oy oranı %12.7’ye düşmüştü. Salih 1993 yılında gözaltına alınmıştı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Özbekistan ziyareti sırasında Kerimov’dan Muhammet Salih’i serbest bırakmasını rica etmiş, Salih, Özal ayrıldıktan bir gün sonra serbest bırakılmıştı. Önce Azerbaycan’a giden Salih, Özal’ın daveti üzerine Türkiye’ye geldiğinde Özal birkaç saat önce ölmüştü. 1994 yılında Kerimov Salih’in TC’de yaşamasından duyduğu rahatsızlığı iletince, Türkiye Salih’i önce Kıbrıs’a oradan da Almanya’ya gönderdi.
  • Aynı zamanda şair olan Muhammet Salih’in şiir kitabının önsözünü Bülent Ecevit yazmıştı.
  • Muhammet Salih, ABD’nin 11 Eylül şüphelileri listesinde de yer almıştı.
  • Muhammet Salih Türkiye’den ayrıldı ama Özbekistan-TC ilişkileri düzelmedi.
  • Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 2003’te Özbekistan’ı ziyaret etti.
  • 2005’te Andican kentinde düzenlenen protesto gösterisinde güvenlik güçlerinin ateş açması sonucu yüzlerce kişinin ölmesinin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ele alındığı oturumda Türkiye’nin Özbekistan aleyhine oy kullanması, Taşkent’i çok kızdırdı. Davutoğlu’nun ifadesiyle, iki ülke arasında 2006’dan bu yana yanlış anlaşılmalardan kaynaklanan bir durağanlık yaşandı.
  • Daha Andican Olayları yaşanmadan, Özbekistan’a girerken benim gibi yeşil pasaportu olanlar bir müddet bekletilmiş, hafif bir zorluk çıkartılmıştı.
  • Andican Olaylarından sonra Özbekistan’da yatırımı olan, Özbekistan ile ticaret yapan Türk girişimciler büyük zorluk yaşadılar. Lisanslarının iptal edilmesi, ülkeyi terk etmeye zorlanmaları gibi.
  • 2009′da Nahcivan’da imzalanan anlaşma ile, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye arasında Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi kurulmuş, Türkmenistan ve Özbekistan tarafsızlık politikaları nedeniyle konseye katılmamıştır.
  • Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 10-12 Temmuz 2014 tarihlerindeki Özbekistan ziyareti, ikili ilişkiler açısından bir dönüm noktası oluşturdu. Türkiye ile Özbekistan arasında 13 yıl aradan sonra Dışişleri Bakanları düzeyinde gerçekleşen bu temasın, çeşitli nedenle durağanlaşan ikili ilişkileri yeniden canlandıracağı düşünüldü. Aynı gün Türk Dışişleri Bakanı’nı Aksaray Köşkü’nde Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov da kabul etti.
  • TC Başbakanlık verilerine göre Türkiye’de Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden 12335 öğrenci öğrenim görmektedir ve 2010-2013 yılları arası Asya ülkelerinden 8 bin 241 öğrenciye burs verilmiştir.
  • Orta Asya’da açılmış Türk okulları biz oradayken bazı zorluklar yaşıyordu. Türkmenistan’daki okulların Türk Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmaları istenmiş, bu değişim gerçekleştirilmişti. Oysa Özbek makamları böyle bir uzlaşı aramadan Türk okullarını kapatmıştı.