Etiket arşivi: Tayvan

Çağdaş Sanata Varış 226| Çağdaş Dönem 3 Berlin Duvarı’nın Yıkılması 2

  • Küreselleşme de Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birlikte başlatılır. 1990’larda başlayan kapitalist rekabet dalgasına küreselleşme adı verildi. Bu dalgadan sonuna kadar yararlanan Güney Kore, Tayvan, Çin gibi ülkeler oldu. Ancak bu dalgayı ABD’nin dünya çapındaki piyasaları liberalleştirme dürtüsü olarak görüp, kendi değerlerini dünyanın geri kalanına zorla kabul ettirmeye yönelik bir girişim olarak görenler çoğunlukta oldu.
  • Žižek, küresel kapitalist dünya görüşü diye bir şey olmadığını; kapitalist uygarlık diye bir şey olmadığını söyler; küreselleşmenin, kapitalizmin kendisini bütün uygarlıklara uyarlayabilmesidir der; bunu, kapitalizmin global boyutu olarak tarifler.
  • Žižek, günümüz küresel kapitalizmine dört karşıt etkinlik sıralar: ekolojik felaket tehdidi, entelektüel mülkiyet ile özel mülkiyet arasındaki uyumsuzluk, yeni tekno-bilimsel gelişmelerin sosyo-etik etkileri ve dışlanmışı kapsanmıştan ayıran duvarlar.
Fotoğraf:akademikperspektif.com

Fotoğraf:akademikperspektif.com

  • Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılışıyla sınırlar değişti. Örneğin eski Yugoslavya’nın görünüşteki birlik beraberliği paramparça oldu. Doğu Bloku içinde en Avrupalı olan, Tito’nun mirası, 1992-95 savaşı ile yıkım politikalarına ve etnik temizliğe şahit oldu. Bosna’daki olaylar Avrupa’nın göbeğindeki Müslüman varlığını gün ışığına çıkardı. 1993 yılında Mostar Köprüsü’nün yıkılması, yalnızca Bosna’yı değil, Avrupa projesini de tehlikeye attı. 2004 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin temyiz dairesi, Srebrenica’da (Doğu Bosna) Bosnalı Müslümanların katledilmesinin bir soykırım oluşturduğu hükmünü kesin bir biçimde onadı. Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da yaşanmış en büyük katliamdı.
  • Duvar’ın yıkılması ile, Ortodoks Kilisesi Avrupa’da zuhur etti.
  • Cezayir kökenli sosyolog Khaled Fouad Allam’a göre, etnik farklar hassasiyeti de Berlin Duvarı’nın yıkılması sonrasına tarihlenir. Savaş Pilotu adlı eserinde Antoine de Saint-Exupéry’nin “Ben en güçlüyüm çünkü benim uygarlığım hiçbir farklılığı kesip biçmeden kendi birliğinde kenetleme gücüne sahip” dediği devir kapanmıştır.
  • Žižek’e göre, 1989, 1968’e zıt sonuçlar doğurdu: Bu defa, ayaklanma politik açıdan kazandı ama toplumsal açıdan kaybetti. Komünizm dağıldı, ama vahşi kapitalizm ile milliyetçilik karışımı olan yeni toplum, parlamenter demokrasi isteyen muhaliflerin uğruna mücadele ettiği şey değildi. 1968’in devleti ortadan kaldırmak ve kapitalizmi aşmak çabaları başarısız olduğuna göre, yeni politikanın devletten belli bir mesafede yer alması, devlet mekanizmalarının sınırlarını zorlama politikası izlenmelidir. Noam Chomsky, parlamenter demokrasinin edilginleştirici özüne dikkat çeker.
  • “Sovyetler’in yıkılması siyasetin ideolojik içeriğini bitirdi; kapitalizmin, Sovyet sistemi ile çok katmanlı rekabeti ortadan kalktı; globalleşme ortaya çıktı. Küreselleşmenin meydan okumasına etnik-dini bir yeniden kavimleşmeyle, ırkçılık ve popülizmle yanıt verildi. Sanayi kapitalizminin yerini çok daha yıpratıcı olan finans kapitalizmi aldı. Sanayi kapitalizminin yapısı çökünce işçi sınıfı kalmadı, sendikacılık bitti. Bunlar geleneksel siyasetin içeriğini dolduran şeylerdi. İnternet teknolojisi de siyasette “reality show” ortamına prim veren iklimi yarattı. Küstahlığın ve teşhirciliğin geçer akçe olduğu yeni bir iklim doğdu. Bu iklimin ürünü olan Donald Trump doğdu.” Bu sözler, Nilgün Cerrahoğlu’nun bir diplomatın ağzından yayımladığı yazısından alıntıdır.
  • Berlin Duvarı yıkıldı ama, başka duvarlar yapıldı: tamamlandığında 700 km uzunluğunda, 8-12 m yüksekliğinde, 60 m genişliğinde, yani Berlin Duvarı’ndan iki kat daha uzun, üç kat daha yüksek olması planlanan Batı Şeria Duvarı gibi.

 

Japonya 26 | 1947-1952

Nara, Kasuga Tapınağı.

Nara, Kasuga Tapınağı.

  • 1945 – 1952  yıllarındaki Müttefik işgali, ama de facto ABD işgali ile Silahlı Kuvvetler ve teçhizat üretim faaliyetleri yasaklandı, askeri devlet dağıtıldı. Yeni anayasa yapılarak politik sistem yeniden örgütlendi, eğitim içeriği ve sisteminin dönüşümü, mülkiyeti yayma, büyük iş ve mali kurumların denetlenmesi, antitekel önlemler, toprak reformu, cinsiyet eşitliği, inanç özgürlüğü yolunda maddeler kondu, 1947 Anayasası ile soyluluk ünvanı kaldırıldı.
  • Kore Savaşı’nda (1950-1953) Japonya’nın ABD üssü olarak kullanılması dış ticarette sıçrama sağladı. Gerekli sermaye malları alındı.1952
  • 1952’de ABD baskısı ile Japonya, ÇHC’den çok Tayvan’a yaklaştı. ÇHC ile temas kısıtlı kaldı.
  • Japonya’nın savaş sırasında esir ettiği Müttefik personelinin maruz kaldığı zorlukları tazmin etmek amacıyla Kızıl Haç örgütüne 4,5 milyon Sterlin ödeme yapması istendi.
  • San Francisco Barış Antlaşması’na göre Japonya’nın savunma harcamaları ABD’ye ait olmaya devam edecekti. Dolayısıyla Japonya, ABD’ye mali yük olmaya başladı.
  • San Francisco Barış Antlaşması, 1951’de Japonya ile 49 ülke arasında imzalanmış, 1952’den itibaren yürürlüğe girmiştir. Antlaşmayla II. Dünya Savaşı resmen sona ermiş, Japonya’nın emperyalist bir güç olarak konumu lağvedilmiştir. Ayrıca antlaşmayla Japonya’nın elindeki müttefik savaş esirlerinin maruz kaldıkları insan hakları ihlallerinden dolayı tazmin edilmeleri karara bağlanmıştır. Bu antlaşmayla beraber Japonya’nın ABD ile ikili ilişkileri yeni bir aşamaya geçmiş ve modern Japonya tarihi bu doğrultuda şekillenmiştir. İç Savaşı yeni sonuçlandığı için ve Tayvan ile Çin Halk Cumhuriyeti’nin hangisinin yasal temsiliyet sahibi olduğu konusunda uluslararası kamuoyu nezdinde belirsizlik olduğu için iki ülke de antlaşmaya çağrılmamıştır. Savaş halinde olunan Kuzey Kore ve Haziran 1945’de anti-faşist Badoglio hükümeti Japonya’ya savaş ilan etmiş olmasına rağmen İtalya davet edilmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti ve savaş zamanında bağımsız bir ülke olarak var olmayan ancak sonradan bağımsızlığını kazanan ve Japon işgaline karşı savaşan Pakistan  imzacı ülkeler arasında yer almış, SSCB anlaşmanın şartlarına muhalefet etmiştir. San Francisco Barış Antlaşması ile Japonya bağımsızlığına kavuşmuştur!
  • Antlaşmaya göre Japonya; Kore, Tayvan, Hong kong, Kuril Adaları, Pescadores ve Spratly Adaları, Antarktika ve Sahalin Adaları’ndaki haklarından feragat etmiştir.
  •  Bonin ve Ryukyu takım adalarının denetimi ABD’ye geçmiştir. Takım adalara dahil olan kentler arasında Okinawa da bulunmaktadır.
  • Antlaşmaya göre savaş esirleri ülkelerine dönecek, Japonya sadece savunma amaçlı bir ordu barındıracaktır.
  • Japonya’nın ada haricindeki sahip olduğu firma, kurum ve özel kişilere ait tüm varlıklara Müttefiklerce el konmuştur. Bu kapsamda Çin Halk Cumhuriyeti Mançurya ve Moğolistan’daki demiryolu ve madenlere el koyacaktır. Japonya’nın; Kore, Tayvan ve Çin’de el konulan varlıklarının toplam değeri 25 milyar dolar mertebesindedir.
  • İkinci Dünya Savaşı’nda, özellikle savaşın son iki senesinde 100 binlerce Koreli, yaklaşık 40 bin Çinli ve az sayıda Müttefik savaş esirinin Japonların inşaat, maden vs. alanlarında köle işçi olarak çalıştırıldığı biliniyor. Japonya’ya getirilen her 5 Çinliden biri 1943 – 1945 yılları arasında ölmüş, 4 bini bugün hayatta ve Japonya’da dava açmışlar. Dava edilenler Mitsui Mining ve Mitsubishi Meterials. Mitsubishi’nin “cehennem gemileri” adı verilen kargo gemileriyle Japonya’ya işçi taşıdığı biliniyor. Japonya’nın köle işçi programı daha 1990’ların ortasında konuşulmaya başlanmış. Japon mahkemeleri mürürü zaman sebebiyle davaları düşürme yoluna gidiyor. Mitsubishi’nin Çin ile arayı bozmak işine de gelmiyor. Çünkü çok büyük kontratları var Çin ile. Mesela 2008 Beijing Olimpiyat projesiyle ilgili milyonlarca dolarlık inşaat işi almış durumda. (The Economist, 17 April 2006.)

 

Japonya 25 | 1894 -1947

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ VE SONRASINDA JAPONYA
1894-1947

  • 1894’de Japonya, Çin’e savaş açtı. Japonya savaşı kazanınca Çing Hanedanı Tayvan’ı Japonya’ya bıraktı. Japonya, Batılılara tanınan tüm hakları elde etti.
  • 1894 – 1895 Çin ve 1904 – 1905 Rus savaşları sonunda Japonya, sömürgeleri olan bir dünya gücü olmuştu.
  • 1912 de İmparator Taişo tahta çıktı, dönem Taişo demokrasisi  olarak adlandırıldı. 1926’da İmparator öldü.
Foto moretravel.

Foto moretravel.

  • 1920’ler ekonomik sorunlar ve Büyük Bunalım ile iyice arttı. Ekonomi 1932’den sonra hızla düzeldi, dış ticaret ağır sanayinin kurulmasına katkı yaptı. 30’lu yıllarda ordunun politikadaki rolü daha da arttı.  1931’de Tokyo’daki hükümet orduya söz geçiremez oldu. 1937’de Japon Ordusu, Mançurya’yı zaptetti.
  • Japonya, 1940’da Almanya ve İtalya ile Üçlü Pakt’ı imzaladı. Ebedi sulhun “her milletin özel mevkiini almasına” bağlı olduğuna inanıyorlardı.
  •  Pearl Harbour baskını ( Aralık 1941 ) yapıldığı sıralarda milli gelirin yarıdan fazlası ordu ve donanma için harcanıyordu.
  • 1943’te ABD, İngiltere ve Çin Kahire Deklarasyonu’nu imzaladılar. Buna göre Tayvan, Manzhou ve Penhu adaları Çin’e bırakıldı. Çin Milliyetçi Partisi ile Çin Komünist Partisi Japon’lara karşı birleştiler ve savaşı kazandılar.
  • 1941’den beri başbakan olan General Tojo 1944’te istifa eder.
  • Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılması 1945 Ağustos.
  • Japonya, 1945’te Potsdam Bildirisi’ni kabul edip kayıtsız şartsız teslim oldu.  Çin Milliyetçileri Tayvan’a çekildi. Tayvan Çin Cumhuriyeti 1979’a kadar BM’de Çin’i temsil eden tek yasal hükümetti.
  • 1947 Anayasası’na “Barış Anayasası” denir. 9. maddesinde açıkça savaşın uluslararası sorunların bir çözüm yolu olduğu reddedilmesidir. Anayasa, ülke ABD işgali altındayken yazılmış ve Japonya’nın önceden askeri monarşi olan yönetim sistemi liberal demokrasiyle değiştirilmek istenmiştir. Belge halen geçerliliğini korumaktadır ve kabul edilmesinden sonra önemli bir değişiklik yapılmamıştır.
Fuji Dağı. Foto ceytruzim.

Fuji Dağı.
Foto ceytruzim.

 

Demokrasi, Cumhuriyet ve Özgürlük

Yorumlarınızla bu formata uygun katkıda bulunun listeyi birlikte tamamlayalım…

MÖ 4. yüzyılda Pers şehri Dara (Darius’tan), MS 6. yüzyılda Bizans şehri Anastasiapolis, bugün Mardin’de Oğuzköy. Dara’yı gezerken girdiğimiz mağaradan bozma, neredeyse hiç eşyası olmayan bir evdeki Atatürk resmi.

MÖ 4. yüzyılda Pers şehri Dara (Darius’tan), MS 6. yüzyılda Bizans şehri Anastasiapolis, bugün Mardin’de Oğuzköy.
Dara’yı gezerken girdiğimiz, sahibesi Türkçe bilmeyen, mağaradan bozma, neredeyse hiç eşyası olmayan bir evdeki Atatürk resmi.

Özgür olmak ve demokratik olmak açısından baktığımızda da farklı durumlarla karşılaşıyoruz.

Çin Halk Cumhuriyeti, ne tam anlamıyla özgür ne de demokratiktir. Tayvan 1960 yılından beri hem özgür hem de demokratiktir. Büyük ölçüde Çinlilerden oluşmuş bir toplum olan Singapur demokratiktir, muhalif adaylara da açık olan (her ne kadar pahalıya patlasa da) düzenli seçimler yapılmaktadır, ancak özgür değildir. Medya ve siyasi eylem sıkı bir şekilde denetlenmektedir. Hong Kong ise demokratik ve oldukça özgür bir toplumdur: her ne kadar siyasi baskı ve bir dereceye kadar sansür olsa da, hareketli bir basını vardır. Çin Halk Cumhuriyeti hükümetine cephe alan kitaplar basmak kolaydır ve çeşitli siyasi partilere destek vermektedir (her ne kadar yasakoyucu bu partilerden birinin iktidara gelmesini engellese de). (Modern Çin, Rana Mitter, Dost Kültür Kitaplığı, 2012)

 

Çin’de Eğitim 2

1930‘ dan sonra milliyetçi yönetimin ülkede istikrarı sağlaması ile uzun vadeli planlar yapılabilir oldu, eğitim planlaması yapıldı. Yetişkin eğitimleri başlatıldı, radyo ve filmler eğitim amaçlı kullanılmaya başladı. 1930–1937 arasında ilkokul çağındaki çoçukların %43’ ü okula kayıtlı idi. 1945 yılında işgal edilen  Formoza Adası’nda da (Tayvan), Japon alt yapısı üzerine, okullara kayıtlı öğrenci sayısı arttı. Ülkede İngiltere, Fransa, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından kurulmuş toplam 135 özel okul, milli karakteri zedelediği düşüncesi ile Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı ve Çinli eğitimciler yönetimi devraldı. Yükseköğretim kurumları, üniversiteler, kolejler ve teknik okullar olmak üzere üçe ayrıldı.

Budizmin geçerli olduğu ülkelerde günümüzde de ilköğretim tapınaklarda veriliyor. Tayland, Hua Hin,  Mahadhat Tapınağı

Budizmin geçerli olduğu ülkelerde günümüzde de ilköğretim tapınaklarda veriliyor.
Tayland, Hua Hin, Mahadhat Tapınağı

1937–1945 yılları arasında, kıyı bölgelerinde yer alan en önemli üniversitelerin binaları yıkıldı, tahrip edildi, işgal edildi, öğrenciler ve öğretim üyeleri defalarca batıya doğru kaçmak zorunda kalsalar da yanlarındaki yetersiz malzemelerle eğitime devam etmeye çalıştılar. 1946 yılına gelindiğinde 60 kurumun 60 bin öğrencisi eski yerlerine geri döndüler.

1948 yılına gelindiğinde ülkede 215 yükseköğretim kurumu vardı: 55 üniversite, 79 Kolej ve 81 teknik okul.

1949‘ da Kıta Çin’inde Komünist rejim kuruldu. Rejimin fikirleri, davranışları, alışkanlıkları değiştirmek ve halkın bu ideolojiye uyum sağlamasını temin etmek için eğitim en önemli araç oldu. Politik görevler ve propaganda için öğrencilerin ve öğretmenlerin görev alması beklendi. “Feodal ve burjuva  ideoloji ile hazırlanmış” müfredat yerine Marksist – Leninist fikirleri yayan eğitim ve Rus dili öğrenimine ağırlık verildi. Sovyetler’ in ders kitapları, Sovyetler Birliği’nde kabul gören teorilerin, metodların kullanımı ön plana çıktı. Gelenek önemini kaybetti.

Rejim değişikliğinden sonra, üç yıl içinde, yabancıların sahip olduğu veya yabancılar tarafından yönetilen okullar ya kapatıldı ya da milli yükseköğretim sistemi içine dahil edildi, akademik konular ve kurumların idaresi merkezi yönetimin sıkı denetimi altına alındı.

Budist Samye Manastırı’nda öğrenim, Tibet

Budist Samye Manastırı’nda öğrenim, Tibet

Öğrencilerin ve öğretim üyelerinin farklı görüşlerini  rapor edecek gençlik birlikleri oluşturuldu. Genel eğilim ülkenin gereksinim duyduğu teknik personeli yetiştirebilmek için öğrencileri sosyal konulardan çok, bilimsel ve teknik konularda yönlendirmek, işçi ve köylü çoçuklarına daha fazla fırsat yaratmaya çalışmak oldu.

Komünist rejimin ana hedeflerinden olan okuryazar oranını artırmak 1995 yılına geldiğinde % 81,5 düzeyine erişmiş, ilköğretim çağındaki çocukların okullaşma oranı % 95 olmuş, ilkokul mezunlarının üçte biri ortaöğretime devam eder olmuş, düzenli üniversite öğrenimi görenlerin oranı % 2’nin altında kalmıştı. 1995′te ülkedeki yüksek öğrenim kurumlarına 926,000 yeni öğrenci kaydolmuştur. Bu, 1952′deki rakamın 10.7 katını oluşturmaktadır. Ancak, bir çok genç insan, hala üniversiteye gitme imkanına sahip değildir, sadece yüzde dördü üniversiteye kabul edilmektedir, yoğun bir rekabet bulunmaktadır. 1979 ile 1995 arasındaki dönemde yükseköğretim kurumlarından mezun olanların sayısı, bundan önceki 30 yılda (1949-1978) mezun olanların sayısından 2.6 kat fazladır ve 7,667,000 kişiye ulaşmıştır. Üniversitelerdeki lisans öğretim süresi  dört yıl olmakla birlikte fen, mühendislik veya tıp dallarındaki öğrenim beş yıl sürmektedir. Mesleki eğitim veren fakültelerin çoğu üç yıllık, küçük bir bölümü de iki yıllıktır. 1950′lerin başında 215 farklı alanda eğitim verilirken 1960′ların başında bu sayı 627′ye yükselmiştir. 1980′lerden sonra sistem yeniden düzenlenmiştir.  Üniversiteler ve fakülteler, adayları ulusal düzeyde birleştirilmiş giriş sınavları ile seçmektedirler. Öğrenciler, sınav sonuçları ve sağlık durumlarına göre belirli bir okula giriş hakkını kazanmakta, öğrencilerin kişisel tercihleri de dikkate alınmaktadır. Günümüzde, devlet hala ilke olarak üniversite mezunlarına iş bulunmasından sorumludur. Devlet, çalışma birimleri ve okulların işgücü arzı ve talebini koordine etmek ve üniversite mezunlarının istihdam edilmesi için uygulanabilir planlar oluşturmak için işbirliği yapmalarını öngören bir politika uygulamaktadır.

Lisansüstü öğrenciler genellikle çalışmalarını yükseköğrenim kurumları, Çin Bilimler Akademisi, Çin Sosyal Bilimler Akademisi ve öteki araştırma kuruluşlarında sürdürmektedirler. 1995′te bu kuruluşlarda 145,000 doktora öğrencisi bulunuyordu. Lisans, lisansüstü ve doktora dereceleri, Devlet Konseyi tarafından yetkili kılınan okullar ve bilimsel araştırma kurumları tarafından verilmektedir.1981 ile 1995 arasında 286,000 öğrenci lisansüstü, 20,000′in üzerinde öğrenci de doktora derecesi almıştır.

Budist Samye Manastırı’nda öğrenim, Tibet

Budist Samye Manastırı’nda öğrenim, Tibet

Başlıca yükseköğretim kurumları  Pekin Üniversitesi, Qinghua Üniversitesi, komünist dönemde kurulmuş  olan Çin Halk Üniversitesi, Nankai Üniversitesi, Şanghay‘daki Fudan Üniversitesi ve Güney Çin‘in en önemli eğitim merkezi olan Sun Yat – Sen  Üniversitesi’ dir. Ayrıca her yönetim bölgesinin bir üniversitesi ile bütün ülkeye yayılmış teknik yüksekokullar vardır. Çin, 1978-1995 arasında 250,000 binden fazla öğrenciyi öğrenim görmek üzere 100′ü aşkın ülke ve bölgeye göndermiştir. Bunların 80,000′den fazlası öğrenimlerini tamamladıktan sonra geri dönmüşler ve çeşitli alanlarda istihdam  edilmişlerdir. Çin’in dünya başarı sıralamasında ilk 500’e giren 27 üniversitesi vardır. Dünya başarı sıralamasında Pekin Üniversitesi 36ıncı, Qinghua Üniversitesi 40ıncı sıradadır. Proje 211 adı verilen çalışmanın hedefi 21. yüzyılda dünyadaki en iyi üniversiteler listesinde daha çok sayıda üniversite ile yer almaktır.

2011 yılında yapılan uluslar arası bir yarışmada Şangaylı liseliler matematik ve fen derslerinde en üst sıralarda yer almışlar. Son beş yılda milli gelirin %4’üne denk gelen 1.26 trilyon dolar eğitim için harcanmış. Ancak bu kadar harcama ile bile ülkedeki eğitim kalitesindeki fark giderilememiş. Oysa  1986 yılında yürürlüğe giren eğitim yasasının ana amacı buymuş. 130 kişilik sınıflar, bu yüzden öğretmene yakın sıralar için para ödenmesi, ailelerin yapmak zorunda kaldıkları ağır eğitim harcamaları devam etmekte imiş. Kırsal bölgelerde düşük eğitim kalitesi, her öğrencinin sınıfta oturacağı sırayı kendisinin temin etme mecburiyeti,  şehirlerde kırsala göre altı misli pahalıya gelen eğitim, iyi okullara kabul için aracılara ödenen paralar, ev-okul arası mesafenin ortalama 5 km olması, ailesi şehirde çalışan çocukların doğdukları yerde eğitim almaya mecbur tutulması gibi sorunlar devam etmekte imiş. Herkesin bedava eğitim hakkının olması gereken bir ülkede iyi okullara sadece zenginlerin ve iyi bağlantıları olanların çocukları devam edebildiği için 1986’da elitizmi aşmayı hedefleyen yasanın pek yararlı olmadığı söylenebilir (Kaynak: Bloomberg Businessweek, April 14, 2013).

Günümüzde Çin’de okuryazar oranı %92,2,  yüksek öğretim kurumu sayısı 2200, internet erişimine sahip Çinlilerin oranı %38,3, Çinli internet kullanıcı sayısı 513 milyon, her yıl işgücüne katılan Çinli üniversite mezunu sayısı 6 milyondur ( Kaynak : Optimist Dergisi Nisan 2013 sayısı).