Etiket arşivi: tüketim

Çağdaş Sanata Varış 330|Bitiş

Keşiş, Jan Fabre, 2001. 2017 Venedik Bienali’nde sergilenen eserde insan kemikleri, demir teller ve iplik kullanılmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Keşiş, Jan Fabre, 2001.
2017 Venedik Bienali’nde sergilenen eserde insan kemikleri, demir teller ve iplik kullanılmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Andy Warhol’dan itibaren birçok sanatçının gösteriye ve gösterinin çarpıcı etkilerine başvurması, günlük hayatımızı biçimlendiren medyanın kaçınılamayan gücüne tanıklık etmektedir.
  • Sanatçı, dünyanın nasıl göründüğü ve insanların durumunun günümüzde neye benzediği konusunda eleştirel bir konum alır. “Razı olmamak” söz konusudur. İzleyicinin işlerden çok, işlerin ele aldığı konularla ilgilenmesi, konuya dahil olması amaçlanır.
  • Pek çok sanatçı pek çok işiyle, günümüzde meselenin parçası olmadan eleştiri imkanımızın da olmadığını vurgulamaya çalışmıştır.
  • Sanat şahsi zevklerin ötesine geçer.
  • Zaman zaman alışılagelen beğeni ve rahatlık sınırlarının ötesi söz konusu olabilir.
  • İmge, nesne, performans ve metin gibi pek çok formu kapsayan yapıtlar çoğunluktadır.
  • Sanat eseri özünde iyi veya kötü oluşunu değil de, bizim diyaloğa girmemize imkan tanıyıp tanımadığı sorusunu sormamızı getirmektedir.
  • Eserler fiziki olduğu kadar da fikirseldir.
  • Sofistike tüketiciler için şirketler prestijlerini, ürünlerini sanatsal etkinliklerle desteklemeye başlamışlardır.
  • Ana amaçlardan biri, tüketim öncesi duruma geri dönmek söz konusu olmadığına göre, dünyayla daha az katı bir denetim altında ve daha az düzen verilmiş bir ilişkiye ulaşmaktır.
  • Marcel Duchamp’ın “sanat eseri olmayan bir eser yapmak mümkün müdür?” sorusuna günümüzde mümkün olabileceği cevabını vermemiz beklenir.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 275|Çağdaş Kavramsal Sanat 6

Kimlik 5
Feminist Sanat 2

Fotoğraf sanatçısı Melisa Mızraklı’nın Contemporary İstanbul 2015’te yer alan eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf sanatçısı Melisa Mızraklı’nın Contemporary İstanbul 2015’te yer alan eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kadın Halleri, Beril Anılanmert, 2008. Sanatçı,” Çalışmalarımda, kadının günlük yaşam döngüsünü, kültür taşıyıcısı olarak rolünü veya erkek akrabaların arasına sıkışmış kız çocuklarını ve genelde gelenek adı altında uygulanan şiddete karşı görüşü ele almaktayım,” diyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Baksı Müzesi, 2016.

Kadın Halleri, Beril Anılanmert, 2008.
Sanatçı,” Çalışmalarımda, kadının günlük yaşam döngüsünü, kültür taşıyıcısı olarak rolünü veya erkek akrabaların arasına sıkışmış kız çocuklarını ve genelde gelenek adı altında uygulanan şiddete karşı görüşü ele almaktayım,” diyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Baksı Müzesi, 2016.

Miles After Miles, Tayeba Begum Lipi, 2015. Paslanmaz çelik tıraş bıçaklarından, 36 numara ayaklar için yapılmış kadın ayakkabısı İstanbul’da, Art International 2015’te sergilendi. 1965 Bangladeş doğumlu sanatçı resim, baskı, video ve enstalasyonlarında kadının dünyadaki marjinalliği ve kadın bedeni temalarını kullanıyor. Objelerini küvet, tekerlekli sandalye, tuvalet masası ve kadın iç çamaşırı gibi gündelik eşyalardan seçiyor ve bunların yapımında çoğunlukla çengelli iğne ve jilet kullanıyor. Materyal seçiminde Bangladeş’teki kadına karşı şiddeti simgelemek için batıcı ve kesici aletler kullanmayı tercih ediyor. Kırsal kesimde doğumda kullanılan jilet, sanatçının çocukluğunda gözlemcisi olduğu evde, ebe ile doğan yeğenlerinin ve kuzenlerinin doğumunda kullanıldığı için görsel hafızasına kazınmış bir malzeme. Lipi, ilkin fabrikasyon jilet kullanırken, daha sonra farklı büyüklüklerdeki objeleri için özel üretim jilet kullanmaya başlamış. Kadın bedeninin düşündürdüğü yumuşaklık ile zıtlık oluşturan, bedene koruyucu bir zırh olan eserler yaratıyor. Aktivist sanatçı duvara asılı, saç telleri bakırdan yapılma beş peruk ile ülkesinde cinsiyet değiştirmiş bireylerin sesi olmak, onların korkusunu yansıtmak ve toplumdan yalıtılmışlıklarını ifade etmek için Aynı Olamayız adlı eserini yaratmıştı. Ülkesinin önde gelen çağdaş sanatçılarından biri olan Lipi, iki kez ülkesini Venedik Bienali’nde temsil etmiş, bol ödüllü bir sanatçı. Kendisi gibi sanatçı olan eşi ile birlikte 2002 yılında Bangladeşli sanatçılara yardımcı olmak için bir vakıf kurdu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Miles After Miles, Tayeba Begum Lipi, 2015.
Paslanmaz çelik tıraş bıçaklarından, 36 numara ayaklar için yapılmış kadın ayakkabısı İstanbul’da, Art International 2015’te sergilendi.
1965 Bangladeş doğumlu sanatçı resim, baskı, video ve enstalasyonlarında kadının dünyadaki marjinalliği ve kadın bedeni temalarını kullanıyor. Objelerini küvet, tekerlekli sandalye, tuvalet masası ve kadın iç çamaşırı gibi gündelik eşyalardan seçiyor ve bunların yapımında çoğunlukla çengelli iğne ve jilet kullanıyor. Materyal seçiminde Bangladeş’teki kadına karşı şiddeti simgelemek için batıcı ve kesici aletler kullanmayı tercih ediyor. Kırsal kesimde doğumda kullanılan jilet, sanatçının çocukluğunda gözlemcisi olduğu evde, ebe ile doğan yeğenlerinin ve kuzenlerinin doğumunda kullanıldığı için görsel hafızasına kazınmış bir malzeme. Lipi, ilkin fabrikasyon jilet kullanırken, daha sonra farklı büyüklüklerdeki objeleri için özel üretim jilet kullanmaya başlamış. Kadın bedeninin düşündürdüğü yumuşaklık ile zıtlık oluşturan, bedene koruyucu bir zırh olan eserler yaratıyor. Aktivist sanatçı duvara asılı, saç telleri bakırdan yapılma beş peruk ile ülkesinde cinsiyet değiştirmiş bireylerin sesi olmak, onların korkusunu yansıtmak ve toplumdan yalıtılmışlıklarını ifade etmek için Aynı Olamayız adlı eserini yaratmıştı. Ülkesinin önde gelen çağdaş sanatçılarından biri olan Lipi, iki kez ülkesini Venedik Bienali’nde temsil etmiş, bol ödüllü bir sanatçı. Kendisi gibi sanatçı olan eşi ile birlikte 2002 yılında Bangladeşli sanatçılara yardımcı olmak için bir vakıf kurdu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Tüketim, kapitalizmin kendisini ayakta tutmak için vazgeçemeyeceği bir araçtır. Kadın ve zevk de metalaştırılmış bir tüketim nesnesidir. Vücut Sanatı ve özellikle onun feminist versiyonları yerleşik, egemen kadın algılarına, kadının görsel ideoloji içindeki konumuna karşı bir direniştir. Bu direniş, kadının bir tutku ve zevk nesnesi olmasına ve kadının metalaştırılmasına bir başkaldırıyı da içerir.
ORLAN(1947-) takma adını kullanan ve adını büyük harflerle yazan Fransız performans sanatçısı ve akademisyen, bedenini bir sanat yapıtı olarak kullandı. 1990’da, dokuz ameliyat performansından ilkini gerçekleştirdi. Renkli perdelerle dekore edilmiş tiyatrolarda, bilinci yerinde ama lokal anestezi altında, ünlü modacıların imzasını taşıyan kostümler giyerek, şiir ve müzik eşliğinde, estetik ameliyat geçirdi. Omnipresence adlı yedinci performans, New York’ta gerçekleşti ve uydu yoluyla dünya çapında yayınlandı. Yani izleyici performanstan fiziki olarak ayrıldı. O ameliyatların bazıları videoya kaydedildi. ORLAN, işlemler sırasında çekilmiş fotoğraflarını birer sanat yapıtı olarak izleyiciye sundu. Ameliyatları yapan feminist estetik uzmanı, implantlar yerleştirerek sanatçının yüzünü yeniden şekillendirdi. Bir dizi ameliyatla alnının iki yanına birer boynuz yapıldı (1990’ların başı ile ortası). Kendisini Kolomb öncesi sanat ile özdeşleştirdiği işleri de oldu. ORLAN çalışmasının estetik ameliyatlara değil, güzellik standartlarına karşı olduğunu; kadına ve bedene gittikçe daha çok dayatılan ideolojiye karşı olduğunu belirtmiştir. Bir ifade aracı olarak vücudun kullanılışı ilk kez Yves Klein tarafından 1958-60'ta gerçekleştirilmiş, bu yöntem, 1964 yılı sonrasında Vücut Sanatı olarak adlandırılmıştır. ORLAN’ın girişimi ile, bedenin sahibi kimdir; devlet ve bireyin bedenlere hükmetme yetkisi nereye kadardır; sanatın bedenle ilişkisindeki eşik nerede başlar gibi Çağdaş Döneme ait sorularla beden olguları Çağdaş dönemde de devam etmiştir. ORLAN performanslarında kendi bedenini, feminist sorunlara eğilmek için bir ortam olarak kullanmıştır. Burada Kavramsal Sanat, Beden Sanatı, Feminist Sanat, Performans Sanatı, Video Sanatı iç içedir. Žižek’e göre Batı’nın toplumsal sistemi “liberal kadınları” rekabet güçlerini koruyabilmek için güzellik ameliyatlarına katlanmak için devasa bir baskı altına almaktadır. Kadınların gönüllü olarak güzellik ameliyatı eziyetine katlandıkları Batılı toplumun, kadınları sünnete maruz bırakan Afrika toplumundan ilke olarak farkı yoktur. Fotoğraf: biografieonline.it

ORLAN(1947-) takma adını kullanan ve adını büyük harflerle yazan Fransız performans sanatçısı ve akademisyen, bedenini bir sanat yapıtı olarak kullandı. 1990’da, dokuz ameliyat performansından ilkini gerçekleştirdi. Renkli perdelerle dekore edilmiş tiyatrolarda, bilinci yerinde ama lokal anestezi altında, ünlü modacıların imzasını taşıyan kostümler giyerek, şiir ve müzik eşliğinde, estetik ameliyat geçirdi. Omnipresence adlı yedinci performans, New York’ta gerçekleşti ve uydu yoluyla dünya çapında yayınlandı. Yani izleyici performanstan fiziki olarak ayrıldı.
O ameliyatların bazıları videoya kaydedildi. ORLAN, işlemler sırasında çekilmiş fotoğraflarını birer sanat yapıtı olarak izleyiciye sundu. Ameliyatları yapan feminist estetik uzmanı, implantlar yerleştirerek sanatçının yüzünü yeniden şekillendirdi. Bir dizi ameliyatla alnının iki yanına birer boynuz yapıldı (1990’ların başı ile ortası). Kendisini Kolomb öncesi sanat ile özdeşleştirdiği işleri de oldu.
ORLAN çalışmasının estetik ameliyatlara değil, güzellik standartlarına karşı olduğunu; kadına ve bedene gittikçe daha çok dayatılan ideolojiye karşı olduğunu belirtmiştir.
Bir ifade aracı olarak vücudun kullanılışı ilk kez Yves Klein tarafından 1958-60′ta gerçekleştirilmiş, bu yöntem, 1964 yılı sonrasında Vücut Sanatı olarak adlandırılmıştır. ORLAN’ın girişimi ile, bedenin sahibi kimdir; devlet ve bireyin bedenlere hükmetme yetkisi nereye kadardır; sanatın bedenle ilişkisindeki eşik nerede başlar gibi Çağdaş Döneme ait sorularla beden olguları Çağdaş dönemde de devam etmiştir.
ORLAN performanslarında kendi bedenini, feminist sorunlara eğilmek için bir ortam olarak kullanmıştır.
Burada Kavramsal Sanat, Beden Sanatı, Feminist Sanat, Performans Sanatı, Video Sanatı iç içedir.
Žižek’e göre Batı’nın toplumsal sistemi “liberal kadınları” rekabet güçlerini koruyabilmek için güzellik ameliyatlarına katlanmak için devasa bir baskı altına almaktadır. Kadınların gönüllü olarak güzellik ameliyatı eziyetine katlandıkları Batılı toplumun, kadınları sünnete maruz bırakan Afrika toplumundan ilke olarak farkı yoktur.
Fotoğraf: biografieonline.it

 

Çağdaş Sanata Varış 132| Postmodernizm 5

  • Epistemoloji, felsefenin şeyleri nasıl bildiğimizle ilgilenen dalıdır. Postmodernistler, epistemolojiye ya da geçmişi nasıl bileceğimize ilişkin sorular, tarihi kimin yarattığına ilişkin sorular, dilin doğası ile yazının kendisine ilişkin sorular sorar.
  • İnterdisipliner çalışmalar ve kültürlerarası yaklaşım ağırlık kazandı.
  • Postmodern’lere göre insan sürekli oluşum içindedir. Hem her an çevresinden etkilenir hem de çevresini etkiler.
  • Postmodern’de insana ve çevresine karşıt kavramlarmış gibi yaklaşmak, herhangi bir ayrımdan, kavramsal düzeyde söz etmek imkansızdır.
  • Postmodern düşünce her türlü ayrıma ve sınıflandırmaya karşı çıkar. Ürünü açımlamak, tanımlamak amacıyla söylenen her söz Postmodern görüş ile çelişir.
  • Sivil Toplum Kurumları’nın (NGO) yaygınlaşması da Postmodern dönemin bir gelişmesidir.
  • Postmodernistler, Pozitivizmde eksik olan hoşgörüyü devreye soktular. Çok anlamlılık açık seçikliğin yerine geçti.
  • Akıl sık sık bir kenara bırakılmazsa hiçbir ilerleme olamayacağını; özensizlik, fırsatçılık, kaos gibi görünen şeylerin bugün bilgimizin asli parçaları saydığımız kuramların gelişmesinde önemli rol oynadığını; bu sapmaların, hataların ilerlemenin ön koşulu olduğunu savundular.
  • Yönteme Hayır”, dediler; herşeyin bir arada yürütülmesi gerektiğini öne sürdüler. Postmodernistlere göre, gerçekçi ile fantastik, kentsel ile kırsal, teknoloji ile mitos bir arada olabilir.
  • Modernizm’in yarattığı katı doktrinlerden, katı psikanaliz yaklaşımından daha kişisel olana, yerel olana geçildi.
  • 1960’lı yıllar, psikologların altın devri oldu. Bir psikoloğa gitmemek, yani “domuz gibi sağlıklı olmak”, ayıplanacak bir şey olarak görüldü.
  • 1970’lerde üst üste yaşanan ekonomik krizler ve AİDS ile 1980’lerde sağlıklı olmak, düşüş ve baş kaldırı yaşanan her kriz döneminden sonra olduğu gibi, tekrar önem kazandı. Jimnastik salonları “health center – sağlık merkezi” adını aldı. Alternatif yaşam deneyleri lanetlendi: AIDS, cinsel devrime verilmiş bir cezaydı. Dolayısıyla, tekeşlilik, sigara içmemek, doğal ürünlerle beslenmek, spor yapmak, stresten kaçınmak yeni amentü oldu.
Fotoğraf:www.reitix.com

Fotoğraf:www.reitix.com

  • Postmodern dönemde dev şirketler hükümetlerden daha güçlü olmuş; medya, savaş meydanının yerini almıştır.
  • Postmodern dönem, bilgi üreten ve dağıtan iş alanlarının geliştiği ve büyüdüğü bir dönemin adıdır.
  • Birleşik benlik, bilginin doğası ve yapısı, politik istikrar, sosyal kuruluşların geçirdiği değişime uygun olarak pazar da değişim/parçalanma (fragmentation) geçirmiş, pazar gittikçe daha küçük parçalara ayrılmıştır. Bu duruma uygun olarak kendi farklılıklarının dikkate alınmasını isteyen yeni bir tüketici profilinin karşısında mikro pazarlama, bireysel pazarlama gibi pazarlama teknikleri gelişmiştir.
  • Stratejik birlikler, ortak girişimler, dikey dağıtım sistemlerinin yazı sıra, güzel sanatlar, din veya müze gibi farklı alanlara da pazarlama metotlarının uygulanması ile işletme ve çevresi arasındaki sınırlar bulanıklaşmaktadır.
  • Alt ve üst kültür farklılaştırmasının giderilmesi, hiyerarşinin aşınması, ticaret ile kültür arasındaki ayrımları da bulanıklaştırmıştır. AVM’lerin ortak alanlarını galeri olarak kullanmak, tarihi binaları ticari konaklama yerlerine dönüştürmek bu yaklaşımın sonucudur.
  • Postmodernizm’in kurumsalcılık karşıtlığı hiyerarşiye, katı yapılanmaya, sistematik genelleştirmelere duyduğu antipatiye dayanır. Benzer şekilde, bürokratik ve hiyerarşik yapıda örgütlenen Modern  organizasyonların yerini de daha çok öz-yeteneklere dayalı olarak yapılanmış esnek postmodern örgütler/işletmeler almıştır.
  • Postmodern toplumda zaman darlığı içinde bulunan bireyler, ailesine ve kendine daha çok zaman ayırabilmenin arayışı içindedir. Benzer baskıları hisseden işletmelerin varlığıyla da bu dönemde, tam zamanında üretim (just-in-time production) ve tam zamanında pazarlama (just-in-time marketing)  gibi uygulamalar önem kazanmıştır. Bu bağlamda sanal ortam, iletişim ve alışverişte sağladığı kolaylık ve zaman tasarrufuyla postmodern toplum bireyleri için umut ışığı olmaktadır.
  • Modernizm için sadece üretim ekonomik ve moral açıdan değer yaratıcıdır. Postmodernizm hem üretimin hem de tüketimin birlikteliğine ve önemine vurgu yapar. Postmodern öneriye göre, tüketim olmadan üretim olmamakta, üretim olmadan da tüketim gerçekleşmemektedir ve bu karşılıklı var olma durumundan dolayı her ikisinin de önemi kabullenilmelidir.
  • Postmodern toplumda durgun bir çevre mevcut yapının devam etmesi, bir başka ifadeyle yeniliğin ve yaratıcılığın kaybolması demektir. Oysa değişken bir çevre bireylerden esneklik, adaptasyon, hızlı düşünme ve karar almanın yanı sıra sürekli kendini yenileme becerisi istemektedir.

Postmodernizm, yeni bir düzen, yeni bir ruhun yaratılmasıdır.