Etiket arşivi: Tiyatro

Bafa Gölü ve Çevresi 8

  • Burası Antik dönemde Caria/Karya bölgesiydi. Günümüzde kuzeyi Aydın, güneyi Muğla illerinin sınırları içerisindedir.
Dikilitaş Vadisi’ndeki Zeus Akraios (Zirvedeki Zeus) Tapınağı kalıntıları.  Girişte yer alan iki bloktan soldakinin üzerinde bir kalkan, sağdakinde ise bir miğfer betimi bulunmaktadır. Tapınağın Zeus Akraios’a adandığını gösteren yazıtlı blok da günümüze ulaşmıştı. Ancak 2016 yılında Zeus Akraios Tapınağı’nda yangın çıktı. Yangının bölgede piknik yapan bir grup insan tarafından çıkarıldığı belirtildi. Fotoğraf: Arkeofili

Dikilitaş Vadisi’ndeki Zeus Akraios (Zirvedeki Zeus) Tapınağı kalıntıları.
Girişte yer alan iki bloktan soldakinin üzerinde bir kalkan, sağdakinde ise bir miğfer betimi bulunmaktadır.
Tapınağın Zeus Akraios’a adandığını gösteren yazıtlı blok da günümüze ulaşmıştı. Ancak 2016 yılında Zeus Akraios Tapınağı’nda yangın çıktı. Yangının bölgede piknik yapan bir grup insan tarafından çıkarıldığı belirtildi.
Fotoğraf: Arkeofili

  • Yunanlar benimsedikleri yerel dağ tanrısını Ay tanrıçası Selene’nin sevgilisi, Latmos’ta yaşayan genç bir çoban ve avcı olan Endymion ile özdeşleştirmişlerdir. Ay tanrıçası Selene onu bir mağarada uyurken görmüş ve aşık olmuştu. Onu görebilmek için geceleri gökten yere inerdi. Endymion ile tanrıça arasındaki bu aşk Roma döneminde özellikle lahitlerde, Rönesans resminde işlenen bir konu olmuştur. Endymion’un uykusu, ölümsüzlüğün simgesi olarak kabul edildiğinden Roma lahitlerinde konu sıkça işlenmiştir.
Selene ve Endymion, Flippo Lauri, 1650. Fotoğraf: arkeorehber

Selene ve Endymion, Flippo Lauri, 1650.
Fotoğraf: arkeorehber

Selene’nin Endymion’u göldeki bu küçük adada gördüğüne inanılıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Selene’nin Endymion’u göldeki bu küçük adada gördüğüne inanılıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Karya şehri Latmos’un MÖ 1000 yılında kurulduğu düşünülmektedir. İyonların saldırısından kaçan Carialılar şehirlerini kayaların arasına neredeyse gömerek görünmez kılamaya çalışmışlardır.
  • Dağın güney eteğinde bir Helenistik dönem kenti yer almaktadır. Makedonyalı bir general tarafından MÖ 300’lerde kurulan Herakleia Antik Kenti, günümüzde Kapıkırı Köyü içindedir ve göl kıyısındadır. Herakleia kurulunca Latmos şehri terk edilmiş, ahalisi yeni şehre göçmüş, eski kent Herakleia kentinin gömü alanı olmuştur. Adını Herakles‘ten alan şehirde Athena ve Endymion Tapınağı, Agora, Konsey Binası, Hamam, Tiyatro ve Çeşme vardır. Şehrin surları antik dünyanın en güzel ve en iyi korunmuş surlarıdır. Bu dönemde döşenen yol, Küçük Asya’daki Roma öncesi döneme ait en eski yoldur. Ancak şehir Roma döneminde önemini kaybetmiştir. Herakleia 1765 yılında İngiliz bilim adamı Richard Chandler tarafından keşfedilmiştir.
  • Latmos’un zirvesindeki yağmur kültü Bizans Dönemi’ne kadar sürmüştür. 10. yüzyılda bile kurak dönemlerde bir alay düzenlenerek dağın zirvesine, yağmur duasına çıkıldığı anlaşılmaktadır. Yerel kültlerin yeni gelen din tarafından benimsenmesi yaygın bir uygulamadır.
  • Bizans Dönemi’nde burası manastır yaşamının bir parçası olmuş, dağın zirvesine demir bir haç dikilmiştir. Dağın en yüksek noktasına Tekerlek Dağ adı verilmektedir.

 

Libya 37 Tulmeyse

TULMEYSE
(Tolmeita)

Bingazi’den minibüslerle Jebel Akdar (Yeşil Dağ) bölgesine geçtik.

  • 2005 yılında tarihi kentin sadece %10’u kazılmış durumdaydı. Buradaki yerleşimin MÖ 4. yüzyılda başladığı düşünülüyor. Ama, ortaya çıkarılan yerler MÖ 1-2. yüzyıllara tarihlenen Helenistik bir kente ait.
  • Tulmeyse daha sonra, Roma tarafından kurulan Pentapolis’in beş şehrinden biri ve başkenti olmuş. 7. yüzyılda, Pentapolis kentleri arasında Arap egemenliğini en son kabul eden kent olmuş.
  • Şehirde 1923 yılında yapılan İtalyan Kalesi vardı. Helenistik kent surlarının çok az bir parçası ayakta kalmış. Helenistik şehirlerin çevresi mutlaka surla çevrilirdi. Oysa garnizon şehri olmadıkça Roma şehrinin etrafında sur olmazdı.
Tulmeyse antik kentinde cardo (kuzey-güney doğrultusundaki cadde) ile decumanus’un (doğu-batı yönündeki cadde) kesişim noktasındaki tetrapylon (Dörtyol ağzına yapılan anıt). Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tulmeyse antik kentinde cardo (kuzey-güney doğrultusundaki cadde) ile decumanus’un (doğu-batı yönündeki cadde) kesişim noktasındaki tetrapylon (Dörtyol ağzına yapılan anıt).
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu alanın bir odeon (müzik yapılan yer) ya da bouleuterion (kentin sorunlarının konuşulduğu toplantı alanı) olarak kullanıldığı düşünülüyor. Havuzun derinliği, su oyunlarının yapıldığı ihtimalini de düşündürüyormuş. Bölgede su yok. Ama boru sisteminin izleri görülüyor. Burası 500 kişi alabilecek kapasitede. Buranın daha sonra tiyatroya dönüştürüldüğü, üstünün kapalı olduğu sanılıyor. Sahnenin ön tarafını heykeller süslüyormuş. Heykeller müzede sergileniyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu alanın bir odeon (müzik yapılan yer) ya da bouleuterion (kentin sorunlarının konuşulduğu toplantı alanı) olarak kullanıldığı düşünülüyor. Havuzun derinliği, su oyunlarının yapıldığı ihtimalini de düşündürüyormuş. Bölgede su yok. Ama boru sisteminin izleri görülüyor. Burası 500 kişi alabilecek kapasitede. Buranın daha sonra tiyatroya dönüştürüldüğü, üstünün kapalı olduğu sanılıyor. Sahnenin ön tarafını heykeller süslüyormuş. Heykeller müzede sergileniyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Odeon’dan sonra kentin Agora’sına gittik. Toplumsal yaşama dair her fonksiyon Agora’da kümelenirdi, Agora toplanma yeriydi.  Ticari, politik, adli, kültürel  olaylar burada gerçekleşirdi; şehrin merkeziydi; çevresi de kamu binaları ile çevrili olurdu. Romalılar bu merkezi  Forum olarak adlandırmıştır. Tulmeyse’deki Forum 100×100 m boyutlarındaydı. Sarnıçlar Forum’un altında yer alıyor.
Burada, Kuzey Afrika’nın en büyük sarnıçları bulunuyor. Su, 25 km öteden getiriliyormuş. Basamaklarla kemerli sarnıç odalarına inilebiliyor. Büyük taş bloklar kullanarak Yunanlar’ın yaptığı sarnıçlar, 2. yüzyılda Romalılar tarafından tuğla kullanarak genişletilmiş. Yapım farklılığı duvarlardan izlenebiliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Burada, Kuzey Afrika’nın en büyük sarnıçları bulunuyor. Su, 25 km öteden getiriliyormuş. Basamaklarla kemerli sarnıç odalarına inilebiliyor. Büyük taş bloklar kullanarak Yunanlar’ın yaptığı sarnıçlar, 2. yüzyılda Romalılar tarafından tuğla kullanarak genişletilmiş. Yapım farklılığı duvarlardan izlenebiliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sütunlu Saray Tulmeyse’nin en süslü yapısı. İlk yapı MÖ 2. yüzyılda yapılmış. MS 115-17 yıllarında Yahudi ayaklanması sırasında yıkılmış, Romalılar tekrar yapmış. 600 metre karelik bir alanı kaplıyor. Havuzlu avlusu; avlunun kuzeyinde yemek ve toplantı odası olarak kullanılan Mısır Odası sütunlarla süslü ve tabanı mozaik kaplı imiş. Mozaik pano müzeye taşınmış. Avlunun güneyinde, Medusa Odası var. Bu odanın da mozaik döşemesi müzede idi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sütunlu Saray Tulmeyse’nin en süslü yapısı. İlk yapı MÖ 2. yüzyılda yapılmış. MS 115-17 yıllarında Yahudi ayaklanması sırasında yıkılmış, Romalılar tekrar yapmış. 600 metre karelik bir alanı kaplıyor. Havuzlu avlusu; avlunun kuzeyinde yemek ve toplantı odası olarak kullanılan Mısır Odası sütunlarla süslü ve tabanı mozaik kaplı imiş. Mozaik pano müzeye taşınmış. Avlunun güneyinde, Medusa Odası var. Bu odanın da mozaik döşemesi müzede idi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sütunlu Saray’ın toplantı salonu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sütunlu Saray’ın toplantı salonu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ören yerinde 6. yüzyıla tarihlenen bir Bizans kilisesi var. Tulmeyse’de kazılan tek kiliseyi İtalyanlar restore etmiş. Burası üç nefli, beşik tonozlu çatıyla örtülmüş bir bazilika.
  • Tulmeyse’deki müze çok zengindi.
Müzedeki mozaiklerden iki örnek paylaşıyoruz. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Müzedeki mozaiklerden iki örnek paylaşıyoruz.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Medusa Odası’ndan müzeye taşınan mozaik. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Medusa Odası’ndan müzeye taşınan mozaik.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Çağdaş Sanata Varış 257|Çağdaş Sanat 5 Şiddet Estetiği 1

  • Çağdaş Sanat ölümü ve şiddeti de kendisine konu edinir. 1990’larda Damien Hirst koyunları ikiye kesip koruyucu sıvılar içinde sergilemişti. Şiddet estetiği, insanlara her gün mimarlıktan resme, performanstan sanayi ürünü tasarımına, tiyatroya ve sinemaya kadar her düzeyde kendini dayatıyor. Kullanılan kan, vücut salgıları gibi malzemeler şiddetin içselleştirilmesine neden oluyor.
Ukraynalı sanatçı Dasha Marchenko barışçıl duyguları öne çıkaran eserleri ile tanınıyor. Sanatçı, Rusya’nın ülkesindeki çatışmalara müdahil olmasını protesto etmek için Putin’in  portresini mermi kovanlarından yaptı ve 5000 mermi kovanıyla oluşturduğu portreye Savaşın Yüzü adını verdi. Eserdeki mermi kovanları, Ukrayna’nın doğusunda ordu ile ayrılıkçılar arasındaki çatışmalarda kullanılanlar. Fotoğraf:bird.depositphotos.com

Ukraynalı sanatçı Dasha Marchenko barışçıl duyguları öne çıkaran eserleri ile tanınıyor. Sanatçı, Rusya’nın ülkesindeki çatışmalara müdahil olmasını protesto etmek için Putin’in portresini mermi kovanlarından yaptı ve 5000 mermi kovanıyla oluşturduğu portreye Savaşın Yüzü adını verdi. Eserdeki mermi kovanları, Ukrayna’nın doğusunda ordu ile ayrılıkçılar arasındaki çatışmalarda kullanılanlar.
Fotoğraf:bird.depositphotos.com

Çin’in en tanınmış sanatçılarından Yang Shao Bin, resim ve heykel yapıyor. “Çinli Francis Bacon” olarak anılan Yang’ın eserlerinde aşırı duygulanım ve şiddet yansıtan ifadeler görülüyor. Pek çok tablosunun konusu kendisidir. Yukarıda, 2000-2006 yılları arasında ürettiği seriye ait üç fiberglas heykeli görülmektedir. Fotoğraf: Living in China, Photos Reto Guntli, Text Daisann McLane, Taschen, 2010.

Çin’in en tanınmış sanatçılarından Yang Shao Bin, resim ve heykel yapıyor. “Çinli Francis Bacon” olarak anılan Yang’ın eserlerinde aşırı duygulanım ve şiddet yansıtan ifadeler görülüyor. Pek çok tablosunun konusu kendisidir. Yukarıda, 2000-2006 yılları arasında ürettiği seriye ait üç fiberglas heykeli görülmektedir.
Fotoğraf: Living in China, Photos Reto Guntli, Text Daisann McLane, Taschen, 2010.

En Puntas, Javier Pérez, 2012. Boş bir tiyatro salonunun sahnesine yerleştirilmiş siyah bir piyanonun üzerinde bir balerin, pointlerinin ucuna yerleştirilmiş çelik mutfak bıçakları ile dans ederken acı içinde dengesini korumaya çalışıyor. Kırılgan ve zalim. Başlangıçta çekingen ve utangaç. Keskin uçlu dans pabuçlarıyla git gide daha rahat, gönül ferahlığıyla piyanonun pırıl pırıl parlayan yüzeyini deliyor, çiziyor. Performans videoya çekiliyor. Javier Pérez bu işi ile bir kez daha insanı inceliyor. Güçlü sembolizmi olan, etkili metaforik dili ile güzellik ve zalimlik, kırılganlık ve şiddet, kültür ve yaşam-ölüm döngüsü gibi birbiriyle bağdaşmazmış gibi görünen kavramların arasındaki kırılgan sınırı vurguluyor. Eser, Art International İstanbul 2015’te sergilendi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

En Puntas, Javier Pérez, 2012.
Boş bir tiyatro salonunun sahnesine yerleştirilmiş siyah bir piyanonun üzerinde bir balerin, pointlerinin ucuna yerleştirilmiş çelik mutfak bıçakları ile dans ederken acı içinde dengesini korumaya çalışıyor. Kırılgan ve zalim. Başlangıçta çekingen ve utangaç. Keskin uçlu dans pabuçlarıyla git gide daha rahat, gönül ferahlığıyla piyanonun pırıl pırıl parlayan yüzeyini deliyor, çiziyor. Performans videoya çekiliyor.
Javier Pérez bu işi ile bir kez daha insanı inceliyor. Güçlü sembolizmi olan, etkili metaforik dili ile güzellik ve zalimlik, kırılganlık ve şiddet, kültür ve yaşam-ölüm döngüsü gibi birbiriyle bağdaşmazmış gibi görünen kavramların arasındaki kırılgan sınırı vurguluyor.
Eser, Art International İstanbul 2015’te sergilendi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

En el Filo, On the Edge, Javier Pérez, 2012. Duvara monte edilmiş dört bıçak. Alttaki ikisinin üzerine monte edilmiş yüksek topuklu bronz ayakkabılar. Bu enstalasyon siyah beyaz bir fotoğrafın yanına yerleştirilmiş. Fotoğraftaki çıplak kadın enstalasyonun üzerinde hiç de rahatsız değil. Pérez bu kara, Sürrealist masalı ile, kadına yönelik şiddete de gönderme yapıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

En el Filo, On the Edge, Javier Pérez, 2012.
Duvara monte edilmiş dört bıçak. Alttaki ikisinin üzerine monte edilmiş yüksek topuklu bronz ayakkabılar. Bu enstalasyon siyah beyaz bir fotoğrafın yanına yerleştirilmiş. Fotoğraftaki çıplak kadın enstalasyonun üzerinde hiç de rahatsız değil. Pérez bu kara, Sürrealist masalı ile, kadına yönelik şiddete de gönderme yapıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  En el Filo, Javier Pérez, enstalasyondan detay. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


En el Filo, Javier Pérez, enstalasyondan detay.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Çağdaş Sanata Varış 253|Çağdaş Sanat 1

  • Los Angeles Çağdaş Sanat Müzesi 1940 sonrasında yapılan eserleri,
    Londra’daki Tate Modern 1965 yılından sonra yapılan eserleri,
    Çağdaş Sanat tarihi uzmanı Kristine Stiles ve sanat tarihçi Peter Selz ise 1945 yılından itibaren üretilen eserleri “Çağdaş” olarak nitelerler.
  • Ancak Çağdaş Sanat çoğu zaman, 1990’ların başlarında ortaya çıkan bir şey olarak tanımlanır ve postkolonyal tartışmanın yükselişi, Modernizm anlatısı üzerindeki Avrupa-Amerika tekelinin kırılması veya Soğuk Savaş’ın son bulmasıyla ilişkilendirilir. Küreselleşme endüstrisinin 1989’dan sonra hız kazandığı da biliniyor.
  • 1989 yılı, Berlin Duvarı’nın yıkıldığı yıl, birçok kaynakta güncel/Çağdaş Sanat’ın başlangıç tarihi olarak gösterilir. 1990’ların Postfeminist veya üçüncü feminizm dalgası; Freud psikanalizinden Lacan psikanalizine, Kristeva’ya kayış;  tekno-bedenler; parçalılık; mekan meselesinin sanallığa, siber uzaya doğru genişlemesi; siborglar Çağdaş Sanat’ın dinamikleri arasında yer alan unsurlardan bazılarıdır.
  • Postmodernite tartışmaları yerini küreselleşme arayışlarına bırakırken toplumsal ve sanatsal açılımlar başta kimlik olmak üzere, aidiyet, farklılık, bellek, beden, kent, (eş)cinsellik gibi kavramları yeniden yorumlayıp üretmeye başladı.
  • Jean Baudrillard, kültürün de artık metalar olarak üretildiğini ve kültürün artık bir sınıfın kodlanmış değerlerinin yansıması olmadığını, aksine, bütün toplumsal kurumların katıldığı, her birisinin pay sahibi olduğu bir alan olduğunu söyler. Dolayısıyla kültür olgusu, toplumun geçirdiği değişimlerden etkilenerek gitgide farklılaşacaktır.
1987 İstanbul doğumlu sanatçı Emir Tomaç’a ait bir fotoğraf. Fotoğraf: Sanat Karavanı

1987 İstanbul doğumlu sanatçı Emir Tomaç’a ait bir fotoğraf.
Fotoğraf: Sanat Karavanı

  • Çağdaş sanatçıların hepsi  yapıtlarını üretirken en yeni teknolojiyi kullanmıyorsa da çoğu, teknolojinin yönetsel bir araç olduğunu kabul ediyor.
  • Çağdaş Sanat’ta tekrar gündeme gelen fikirler ve araçlar da söz konusudur. Özellikle din ve siyaset alanındaki tabulaşmış konular sanat alanındaki bazı çalışmaların ana temalarıdır. Sanatçıların aktivist bir gruba üye olmaları sıkça rastlanan bir durumdur.
  • Çağdaş Sanat yapıtının başarılı veya başarısız bulunma kriteri, diğer çağlarda uygulanan kriterlerle aynıdır: Yapıt akla ilginç sorular getiriyor mu? Malzemesi, biçimsel ve kavramsal ögeleri birbiriyle etkin bir ilişki içinde mi? Yapıt, başarması hedeflenen şeyi başarıyor mu? gibi.
  • Estetik yabancılaşmadan uzaklaşırken kültüre daha fazla entegre olan güncel sanatı “Çağdaş” diye tanımlamak genelde kabul görür. Devrimci tasarıların yerini alan deneycilik ile özdeşleştirilir.
  • Çağdaş Sanat, sanat fikrini sorgular. Kavramları araç olarak kullanır. Kavramların fiziki bir obje ile tanımlanması gerekmediğinden, geleneksel araçlar ve obje kullanımı da gereksizdir. Fikirler ve bilgi, yazılı teklifler, raporlar, fotoğraflar, grafikler, dokümanlar, haritalar, film, video ve hepsinin üzerinde dilin kendisi ile ifade edilebilir.
  • Çağdaş Dönem, kültür sektörünün Yapıbozum, postkolonyal eleştiri, post Marksizm, toplumsal aktivizm, Psikanalitik teori gibi trendlerin temellendiği kamusal alan işlevi görür. Çağdaş Sanat ortamları, sol düşüncenin kamusal söylem olarak hala dolaşımda olduğu birkaç alandan biridir, denebilir.
  • Çağdaş Sanat dönemi ile sanatlar arasında yeni bir kesişme ve deney alanı açıldı: Artık müzik yerine ses sanatı, şiir yerine dil sanatı, inşa yerine an-arkitektür, tiyatro yerine Performans Sanatı vardı.
  • Melezleşme sürecinin en önemli aşamalarından birisi Vücut Sanatı’dır. Gövdeyi iktidarın “kullanabileceği” ve bu yetkinin sadece devletin elinde bulunduğu; kurulu sistemin eğitim, sağlık, hapishane, cinsellik, askerlik aşamalarındaki gövdeye dönük her türden yaklaşım siyasaldır. Bu, öznenin nesneye dönüştürülmesi ve özneyi sahiplenenin özneye yabancılaştırılmasını öngören bir anlayıştır. Çağdaş Dönem’de gövdeye dönük her yaklaşım, sistemi eleştirmeyi içerir. Gövdeye dönük bir yorum, bellek, kimlik, aidiyet, mekan gibi alanlara bir gönderme ve bu olguların sorgulanması; ırkçılık, yoksulluk, ayrımcılık gibi siyasallaşma düzlemleri de Vücut Sanatı’nda içerilir.
  • Kamusal alan-özel alan ayrışması da aynı başlık altında değerlendirilir. Kamusal alan iktidarın denetimindedir. Gövde, kamusal ile özel alanın kesiştiği noktada yer alır. Gövdenin iktidarı kendi dışında tutmak istemesi, hegemonyanın egemenlik alanını daraltmak anlamına gelir.

 

 

 

Libya 28 Roma Şehri ve Sabratha 4 Tiyatro

Sabratha’da tiyatroya giden yollar, çeşitli geometrik desenler kullanılarak yapılmış mozaik döşeme ile süslenmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’da tiyatroya giden yollar, çeşitli geometrik desenler kullanılarak yapılmış mozaik döşeme ile süslenmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Devlet kültü, vatandaşların zihninde bayramlar, halk eğlenceleri ve kurbanlar sayesinde gelişiyordu. Romalılar tiyatroyu MÖ 3. yüzyılda Yunanlardan almışlardır. Yunan tiyatrosu sırtını doğal bir yükseltiye dayar. Yunanlar tonoz bilmezler. Tonoz öğrenildikten sonra düzlükte tiyatro yapımı başlıyor. Roma, kemer biliyor, düz araziye tiyatro yapabiliyor. Yunan tiyatrosunda ilk sıra sahneye yakındır. Roma tiyatrosunda ise, hayvanlarla yapılan gösterilerden ötürü ilk sıra korunaklıdır. Yunan’da oyuncuların hepsinin erkek, Roma’da ise oyuncuların arasında kadın da olduğu düşünülüyor. Roma’da sahne binasının daimi olduğu bilinirken, Yunan’da kurulup kaldırıldığı düşünülüyor. MÖ 55 yılında Pompeius, Roma’daki tiyatro binası için sermaye sağladı. 20.000 kişilik bu bina sıra sütunlardan oluşan bir kompleksti. Böylece, herkesin keyifli vakit geçirmesi amacıyla tasarlanmış büyük ulusal anıtların inşa edilmesi için para sağlama uygulaması başlamış oldu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Devlet kültü, vatandaşların zihninde bayramlar, halk eğlenceleri ve kurbanlar sayesinde gelişiyordu.
Romalılar tiyatroyu MÖ 3. yüzyılda Yunanlardan almışlardır.
Yunan tiyatrosu sırtını doğal bir yükseltiye dayar. Yunanlar tonoz bilmezler. Tonoz öğrenildikten sonra düzlükte tiyatro yapımı başlıyor. Roma, kemer biliyor, düz araziye tiyatro yapabiliyor.
Yunan tiyatrosunda ilk sıra sahneye yakındır. Roma tiyatrosunda ise, hayvanlarla yapılan gösterilerden ötürü ilk sıra korunaklıdır.
Yunan’da oyuncuların hepsinin erkek, Roma’da ise oyuncuların arasında kadın da olduğu düşünülüyor.
Roma’da sahne binasının daimi olduğu bilinirken, Yunan’da kurulup kaldırıldığı düşünülüyor.
MÖ 55 yılında Pompeius, Roma’daki tiyatro binası için sermaye sağladı. 20.000 kişilik bu bina sıra sütunlardan oluşan bir kompleksti. Böylece, herkesin keyifli vakit geçirmesi amacıyla tasarlanmış büyük ulusal anıtların inşa edilmesi için para sağlama uygulaması başlamış oldu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’nın tiyatrosunun beş bin kişilik olduğu ve 2. yüzyılda yapıldığı düşünülüyor. Sönmemiş kireç ısıtıldığında çok yoğun bir parlaklık yaydığından, sahne ışıklandırılmasında kullanılıyordu. (Limelight). Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’nın tiyatrosunun beş bin kişilik olduğu ve 2. yüzyılda yapıldığı düşünülüyor.
Sönmemiş kireç ısıtıldığında çok yoğun bir parlaklık yaydığından, sahne ışıklandırılmasında kullanılıyordu. (Limelight).
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha tiyatrosunun orkestra ve sahnesi. Roma tiyatrosunda halk (commoners) ile aristokrasi ayrı yerlerde oturuyorlar (box of honor). İki bölüm bir parapet ile ayrılmış. Sahne ile seyirci arasında kalan, genelde yarım daire şeklinde olan çukur bölüm orkestra’dır. Sahne ile orkestra arasındaki parapete pulpitum (stage platform) denir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha tiyatrosunun orkestra ve sahnesi.
Roma tiyatrosunda halk (commoners) ile aristokrasi ayrı yerlerde oturuyorlar (box of honor). İki bölüm bir parapet ile ayrılmış.
Sahne ile seyirci arasında kalan, genelde yarım daire şeklinde olan çukur bölüm orkestra’dır. Sahne ile orkestra arasındaki parapete pulpitum (stage platform) denir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemelerde güneş saati ve rulolar (scrolls). MÖ 39 yılında Jul Sezar Roma’nın ilk halk kütüphanesini yaptırmaya karar verdi. İmparatorlar kütüphanelere büyük para bağışında bulundular. MS 350 yılına gelindiğinde Roma’da 29 tane kütüphane bulunuyordu. Bir çoğu Romalıların uzun vakit geçirdiği hamamlarla bağlantılıydı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemelerde güneş saati ve rulolar (scrolls).
MÖ 39 yılında Jul Sezar Roma’nın ilk halk kütüphanesini yaptırmaya karar verdi. İmparatorlar kütüphanelere büyük para bağışında bulundular. MS 350 yılına gelindiğinde Roma’da 29 tane kütüphane bulunuyordu. Bir çoğu Romalıların uzun vakit geçirdiği hamamlarla bağlantılıydı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemeler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemeler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aristokrasinin oturduğu bölümün iki kenarı yunuslarla süslü. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aristokrasinin oturduğu bölümün iki kenarı yunuslarla süslü.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemeler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemeler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  Pulpitum’da Üç Güzeller. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Pulpitum’da Üç Güzeller.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tiyatronun duvarları mermerle kaplıymış. Roma mimarisinde Numidya’dan sarısı, Anadolu’dan kırmızısı, Yunanistan’dan yeşili gelen mermerler çok kullanılmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tiyatronun duvarları mermerle kaplıymış. Roma mimarisinde Numidya’dan sarısı, Anadolu’dan kırmızısı, Yunanistan’dan yeşili gelen mermerler çok kullanılmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  •  Sabratha’da ayrıca 2. yüzyıla tarihlenen konut alanı; Roma döneminden tapınaklar, çeşmeler; Bizans’tan döneminden bir katakomb ve dört kilise var.