Etiket arşivi: Türkiye

Şiddet 60| Devlet Şiddeti 6

Kaba Polis, Banksy, 2002. Global Karaköy İstanbul, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kaba Polis, Banksy, 2002.
Global Karaköy İstanbul, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Görünüşleri memurun hoşuna gitmeyen kişiler, genellikle sakallı, uzun saçlı, kot pantolonlu olanlar polis tarafından taciz edilirler ve bazı ülkelere sadece görünüşlerine bakılarak ülkeye girişleri reddedilebilir.
  • Devlet güçlerinden biri olan polisin şiddeti de tüm dünyada sıkça gündeme geliyor. 2017’nin ilk ayında Hindistan’da polisin düzenlediği terörle mücadele operasyonunda polislerin 16 kadına tecavüz ettiği sonra da dövdüğü Ulusal İnsan Hakları Komisyonu tarafından bildirildi; ayrıca, bunun gibi 20 vakanın daha incelenmesi gerektiğine dikkat çekildi.
  • İtalyan siyaset felsefesi düşünürü ve eğitimcisi Giorgio Agamben (1942-) hukuk ve şiddeti bir görür. Agamben, devletin mutlak egemenliğinden yana olan Hobbes’un violence ve common power ayrımını siler. Ona göre polis, şiddetin en bariz ortaya çıktığı yerdir ve Körfez Savaşı’ndaki Uluslararası Harp ve Harekat Hukuku (jus belli, casus belli) uygulaması, bir polis operasyonu şeklinde karşımıza çıkmıştır.
Stop and Search-Study, Banksy, 2007. Global Karaköy İstanbul, 2016. ABD’li şair ve deneme yazarı Kenneth Rexroth (1905-1982), “Yoksullar, varoşlarda kalıp kendi suç yahnilerini kaynatmaya devam ederlerse polisin copu onları rahatsız etmez,” diye yazar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Stop and Search-Study, Banksy, 2007.
Global Karaköy İstanbul, 2016.
ABD’li şair ve deneme yazarı Kenneth Rexroth (1905-1982), “Yoksullar, varoşlarda kalıp kendi suç yahnilerini kaynatmaya devam ederlerse polisin copu onları rahatsız etmez,” diye yazar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Devletin şiddeti kapsamında yer alan mübadele oldukça karmaşık bir konu. Devletin doğuşuyla birlikte ortaya çıkan korunmaya karşılık itaat mübadelesi bunların en eskisi. İki devlet arasında yapılan anlaşma gereği karşılıklı olarak insan değişimi olan nüfus mübadelesi ülkemizde de yaşanmış bir olaydır. 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye ile Yunanistan Krallığı arasında din esas alınarak, 1.200.000 Ortodoks Hıristiyan Rum Anadolu’dan Yunanistan’a, 500.000 Müslüman Türk de Yunanistan’dan Türkiye’ye zorunlu göçe tabi tutulmuştur.
  • Dünyada etnik, dinsel, dilsel ve kültürel açıdan TEK tipleştirme projelerinin örnekleri çoktur.
  • 1954 yılında başlayan Kıbrıs ile ilgili sürtüşmeler ve kışkırtma, 6-7 Eylül 1955 olaylarına yol açmıştır. Türk basınına göre 11 kişi ölmüştü. Yaralı sayısı resmi rakamlara göre 30, gayrı resmi kaynaklara göre 300′dü. Sadece Balıklı Rum Hastanesi‘nde 60 kadın tecavüz nedeniyle tedavi görmüştü. Resmi rakamlara göre 5.300′ü aşkın, gayrı resmi kaynaklara göre 7 bine yakın bina saldırıya uğramıştı. En büyük tahribat Beyoğlu’nda yaşanmıştı. Bunu Eminönü, Fatih, Şişli, Beşiktaş, Sarıyer, Kadıköy, Adalar, Üsküdar, Bakırköy ilçeleri izlemişti. İstanbul’daki kadar olmasa da İskenderun, İzmir ve Çanakkale’de de olaylar yaşanmıştı.
  • 1963’ten itibaren Kıbrıs’ta toplumlar arası çatışmalar hızlandı. Türkiye’de 17 Mart 1964’te tapu dairelerinde, Rum vatandaşlara dair işlemler durduruldu. Tapu daireleri bir tedbir olarak satış ve intikal işlemlerine dair muameleleri askıya aldı. 1964 yılında 12 bin kadar Rum Türkiye’yi terk etti. Daha sonradan Türkiye’deki atmosferden endişe duyanlar da ayrılınca sayı 45 bine ulaştı. 1914’te 2 milyon kadar olan Rum nüfus 2 bin kişiye kadar düşmüş oldu.
İsimsiz, Tunca Subaşı, 2012. Baksı Müzesi, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Tunca Subaşı, 2012.
Baksı Müzesi, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Tehcir, bir topluluğun veya yerin güvenliğini sağlamak üzere devlet eli ve iradesi ile devlet sınırları içerisinde daha uygun ve sorun çıkma olasılığı düşük bir yere geçici veya kalıcı olarak göç ettirilmesidir. Tarihte bunun birçok örneğine rastlanmakla birlikte nedenleri çok çeşitli olmuştur. Türkler ve Müslümanların Balkanlar’dan göç ettirilmeleri bu bağlamdadır. Osmanlı’da tehcir, sınır dışı etmez, sınır içinde yer değiştirtir. Karamanoğulları’na, Alevi Türkmenlere ve Ermenilere uygulanmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda İngiltere, Almanları; İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar Belçikalıları, Ruslar Polonyalıları, ABD Japon asıllı ABD vatandaşlarını tehcir etmiştir.
  • 1976’da Başbakan İndira Gandi tarafından ilan edilen ve 21 ay süren Olağanüstü Hal esnasında temel haklar askıya alınmış, gazeteler sansüre uğramış ve nüfus kontrolü adı altında, çoğu Müslüman, binlerce erkek kamplara doldurulup zorla hadım edilmişti. İç Güvenliğin Temini Yasası adlı yeni bir kanunla hükumet istediğini istediği gibi gözaltına alabiliyordu.
  • Olağanüstü hal mutlak şeffafsızlık durumudur. Olağanüstü hal, şiddetle hukukun ayırt edilemediği noktadır; OHAL hukuktan kurtulmuş bir mekan yaratır.
  • İstihbarat örgütlerinin topladıkları bilgiler doğrultusunda hareket etmeyip, zaman zaman olayları önlemekten kaçınmaları derin devlet iddialarını gündeme taşır.

 

Artıklar, Luis Camnitzer, 1970. Eser Latin Amerika’da yaşanmış olan politik baskı ve kargaşa dönemini yansıtır. Ayrı ayrı paketlenmiş kutularda insan artığı bulunduğu ima edilmektedir. 1960’lı yılların sonlarında Uruguay kaosa sürüklenmişti. İşçi ayaklanmaları Devlet Başkanı Jorge Pacheco emriyle kanlı bir şekilde bastırılmış, sıkıyönetim ilan edilmiş, muhalifleri tutuklamalar ve işkence sürüp gitmişti. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Artıklar, Luis Camnitzer, 1970.
Eser Latin Amerika’da yaşanmış olan politik baskı ve kargaşa dönemini yansıtır. Ayrı ayrı paketlenmiş kutularda insan artığı bulunduğu ima edilmektedir. 1960’lı yılların sonlarında Uruguay kaosa sürüklenmişti. İşçi ayaklanmaları Devlet Başkanı Jorge Pacheco emriyle kanlı bir şekilde bastırılmış, sıkıyönetim ilan edilmiş, muhalifleri tutuklamalar ve işkence sürüp gitmişti.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Göçmenler (immigrant) sosyal veya ekonomik nedenlerle gönüllü olarak bir başka ülkeye gidenlerdir. Mülteciler (refugee) ise ırk, dil, din, siyasal düşünce veya kimlikleri nedeniyle kendi ülkelerinde baskı görüp terk etmek zorunda kalanlardır. Bir başka ülkeye sığınma talebinde bulunup resmi süreç devam ederken veya talebin kabul edilmemesi halinde ise statü sığınmacıdır (asylum seeker).
  • Macaristan yasa dışı göçü engellemek için sınırlarına jiletli tel örgü çekmiştir.
  • Eduardo Galeano’ya göre Latin Amerika’da devlet terörü, yönetici sınıflar başka yollarla işlerini yürütemedikleri için harekete geçer. İşkence, etkili olduğu için vardır. Demokrasi güç anlarda ulusal güvenliğe, yani oligarşinin ayrıcalıklarının ve yabancı yatırımların güvenliğine karşı bir suç teşkil eder. Onur kırıcı yapı uluslararası pazarlarda ve mali merkezlerde başlar, her yurttaşın evinde biter. Posta ve banka gibi terörün de memurları vardır ve terör gerekli olduğu için uygulanır, bir sapıklar ortaklığı değildir.
  • Kanlı din, mezhep ve kabile savaşlarının eksik olmadığı Afrika kıtasında her gün yaklaşık 15 bin kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığı 2017 yılı Ülke İçinde Yerinden Edilme İzleme Merkezi (IDMC) ile Norveç Mülteci Konseyi (NRC) raporlarında yer aldı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Nijerya ve Güney Sudan’da iç göç rakamları şiddet olayları nedeniyle bir önceki yıla göre %5 artarak %75’e çıktı. Dünya üzerinde zorunlu iç göçe maruz kalanların ⅓’ü Sahra-altı Afrika’da yaşayanlardı. Raporda evlerini terk etmek zorunda kalanların kendi hükumetlerinden çok az koruma ve yardım gördüklerine dikkat çekildi.
  • Dünyayı değiştirenler arasında mülteciler de vardı. Albert Einstein, Steve Jobs, Sigmund Freud, George Soros, Henry Kissinger bunlardan bazıları.
  • Sadece Suriye’de 6 yıl içerisinde 5 milyon kişi başka ülkelere iltica etmişti.
  • Yaklaşık 12.5 milyon insan terör, şiddet ve çatışma koşullarından kaçmak için daha güvenlikli gördükleri yerlere ulaşmaya çalışıyordu.

 

Huntington’ın Demokrasi Dalgaları

  • Demokratikleşme tarih boyunca dalgalar halinde uluslararası toplumu etkilemiş, bazı görüşlere göre, 1980’lerden itibaren kuvvetle esmeye başlayan küreselleşme rüzgarı ile birlikte bu dalgalar iyice yükselmişti.
  •  Olgunlaşmış bir demokrasi, içerisinde insan hakları, kuvvetler ayrılığı, düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü, genel ve eşit oy gibi ilkeleri barındırmalıydı.
Büyük Dalga, Katsushika Hokusai (1760-1849). Fotoğraf: Kitaplık Kedisi.

Büyük Dalga, Katsushika Hokusai (1760-1849).
Fotoğraf: Kitaplık Kedisi.

  • ABD’li siyaset bilimci Samuel Huntington (1927-2008) 1991 yılında demokrasi dalgalarını üç döneme ayırmıştı. Bu teoriye göre üç demokrasi dalgasına karşılık dünyada iki de ters dalga yaşanmıştı.İlk dalga 1828-1926 yılları arasında Atlantik ve Avrupa’da etkili olmuş, sonra çekilme dönemine girmişti. Bu dönemde 29 demokratik ülke ortaya çıkmıştı.

    Birinci ters dalga 1922-1942: Mussolini’nin iktidara gelmesi ile başlayan dönemdi.

    İkinci demokrasi dalgası 1943-1962 yılları arasında yükselmiş, demokratik ülke sayısı 36 olmuştu.

    İkinci ters dalga 1958-1975 yılları arasındaydı ve demokratik ülke sayısı 30’a düşmüştü. Askeri yönetimlerin iktidara oturduğu ülkeler arasında Portekiz, Yunanistan ve Türkiye de vardı.

    Son dalga 25 Nisan 1974’te Lizbon’da bir radyo istasyonunda çalan Grandola Vila Morena adlı şarkıyla başlıyordu. Kadife Devrim olarak bilinen şiddetsiz bir askeri darbe ile Portekiz’de yükselişe geçen yeni demokrasi dalgası, Soğuk Savaş’ın (1949-1989) bitiminin ardından iyice coşmuştu.

    Huntington’a göre küreselleşmenin hikayesi ile Üçüncü Dalga’nın hikayesi birlikte yazılacaktı. Küresel süreç, demokrasinin önüne çekilen bütün setleri yıkıp geçerken ekonomik piyasaları da serbestleştirerek, hukuk kurallarını evrenselleştirecek ve insan topluluklarını özgürleştirecekti.

    Ama beklendiği gibi olmadı.

Büyük Tavşan Dalgası, Katsushika Hokusai. Bu ünlü tablonun birçok replikası ve yeniden yorumlamaları da yapıldı. Tablonun günümüz mangasının gelişiminde büyük etkileri olduğunu ve Avrupalı büyük sanatçıları da etkilediğini söylemek gerek. Fotoğraf: Kitaplık Kedisi

Büyük Tavşan Dalgası, Katsushika Hokusai.
Bu ünlü tablonun birçok replikası ve yeniden yorumlamaları da yapıldı. Tablonun günümüz mangasının gelişiminde büyük etkileri olduğunu ve Avrupalı büyük sanatçıları da etkilediğini söylemek gerek.
Fotoğraf: Kitaplık Kedisi

 

Yararlanılan Kaynaklar

Duvar, Deniz Ülke Arıboğan, İnkılap Kitabevi, 2017.

Üçüncü Dalga: Geç 20. Yüzyılda Demokratikleşme, Samuel P. Huntington, Kilit Yayınları, 2011.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 296|Çağdaş Dönemde Performans Sanatı 3

  • 2014 yılında Britanyalı Müslümanlar #Not in My Name (Benim Adıma Asla) adlı uluslararası bir kampanya başlattılar. Bu hareket, “kişisel olan siyasidir” eylem mantığını takip eden, kamusal alanda bir vatandaşlık performansı biçimidir. Kampanyada kullanılan video filminde başörtüsü takan ya da takmayan kadınlar, erkekler, gençler, farklı etnik kökenden gelen bireyler yer alır. Amaç, IŞİD mezalimini kınamaktır. Bu performans, katliamlar benim adıma, benim inandığım İslam adına yapılamaz diyen seslerin ve yüzlerin kamusal alanda duyulup görülmesini sağlamıştır.
Contemporary Istanbul 2013’te, 1960’lı yıllarda tüm dünyayı etkileyen sanat akımı Viyana Aksiyonizmi’nin kurucularından Hermann Nitsch ve 25 asistanının geniş bir alanda gerçekleştirdiği 66. Boya Aksiyonundan bir enstantane. Beyaz uzun elbiseler giymiş kadınlı erkekli bir grup, kırmızı boyayı elleri ile yerlere, onları çevreleyen tuvallere sürüyorlardı. Bende yarattıkları izlenim, kefenler ve kan, öte dünyadan görüntüler oldu. Bu performansı provasız gerçekleştirdiklerini düşündürüyorlardı. Sanatçı kendisiyle yapılan röportajda hepimizin içinde olan, hayatta kalmamızı sağlayan, hayatı olduğu kadar ölümü de anlatan kanı temsilen kırmızıyı seçtiğini söylüyordu. 1955 yılında Tokyo’da Kazuo Shiraga bir çamur havuzunda güreşmiş, 1960’da Fransa’da Yves Klein, iki çıplak kadın mankenin birbirlerini süngerlerle maviye boyadıkları ve çok büyük kağıtlara bedenlerinin baskılarını çıkardıkları bir Vücut Sanatı çalışmasını sergilemişti. Tüm bu etkinlikler, içeriğin biçime karşı üstünlüğünde ısrar eden ve Modernist estetiğe karşı koyan sanat pratikleridir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Contemporary Istanbul 2013’te, 1960’lı yıllarda tüm dünyayı etkileyen sanat akımı Viyana Aksiyonizmi’nin kurucularından Hermann Nitsch ve 25 asistanının geniş bir alanda gerçekleştirdiği 66. Boya Aksiyonundan bir enstantane.
Beyaz uzun elbiseler giymiş kadınlı erkekli bir grup, kırmızı boyayı elleri ile yerlere, onları çevreleyen tuvallere sürüyorlardı. Bende yarattıkları izlenim, kefenler ve kan, öte dünyadan görüntüler oldu. Bu performansı provasız gerçekleştirdiklerini düşündürüyorlardı.
Sanatçı kendisiyle yapılan röportajda hepimizin içinde olan, hayatta kalmamızı sağlayan, hayatı olduğu kadar ölümü de anlatan kanı temsilen kırmızıyı seçtiğini söylüyordu.
1955 yılında Tokyo’da Kazuo Shiraga bir çamur havuzunda güreşmiş, 1960’da Fransa’da Yves Klein, iki çıplak kadın mankenin birbirlerini süngerlerle maviye boyadıkları ve çok büyük kağıtlara bedenlerinin baskılarını çıkardıkları bir Vücut Sanatı çalışmasını sergilemişti.
Tüm bu etkinlikler, içeriğin biçime karşı üstünlüğünde ısrar eden ve Modernist estetiğe karşı koyan sanat pratikleridir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Gelinler Yolda adlı Performansta Pippa Bacca ve Silvia Moro yol boyunca barış simgesi olarak beyaz gelinlikler giymişlerdi. Fotoğraf: www.bobwiseman.ca

Gelinler Yolda adlı Performansta Pippa Bacca ve Silvia Moro yol boyunca barış simgesi olarak beyaz gelinlikler giymişlerdi.
Fotoğraf: www.bobwiseman.ca

  • Gelinler Yolda adlı Performansı 2008 yılında Pippa Bacca ve Silvia Moro gerçekleştirdiler. Amaçları dünya barışı adına Balkanlar ve Ortadoğu’da otostop yaparak gerçekleştirilecek bir performanstı. 8 Mart Dünya Kadınlar gününde Milano’dan yola çıktılar. Varış noktaları Tel Aviv olacaktı. Güzergah, savaşın yıprattığı topraklardan seçilmişti. Bu bölgelerde insanlarla tanışmayı, onların savaş ve barış öykülerini dinlemeyi kapsıyordu. Dünyada bencilce var olma tarzının üstesinden gelmeye yönelikti. Bir sanatsal Performans olarak özveriyi amaçlıyordu. Silvia Moro Tel Aviv’e ulaştı. Bacca’nın Türkiye’de tecavüze uğrayıp öldürülmesi ile Performans tamamlanamadı.
  • 2016 yılında Suriyeli mülteci Firas Alshater, Berlin Alexander Meydanı’nda üzerinde “Ben Suriyeli bir mülteciyim. Size güveniyorum. Siz bana güveniyor musunuz?” yazan bir pankartla, gözleri kapalı, kolları açık insanların ona sarılmasını 1,5 saat bekledikten sonra sarılmaların ardı arkası kesilmemişti.

 

Çağdaş Sanata Varış 249|Global Sanat Pazarı

Varoluşsal Boşluk, Grayson Perry, 2012. Bu çömlek sanat dünyasının entrikalarıyla ve sanat eserlerine yakıştırılan hale ile dalga geçiyor. Kendisini Meta Çömlek ve bir İmzalı Parça olarak ilan eden seramiğe gömülü metin sanatın konuştuğu ve ekonomik dolaşımın egemen olduğu post kapitalist bir toplumda, sanat eserinin toplumsal ve finansal durumuna gönderme yapıyor. Picasso Peçetesi Sendromu cümlesi ile, ünlü bir sanatçının peçete kadar önemsiz bir şey üzerindeki imzasının, peçeteyi önemli bir kültürel yapıt statüsüne yükseltebileceği vurgulanıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Varoluşsal Boşluk, Grayson Perry, 2012.
Bu çömlek sanat dünyasının entrikalarıyla ve sanat eserlerine yakıştırılan hale ile dalga geçiyor. Kendisini Meta Çömlek ve bir İmzalı Parça olarak ilan eden seramiğe gömülü metin sanatın konuştuğu ve ekonomik dolaşımın egemen olduğu post kapitalist bir toplumda, sanat eserinin toplumsal ve finansal durumuna gönderme yapıyor. Picasso Peçetesi Sendromu cümlesi ile, ünlü bir sanatçının peçete kadar önemsiz bir şey üzerindeki imzasının, peçeteyi önemli bir kültürel yapıt statüsüne yükseltebileceği vurgulanıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Küresel sanat ekonomisi, 2000-2014 arasında %13 oranında büyüdü.

Global sanat pazarının ulaştığı büyüklük 2013 yılında 66 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Küresel sanat pazarında 2012’ye göre artış %8 olmuştu.

İlk dönemlerde sanat piyasasında alıcı Avrupalılar ve İngilizler olurken, daha sonra Amerikalılar devreye girdi. Son yıllarda en pahalı eserleri alanlar ise Asyalılar ve Japonlar.

2000 yılında sanat pazarının en büyük oyuncusu %55 payı ile ABD idi. Onu %27 ile İngiltere, %7 ile Fransa izliyordu.

2014 yılına gelindiğinde ABD’nin payı %37’ye düşerken Çin %27 pay ile ikinci sıraya oturmuştu. İngiltere ve Fransa’nın payları ise sırasıyla %21 ve %4 olmuştu.

Çağdaş Sanat Piyasası 2014-2015 Raporu’na göre, çağdaş sanat müzayedelerinin cirosu 1.76 milyar dolar oldu. Türkiye, Çağdaş Sanat müzayedelerinde en fazla gelirin elde edildiği 15 ülke arasında. İlk üçte ABD (650 milyon dolar), Çin (542,8 milyon dolar) ve İngiltere (410 milyon dolar) var. Türkiye 6,5 milyon dolarla kişi başı milli geliri çok daha yüksek ülkelerin önünde yer alıyor.

2010-2015 yılları arasında yüz milyon doların üzerinde fiyatla alıcı bulan sekiz eser oldu: Amedeo Modigliani Yatan Çıplak 170.4 milyon dolar; Francis Bacon Lucian Freud’un Üç Taslağı 142.4 milyon dolar; Andy Warhol Silver Car Crash 104.5 milyon dolar; Edvard Munch Çığlık 119.9 milyon dolar; Pablo Picasso Çıplak, Yapraklar ve Büst 106.5 milyon dolar; Alberto Giacometti  Yürüyen Adam 1 104.3 milyon dolar. Diğer ikisi:

Mayıs 2015’te Picasso’nun 1954-55 tarihli Cezayirli Kadınlar-0 Versiyonu tablosu, Christie’s’in New York’taki açık artırmasında 179,4 milyon dolara satılarak bir müzayedede satılan en pahalı resim oldu.

Aynı müzayedede, Alberto Giacometti’nin gerçek boyutlardaki İşaret Eden Adam (1947) adlı heykeli 141,3 milyon dolara satılarak dünyanın en pahalı heykeli oldu.

Yine 2015 yılında Sotheby’s’in New York müzayedesinde, Van Gogh’un Alyscamps’da Ağaçlıklı Yol (1888) adlı yapıtı, 66.3 milyon dolara satılarak, sanatçının  manzara resimlerindeki rekoru oldu.

Sotheby’s’in aynı müzayedesinde, Monet’nin Nymphalar (1905) isimli tablosu, 54 milyon dolara satılarak, Monet için ödenen en yüksek üçüncü fiyat oldu.

2015’te Christie’s New York’ta başka bir müzayedede Lucian Freud’un Sosyal Yardım Görevlisi Uyuyor (1995), 56.2 milyon dolara satılarak sanatçının rekorunu kırdı.

Yine Christie’s New York’ta Piet Mondrian’ın Kırmızı, Mavi, Sarı ve Siyahlı Kompozisyon No. III (1929) adlı yapıtı 50.6 milyon dolara satılarak sanatçının müzayede rekorunu kırdı.

Christie’s New York’ta Roy Lichtenstein’ın Hemşire isimli eseri de sanatçının kendi rekorunu kırarak 95.4 milyon dolara alıcı buldu. Sanatçının daha önceki müzayede rekoru 56 milyon dolardı.

Bunların hepsi 15-20 gün içinde 2015 yılında gerçekleşti. Christie’s’deki tarihi müzayedeye telefonla bağlanan koleksiyoncular sunulan 34 esere toplamda 491.4 milyon dolar ödediler.

Müzayede evlerinin ve koleksiyonerlerin kazancı, müzelerin, yani halkın kaybı anlamına geliyor. Yükselen fiyatlarla müze bütçelerinin baş etmesi mümkün gözükmüyor.

Empresyonist ve Modern sanat yapıtları, değerleri kanıtlanmış oldukları için piyasaya egemen olmayı sürdürüyor. Bu dönemlerden yapıtlara ödenen fiyatlar her müzayede döneminde yükseliş gösteriyor.

Hayatı boyunca tek bir tablosunu satabilmiş olan Van Gogh 1889 yılında yaptığı İrisler tablosundan hiç para kazanmamıştı. Tablo 48 yıl Fransa’da çeşitli koleksiyonlar arasında el değiştirdi. 1937 yılında New York’ta bir galeriye geldi; 1947 yılında 80 bin dolara (yaklaşık olarak 450 bin dolar) satın alındı; 1987 yılında ise 53.9 milyon dolara alıcı bularak 40 yılda 130 kat değer kazanmış oldu.

Sanat yapıtının değeri, birinin ona ne kadar ödemeye hazır olduğu ile ölçülüyor.

Bu düzeyde sanat yapıtlarının satışı ve değeri, küresel, hiperkapitalist kültürün değerleri ile bağlantılıdır, deniyor.

 

 

Nar 2

  • Eskiçağ’da Yakındoğu’daki toplumlar bazı sembollere ortak anlamlar yüklemişlerdir. Bunlar arasında yer alan nar da önemli sembollerden biridir. Nar genel olarak yenilmezliğin ve güçlülüğün sembolü olarak görülen, bolluk,  bereket, dişilik, üretkenlik, verimlilik, kutsallık atfedilen bir meyvedir.
  • Yakındoğu ve Doğu Akdeniz ülkelerinde nar, ölüm ve yeniden doğuş, hayat, aşk, kutsal evlilik, bereket ve bolluğun da simgesi olmuştur.
  • Buluntular MÖ 3000’lerden itibaren narın yiyecek olarak bütün Yakındoğu ülkelerinin mutfağına girmiş olduğunu gösteriyor.
  • MÖ 14. yüzyılda, Türkiye’de Uluburun’da batmış olan kargo gemisinde pahalı eşyaların arasında narın da bulunması onun bu devirde pahalı ve lüks bir yiyecek olduğunu düşündürmektedir.
  • Dini ritüel ve metinlerde adından sıkça söz edilen nar, yaşam ve ölümsüzlük simgesi olarak efsanevi bir meyvedir.
  • Nar, genellikle tanrıçalarla bağlantılıdır.
  • Sümer mitolojisinde tanrıça İnanna, çivi yazılı metinlerde, elma ve narı seven tanrıça olarak tanımlanmıştır.
Nar ağacı motifi, Asur dönemi silindir mühürleri üzerinde de görülmekte ve hayat ağacı olarak nitelendirilmektedir. Fotoğraf:www.johschool.com

Nar ağacı motifi, Asur dönemi silindir mühürleri üzerinde de görülmekte ve hayat ağacı olarak nitelendirilmektedir.
Fotoğraf:www.johschool.com

Karkamış antik kentinde Geç Hitit Dönemi rölyefi, ana tanrıça Kubaba ve sağ elinde nar. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Karkamış antik kentinde Geç Hitit Dönemi rölyefi, ana tanrıça Kubaba ve sağ elinde nar.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Ana tanrıçanın adı Frigler’de Kibele olur. Ankara, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde Frigya dönemine ait (MÖ 6. yüzyıl) kireçtaşından Ana Tanrıça Kibele heykeli (boy: 126 cm). Tanrıçanın elinde tuttuğunun elma veya nar olduğu düşünülüyor. Fotoğraf:sanat.ykykultur.com.tr

Ana tanrıçanın adı Frigler’de Kibele olur.
Ankara, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde Frigya dönemine ait (MÖ 6. yüzyıl) kireçtaşından Ana Tanrıça Kibele heykeli (boy: 126 cm). Tanrıçanın elinde tuttuğunun elma veya nar olduğu düşünülüyor.
Fotoğraf:sanat.ykykultur.com.tr