Etiket arşivi: Tiberius

Şiddet 30 | Roma’da Kadına Yönelik Şiddet 3

  • İmparator Augustus (MÖ 27 – MS 14) çıkarttığı Lex Julia adlı yasa ile belli bir yaşa kadar evlenmeyen kadınların cezalandırılması; başka erkeklerle ilişki kuran kadınların kocaları veya babaları tarafından öldürülmeleri; sadakatsiz eşinden boşanmayan kocaya ağır cezalar verilmesi; evli erkeklerin eşlerinden başka sadece fahişelerle cinsel ilişkide bulunabileceği; kadınların da sadakatsiz eşlerini boşayabileceğini hükme bağlamış, ancak onlara bir zorunluluk getirilmemişti. Lex Julia ile zina, genel suçlar kapsamına alınmıştı. Senatörlerle onların çocuklarına ve torunlarına azatlılardan çocuk sahibi olmak yasaklandı. Namuslu Roma kadını, ancak yasal eş olabilirdi. Orta sınıf hem evlenmeye hem odalık olmaya elverişliydi. Fahişeler, arabulucular, kadın tellalları, azat edilmiş kız ve kadınlar, oyuncular, dansözler odalık olabilir, yasal eş olamazdı. Doğuran kadına bir tür nişan veriliyordu. Kocası ölen bir kadın, bir yıl; kocasından boşanan kadın, altı ay sonra tekrar evlenmek zorundaydı. Oysa Roma hukukunun ruhu, böyle bir konuyu, zina denli günah ve ayıp sayardı.
  • Augustus dönemine kadar erkek, karısının drahomasını ne isterse yapabilirdi. Yeni yasa ile drahomayı satmak ve başkasına devretmek yasaklandı. Yasa, Romalı kadınlara ipek giysiler giyme ve mücevher takmayı hemen hemen yasak etmişti. Yasayı protesto etmek isteyen bazı asil genç kadınlar, isimlerini fahişe listelerine yazdırmış; Roma’da, devlet denetiminde hizmet veren 35 umumhane açılmıştı. Augustus’un yerine geçen üvey oğlu Tiberius (MS 14-37), yeni bir yasa ile asil ve orta sınıftan tanınmış ailelerin kadınlarına, kendilerini fahişe listelerine kaydettirmelerini yasaklamıştı.
  • İmparatorluğun 1. yüzyılında yaşamış en etkili kadınlardan biri olan Yaşlı Agrippina (MÖ 15-MS 33), kocası Germanicus’un yaptığı savaşlarda ona eşlik etmiş; ordu birliklerinin bazılarının komutasını üzerine almış; birliklerin savaş alanından kaçışını önlemiş; bir kaleyi kocası Germanicus dönünceye kadar elinde tutmuştu.
İmparator Neron’un annesi sayesinde imparator olduğu kanısı yaygındı. Bu kanıyı izleyen, yaklaşık MS 54–59 yıllarına tarihlenen heykelde Agrippina oğluna tacını giydirirken görülüyor. Oğlu tahta geçtikten sonra da devlet işlerine müdahalesi, oğlu ile yüz yüze betimlendiği dönemin sikkelerinde de barizdir. Fotoğraflar: wikipedia ve Ancient History et cetera

İmparator Neron’un annesi sayesinde imparator olduğu kanısı yaygındı. Bu kanıyı izleyen, yaklaşık MS 54–59 yıllarına tarihlenen heykelde Agrippina oğluna tacını giydirirken görülüyor. Oğlu tahta geçtikten sonra da devlet işlerine müdahalesi, oğlu ile yüz yüze betimlendiği dönemin sikkelerinde de barizdir.
Fotoğraflar: wikipedia ve Ancient History et cetera

  • Oğlu Neron tahta geçince dönemin sikkelerine Agrippina ile oğlunun birbirine dönük profilleri basılmıştı. Roma hukukunda yeri olmayan bir hükumet modeli olarak ortak yönetim sergilediler. Neron için annesi, Optima Mater (annelerin en iyisi) idi. Otobiyografisini de yazmış olan Agrippina, oğlunun onu ilk öldürme teşebbüsünü atlattı ama ikincisini atlatamadı.
  • Jul Sezar’ın torununun torunu, İmparator Claudius’un eşi Genç Agrippina (MS 15-59), saray erkanını ve dilek sahiplerini dinleme yetkisini almıştı.
Romalı bir kadın, doktor, tüccar, hukukçu, gladyatör olabiliyordu ama politikacı olamıyordu. Bu alan kadınlara tümüyle yasaklanmıştı. Her iki Agrippina da sınırları epey zorlamışlardı ama dört yüzyıl daha sürecek imparatorlukta güçlü kadınların hiçbiri, siyasal haklar için isyan edemedi. Halikarnas (Bodrum) çıkışlı olduğu sanılan mermer rölyefte iki kadın gladyatör, Amazon ve Achillia görülüyor. Bu parça, British Museum’da sergileniyor. Aslında Colosseum’da dövüşen kadınların çoğunluğu, orada bir savaşçı olarak değil, bir kurban olarak bulunuyordu. Orada kadınların tecavüze uğradığı da oluyordu. Belgelerde anlatılanlara göre, arenadaki gladyatör yarışmaları bittikten sonra, sütunların arasında fuhuş yapılıyordu. Fotoğraf: The History Blog

Romalı bir kadın, doktor, tüccar, hukukçu, gladyatör olabiliyordu ama politikacı olamıyordu. Bu alan kadınlara tümüyle yasaklanmıştı. Her iki Agrippina da sınırları epey zorlamışlardı ama dört yüzyıl daha sürecek imparatorlukta güçlü kadınların hiçbiri, siyasal haklar için isyan edemedi.
Halikarnas (Bodrum) çıkışlı olduğu sanılan mermer rölyefte iki kadın gladyatör, Amazon ve Achillia görülüyor. Bu parça, British Museum’da sergileniyor.
Aslında Colosseum’da dövüşen kadınların çoğunluğu, orada bir savaşçı olarak değil, bir kurban olarak bulunuyordu. Orada kadınların tecavüze uğradığı da oluyordu.
Belgelerde anlatılanlara göre, arenadaki gladyatör yarışmaları bittikten sonra, sütunların arasında fuhuş yapılıyordu.
Fotoğraf: The History Blog

 

Bizans İmparatorluğu 96| Türkler ve Bizans 2

  • Justinyen idaresinin sonuna doğru imparatorluk, mali darboğaza girmişti. II. Justinus babası zamanında yapılan borçları zorlukla ödemişti. Perslere/Sasanilere yıllık vergiyi ödemeyerek yaptığı barışı sona erdirmiş oldu. Persler 573’te Nisibis’i (Nusaybin), Apamea’yı (Birecik), Dara’yı (Mardin), Amida’yı (Diyarbakır) ele geçirdi. İmparatorluğun batı ve kuzey sınırlarını tehdit eden Avarları yenemeyen Bizans, onlarla anlaşma yaptı.
  • Bu iki gelişme ile Türk-Bizans ittifakı bozuldu. Bizans, Türklerin Perslerle olan sorunda kendi yanlarında olmamasını; Türkler ise düşmanları Avarlar ile yapılan anlaşmayı fesih nedeni saydı. İstemi Kağan ölmüş, yerine oğlu Tardu geçmiş; Bizans’ta ise Tiberius imparator olmuştu. Tiberius, 575-576’da bir elçi heyetini Türklere gönderdi. Bu, Bizans’tan Türklere gönderilen üçüncü heyetti. Tardu, heyeti iyi karşılamadı ve Bizans üzerine ordusunu yolladı. 576 yılında Keriç Boğazı’nı (Kırım) ele geçirdi. Ama kağanlığın içindeki karışıklıklar sebebiyle planlarını uygulamaktan vazgeçti. Göktürk Kağanlığı 582 yılında ikiye bölündü; Türklerden Bizans’a gönderildiğini bildiğimiz ilk heyet 595 yılında gitti. Bundan başka Göktürkler ile Bizans arasında siyasal bir ilişkiyi ifade eden doğrudan bir bilgi yoktur.
  • Romalı yazarlar gözlemlerine ve Türkler hakkında Avarlar’ dan öğrendiklerine dayanarak Türkleri bağımsızlıklarına düşkün; kuvvetli ve sert tabiatlı; ateşe değer veren, suya ve havaya saygı gösteren; yeri ve göğü yarattığına inandıkları tanrıya ibadet eden ve ona at, inek ve koyun kurban eden; askeri bir sisteme sahip; Romalılar ve İranlılar gibi siper kazmayan; geceleri düşman üzerine harekete geçen; her türlü yokluğa ve kıtlığa, sıcağa ve soğuğa dayanıklı; çocukları üç-dört yaşından itibaren koyun sırtında at binme talimi yapan, erkek ve kız çocukların erken yaşta at binmeyi öğrendiği, at üzerinde yiyip içen, uyuyan ve bütün gününü at üstünde geçiren, adeta yürümekte zorluk çeken; demir madenleri ünlü; cesur ve sayı bakımından fazla, diye tanımlamışlardır. Bu tanımlamalar, Hunlar, İskitler, Avarlar, Eftalitler ve diğer Turani özelliklere sahip toplulukların genel karakterinden söz eder.
Bizans’ın hizmetindeki Türkoğulları. Fotoğraf:www.pinterest.com

Bizans’ın hizmetindeki Türkoğulları.
Fotoğraf:www.pinterest.com

  • 10. yüzyıldan itibaren Türk ücretli askerler Bizans ordusu içerisinde yer almış, bu askerlere, Turcople veya Turkopouloui (Türkoğlu) demişlerdir. Bizans İmparatorluğu hem orduda Türk gücünden istifade etmiş hem de Türk savaş tekniklerini gözlemlemiştir.
  • Bizans ordusundaki Türklerin ve Anadolu Selçuklu ordusundaki Rumların varlığı bilinmektedir. Türk ya da başka milletten ücretli asker kullanımı, Bizans askeri sisteminin parçalanmaya başlaması ile baş gösteren ve kalıcı hale dönüşen bir uygulama olmuştur. Selçuklular da aynı şekilde Anadolu Hıristiyanlarını kendi ordularına almışlardır. Bizans ordusunun aksine, Selçuklu ordusundaki yabancı ögeler yalnızca esirlerdi. Bu farlılık, Selçukluların, dinini değiştiren esirlerin orduya kabul edilmesini öngören uygulamalarından ötürüdür. Ayrıca her iki orduda da yarı Türk, yarı Rum askerler de vardı.