Etiket arşivi: Tolstoy

Yaşam ve Yazgı’da Rus Yazarlar

Vasili Grossman (1905-1964), Yaşam ve Yazgı adlı üç ciltlik eserinde (bitişi 1960, ilk basımı 1980 yılında İsviçre’de) Rus yazarlarını kendi açısından değerlendiriyor.

  • Rusya Sosyal-Demokratik siyasetini başlatanlardan, Rus devrimci ve Marksist teorisyen Georgi Valentinovich Plekhanov’a (1856-1918) göre: “Gorki tarafından yaratılan “ana” tipi bir ikonadır, işçi sınıfının ise ikonalara gereksinimi yoktur.”
  • Tolstoy, idamlar konusunda, “Suskun kalamam!” demişti. Oysa bizler 1937’de binlerce suçsuz insan idam edildiğinde sustuk.
  • Tolstoy, edebiyatın insanlar için gerekli olup olmadığı, yazdığı kitapların insanlara gerekip gerekmediği konusunda kuşku duyuyor, üzülüyordu.
Tolstoy. Fotoğraf: www.assanews.com

Tolstoy. Fotoğraf: www.assanews.com

  • Dahi Dostoyevski, Rus müteahhidin, kölelik yanlısının ve fabrikatörün acımasız gözlerini görmesi gereken yerlerde Yahudi tefeciyi görmüştür.
  • Yayınevleri Dostoyevski’nin kitaplarını yeniden basmıyor.
  • Çünkü Dostoyevski gericidir.
  • Doğru, Ecinniler’i yazmaması gerekirdi.
  • Daha çok Bir Yazarın Günlüğü’nü yazmamalıydı.
  • Stalin, boşuna Mayakovski’ye en iyi ve en yetenekli demedi. Mayakovski, duygularını ifade ederken devlet düzeninin ta kendisidir. Dostoveyski ise kendi devleti içinde bile insanlğın ta kendisidir.
  • Tolstoy hem radyoda, hem okuma gecelerinde okunuyor, hem yayımlanıyor, hem de liderler alıntı yapıyor yapıtlarından.
Çehov. Fotoğraf:ailehaber.com

Çehov. Fotoğraf:ailehaber.com

  • Çehov’u geçmiş dönem de bizim dönem de tanıyor. Çehov, bizim bilincimize koskoca Rusya’yı, onun bütün sınıflarını, bütün katmanlarını, bütün çağlarını soktu. O, milyonları demokrat olarak soktu bilincimize. Ondan önce hiç kimsenin, hatta Tolstoy’un bile söylemediği şeyi söyledi: Hepimiz her şeyden önce insanız. İnsanlar insan oldukları için eşittirler. Çehov, Rusya’ya özgü, gerçek ve iyiliklerle dolu demokrasinin, Rus insanının onurunun, Rus özgürlüğünün bayrağını taşıyandır.
  • Kötülüğe kötülükle karşı koymamayı öğütleyen Tolstoy bile hoşgörüsüzdür. İnsandan değil, Tanrı’dan yola çıkar. Onun için iyiliği pekiştiren bir düşüncenin galip gelmesi önemlidir.
  • Çehov, insandan başlayalım, her kim olursa olsun insana karşı iyi ve dikkatli olalım, insana saygı, sevgi ve merhamet göstereceğimiz bir yerden başlayalım, bu olmazsa hiçbir şey yapamayız, demişti. Çehov’un dediklerinin özünü devlet anlamıyor, bu yüzden ona katlanamıyor.
  • Dostoyevski için Rusya’da tüm insanlar aynı değildir. Hitler, Tolstoy’a alçak demiştir, ama söylendiğine göre Hitler’in çalışma odasında Dostoyevski’nin portresi aslıdır. Dostoyevski’nin Polonyalılara, Yahudilere nefretini bağışlamıyorum.
  • Tolstoy, Hacı Murat’ı, Kazaklar’ı, Kafkas Tutsağı’nı yazmıştır. Bunların hepsini Litvanyalı Dostoyevski’den daha fazla Rus olan bir Rus kontu yazmıştır. Tatarlar yaşadıkları sürece Tolstoy için Allah’a dua edecekler.

 

Kitaptan derlediğim bu alıntıları paylaşmak istedim.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Yaşam ve Yazgı, 1. Kitap, Vasili Grossman, Can Yayınları, 2012.
  • Yaşam ve Yazgı, 2. Kitap, Vasili Grossman, Can Yayınları, 2012.
  • Yaşam ve Yazgı, 1. Kitap, Vasili Grossman, Can Yayınları, 2012.

 

Çağdaş Sanata Varış 42 |Fütürizm 1

Geometrik Soyutlama

Cezanne’dan sonra ortaya çıkan Fütürizm, Orfizm, Neo Plastisizm/De Stijl, Süprematizm, Konstrüktivizm, Geometrik Soyutlama adını alıyor.

Bu dönemde, ressam ve heykeltraşların geometrik ve çok bilimsel, matematiksel yaklaşımları oldu. İyi renk armonileri; hangi karenin hangi kareyle dengelenmesi gerektiği; ışığın renklerden yansıyışı, hangisiyle ters düştüğü, birbirlerini nasıl etkiledikleri gibi, karşıdakine hiçbir şey iletmeyen, kendisinden başka hiçbir şeyin simgesi olmayan, çok bilimsel, mantıklı soyutlamalar yapıldı.

Amerikan Formalizmi’nden önce Avrupa’da Geometrik Soyutlama vardı.

 

FÜTÜRİZM/GELECEKÇİLİK
1909-1920’ler

 

  • 19. yüzyılın sonlarında gelişmeye başlar.
  • Fütürizm, donmuşluğa, tutucu usçuluğa bir başkaldırıdır.
  • Sanat çağcıl olmalıdır. Sanatçı, çağını yansıtan bir ayna, durağan değil, eylemin uygulayıcısı olmalıdır.
  • Yaşamdaki sürekli değişim kendisini sanatta da göstermelidir. Bu sebeple geçmişini bütünüyle reddedip,  tüm sanat akımlarını ve kuramlarını yok saymak gerekir.
  • Onlara göre ahlakçılık, yararcı bir korkaklıktır. Müzeleri ve kütüphaneleri de kaldırmak gerekir. Sanat tarihçileri sadece faydasız değil, aynı zamanda zararlıdırlar. Onları yok saymalıdır.
  • Yenileşmenin, ilerlemenin, makineleşmenin heyecanını taşıyan, sanatta da değişkenliği, hareketliliği savunan bir akımdır.

  • İlk Fütürist manifestoyu yazan, İtalyan şair, romancı, oyun yazarı ve yayın yönetmeni Filippo Tommaso Marinetti’dir (1876-1944). Fütürizm’in ilkeleri 1909 yılında Le Figaro’da yayımlanmıştır.
  • 1912’de ressam Umberto Boccioni (1882-1916) yayınladığı teknik bir bildirge ile geçmişin öldüğünü, geleceğin mumyalardan kurtarılması gerektiğini vurgular; gençliğin, güçlünün ve yüreklinin egemenliği üzerinde durur ve Marinetti’nin fikirlerini görsel alana uygular.
  • İtalya’nın ardından önce Rusya ve İngiltere’de, sonra birçok ülkede paralel hareketler ortaya çıkmış, akım her sanat dalında etkinliğini göstermiştir.
  • Marinetti, sanatçının yığınlara karışmasının sanatın başta gelen koşullarından biri olduğunu, birey-toplum ilişkisine yeni bir açıdan bakmanın gerekliliğini savunur. Ay ışığı, kadın,evlilik, tango, erkek modası ve parlamentercilik üzerine pek çok kışkırtıcı bildiri yayımlar. Teknik, erkek, yumruk döğüşü, savaş, hızlılık, sanayileşmeyi över.
  • Makine, geleceğe dair en önemli simgedir. Hızın üstünlüğünü fark etmek gerekir. Bir yarış otomobili bir Yunan heykelinden daha güzeldir.
  • Sevilen konular uçaklar, otomobiller, trenlerdir.
  • Kübistlerin gözünde yeni ürünler, yeni buluşlar, yeni enerji türleri, eski düzeni ortadan kaldıracak silahlardı. Yine de ilerlemeye duydukları ilgi derindi. Fütüristler ise makinayı, kendilerini özdeşleştirdikleri vahşi bir tanrı olarak görüyorlardı. Bu bakımdan Kübistler, Fütüristlerden ayrılıyordu.
  • Resim sanatı da hareketi, canlılığı, dinamizmi yansıtmalıdır.
  • Tehlikeye, cesarete aşıklar. Hırs, hareket, darbeler, sıçrayışlar istiyorlar.
  • Tanınmış Fütürist sanatçılardan bazıları ressam Giacomo Balla, ressam ve heykeltraş Umberto Boccioni, ressam, şair ve sanat eleştirmeni Gerardo Dottori’dir.
  • Edebiyat  durgunluktan kurtulmalı, savaş gibi, kavga gibi hareketli konuları işleyen edebi eserler yazılmalı, edebiyatta sürat hissedilmelidir.
  • Guillaume Apollinaire (1880-1918), 1913’teki bildirisiyle donmuş, kalıplaşmış değerlere karşı olduğunu açıklar. Şiirle resmin birlikte gelişmesini savunur. Apollinaire’in şiirinde sokağın düşlemsel gürültüsü duyulur.
  • Fütürist edebiyat Nerval-Baudelaire-Rimbaud kuşağından filizlenir.
  • Şiir toplumun şimdi’sinden, geleceğe, geleceğin durumlarına doğru özgürce atılmalı; çağının gelişim, gereksinim ve isteklerini ileriye yönelik biçimde sunmalıdır. Bu hem şiiri, hem de eylemlerimizi geleceğe açık ve canlı tutacaktır.
  • Şiir geleneğindeki ölçü, uyak ve tüm dil bilgisi kuralları Fütüristler tarafından yok sayılmış, özgür nazım tekniği ile şiirler yazılmıştır. Cesaret, cüret ve isyan önemsenmiştir. İtalya’da ilk Fütürist şiir antolojisi 1912’de yayımlanmıştır.
  • Mantıklı cümle kurmayı reddetmiş, sözcüklere özgürlük tanınmasını savunmuşlardır.
  • Ezra Pound, D. H. Lawrence  bu akımdan etkilenen yazarlardır.
  • Savaşı yücelten beyanları olmuş, zamanla İtalya’da faşizm ile özdeşleştirilmişlerdir: “Biz dünyadaki gerçekten sağlıklı tek şeyi, yani savaşa ve ölüme götüren güzel düşünceleri yüceltiyoruz.”
Modern Sanat Müzesi, Fütürist Salon, Roma.

Modern Sanat Müzesi, Fütürist Salon, Roma.

 

  • Akımın Rusya’daki temsilcileri, savaş karşıtı bir tavır sergileyerek, makine ve hız kavramlarını ekonomik bir fikir olarak ele almışlardır.
  •  Rusya’da  Velemir Hlebinikov ve Vladimir Mayakovski (1893-1930), Fütürizm’in güçlü isimlerindendir. Mayakovski, şiirleri ve resimleri ile Fütürizm’i ülkesine tanıtmıştır. Rus Fütüristleri kendi manifestolarını yayınladılar; Puşkin, Tolstoy, Dostoyevski reddedildi, şiirde sokak dilinin kullanılması istendi. 1917 Ekim Devrimi’nden sonra da Gelecekçi akım güçlendi.
  •  Mayakovski için güzellik, bilimin ellerindeki mikroskoptu.
  • Mayakovski şiirlerinde çoğunlukla geleceğin insanlarına seslendi. 1915 yılında yazdığı Pantalonlu Bulut şiiri ile ün saldı, Gorki tarafından bile övüldü. Şiirlerine gösterilen tepki tiksinti ile çoşku arasında değişti. Mayakovski’nin aşk, sanat, toplum ve din görüşü, Marinetti’nin görüşlerinden farklıydı. Gogol onun gözde sanatçısıydı. Başkişiler bakımından Dostoyevski ile aralarında büyük benzerlik vardır. Mayakovski’nin Bu Konuda adlı eseri ile Suç ve Ceza arasında metin koşutlukları görülür. Kendini öldürme örgesi Mayakovski’nin eserlerinde çok olağandır. 1930 yılında Rus Banyosu adlı oyununun aldığı ağır eleştiri; 20 yıllık çalışmalarını sergilediği alanın halkla dolup taşmasına rağmen tüm yazınsal ve resmi kişiler tarafından boykot edilmesi; yazınsal yalnızlığı ve sevdiği kadının yaptığı evlilik onu çok yıpratır. Geleceği simgeleyen iyi topluma siyasal devrimle de ulaşılamadığını görmesi sonucu 37 yaşında kendini kalbinden vurur.
  • Fütürizm Rusya’da kültür tekeli kurmaya niyetli oluşlarından dolayı Lenin tarafından şüpheyle karşılanmasına rağmen, Petersburg’da Ego-Fütüristler (Severiyanin-1911), Moskova’da Kübo-Fütüristler (Kruçenıyn, Hlebnilov, Kamenskiy, Mayakovski, E. Guro, 1913), Tsentrifuga ılımlıları veya Santrifüj Grubu (Aseyev, Pasternak), Kive (M. Semenko), Tiflis (grup 41º) ve Vladivostok’a kadar (Yaratım, 1920-1921) yayıldı.
  •  1913 yıIından itibaren Rusya’da Kübizm’in formlarını, Fütürizm’in dinamikliğini esas alan Kübo-Fütürizm okulu gelişti. Kübo-Fütüristler daha ziyade harflerin şekillerinde, metnin kağıt üzerindeki yerleşiminde, hatta matbaa aşamasındaki detaylarda anlam buldular. Kelimelerle nesneler arasında aslında büyük bir fark olmadığına, bir şairin şiirinde kullandığı kelimeleri bir ressamın tualinde renkler ve şekillerle yaptığı gibi düzenlemesi gerekliliğini savundular. Gramer, sözdizimi ve hatta mantık, tutarlılık gibi ögeleri boş verip yeni kelimeler türettiler, mevcut kelimelere yeni anlamlar yüklediler. Tabuları yıkan hatta toplumda kutsal sayılan şeylerle alakalı hazmı zor sözcükler kullanıp, yer yer aşırı agresif bir dil kullandılar.
  • Kübo-Fütürizm,  Süprematizm ve Konstrüktivizm’in soyutlaştırma anlayışına bir geçiş oluşturur. Kazimir Malevich, ilerleyen dönemde Süprematizm akımı ile sanat yaşamına devam etmiştir.
  • Türk edebiyatında ise Fütürist ürünleri, Rusya’da bulunduğu yıllarda (1922-1928) Nazım Hikmet Ran kaleme aldı. Mayakovski ve başka Fütürist şairlerin bir takım öz ve biçim yeniliklerini benimseyen şair, İtalyan ve Rus Fütürizmi’nin özellikleri olan özgür nazım tekniği, teknoloji hayranlığı (demir raylarda koşan demir beygir, asma köprüler, elektrikli tezgahlar), hızın güzelliği, çalışan kadının yüceltilmesi gibi öğeleri kullandı (“Makinaşmak istiyorum”, “Sanat Telakkisi” gibi şiirler). Ancak Nazım Hikmet’te Fütürizm’in etkisi uzun sürmedi.
  • Nazım Hikmet’in Mayakovski’yi taklit ettiği zaman zaman öne sürülen bir görüştür. Her ikisinin sanat görüşleri birbirine az çok uymasının yanı sıra, her ikisi de eski bir yönetimden yeni bir yönetime geçişi yaşadılar. Her ikisi de tanrıtanımaz ve devrimci. Her ikisi de içinde yaşadıkları yönetimle çatıştılar. Her ikisi de Lenin’le Stalin arasındaki dönemi yaşadılar (1924-1927). Böyle ortak noktalar var. Nazım Hikmet, Bursa Cezaevi’nden Adalet Cimcoz’a yazdığı mektupta “Ben Mayakovski’yi şahsen tanıdım. Bir yılbaşı gecesi kendisine takdim edildim, şiir okumasını dinledim. Üstadı bizde tercüme etselerdi, aramızda ne kadar az benzerlik olduğu meydana çıkardı. Üstad, bir çeşit müstezatlı aruzla yazar, bendeniz böyle bir ölçü kullanmam. Üstadda, kafiye meselesi ön planda geliyor. Bendeniz ise bunu ancak gerektiği zaman bir unsur olarak kullanırım” demiştir.

Çağdaş Sanata Varış 18 | Realizm-Gerçekçilik

Evrende bizim bilincimizden bağımsız bir  gerçeklik olduğu görüşüdür.

19. yüzyılın ikinci yarısında Klasisizme ve Romantizme tepki olarak, bilimin gelişmesi ile doğmuştur. August Comte’un Pozitivizm felsefesine dayanır. Pozitivizm, neden-sonuç ilişkisine önem veren, doğayı ve insanları gözlem ve deneyle açıklamaya çalışan bir düşünce sistemidir. Realist sanatçılar bu yolu izlemeye çalışmışlardır.

  • Amaç, işin özünü tanımlamaktır.
  • Gerek Klasizmi, gerekse Romantizmi yapay bulurlar.
  • Konuyu arındırıp yüceltmezler.
  • İdeale yaklaşmaya çalışmazlar.
  • Konular gerçek yaşamdan alınmıştır.
  • Olağanüstü olay ve kişilere yer verilmez.
  • Konular, gözün gördüğü gerçeği yansıtırlar.
  • Çevrenin önemi ve etkisi kavranmıştır.
  • Doğa ve insan betimlemeleri ölçülüdür.
  • ‘Sanat için sanat’ anlayışına sahiptiler. Sanatı, toplumu değiştirme ve geliştirme aracı olarak görmediler.
  • Yapmacıksız bir üslüp kullanılmıştır.
  • Zariflik değil, gerçek önemsenmiştir.
  • Çoğunlukla çalışan sınıfı resmettiler.
  • Genelde karamsar
  • Ama, ‘halk eziliyor’ temasını da vurgulamıyorlar (Romantizm vurguluyordu).
  • Günlük yaşamı önyargısız yansıtmaya çalıştılar, nesnel bir akış açısı eserlere hakimdi.
  • İyiyi Klasizme yaklaşır diye almadılar.
  • Portrelerde ifade vardır (Klasikte yoktu).
  • Doğayı seviyorlar (Empresyonistlerle ortak).
Gustave Courbet (1819-1877), Batı Medeniyeti. Courbet, Fransız Gerçekçi Okulunun öncüsü. Bazı tablolarında sembolist ögelere de rastlanır.

Gustave Courbet (1819-1877), Batı Medeniyeti. Courbet, Fransız Gerçekçi Okulunun öncüsü. Bazı tablolarında sembolist ögelere de rastlanır.

Honoré Daumier (1808-1879).

Honoré Daumier (1808-1879).

 

Eduard Manet (1832-1883) birden fazla sanat akımı için önemlidir: Klasik, Realist, Empresyonist ve Modern. Formu Klasik, konusu Realist tablolar yapmış; Realizmden Empresyonizme geçişte önemli bir rol oynamış; çizildikleri düz yüzeyleri vurguladıkları için, düz bir yüzeyde resme bakıldığını net bir biçimde belli ettikleri için tabloları ilk Modernist tablolardan sayılmıştır.

Eduard Manet (1832-1883) birden fazla sanat akımı için önemlidir: Klasik, Realist, Empresyonist ve Modern. Formu Klasik, konusu Realist tablolar yapmış; Realizmden Empresyonizme geçişte önemli bir rol oynamış; çizildikleri düz yüzeyleri vurguladıkları için, düz bir yüzeyde resme bakıldığını net bir biçimde belli ettikleri için tabloları ilk Modernist tablolardan sayılmıştır.

  • Realist edebiyatın temsilcileri olarak Flaubert, Balzac, Stendhal, Zola, Tolstoy, Dickens, Gorki, London ilk akla gelenlerdir.
  • Osman Hamdi ve Halit Ziya Uşaklıgil de Realizm akımı sanatçılarıdır.

 

 

Maksim Gorki ve Moskova’daki Evi

Maksim Gorki’nin Çocukluğum adlı eserinin Can Yayınları’ndan çıkması ile 2000 yılında Moskova’da gezdiğim Gorki müze-evini hatırladım. Toplumcu gerçekçi bir yazara hiç uymadığını düşündüğüm, ama çok güzel bir Art Nouveau örneği olan malikaneyi çok beğenmiştim.

Bina, Modern mimari akımın Rusya’daki en önemli öncülerinden olan Feodor Şektel tarafından 1900 yılında tasarlanmış. Ekim Devrimi’nden sonra ailesiyle birlikte Rusya’yı terk eden sanat hamisi ve banker Stepan Riyabuşinski’ye ait olan malikane, bir süre devlet yayınevi olarak, daha sonra yabancı ülkelerle kültürel temaslar için kullanılmış, 1931 yılında Stalin tarafından Maksim Gorki’ye hediye edilmiştir. Riyabuşinski ise birkaç yıl sonra Fransa’da ölmüştür. Gorki bu evde 1936 yılında ölünceye dek 5 yıl, bir nevi hapis hayatı yaşamış.

Acı anlamına gelen Gorki müstear adını kullanan, küçük yaşta yetim kalan, tahsilini tamamlayamayan, uzun süre başıboş, yoksul bir hayat süren, küçük yaşlarda başladığı emekçiliğin zorlukları içinden gelen, Marksizm’i benimseyerek Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ni destekleyen, Bolşeviklerin safına geçmekle birlikte partiye hiçbir zaman resmen üye olmayan, sağlık sorunları nedeniyle bir süre İtalya’da yaşadıktan sonra Sovyetler Birliği’ne dönerek Stalin’in yanında yer alan, Sovyet Yazarlar Birliği’nin ilk başkanı, Sovyetler Birliği’nin resmi devlet edebiyatı toplumcu gerçekçiliğin ortaya çıkışına katkıda bulunan, Stalin’in baskısının artması ve uygulamaları ile hayal kırıklığı yaşayan, yazma esinini kaybeden veya yazmaktan kaçınan, 1936’da tedavisi sırasında gizemli bir şekilde ölen, büyük ihtimalle Stalin tarafından zehirlenen, ama tabutu Josef Stalin tarafından taşınan Maksim Gorki, Rus edebiyatının en etkileyici yazarlarından biri olmuştur. Rejim karşısında tehlikeli konumda olan yazarları, örneğin Babel’i, koruması altına almaya çalışmış, ölümünden sonra Babel ancak birkaç yıl daha kendini kurtarabilmiş, sonra nasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde öldürülmüştü.

Malikane, mozaik frizleri, sırlı tuğla örgüsü ve vitray kullanımıyla oldukça süslü ve gelenek dışıdır. Evin iç mekanı, zarif bir sıva işçiliğiyle işlenmiş tavanları, vitrayları ve oyma kapı çatkılarıyla benzersiz bir göz alıcılığına sahiptir.

Malikane, mozaik frizleri, sırlı tuğla örgüsü ve vitray kullanımıyla oldukça süslü ve gelenek dışıdır. Evin iç mekanı, zarif bir sıva işçiliğiyle işlenmiş tavanları, vitrayları ve oyma kapı çatkılarıyla benzersiz bir göz alıcılığına sahiptir.

Sağlam bir olay örgüsü kuramaması, yaşamın anlamı üzerine uzun tartışmalara yer vermesi bazı eleştirmenler tarafından bir ölçüde başarısız olduğunun göstergesi sayılmıştır. Çehov ile mektuplaşmaları (Yazışmalar, Yankı Yayınları, 1966), Tolstoy’un Gorki’ye olan ilgisine ve ondan etkilenmesine, Çehov’un Gorki’nin yazınınına yönelttiği eleştiriler ve tavsiyelere yer vermektedir. Çehov açıkça Gorki’nin tabiat, aşk ve kadın tasvirlerindeki aşırılığı,  sık sık kullandığı bazı kelimelerin kulağa çirkin geldiğini, sürekli olarak tabiata insankişiliği vermesinin tasviri monoton, tatsız, hatta bazen anlaşılmaz hale getirdiğini uzun uzun yazıyor. Çehov, Gorki’ye taşradan ayrılmasını, edebiyat çevresine yakın olmak için Moskova’ya veya Petersburg’a yerleşmesini öneriyor. Gorki, “Siz istediğiniz kadar büyük şehri methedin, benim için iyi hiçbir tarafı yok. Gökyüzünün gözü yaşlı, halk kendini beğenmiş, edebiyatçılar hem gözü yaşlı, hem kendini beğenmiş….. Bütün kadınlar da ya doktordur, ya öğrenci. Yani ne olursa olsun aydındır. Bir sivrisinek Petersburg’lu bir kadını soksa, zavallı hayvan can sıkıntısından ölüverir. İşte bütün bunlar beni korkutuyor” diye yazar. Böyle yazmasına rağmen Moskova’da uzun süre yaşar.

Yazdığı gerçekçi hikayelerde Devrim öncesi yıllarda Rus toplumunun içinde bulunduğu yoksulluk ve acımasızlık ortamı büyük bir güçle yansıtılmıştır. Hikayelerde efsane, masal ve folklor ögeleri edebiyat düzeyine yükseltilmiş, bireysel başkaldırı, halkın yaşam ve özgürlük tutkusunun simgesi olmuştur.

Binadaki en dikkate değer parça, bir denizanası figürü oluşturacak şekilde biçimlendirilmiş bronz bir lamba ile son bulan perdahlı Estonya kireçtaşından merdivendir. Merdiven başında da Gorki’nin büstü yer almaktadır.

İçinden geldiği için çok iyi tanıdığı kesimin, evsiz barksız yoksulların yaşamından bir kesit sunduğu Ayaktakımı Arasında adlı oyunu ilk kez 1902’de Moskova Sanat Tiyatrosu’nda oynanmış, oyunu Stanislavski yönetmiş ve başrolü üstlenmişti. 1936’da senaryosunu Zamyatin’in yazdığı, Jean Gabin’in başrolü üstlendiği filmi Jean Renoir çekmişti. 1946’da Hintli yönetmen Çetan Anand’ın uyarlaması ilk Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye almış; 1957’de Kurosava oyunu Edo dönemi Japonya’sına uyarlayarak beyazperdeye aktarmıştır.

Çar yönetimiyle uyuşmazlığa düştüğü için hapsedildi; hapisten çıkınca Rus devrimci hareketine adadığı tek uzun yapıtı, 1905 Devrimi’nin kanlı bir biçimde bastırılmasının ardından 1906’da yayımlanan Ana adlı romanı, 1926’da Pudovkin tarafından sessiz film yapılmış, Brecht sahneye uyarlamıştır.

1925’te yayımladığı Artamonovlar’da köleliğin kaldırılmasından sonra giderek hızlanmaya başlayan kapitalist gelişmeyi ve bu gelişmenin insanlar üzerinde yaptığı etkileri anlatır. Burjuvalaşan insanların yanısıra emekçi sınıfın gelişmesi ve devrimci düşüncenin oluşması hikaye edilirken, Devrim öncesi Rusya’nın çelişkileri ortaya konmaktadır. Kapitalizmin o günlerdeki yükselişinin ailelere, kuşaklar boyu yansımaları Avrupalı yazarların gözde konusu olmuştur.

Gorki kendi hayatını anlatan kitaplar da yazdı: Çocukluğum (1913-14), Ekmeğimi Kazanırken (1915-16), Benim Üniversitelerim (1923). 1936 yılında dünyaca ünlü bir yazar olarak Moskova’da ölen Maksim Gorki’nin adı, doğduğu kente verildi.

 

Yazarın şapkası, palto ve bastonuyla birlikte çarpıcı Doğu oymaları koleksiyonu, büstü, mektupları ve bazı kitaplarının ilk baskıları da bu evde bulunmaktadır.

Yazarın şapkası, palto ve bastonuyla birlikte çarpıcı Doğu oymaları koleksiyonu, büstü, mektupları ve bazı kitaplarının ilk baskıları da bu evde bulunmaktadır.

Gorki’nin yatağının başucunda babasından bir yıl önce ölen oğlunun fotoğrafı duruyordu. Oğlunun da zehirlenerek öldürüldüğüne dair söylentiler olmuş.

Gorki’nin yatağının başucunda babasından bir yıl önce ölen oğlunun fotoğrafı duruyordu. Oğlunun da zehirlenerek öldürüldüğüne dair söylentiler olmuş.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Hayat Üniversitesinin Yazarı, Celal Üster, Cumhuriyet Kitap, Sayı 1235, 17 Ekim 2013.
  • Moskova Life 2013
  • Maksim Gorki ve Yaşanmış Hikayeler, Ataol Behramoğlu, Can Yayınları, 1981.
  • Kitap İçin 3, Selçuk Altun, Sel Yayıncılık, 2013.
  • Artamonovlar, Maksim Gorki, Oda Yayınları, 1988.
  • Yazar Dostlukları, Fethi Naci, Cumhuriyet Kitap, Sayı 591.
  • Ecinniler, Elif Batuman, Doğan Kitap, 2011.

 

 

Yeme-İçme Tabuları

Adem ile Havva’nın elması malum.

Yazı öncesi toplumlarda ağız sadece yeme içme ve konuşma organı olarak görülmez. Ağız ruhun kapısıdır. Ruh ağızdan çıkıp gider. Ve ruh, sadece insan öldüğünde ve sadece kendi ruhu çıkmaz. Altın Dal’da Frazer, başıboş dolaşan ruhlar da açık ağızdan girip, kişiyi etkisine alabilir, bu tehlikenin en fazla olduğu an da yeme-içme anıdır, der.

Eski Mısırlılar, et yemekten kaçınırlardı. Çünkü hayvanları kutsal görüyorlardı.

Budist yasa, öldürmeyin, sevgi dolu olun, canlıların evrim dairesini bozmayın, dediği için Budistler vejetaryendir.

Zerdüşt zararsız hayvanların öldürülmesini cinayet olarak değerlendirir. Avesta’da tarım insanlığın ilk kutsal işidir.

Ne zaman yemek için öldürürse, bu adet onun tabiatına yerleşir ve bu gıda yırtıcılık getirir. Seneca’ya göre barbarlık et yemekten gelir. 8.yüzyılda Bilge Kaan’ın Budizm’e belirgin eğilimine karşın, Çin yıllıklarına göre, veziri Tonyukuk onu kararından vazgeçirir. Vezir, Budizm’in insanlara yumuşaklık ve alçakgönüllüğü öğrettiğini, bunu temin için et yemeyi yasakladığını, bunların savaşçılara uygun şeyler olmadığını öne sürmüştür.

Mazdek ve Mani, Budistlerde olduğu gibi et yemeyi yasaklar.

araştıralım.net

araştıralım.net

Eski Ahit’te Levililer’de cinsellik yasaklarından önce yeme-içme yasakları sıralanır.

Antropoloji bize her yasağın, tabunun, çoğunlukla bir totem ya da fetişe bağlı olduğunu göstermektedir. Antropologlar yeme-içme yasaklarını toteme bağlı olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayırır.

Hıristiyanlık hemen hemen hiç yeme-içme yasağı koymamıştır. Sadece Paskalya öncesi, kutsal oruç gününde et ve balık yeme yasağı vardır.

Müslümanlık ise leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı, şarap yasağı koydu.

Domuz, bütün Ortadoğu’da en güçlü tanrılardan olan Baal’in totem hayvanıdır.

Sibirya şamanından Avustralya’daki Aborijin ihtiyarlarına, hastalıkları sağaltanlar, ruhlarla iletişim kuranlar yeme-içme tabusundan nasiplerini fazlasıyla almaktadır. Ama onlar, toplumun kullanması yasak yiyecekleri yeme hakkına da sahiptir.

Tolstoy, et yeme alışkanlığı barbarlık zamanlarından kalmıştır ve vejetaryenlik çok tabii ve eğitim-öğretimin ilk tesiri sayılır demiştir.

Günümüzde ise yasaklar giderek çoğalmaktadır. Obezite tehlikesi arttığı için gelen yasaklar, alkali diyete uymak için birlikte yenmemesi gerekenler veya mutlaka birlikte tüketilmesi gerekenler gibi.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Vejetaryenliğin Yararları, Sadık Hidayet, Sanat Dünyamız, Sayı 60-61. 1996.
  • İlk Yasak: Yeme-İçme Tabuları, Güven Turan, Sanat Dünyamız, Sayı 60-61. 1996.
  • Türklerin Tarihi, Jean-Paul Roux, Milliyet Yayınları, 1989.