Etiket arşivi: toplama kampları

Şiddet 77| Hayvanlara Yönelik Şiddet 5

  • Baskı altında marjinalleştirilmiş her alanın, (gettolar, gecekondu mahalleleri, hapishaneler, tımarhaneler, toplama kampları, hayvanat bahçeleri) ortak bir yanı vardır.
  • Kentler büyüyüp yapılaşma arttıkça, insanlarla evcil olmayan hayvanlar arasındaki çatışmalar da arttı. Normal avları ortadan kalkan hayvanlar, besi hayvanlarına saldırdı, bu nedenle öldürüldü. Süs eşyası ve geleneksel ilaç yapımında kullanılan dişleri ve kemikleri için oluşan pazar, bazen soylarının tükenmesine yol açtı. Çoğu tür eski topraklarının yarısından fazlasını kaybederek, daha elverişsiz alanlara sürüldü.
Teksas’ın Kar Maymunları, Shimabuku, 2016. 1972 yılında bir grup kar maymunu Kyoto’da dağlardan alınarak ABD’ye Teksas’a, çöle götürülmüş. Japon sanatçı Shimabuku (1969-), alıştıklarının çok dışındaki iklim koşulları, yüzey örtüsü ve hayvanlar dolayısıyla ilk yıl kar maymunlarının çoğunun öldüğünü, hayatta kalanların ise ikinci yıl hızla çoğaldıklarını öğrenmiş. 2016 yılında kar maymunlarını görmeye Teksas’a gitmiş. Japonya’da olduklarından daha iri olduklarını,  kaktüs yemeye başladıklarını gözlemlemiş. Onlar için buz küplerinden küçük bir tepe yaparak onlara karlı dağları hatırlatmak istemiş. Buz tepesi ile ilgilenmelerini de video yapmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali 2017.

Teksas’ın Kar Maymunları, Shimabuku, 2016.
1972 yılında bir grup kar maymunu Kyoto’da dağlardan alınarak ABD’ye Teksas’a, çöle götürülmüş. Japon sanatçı Shimabuku (1969-), alıştıklarının çok dışındaki iklim koşulları, yüzey örtüsü ve hayvanlar dolayısıyla ilk yıl kar maymunlarının çoğunun öldüğünü, hayatta kalanların ise ikinci yıl hızla çoğaldıklarını öğrenmiş. 2016 yılında kar maymunlarını görmeye Teksas’a gitmiş. Japonya’da olduklarından daha iri olduklarını, kaktüs yemeye başladıklarını gözlemlemiş. Onlar için buz küplerinden küçük bir tepe yaparak onlara karlı dağları hatırlatmak istemiş. Buz tepesi ile ilgilenmelerini de video yapmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali 2017.

  • Hayvanat bahçelerine koşut İnsanat Bahçeleri de yapıldı. 1896’da Cincinnati İnsanat Bahçesi’nde Sioux kabilesinden yüz kadar Amerika yerlisine bir köy kurdurulmuş, Sioux’lar orada üç ay yaşayıp kendilerini ve yaşamlarını seyre açmışlardır. Kongo’nun Ituri Yağmur Ormanları’nda yaşayan dünyanın en kısa boylu insanları Mbuti Pigmelerinden bir kişi, New York Bronx Hayvanat/İnsanat Bahçesi’nde 1906 yılında yakın akrabası olarak düşünülen maymunların bölmesinde sergilenmiştir. Pigmenin seyir malzemesi yapılmasını birçok çevre protesto etmişse de insanlar onu izlemek için sel gibi akmıştı. Paris’te 1931’de kafesler içinde çıplak ya da yarı-çıplak sergilenen uzak diyarlardan insanları görmek için altı ayda 34 milyon insan para ödeyip gelmişti. Manchester Belle Vue Hayvanat/İnsanat Bahçesi’nde vahşi olarak tanımlanan siyah Afrikalılar, Yamyamlar kategorisi altında ziyaretçilere sunulmuştur. 2016 yılı başında ABD’de Lake Superior Hayvanat Bahçesi’ne turist ilgisini artırmak için buraya bir Amerikan Yerli Kampı ekleme önerisi yapılmıştır!
  • Hayvanların çoğu yasa dışı yaban hayatı ticareti ve kaçak avcılık ile yok edilmiş durumda.
  • Petrol çıkarma faaliyeti ve kalorifer yakmamız ile de hayvanlara zarar veriyoruz.
  • Küresel ısınma ile buzulların erimesi bazı hayvan türlerinin varlığını ciddi şekilde tehlikeye sokmakta. Bunlardan biri Kral Penguenler. Onlar, dünya çapındaki 17 penguen türünün en kalabalık ikincisi. Kral penguenlerin %70’inin küresel ısınma nedeniyle yüzyılımız bitmeden yok olacağı öngörülüyor.
  • Olmekler, Mayalar, Aztekler ve İnkalar jaguarları tanrı olarak görür, onlara tapınırdı. Amazon’da yaşayan kimi kabileler jaguar kanı içer, jaguar yüreği yer ve jaguar derisi kuşanırdı. Maya dilindeki balam sözcüğü hem jaguar, hem de rahip ve büyücü anlamına gelirdi. Geçmişte ABD’nin güneybatısından Arjantin’e dek yayılım gösteren jaguarlar doğal ortamlarının büyük bölümünü tarım ve yasa dışı ağaç kesimi faaliyetlerine kaybetmiş. 1800’lerin ortalarından bu yana eski topraklarının çoğunu kaybeden jaguarlar, ormanlık alanların derinliklerine çekilmek zorunda kalmış. Şimdilerde, jaguarlar varlığını sürdürebilsin diye çevreciler ormanların yok edilmesiyle ve kaçak avlanmayla mücadele ediyor.
  • Çin’de statü sembolü olarak ya da kötü ruhlardan korunmak için kolye olarak kaplan dişleri takılırdı. Kaplan uzuvlarına erişim, soyu tehlikede olan bu kedilerin sayısı azaldıkça giderek zorlaştı. Bu yüzden Çinlilerin jaguar arzusu büyüyor. Bolivya’da sayıları 4 bin-7 bin arasında olduğu düşünülen jaguarlar yasal koruma altında. Bolivya’da jaguar avı, jaguar uzuvlarının alım satımı, bulundurulması yıllardır yasak. Ancak Çinlilerin Bolivya’ya yaptıkları yatırım ve altyapı anlaşmaları neticesinde Çinli işçilerin ülkeye akın etmesi jaguar kaçakçılığı gibi yasa dışı faaliyetlerin tırmanmasına yol açtı.
  • Moda dünyasının kürk sevdası uzun zamandan beri tartışma konusu.
  • İran’da günde ortalama 3 bin, yılda bir milyon yabani kuşun yasa dışı olarak avlandığı ve bu duruma karşı tedbir alınmazsa soyu tükenme tehlikesi altındaki göçmen kuşların yok olacağı Science dergisinde yer aldı.
  • İnsanların hayvanlara karşı ve kendi türüne karşı uyguladığı zulmün aynı kökenden geldiği düşünülüyor.

 

Şiddet 62| Devlet Şiddeti 8

  • Psikiyatr ve filozof, önemli bir Nazi karşıtı düşünür olan Karl Jaspers’in (1883-1969) öğrencisi, arkadaşı ve izleyicisi Alman siyaset bilimci Hannah Arendt (1906-1975), sıradan insanların gaddarca davranabilme nosyonunu dile getirmek için kötülüğün sıradanlığı terimini yaratmıştır. Eğer kötülük yaygın ve sıradan ise buna ilişkin farkındalık pek yaygın değildir. Nuremberg Duruşmalarında Müttefikler, iki düzine Nazi liderini pek çok psikiyatr ve psikolog aracılığıyla iki yıl boyunca kapsamlı kişisel mülakatlar ve psikolojik testlerle değerlendirmeye tabi tuttular. Bu değerlendirmeler, Nazi liderlerinin, akıl hastası olmayan, zihinsel olarak sağlıklı, normal insanlar olduklarını ortaya koydu. Bu sonuç, Hannah Arendt’in kötülüğün sıradanlığı tezine iyi bir örnektir.
  • En sağlıklı olanların bile içinde pusuda bekleyen bir şiddet vardır. İngiliz İmparatorluğu’na karşı bir eylem aracı olarak kullanılan sivil itaatsizlik, Gandi’nin görüşüne göre, şiddetin tam yokluğu değil, kişinin kullanmayı gayet iyi bildiği askeri taktiklerin reddedilmesi anlamını taşır. Anlamlı karşı çıkış, keyfi şiddete karşı şiddet kullanmama değil, disiplinli şiddet kullanmaya karşı disiplinli şiddet kullanmamadır.

Auschwitz I, Oswiecim (Krakow’un 60 km batısında), Polonya. Kampa gelenlerden her şey toplanıyor, akla gelmez şekillerde değerlendiriliyordu. Kampa gittiğimizde saçlardan dokunmuş kumaş örneği görmüştük. Theodor Adorno, “Auschwitz’ten sonra şiir yazmak barbarlıktır,” dediğinde, bir yandan soykırım sonrası edebiyatın imkansızlığı ve geçersizliğini ifade ediyor ama beri yandan da bu yaşananların yeni sanat türlerini ve dilini dayattığını söylüyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Auschwitz I, Oswiecim (Krakow’un 60 km batısında), Polonya.
Kampa gelenlerden her şey toplanıyor, akla gelmez şekillerde değerlendiriliyordu. Kampa gittiğimizde saçlardan dokunmuş kumaş örneği görmüştük.
Theodor Adorno, “Auschwitz’ten sonra şiir yazmak barbarlıktır,” dediğinde, bir yandan soykırım sonrası edebiyatın imkansızlığı ve geçersizliğini ifade ediyor ama beri yandan da bu yaşananların yeni sanat türlerini ve dilini dayattığını söylüyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Fransız düşünür Michel Foucault’nun (1926-1984) kuramına göre iktidar artık disiplin ve biyo iktidar şeklinde varlık bulmaktadır. Ona göre iktidarın mikro fiziği norm ve alışkanlık oluşturan, niteleyen, ölçen, biçen, derecelendiren süreçlerden oluşur. Biyo iktidar üreme, doğum ve ölüm oranı, sağlık düzeyi, yaşama süresi konusunda müdahaleci önlemlerin alındığı, düzenleyici kontrollerin yapıldığı iktidar teknolojisidir. Foucault, savaşların tüm nüfus/bir halk adına yürütüldüğünü ve bu savaşların bir hükümdar adına yürütülenlerden çok daha fazla öldürücü şiddet ortaya çıkardığını söyler.
  • Modern biyo politiğin en tipik alanı toplama kamplarıdır.
Şengal Dağı’ndan Mavi Bir Natürmort, Rezzak İlge, 2016. Sanatçı eserlerinde tarihteki katliam ve soykırımları konu alıyor. Özellikle Yezidilerin maruz kaldığı yetmiş üç katliama değiniyor. Yezidilikte düşmüş melek olarak bilinen Melek-i Tavus’u temsil eden tavus kuşu renkli; yaban domuzları ise, hoşgörüsüz, baskıcı, ataerkil iktidarı kınamak adına renksiz olarak betimleniyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Sarsılan İmge - Pera Müzesi, 2018.

Şengal Dağı’ndan Mavi Bir Natürmort, Rezzak İlge, 2016.
Sanatçı eserlerinde tarihteki katliam ve soykırımları konu alıyor. Özellikle Yezidilerin maruz kaldığı yetmiş üç katliama değiniyor. Yezidilikte düşmüş melek olarak bilinen Melek-i Tavus’u temsil eden tavus kuşu renkli; yaban domuzları ise, hoşgörüsüz, baskıcı, ataerkil iktidarı kınamak adına renksiz olarak betimleniyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Sarsılan İmge – Pera Müzesi, 2018.

  • Michel Foucault’nun itaatkar bedenler dediği politik şiddet varlığını bedenlerde göstermektedir. İktidarın tüm denetimi bedenlerde okunabilir.
  • Asker bir kişi, bir birey olmaz: tam uyuşum içinde kusursuz bir çekirdeğin bir ögesi olabilir. Bu kusursuz ya da neredeyse kusursuz çekirdeğin harcı düşmanlıktır. Aynı hedefe yönelik ortak bir düşmanlık.
  • “Ordu, kökü olmayanlara kök sunar hep. Yeryüzünün en konuksever kulübüdür, kararsızlıklarını, başarısızlıklarını yerleştirecek bir otel arayanlar için bir günahkarlar sığınağıdır, üstelik herkese açıktır. Başta sudan çıkmış balıklara. Yatacak bir yatak, yemek yiyecek bir masa, çene çalacak bir arkadaş sağlar onlara. En önemlisi, senin yerine karar verir: bugününü düzenler, yarınını hazırlar. Gelecek, bir ikilem olmaktan çıkar orduda. Kışla evin, yurdun olur.” (İnşallah, O. Fallaci)
  • Vietnam’da işkenceciler mahkumlara şöyle diyordu: “Konuşursan, seni şerefinle kurşuna dizeceğim. Konuşmazsan bir kamyon altında ezdireceğim ve sonun onursuz bir ölümle gelecek” diye yazıyor Fallaci, Bir İnsan adlı eserinde.
  • 2005’te Fransız banliyö ayaklanmalarında binlerce araba yandı. Žižek bu tür olayları flaş mob’ların (bir anlık güruh) radikal karşıtları olarak görüyor. Žižek, 1968’i vizyonu olan bir ayaklanma olarak görürken, 2005 olaylarını herhangi bir vizyon iması, protestocuların getirdiği bir talebi olmayan, yalnızca tanınma ısrarı taşıyan bir eylem olarak görüyor ve bu tür hiçbir şey talep etmeyen şiddet içeren protesto eylemlerine protestonun sıfır seviyesi adını veriyor.