Etiket arşivi: toplumsal kurumlar

Şiddet 18 | Ötekine Yönelik Şiddet 1

Yabancı

  • Eski devirlerde yabancılardan duyulan korku, kabullerinde onlara uygulanan törenlerin nedeniydi.
  • Afganistan’da, İran’ın bazı bölgelerinde yabancı, yerleşim yerine girmeden önce bir hayvan, yiyecek ya da ateş ve tütsü adağı ile karşılanırdı.
  • Emin Paşa, Orta Afrika’da bir köye girdiğinde iki keçi kurban edilerek karşılanmış, keçilerin kanı yola serpilmiş, kabile başkanı bu kanın üzerine basarak paşayı karşılamıştı.
  • Eskimolar’da yabancıyı büyücü karşılar.
  • Yeni Gine’de yabancıya bir dal ile vurulur, bu dal ormana gömülerek kötü etkiler yabancıdan çıkartılıp gömülmüş olurdu.
  • Yolculuktan dönen, kabilesine katılmadan önce, yabancılardan büyü ve sihir yoluyla kapmış olabileceği kötülüklerden kurtulmak için arınma törenlerinden geçerdi. Böylece büyünün topluluğa bulaşması önlenirdi.
  • Tatar hanının huzuruna çıkacak olan kişiler ve hediyeleri, iki ateş arasından geçirilerek, büyü etkisini ortadan kaldıracağına inanılan ateş tarafından arıtılmış olurdu.
  • Yunanların, yabancının bir tanrı olabileceğini düşündüklerini Homeros’tan öğreniyoruz.
  • Yabancılardan ve onların sihrinden korku, bazen onları kabul etmeye hiçbir şekilde izin vermeyecek kadar büyüktü.
2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar. Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı. 2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı. Fotoğraf: slash-paris.com

2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar.
Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı.
2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı.
Fotoğraf: slash-paris.com

  • Alman Sosyolojisinin kurucularından Georg Simmel’e (1858-1918) göre yabancı, bugün gelen ve yarın da kalandır. Oraya ait değildir, oraya özgü olmayan ve olamayacak özellikler getirendir. Simmel, en eski zamanlardan beri her türden başkaldırma esnasında ilk saldırılan tarafın yabancılar olduğunu yazar.
  • Etnosentrizm, üyesi olunan grubun diğer bütün gruplardan üstün olduğuna ilişkin inançtır.
  • Amerikalı psikolog Gordon Allport (1897-1967), 1954 yılında yazdığı Önyargının Doğası adlı kitabında, ayrımcılığın, önyargının davranışa dönüşmüş hali olduğunu belirtir ve bu durumu beş basamakta izah eder:
  • Toplumda genellikle baskın olan, benimsenen görüşlerden ve davranışlardan yana olan insanlar; hemen her zaman, kendileri gibi olmayan, kendileri gibi düşünmeyen ve davranmayan insanlara karşı baskı uygulamışlardır.
  • İnsanların çeşitli niteliklerin bileşiminden oluşan kimliklere sahip oldukları düşünülüyor: ırk, dil, din, renk, cinsiyet; gelenekler, toplumsal kurumlar, düşünüş biçimleri, değerler gibi kültürel ögeler….Bu ögelerden biri, gruptan farklı olduğunda Öteki konumuna düşmek olasıdır.
  • Akademisyen Levent Ünsaldı (1976-), etnik grup veya azınlık grupları gibi ifadelerin, örtük de olsa, egemenin diliyle konuşmak olduğunu; Ötekiliğin kabulünü gösterdiğini söylüyor. Bir kişi veya grubu Öteki kategorisine sokan şeyin bir ilişki biçimi; siyasal, ekonomik, kültürel tahakküm formunu içinde barındıran bir bakış açısı ve tipleştirme olduğunu belirtiyor.
  • Başlangıcı Ata Kültüne dayanan, ortak atadan gelenlerin kardeşliği fikri Roma Krallığı (MÖ 753-509) döneminde politik sistemin bir parçası haline gelmişti. Aile üyelerinin gömüldüğü mezar odaları kutsal sayılırdı. Gentes denen, akraba gruplarının oluşturduğu klanlardan beri kan davası da vardır.
    *Kişiler kendileri gibi düşünenlere antipatilerini ifade ederler. Öteki, sözel olarak dışlanır.
    *Bir arada olmaktan kaçınılır.
    *Öteki’nin iş, konut, eğitim, sağlık gibi hizmetlerden yararlanmasına, politik haklarını kullanmasına karşı çıkılan ayrımcılık aşaması. Bu aşama Güney Afrika Cumhuriyeti’nde Apartheid rejimi tarafından kurumsallaştırılmıştır.
    *Şahsa ve mala yönelik fiziksel saldırı.
    *Yok etme eylemleri. Linç, katliam, toplu kıyım gibi. Yahudi Soykırımı ve Srebrenitsa Katliamı (1991-1995) ilk akla gelenlerdir. Hitler, bir sözde düşmanın, yani Yahudiliğin Alman ulusal, sosyalist hareketine engel olduğu savını kullanmıştır.

 

Çağdaş Sanata Varış 271|Çağdaş Kavramsal Sanat 2

KİMLİK 1

  • İnsanların çeşitli niteliklerin bileşiminden oluşan kimliklere sahip oldukları düşünülüyor:  ırk, dil, din, renk, cinsiyet;  gelenekler, toplumsal kurumlar, düşünüş biçimleri, değerler gibi kültürel ögeler….
  • Milan Kundera, “İktidar sizi nereden yaralıyorsa orası kimliğiniz olur” der. Mağdur kimliğin talebi, kendi farklılığının tanınmasıdır.
  • Bireysel ya da toplumsal zaafların istismarı, kişiyi yeniden şekillendirir.
  • Britanya polisinin verilerine göre, 23 Haziran 2016’daki AB referandumu ve AB’den ayrılma kararı sonrasında ülke genelindeki ırkçı söylem ve saldırılarda %400 artış yaşanmış. Referandum öncesinde haftada ortalama 63 olan ırkçı söylem ve saldırı sayısı referandumun ardından geçen bir haftalık sürede 331’e yükselmiş.
  • Tarihçi Marc Bloch, “İnsanlar babalarından çok, zamanlarının çocuklarıdır” diyordu.
  • Amin Maalouf’a göre biz kitleler çağında değil, bireyler çağındayız.
  • Bütün aidiyetlerimiz arasında dil, neredeyse her zaman en belirleyici olanlardan biridir. Dilin, kültürel kimliğin ekseni olarak kalma eğiliminde olduğunu söyleyebiliriz.
  • Diller de birçok aidiyetten oluşurlar. Fransız dilinin önce Latin, aynı derecede Germen, Kelt, sonra Afrika’dan, Antiller’den, Arapça’dan, Slavca’dan gelen katkılarla zenginleştiği bilinir.
  • Bazı dillerde dişi ve erkekler için farklı zamirler kullanılır. Bu durum Tanrı gibi cinsiyeti olmadığı düşünülen bazı kavramların da gündelik konuşmalarda veya yazılı metinlerde de erkek ya da dişi olarak tanımlanmasına yol açar. Çağdaş Dönemde bu konu bazı kişiler için, özellikle de trans bireyler için rahatsızlık verici olduğundan sık sık gündeme getirilip, dilin aslında kimseyi erkek ya da dişi kalıbına sokmaması gerektiği belirtiliyor.
  • 1990’lı yıllar, tümüyle Batılı beyaz erkek sanatçılardan oluşan sergilerin siyaseten doğru sayılmadığı bir dönemin başlangıcı olmuştur. Batı’da müze ve galerilerde; Batılı olmayan ülkelerde, fakat genellikle Batılı küratörlerin yönetiminde düzenlenen uluslararası bienallerde farklı kültürel kimliklerin temsil olanağı yaratılmıştı. Böylece, sanat dünyasının coğrafyası ciddi anlamda genişlemişti. Bu açılım, küresel ekonomik düzenin bir uzantısıydı.
The Snuff Main, V1, Fred Wilson. ABD, günümüz global politik durumuna uygun bir seçim yaparak, 2003 Venedik Bienali’ne beyaz ırk ve Batı kültürü tarafından yüzyıllarca aşağılanmış bir ırka ve kültüre mensup olan bir sanatçısını göndermiş. Fred Wilson (1954-), sergilediği çoklu ortam (multimedya) yapıtlarıyla hem yapısal hem de kavramsal olarak kompleks bir ortam yaratmış. Sunduğu video/filmler, enstalasyonlar, fotoğraflar, metinler, heykeller, el işleri, üzerinde oynanmış kitsch objeler ve tablolarla tarih boyunca Venedik’te fresklerde, usta ressamların tablolarında, biblolarda, mücevherlerde, filmlerde yaratılmış/kullanılmış zenci figürleri konu edinmiş. Yüzyıllarca zenci köle pazarı olmuş Venedik’te zencinin daima öteki olduğunu gösterirken, Batı tarihini Yapısöküm’e uğratıp, zencinin nasıl beyaz adamın elleri ve destekçisi olduğunu heykellerle göstermiş.  Wilson, İtalyan dekoratif sanatında, özellikle de mobilyada kullanılan, Blackamoors denilen, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’dan Ortaçağ’da Avrupa’yı istila etmeye  gelmiş siyah derili, güçlü-kuvvetli, gösterişli kumaşlara sarınmış, türbanlı, Müslümanları hizmetkar olarak gösteren  figürleri kullanmış.  Bu figürlerden biri,  lambaları (kültürleri), yangın söndürücülerine bağlı kitsch bir Venedik şamdanını tutan bir zenci. Ama bu lambalar artık ışık vermiyor; yangın söndürücüler tarafından söndürülmüşler. Fred Wilson vitrin içine yerleştirdiği sahte çikolata, kurabiye ve mücevherlerin de göründükleri şey olmadıklarını,  “Bu bir çikolata değildir”, “Bu bir kurabiye değildir” önermeleriyle belirtiyor. Eser, ırkçılığa ilaveten o çok ünlü “puro her zaman puro değildir” sözünü söyleyen Freud’a ve bunu resmeden René Magritte’e de bir gönderme yapıyor.. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

The Snuff Main, V1, Fred Wilson.
ABD, günümüz global politik durumuna uygun bir seçim yaparak, 2003 Venedik Bienali’ne beyaz ırk ve Batı kültürü tarafından yüzyıllarca aşağılanmış bir ırka ve kültüre mensup olan bir sanatçısını göndermiş.
Fred Wilson (1954-), sergilediği çoklu ortam (multimedya) yapıtlarıyla hem yapısal hem de kavramsal olarak kompleks bir ortam yaratmış. Sunduğu video/filmler, enstalasyonlar, fotoğraflar, metinler, heykeller, el işleri, üzerinde oynanmış kitsch objeler ve tablolarla tarih boyunca Venedik’te fresklerde, usta ressamların tablolarında, biblolarda, mücevherlerde, filmlerde yaratılmış/kullanılmış zenci figürleri konu edinmiş. Yüzyıllarca zenci köle pazarı olmuş Venedik’te zencinin daima öteki olduğunu gösterirken, Batı tarihini Yapısöküm’e uğratıp, zencinin nasıl beyaz adamın elleri ve destekçisi olduğunu heykellerle göstermiş.
Wilson, İtalyan dekoratif sanatında, özellikle de mobilyada kullanılan, Blackamoors denilen, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’dan Ortaçağ’da Avrupa’yı istila etmeye gelmiş siyah derili, güçlü-kuvvetli, gösterişli kumaşlara sarınmış, türbanlı, Müslümanları hizmetkar olarak gösteren figürleri kullanmış.
Bu figürlerden biri, lambaları (kültürleri), yangın söndürücülerine bağlı kitsch bir Venedik şamdanını tutan bir zenci. Ama bu lambalar artık ışık vermiyor; yangın söndürücüler tarafından söndürülmüşler.
Fred Wilson vitrin içine yerleştirdiği sahte çikolata, kurabiye ve mücevherlerin de göründükleri şey olmadıklarını, “Bu bir çikolata değildir”, “Bu bir kurabiye değildir” önermeleriyle belirtiyor.
Eser, ırkçılığa ilaveten o çok ünlü “puro her zaman puro değildir” sözünü söyleyen Freud’a ve bunu resmeden René Magritte’e de bir gönderme yapıyor..
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu