Etiket arşivi: Tiyatro

Libya 37 Tulmeyse

TULMEYSE
(Tolmeita)

Bingazi’den minibüslerle Jebel Akdar (Yeşil Dağ) bölgesine geçtik.

  • 2005 yılında tarihi kentin sadece %10’u kazılmış durumdaydı. Buradaki yerleşimin MÖ 4. yüzyılda başladığı düşünülüyor. Ama, ortaya çıkarılan yerler MÖ 1-2. yüzyıllara tarihlenen Helenistik bir kente ait.
  • Tulmeyse daha sonra, Roma tarafından kurulan Pentapolis’in beş şehrinden biri ve başkenti olmuş. 7. yüzyılda, Pentapolis kentleri arasında Arap egemenliğini en son kabul eden kent olmuş.
  • Şehirde 1923 yılında yapılan İtalyan Kalesi vardı. Helenistik kent surlarının çok az bir parçası ayakta kalmış. Helenistik şehirlerin çevresi mutlaka surla çevrilirdi. Oysa garnizon şehri olmadıkça Roma şehrinin etrafında sur olmazdı.
Tulmeyse antik kentinde cardo (kuzey-güney doğrultusundaki cadde) ile decumanus’un (doğu-batı yönündeki cadde) kesişim noktasındaki tetrapylon (Dörtyol ağzına yapılan anıt). Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tulmeyse antik kentinde cardo (kuzey-güney doğrultusundaki cadde) ile decumanus’un (doğu-batı yönündeki cadde) kesişim noktasındaki tetrapylon (Dörtyol ağzına yapılan anıt).
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu alanın bir odeon (müzik yapılan yer) ya da bouleuterion (kentin sorunlarının konuşulduğu toplantı alanı) olarak kullanıldığı düşünülüyor. Havuzun derinliği, su oyunlarının yapıldığı ihtimalini de düşündürüyormuş. Bölgede su yok. Ama boru sisteminin izleri görülüyor. Burası 500 kişi alabilecek kapasitede. Buranın daha sonra tiyatroya dönüştürüldüğü, üstünün kapalı olduğu sanılıyor. Sahnenin ön tarafını heykeller süslüyormuş. Heykeller müzede sergileniyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu alanın bir odeon (müzik yapılan yer) ya da bouleuterion (kentin sorunlarının konuşulduğu toplantı alanı) olarak kullanıldığı düşünülüyor. Havuzun derinliği, su oyunlarının yapıldığı ihtimalini de düşündürüyormuş. Bölgede su yok. Ama boru sisteminin izleri görülüyor. Burası 500 kişi alabilecek kapasitede. Buranın daha sonra tiyatroya dönüştürüldüğü, üstünün kapalı olduğu sanılıyor. Sahnenin ön tarafını heykeller süslüyormuş. Heykeller müzede sergileniyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Odeon’dan sonra kentin Agora’sına gittik. Toplumsal yaşama dair her fonksiyon Agora’da kümelenirdi, Agora toplanma yeriydi.  Ticari, politik, adli, kültürel  olaylar burada gerçekleşirdi; şehrin merkeziydi; çevresi de kamu binaları ile çevrili olurdu. Romalılar bu merkezi  Forum olarak adlandırmıştır. Tulmeyse’deki Forum 100×100 m boyutlarındaydı. Sarnıçlar Forum’un altında yer alıyor.
Burada, Kuzey Afrika’nın en büyük sarnıçları bulunuyor. Su, 25 km öteden getiriliyormuş. Basamaklarla kemerli sarnıç odalarına inilebiliyor. Büyük taş bloklar kullanarak Yunanlar’ın yaptığı sarnıçlar, 2. yüzyılda Romalılar tarafından tuğla kullanarak genişletilmiş. Yapım farklılığı duvarlardan izlenebiliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Burada, Kuzey Afrika’nın en büyük sarnıçları bulunuyor. Su, 25 km öteden getiriliyormuş. Basamaklarla kemerli sarnıç odalarına inilebiliyor. Büyük taş bloklar kullanarak Yunanlar’ın yaptığı sarnıçlar, 2. yüzyılda Romalılar tarafından tuğla kullanarak genişletilmiş. Yapım farklılığı duvarlardan izlenebiliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sütunlu Saray Tulmeyse’nin en süslü yapısı. İlk yapı MÖ 2. yüzyılda yapılmış. MS 115-17 yıllarında Yahudi ayaklanması sırasında yıkılmış, Romalılar tekrar yapmış. 600 metre karelik bir alanı kaplıyor. Havuzlu avlusu; avlunun kuzeyinde yemek ve toplantı odası olarak kullanılan Mısır Odası sütunlarla süslü ve tabanı mozaik kaplı imiş. Mozaik pano müzeye taşınmış. Avlunun güneyinde, Medusa Odası var. Bu odanın da mozaik döşemesi müzede idi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sütunlu Saray Tulmeyse’nin en süslü yapısı. İlk yapı MÖ 2. yüzyılda yapılmış. MS 115-17 yıllarında Yahudi ayaklanması sırasında yıkılmış, Romalılar tekrar yapmış. 600 metre karelik bir alanı kaplıyor. Havuzlu avlusu; avlunun kuzeyinde yemek ve toplantı odası olarak kullanılan Mısır Odası sütunlarla süslü ve tabanı mozaik kaplı imiş. Mozaik pano müzeye taşınmış. Avlunun güneyinde, Medusa Odası var. Bu odanın da mozaik döşemesi müzede idi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sütunlu Saray’ın toplantı salonu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sütunlu Saray’ın toplantı salonu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ören yerinde 6. yüzyıla tarihlenen bir Bizans kilisesi var. Tulmeyse’de kazılan tek kiliseyi İtalyanlar restore etmiş. Burası üç nefli, beşik tonozlu çatıyla örtülmüş bir bazilika.
  • Tulmeyse’deki müze çok zengindi.
Müzedeki mozaiklerden iki örnek paylaşıyoruz. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Müzedeki mozaiklerden iki örnek paylaşıyoruz.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Medusa Odası’ndan müzeye taşınan mozaik. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Medusa Odası’ndan müzeye taşınan mozaik.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Çağdaş Sanata Varış 257|Çağdaş Sanat 5 Şiddet Estetiği 1

  • Çağdaş Sanat ölümü ve şiddeti de kendisine konu edinir. 1990’larda Damien Hirst koyunları ikiye kesip koruyucu sıvılar içinde sergilemişti. Şiddet estetiği, insanlara her gün mimarlıktan resme, performanstan sanayi ürünü tasarımına, tiyatroya ve sinemaya kadar her düzeyde kendini dayatıyor. Kullanılan kan, vücut salgıları gibi malzemeler şiddetin içselleştirilmesine neden oluyor.
Ukraynalı sanatçı Dasha Marchenko barışçıl duyguları öne çıkaran eserleri ile tanınıyor. Sanatçı, Rusya’nın ülkesindeki çatışmalara müdahil olmasını protesto etmek için Putin’in  portresini mermi kovanlarından yaptı ve 5000 mermi kovanıyla oluşturduğu portreye Savaşın Yüzü adını verdi. Eserdeki mermi kovanları, Ukrayna’nın doğusunda ordu ile ayrılıkçılar arasındaki çatışmalarda kullanılanlar. Fotoğraf:bird.depositphotos.com

Ukraynalı sanatçı Dasha Marchenko barışçıl duyguları öne çıkaran eserleri ile tanınıyor. Sanatçı, Rusya’nın ülkesindeki çatışmalara müdahil olmasını protesto etmek için Putin’in portresini mermi kovanlarından yaptı ve 5000 mermi kovanıyla oluşturduğu portreye Savaşın Yüzü adını verdi. Eserdeki mermi kovanları, Ukrayna’nın doğusunda ordu ile ayrılıkçılar arasındaki çatışmalarda kullanılanlar.
Fotoğraf:bird.depositphotos.com

Çin’in en tanınmış sanatçılarından Yang Shao Bin, resim ve heykel yapıyor. “Çinli Francis Bacon” olarak anılan Yang’ın eserlerinde aşırı duygulanım ve şiddet yansıtan ifadeler görülüyor. Pek çok tablosunun konusu kendisidir. Yukarıda, 2000-2006 yılları arasında ürettiği seriye ait üç fiberglas heykeli görülmektedir. Fotoğraf: Living in China, Photos Reto Guntli, Text Daisann McLane, Taschen, 2010.

Çin’in en tanınmış sanatçılarından Yang Shao Bin, resim ve heykel yapıyor. “Çinli Francis Bacon” olarak anılan Yang’ın eserlerinde aşırı duygulanım ve şiddet yansıtan ifadeler görülüyor. Pek çok tablosunun konusu kendisidir. Yukarıda, 2000-2006 yılları arasında ürettiği seriye ait üç fiberglas heykeli görülmektedir.
Fotoğraf: Living in China, Photos Reto Guntli, Text Daisann McLane, Taschen, 2010.

En Puntas, Javier Pérez, 2012. Boş bir tiyatro salonunun sahnesine yerleştirilmiş siyah bir piyanonun üzerinde bir balerin, pointlerinin ucuna yerleştirilmiş çelik mutfak bıçakları ile dans ederken acı içinde dengesini korumaya çalışıyor. Kırılgan ve zalim. Başlangıçta çekingen ve utangaç. Keskin uçlu dans pabuçlarıyla git gide daha rahat, gönül ferahlığıyla piyanonun pırıl pırıl parlayan yüzeyini deliyor, çiziyor. Performans videoya çekiliyor. Javier Pérez bu işi ile bir kez daha insanı inceliyor. Güçlü sembolizmi olan, etkili metaforik dili ile güzellik ve zalimlik, kırılganlık ve şiddet, kültür ve yaşam-ölüm döngüsü gibi birbiriyle bağdaşmazmış gibi görünen kavramların arasındaki kırılgan sınırı vurguluyor. Eser, Art International İstanbul 2015’te sergilendi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

En Puntas, Javier Pérez, 2012.
Boş bir tiyatro salonunun sahnesine yerleştirilmiş siyah bir piyanonun üzerinde bir balerin, pointlerinin ucuna yerleştirilmiş çelik mutfak bıçakları ile dans ederken acı içinde dengesini korumaya çalışıyor. Kırılgan ve zalim. Başlangıçta çekingen ve utangaç. Keskin uçlu dans pabuçlarıyla git gide daha rahat, gönül ferahlığıyla piyanonun pırıl pırıl parlayan yüzeyini deliyor, çiziyor. Performans videoya çekiliyor.
Javier Pérez bu işi ile bir kez daha insanı inceliyor. Güçlü sembolizmi olan, etkili metaforik dili ile güzellik ve zalimlik, kırılganlık ve şiddet, kültür ve yaşam-ölüm döngüsü gibi birbiriyle bağdaşmazmış gibi görünen kavramların arasındaki kırılgan sınırı vurguluyor.
Eser, Art International İstanbul 2015’te sergilendi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

En el Filo, On the Edge, Javier Pérez, 2012. Duvara monte edilmiş dört bıçak. Alttaki ikisinin üzerine monte edilmiş yüksek topuklu bronz ayakkabılar. Bu enstalasyon siyah beyaz bir fotoğrafın yanına yerleştirilmiş. Fotoğraftaki çıplak kadın enstalasyonun üzerinde hiç de rahatsız değil. Pérez bu kara, Sürrealist masalı ile, kadına yönelik şiddete de gönderme yapıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

En el Filo, On the Edge, Javier Pérez, 2012.
Duvara monte edilmiş dört bıçak. Alttaki ikisinin üzerine monte edilmiş yüksek topuklu bronz ayakkabılar. Bu enstalasyon siyah beyaz bir fotoğrafın yanına yerleştirilmiş. Fotoğraftaki çıplak kadın enstalasyonun üzerinde hiç de rahatsız değil. Pérez bu kara, Sürrealist masalı ile, kadına yönelik şiddete de gönderme yapıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  En el Filo, Javier Pérez, enstalasyondan detay. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


En el Filo, Javier Pérez, enstalasyondan detay.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Çağdaş Sanata Varış 253|Çağdaş Sanat 1

  • Los Angeles Çağdaş Sanat Müzesi 1940 sonrasında yapılan eserleri,
    Londra’daki Tate Modern 1965 yılından sonra yapılan eserleri,
    Çağdaş Sanat tarihi uzmanı Kristine Stiles ve sanat tarihçi Peter Selz ise 1945 yılından itibaren üretilen eserleri “Çağdaş” olarak nitelerler.
  • Ancak Çağdaş Sanat çoğu zaman, 1990’ların başlarında ortaya çıkan bir şey olarak tanımlanır ve postkolonyal tartışmanın yükselişi, Modernizm anlatısı üzerindeki Avrupa-Amerika tekelinin kırılması veya Soğuk Savaş’ın son bulmasıyla ilişkilendirilir. Küreselleşme endüstrisinin 1989’dan sonra hız kazandığı da biliniyor.
  • 1989 yılı, Berlin Duvarı’nın yıkıldığı yıl, birçok kaynakta güncel/Çağdaş Sanat’ın başlangıç tarihi olarak gösterilir. 1990’ların Postfeminist veya üçüncü feminizm dalgası; Freud psikanalizinden Lacan psikanalizine, Kristeva’ya kayış;  tekno-bedenler; parçalılık; mekan meselesinin sanallığa, siber uzaya doğru genişlemesi; siborglar Çağdaş Sanat’ın dinamikleri arasında yer alan unsurlardan bazılarıdır.
  • Postmodernite tartışmaları yerini küreselleşme arayışlarına bırakırken toplumsal ve sanatsal açılımlar başta kimlik olmak üzere, aidiyet, farklılık, bellek, beden, kent, (eş)cinsellik gibi kavramları yeniden yorumlayıp üretmeye başladı.
  • Jean Baudrillard, kültürün de artık metalar olarak üretildiğini ve kültürün artık bir sınıfın kodlanmış değerlerinin yansıması olmadığını, aksine, bütün toplumsal kurumların katıldığı, her birisinin pay sahibi olduğu bir alan olduğunu söyler. Dolayısıyla kültür olgusu, toplumun geçirdiği değişimlerden etkilenerek gitgide farklılaşacaktır.
1987 İstanbul doğumlu sanatçı Emir Tomaç’a ait bir fotoğraf. Fotoğraf: Sanat Karavanı

1987 İstanbul doğumlu sanatçı Emir Tomaç’a ait bir fotoğraf.
Fotoğraf: Sanat Karavanı

  • Çağdaş sanatçıların hepsi  yapıtlarını üretirken en yeni teknolojiyi kullanmıyorsa da çoğu, teknolojinin yönetsel bir araç olduğunu kabul ediyor.
  • Çağdaş Sanat’ta tekrar gündeme gelen fikirler ve araçlar da söz konusudur. Özellikle din ve siyaset alanındaki tabulaşmış konular sanat alanındaki bazı çalışmaların ana temalarıdır. Sanatçıların aktivist bir gruba üye olmaları sıkça rastlanan bir durumdur.
  • Çağdaş Sanat yapıtının başarılı veya başarısız bulunma kriteri, diğer çağlarda uygulanan kriterlerle aynıdır: Yapıt akla ilginç sorular getiriyor mu? Malzemesi, biçimsel ve kavramsal ögeleri birbiriyle etkin bir ilişki içinde mi? Yapıt, başarması hedeflenen şeyi başarıyor mu? gibi.
  • Estetik yabancılaşmadan uzaklaşırken kültüre daha fazla entegre olan güncel sanatı “Çağdaş” diye tanımlamak genelde kabul görür. Devrimci tasarıların yerini alan deneycilik ile özdeşleştirilir.
  • Çağdaş Sanat, sanat fikrini sorgular. Kavramları araç olarak kullanır. Kavramların fiziki bir obje ile tanımlanması gerekmediğinden, geleneksel araçlar ve obje kullanımı da gereksizdir. Fikirler ve bilgi, yazılı teklifler, raporlar, fotoğraflar, grafikler, dokümanlar, haritalar, film, video ve hepsinin üzerinde dilin kendisi ile ifade edilebilir.
  • Çağdaş Dönem, kültür sektörünün Yapıbozum, postkolonyal eleştiri, post Marksizm, toplumsal aktivizm, Psikanalitik teori gibi trendlerin temellendiği kamusal alan işlevi görür. Çağdaş Sanat ortamları, sol düşüncenin kamusal söylem olarak hala dolaşımda olduğu birkaç alandan biridir, denebilir.
  • Çağdaş Sanat dönemi ile sanatlar arasında yeni bir kesişme ve deney alanı açıldı: Artık müzik yerine ses sanatı, şiir yerine dil sanatı, inşa yerine an-arkitektür, tiyatro yerine Performans Sanatı vardı.
  • Melezleşme sürecinin en önemli aşamalarından birisi Vücut Sanatı’dır. Gövdeyi iktidarın “kullanabileceği” ve bu yetkinin sadece devletin elinde bulunduğu; kurulu sistemin eğitim, sağlık, hapishane, cinsellik, askerlik aşamalarındaki gövdeye dönük her türden yaklaşım siyasaldır. Bu, öznenin nesneye dönüştürülmesi ve özneyi sahiplenenin özneye yabancılaştırılmasını öngören bir anlayıştır. Çağdaş Dönem’de gövdeye dönük her yaklaşım, sistemi eleştirmeyi içerir. Gövdeye dönük bir yorum, bellek, kimlik, aidiyet, mekan gibi alanlara bir gönderme ve bu olguların sorgulanması; ırkçılık, yoksulluk, ayrımcılık gibi siyasallaşma düzlemleri de Vücut Sanatı’nda içerilir.
  • Kamusal alan-özel alan ayrışması da aynı başlık altında değerlendirilir. Kamusal alan iktidarın denetimindedir. Gövde, kamusal ile özel alanın kesiştiği noktada yer alır. Gövdenin iktidarı kendi dışında tutmak istemesi, hegemonyanın egemenlik alanını daraltmak anlamına gelir.

 

 

 

Libya 28 Roma Şehri ve Sabratha 4 Tiyatro

Sabratha’da tiyatroya giden yollar, çeşitli geometrik desenler kullanılarak yapılmış mozaik döşeme ile süslenmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’da tiyatroya giden yollar, çeşitli geometrik desenler kullanılarak yapılmış mozaik döşeme ile süslenmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Devlet kültü, vatandaşların zihninde bayramlar, halk eğlenceleri ve kurbanlar sayesinde gelişiyordu. Romalılar tiyatroyu MÖ 3. yüzyılda Yunanlardan almışlardır. Yunan tiyatrosu sırtını doğal bir yükseltiye dayar. Yunanlar tonoz bilmezler. Tonoz öğrenildikten sonra düzlükte tiyatro yapımı başlıyor. Roma, kemer biliyor, düz araziye tiyatro yapabiliyor. Yunan tiyatrosunda ilk sıra sahneye yakındır. Roma tiyatrosunda ise, hayvanlarla yapılan gösterilerden ötürü ilk sıra korunaklıdır. Yunan’da oyuncuların hepsinin erkek, Roma’da ise oyuncuların arasında kadın da olduğu düşünülüyor. Roma’da sahne binasının daimi olduğu bilinirken, Yunan’da kurulup kaldırıldığı düşünülüyor. MÖ 55 yılında Pompeius, Roma’daki tiyatro binası için sermaye sağladı. 20.000 kişilik bu bina sıra sütunlardan oluşan bir kompleksti. Böylece, herkesin keyifli vakit geçirmesi amacıyla tasarlanmış büyük ulusal anıtların inşa edilmesi için para sağlama uygulaması başlamış oldu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Devlet kültü, vatandaşların zihninde bayramlar, halk eğlenceleri ve kurbanlar sayesinde gelişiyordu.
Romalılar tiyatroyu MÖ 3. yüzyılda Yunanlardan almışlardır.
Yunan tiyatrosu sırtını doğal bir yükseltiye dayar. Yunanlar tonoz bilmezler. Tonoz öğrenildikten sonra düzlükte tiyatro yapımı başlıyor. Roma, kemer biliyor, düz araziye tiyatro yapabiliyor.
Yunan tiyatrosunda ilk sıra sahneye yakındır. Roma tiyatrosunda ise, hayvanlarla yapılan gösterilerden ötürü ilk sıra korunaklıdır.
Yunan’da oyuncuların hepsinin erkek, Roma’da ise oyuncuların arasında kadın da olduğu düşünülüyor.
Roma’da sahne binasının daimi olduğu bilinirken, Yunan’da kurulup kaldırıldığı düşünülüyor.
MÖ 55 yılında Pompeius, Roma’daki tiyatro binası için sermaye sağladı. 20.000 kişilik bu bina sıra sütunlardan oluşan bir kompleksti. Böylece, herkesin keyifli vakit geçirmesi amacıyla tasarlanmış büyük ulusal anıtların inşa edilmesi için para sağlama uygulaması başlamış oldu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’nın tiyatrosunun beş bin kişilik olduğu ve 2. yüzyılda yapıldığı düşünülüyor. Sönmemiş kireç ısıtıldığında çok yoğun bir parlaklık yaydığından, sahne ışıklandırılmasında kullanılıyordu. (Limelight). Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’nın tiyatrosunun beş bin kişilik olduğu ve 2. yüzyılda yapıldığı düşünülüyor.
Sönmemiş kireç ısıtıldığında çok yoğun bir parlaklık yaydığından, sahne ışıklandırılmasında kullanılıyordu. (Limelight).
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha tiyatrosunun orkestra ve sahnesi. Roma tiyatrosunda halk (commoners) ile aristokrasi ayrı yerlerde oturuyorlar (box of honor). İki bölüm bir parapet ile ayrılmış. Sahne ile seyirci arasında kalan, genelde yarım daire şeklinde olan çukur bölüm orkestra’dır. Sahne ile orkestra arasındaki parapete pulpitum (stage platform) denir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha tiyatrosunun orkestra ve sahnesi.
Roma tiyatrosunda halk (commoners) ile aristokrasi ayrı yerlerde oturuyorlar (box of honor). İki bölüm bir parapet ile ayrılmış.
Sahne ile seyirci arasında kalan, genelde yarım daire şeklinde olan çukur bölüm orkestra’dır. Sahne ile orkestra arasındaki parapete pulpitum (stage platform) denir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemelerde güneş saati ve rulolar (scrolls). MÖ 39 yılında Jul Sezar Roma’nın ilk halk kütüphanesini yaptırmaya karar verdi. İmparatorlar kütüphanelere büyük para bağışında bulundular. MS 350 yılına gelindiğinde Roma’da 29 tane kütüphane bulunuyordu. Bir çoğu Romalıların uzun vakit geçirdiği hamamlarla bağlantılıydı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemelerde güneş saati ve rulolar (scrolls).
MÖ 39 yılında Jul Sezar Roma’nın ilk halk kütüphanesini yaptırmaya karar verdi. İmparatorlar kütüphanelere büyük para bağışında bulundular. MS 350 yılına gelindiğinde Roma’da 29 tane kütüphane bulunuyordu. Bir çoğu Romalıların uzun vakit geçirdiği hamamlarla bağlantılıydı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemeler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemeler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aristokrasinin oturduğu bölümün iki kenarı yunuslarla süslü. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aristokrasinin oturduğu bölümün iki kenarı yunuslarla süslü.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemeler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemeler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  Pulpitum’da Üç Güzeller. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Pulpitum’da Üç Güzeller.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tiyatronun duvarları mermerle kaplıymış. Roma mimarisinde Numidya’dan sarısı, Anadolu’dan kırmızısı, Yunanistan’dan yeşili gelen mermerler çok kullanılmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tiyatronun duvarları mermerle kaplıymış. Roma mimarisinde Numidya’dan sarısı, Anadolu’dan kırmızısı, Yunanistan’dan yeşili gelen mermerler çok kullanılmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  •  Sabratha’da ayrıca 2. yüzyıla tarihlenen konut alanı; Roma döneminden tapınaklar, çeşmeler; Bizans’tan döneminden bir katakomb ve dört kilise var.

 

 

Libya 26 Roma Şehri ve Sabratha 2

Kartaca dönemine ait, tholos denen, obelisk mezar  tipi Bes Mozolesi/Anıt Mezarı, tamamen yeniden yapılmış. 24 m yüksekliğindeki yapı, MÖ 2. yüzyıldan kalma bir yeraltı mezar odasının üzerine yapılmış. Tabanı üçgen, fasadı içbükey. Müzede sergilenmekte olan Bes ve Herkül heykelleri ile aslan figürlerinin yapının üzerindeki piramit şekilli parçanın en tepesinde olduğu düşünülüyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kartaca dönemine ait, tholos denen, obelisk mezar tipi Bes Mozolesi/Anıt Mezarı, tamamen yeniden yapılmış. 24 m yüksekliğindeki yapı, MÖ 2. yüzyıldan kalma bir yeraltı mezar odasının üzerine yapılmış. Tabanı üçgen, fasadı içbükey. Müzede sergilenmekte olan Bes ve Herkül heykelleri ile aslan figürlerinin yapının üzerindeki piramit şekilli parçanın en tepesinde olduğu düşünülüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Roma şehri. Romalılar bir yerleşim yeri kurarken, belirli bir planı uygularlardı. Önce, birbirlerini doksan derece kesen iki geniş cadde çizilir, sonra dikdörtgen parseller ayrılırdı. Belli aralarla, cadde yeri bırakılırdı. Yerleşimin merkezinde kamu binaları, iş yerleri, Forum bulunurdu. Aynı işle uğraşan esnafın dükkanları aynı yerde toplanırdı. (Özbekistan yazımızda, Orta Asya’da da aynı sistemin geçerli olduğunu yazmıştık.) Şehirlerin girişi anıt gibi yükselen kemerler, kemerlerin üzerinde heykeller, ana dört yol ağzında tetrapylon denen süslü yapılar olurdu. Şehirlerde hamamlar, tiyatrolar, bazen amfitiyatrolar bulunurdu. Şehir meydanında anıtsal çeşmeler olurdu. Duvarlar genelde mermerle kaplanırdı.
  • MÖ 312 yılında yapılan Roma’dan Capua ’ya uzanan 212 km’lik ünlü Appia Yolu, adına layık ilk Roma yoluydu. Roma’nın yolları, başlangıçta askeri amaçla yapıldı. At üzerinde ve orduya tekerlekli araçlarla eşlik eden destek birimlerinin ve imparatorluğun atlı mesaj servisinin hızlı ve kolay yol alması önemsenmişti. Ticaret ve ulaştırma zaman içinde amaçlar arasına girdi. Yollar yapılırken askeri savunma hesaba katılırdı. Yolların yüzeyinin taşla kaplanması MÖ 174’de başlamıştı. Daha sonra Yunan etkisiyle mermer ve travertenle de yol kaplaması yapıldı. Roma yollarının bazıları günümüze ulaşmıştır. Yollar tam düz bir çizgi halinde olmalıydı. Yolu kesen vadiler ya da suyolları ile karşılaşıldığında ya molozla dolduruluyor ya da üzerine köprü yapılıyordu. Yollara, Roma’ya olan mesafeyi belirtmek için taş sütunlar konur, attan kolay inebilmek için yolun her iki tarafına taşlar dikilirdi. Yollar Roma mili cinsinden ölçülürdü. Bir Roma mili 1000 adım idi (mille passus). Mil kelimesi buradan gelir. Roma, toplamı 85.000 km olan 272 anayol inşa etmişti. Yolları devlet yapıyor, bazen yerel toprak sahiplerinden de yardım alınıyordu.
  • Roma döneminde yapılmış bazı kanalizasyon ve lağım sistemleri de günümüze ulaşmıştır.
  • Peristil (peristyle) denen, Yunan’da sütunlarla çevrili bahçe gibi avluyu Roma aynen uygulamıştır. Yapının ön yüzündeki sütunlu giriş de Roma’da yaygındır.
  • Roma düzeni sütun başlığı genelde, İyon ve Korint tipi başlıkların karışımından oluşan kompozit sütun başlığıdır.
  • Şehirlerde mutlaka çeşitli tapınaklar olurdu. Roma dinlerinin üstün durumunu bozmayacaksa, siyasal bakımdan bir tehlike oluşturmayacaksa, ahlaka aykırı bir yönü yoksa yabancı dinler hoş görülürdü.
Sabratha’daki İsis Tapınağı. 1. yüzyıla ait, Mısır'ın en büyük tanrıçası İsis adına yapılan tapınağın yüzü denize dönük. Mısır’da Annelik ve Bereket Tanrıçası olan İsis, Sabratha’da denizcilerin tanrısı olarak kabul görmüş. Etrafı sekiz sıra korint sütunu ile çevrili olan İsis Tapınağı’nda ilkbaharda denizcilik mevsiminin başlangıcını kutlamak için festival yapılırmış. Sabratha’da ayrıca Serapis, Antonine adına yapılmış tapınaklar da var. Kartacalılar ve daha sonra da Romalılar zamanında çalışmış olan Kuzey Afrika mermer ocaklarının bazılarının  ocak yolları İkinci Dünya Savaşı sırasında atılan bombalarla bozulmuş ve faaliyetleri durmuştur. Gezdiğimiz tapınaklarda genellikle beyaz, yeşil dalgalı dairevi bantları olan Cipoline mermeri kullanılmıştı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’daki İsis Tapınağı. 1. yüzyıla ait, Mısır’ın en büyük tanrıçası İsis adına yapılan tapınağın yüzü denize dönük. Mısır’da Annelik ve Bereket Tanrıçası olan İsis, Sabratha’da denizcilerin tanrısı olarak kabul görmüş. Etrafı sekiz sıra korint sütunu ile çevrili olan İsis Tapınağı’nda ilkbaharda denizcilik mevsiminin başlangıcını kutlamak için festival yapılırmış.
Sabratha’da ayrıca Serapis, Antonine adına yapılmış tapınaklar da var.
Kartacalılar ve daha sonra da Romalılar zamanında çalışmış olan Kuzey Afrika mermer ocaklarının bazılarının ocak yolları İkinci Dünya Savaşı sırasında atılan bombalarla bozulmuş ve faaliyetleri durmuştur.
Gezdiğimiz tapınaklarda genellikle beyaz, yeşil dalgalı dairevi bantları olan Cipoline mermeri kullanılmıştı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

4. yüzyıldan Curia- Senato Binası. Sabratha’daki Forum, Roma forumundan çok Yunan agorasına benzetilir. Yunan kenti, kent için; Roma kenti ROMA için yapılır, denir. Dolayısıyla Yunan yapısı daha gösterişsizdir. Eski Latince erkekler topluluğu teriminden türemiş Curia, meselelerin tartışıldığı yerdi. Başlangıçta şehrin önde gelen yaşlılarının toplanma yeriydi. (Senato, yaşlı adam kelimesinden türetilmiştir). Romalılar bu modeli, fethettikleri  tüm şehirlere ihraç etmişler, böylece her şehir kendi Senatosuna sahip olmuştur. Ama Roma dışındaki tüm şehirlerde seçilmiş yöneticilerin merkezi yönetimin onayını alması gerekirdi. Roma senatosu ise, Cumhuriyet döneminde, doğrudan vatandaşlar tarafından seçilirdi. İmparatorluk döneminde senatörler seçilmemişler, kalıtsal soyluluklarına göre göreve gelmişlerdir. İmparatorlukla birlikte, Curia yerel hükümetin bulunduğu, yargılama işlemlerinin yürütüldüğü, yönetimle ilgili toplantıların yapıldığı herhangi bir yer anlamında kullanılmış, kısa bir süre sonra da terim, yerel yönetimin yapıldığı yer anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Roma Forumu’nda bulunan Curia, Senatonun toplandığı ve İmparatorluğun idaresi ile ilgili tartışmalar yaptığı Senato binası işlevine sahipti. Yapı, Forum’un kuzeyinde yer alıyordu ve özellikle bir İmparatorun yönetimi altındaki hükümetin işlerini yürütmek için kullanılıyordu. Senatör olabilmek için bir milyon ss’lik bir servet gerekiyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

4. yüzyıldan Curia- Senato Binası.
Sabratha’daki Forum, Roma forumundan çok Yunan agorasına benzetilir. Yunan kenti, kent için; Roma kenti ROMA için yapılır, denir. Dolayısıyla Yunan yapısı daha gösterişsizdir.
Eski Latince erkekler topluluğu teriminden türemiş Curia, meselelerin tartışıldığı yerdi. Başlangıçta şehrin önde gelen yaşlılarının toplanma yeriydi. (Senato, yaşlı adam kelimesinden türetilmiştir).
Romalılar bu modeli, fethettikleri tüm şehirlere ihraç etmişler, böylece her şehir kendi Senatosuna sahip olmuştur. Ama Roma dışındaki tüm şehirlerde seçilmiş yöneticilerin merkezi yönetimin onayını alması gerekirdi.
Roma senatosu ise, Cumhuriyet döneminde, doğrudan vatandaşlar tarafından seçilirdi. İmparatorluk döneminde senatörler seçilmemişler, kalıtsal soyluluklarına göre göreve gelmişlerdir.
İmparatorlukla birlikte, Curia yerel hükümetin bulunduğu, yargılama işlemlerinin yürütüldüğü, yönetimle ilgili toplantıların yapıldığı herhangi bir yer anlamında kullanılmış, kısa bir süre sonra da terim, yerel yönetimin yapıldığı yer anlamında kullanılmaya başlanmıştır.
Roma Forumu’nda bulunan Curia, Senatonun toplandığı ve İmparatorluğun idaresi ile ilgili tartışmalar yaptığı Senato binası işlevine sahipti. Yapı, Forum’un kuzeyinde yer alıyordu ve özellikle bir İmparatorun yönetimi altındaki hükümetin işlerini yürütmek için kullanılıyordu.
Senatör olabilmek için bir milyon ss’lik bir servet gerekiyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu