Etiket arşivi: Tate Modern

Şiddet 89| Sanat ve Şiddet 8

  • Karikatür de öyle kötücül olabilir ve değerleri öylesine çarpıtabilir ki, insanlar onun müellifine karşı ayaklanabilirler. 2005 yılında bir Danimarka gazetesinde çıkan Muhammed karikatürleri vakasında olduğu gibi. Dini duyguları yaralamaya kanaat özgürlüğü denebilir mi? Bunu aylarca süren ateşli ihtilaflar izledi. 2015’te Müslüman bireysel eylemciler Paris ve Kopenhag’da ölümcül şiddet eşiğini aştılar.
  • Şiddet eylemi ve şiddetin temsili ile derdi olan Avusturyalı yönetmen Michael Haneke’nin filmlerinde şiddet nedensiz ortaya çıkar. Filmlerindeki şiddete çıplak ve katı şiddet diyebiliriz. Stanley Kubrick mizah ile Haneke sessizlik ile filmlerinde dehşeti arttırır. Şiddet, Haneke filmlerinde seyirliği haz veren pornografik bir unsur değil, modern toplumun hastalığı olarak temsil edilir. Funny GamesÖlümcül Oyunlar (1997) adlı filminde Neo-Nazi çağrıştırması yapılır. Kubrick’in 1971 yapımı Otomatik Portakal adlı kült filmi şiddetin bireysel değil, toplumsal olduğunu; şiddetin toplumun bağrında bulunduğunu savlar.
  • Genel olarak Apocalypse Now-Kıyamet (Francis Ford Coppola) gibi yeraltına iniş filmleri şiddetin yoğun olarak görselleştirildiği filmlerdir.
  • Şiddete dayalı görüntü ve anlayış insanları güzel ve yüce duygusundan uzaklaştırır.
Fotoğraf: Arter Sergi Rehberi

Fotoğraf: Arter Sergi Rehberi

  • Chapman Kardeşler’in şiddet tonu yüksek Cehennem serisinde sorgulanan pek çok şey var: Şiddet görüntülerine aşinayız. Soykırım hala olabilir, herkes dönüşmüş olabilir, çünkü şiddet bizi dönüştürüyor. Bu kadar şiddete maruz kaldıktan sonra ben eski ben olabilir miyim?
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern 2017.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern 2017.

  • Şili’nin kuzeyinde, dünyanın en kurak çölü Atacama Çölü’nde yer alan, Şilili heykeltıraş Mario Irarrazabal’in eseri Çöl’ün Eli adlı heykel, ıssız bir alanda olmasına rağmen sıkça Vandalların saldırısına uğruyor. Yılda iki kez heykelin üzerine yazılan yazılar devlet tarafından temizleniyor. Çöl’ün Eli, çok yaygın olan üzerine kalemle veya kazılarak yazı yazılan pek çok esere verilmiş bir örnek.
  • İnternette yer alan provokasyon-hakaret sarmalı Shitstorm (bok tufanı) insanların, Ötekiler’in suretinde feci düşmanlar görme, onları yere yıkma ve mağlup etmeye duyduğu eski ihtiyacı tatmin etmenin yeni bir biçimidir.

 

Şiddet 87| Sanat ve Şiddet 6

Tate Modern’de Louise Bourgeois eserlerinin sergisinden bir görünüm. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017

Tate Modern’de Louise Bourgeois eserlerinin sergisinden bir görünüm.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017

  • Batılı olmayan sanat, 20. yüzyılın başlarında Batılı Avangard sanat üzerinde önemli bir etki yaratmıştı. Sömürgeciliğin bir sonucu olarak, sömürgelerden Batı’ya akan objeler, sanatçıların stüdyolarında, etnografik ve antropolojik koleksiyonlarda yer buldu. Bu objeler, orijinal bağlamları ve amaçlarından kopuk, primitif olarak değerlendirildiler. Primitif kavramı, negatif anlamda kullanıldı. O dönemde Batılı olmayan kültürler Öteki olarak görülmüş, Avrupalı değerlerin ve anlayışın dışında kabul edilmiştir.
  • Global değişim ve kültürel farkındalık hakkında daha geniş değerleri ve fikirleri kucaklamak Postmodernizm ile başladı. Sanat ve kültür tarihlerinin değerlendirilmeleri, Avrupa merkezli bakış açılarını sorgulama ve daha önce ötekileştirilen sömürgecilik öncesi ve sonrası kültürleri, egemen Batılı fikirler ve değerler üzerinden değil, kendi başlarına değerlendirilmeleri gerektiği kabul gördü. Sanat eserini, kendi kültüründeki köklerini göz önünde bulundurarak değerlendirmenin uygun olduğu düşünülür oldu.
  • Gördüğümüz şeye tepki verirken kültürel farklılıklara saygı göstermek ve dikkat etmek, imajlar üretmenin ve sunmanın gerisindeki farklı gelenekleri ve motivasyonları bulmak önemsenmeye başlandı.
  • İran’da 1979 Devrimi sonrasında teknokratlar sanatın İslami edebe uyması konusunda hiç taviz vermediler. Devrimden sonra hükumet Çağdaş Sanat Müzesi’nin girişindeki büyük bronz kadın heykelinin saçları ve bacakları fiberglas ile örtülerek hicaba uygun hale getirildi.
  • Bir kadın sanatçının New York Modern Sanatlar Müzesi’nde retrospektif sergi açması için 1982 yılını beklemek gerekti. Bu sanatçı, Louise Bourgeois oldu.
  • 1989 yılında Paris’te Centre Georges Pompidou’da gerçekleştirilen Yeryüzünün Sihirbazları adlı sergi, sanat dünyasında çokkültürlülükle ilgili tartışmaları alevlendirmişti. Batılı ve Batılı olmayan kültürlerin ürünlerini bir araya getiren sergi, öteki kültürleri yine egzotik birer örnek gibi sunduğu için eleştirilerin hedefi olmuştu.

 

Faşizm / Diktatörlük 2

Ortaçağlardaki Gibi, John Heartfield (1891-1969), 1934. Eserin teması şehitliktir. Ortaçağdaki din şehitleri ile Üçüncü Reich veya diğer adıyla Nazi Almanyası’nın kanına girdiklerini gamalı haçı Çarmıh gibi kullanarak ifade ediyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, Londra, 2017.

Ortaçağlardaki Gibi, John Heartfield (1891-1969), 1934.
Eserin teması şehitliktir. Ortaçağdaki din şehitleri ile Üçüncü Reich veya diğer adıyla Nazi Almanyası’nın kanına girdiklerini gamalı haçı Çarmıh gibi kullanarak ifade ediyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, Londra, 2017.

  • İtalyan faşizmi bir Avrupa ülkesinde iktidara gelenilk sağcı diktatörlük olmuştu. İtalyan faşizmi bir liturji, bir folklor, bir giyim tarzı yaratan ilk rejimdir. Öteki faşist hareketler ( Letonya, Estonya, Litvanya, Polonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, İspanya, Portekiz, Norveç, Almanya ve Güney Amerika’da) 1930’lu yıllarda ortaya çıkmıştır. Avrupa’nın liberal liderlerini, bu yeni rejimin ilginç toplumsal reformlar gerçekleştirdiğine ve komünizm tehlikesine karşı ılımlı devrimci bir seçenek oluşturduğuna ikna eden İtalyan faşizmi olmuştur.
  • Adolf Hitler’in Kavgam adlı kitabı, bir siyasal program bildirisidir. Naziliğin bir ırkçılık ve Ari ırk kuramı, bir yoz sanat anlayışı, bir iktidar istenci ve üstinsan felsefesi vardı.
  • Mussolini’ninbir felsefesi yoktu. Başlangıçta ateistken sonradan faşizmi kutsayan piskoposlar ile yakın ilişki içinde olmuş, “Tanrı’nın Gönderdiği Adam” olarak anılmıştı. İtalyan faşizmi monarşi ile devrimi, kraliyet ordusu ile Mussolini’nin özel milisini, mutlak denetim ile piyasa ekonomisini bir araya getirmişti. Devrimciydi ama tutucu toprak sahipleri tarafından finanse edilmişti. Başlangıçta cumhuriyetçiydi ama yirmi yıl boyunca kraliyet ailesine bağlılığını dile getirdi. İtalya’daki iki önemli sanat ödülünden biri olan Bergamo Ödülü avangart sanatın yeni denemelerini teşvik ediyordu. Oysa Almanya’da avangart sanat, üstü örtülü bir komünizm propagandası sayılıyordu; yozlaşmışlığın ürünü olarak görülüp yasaklanmıştı.
  • İtalyan faşizmi de Nazizm gibi bir diktatörlüktü ama felsefi zayıflığı yüzünden diğeri gibi tam totaliter bulunmaz. Ama muhalefet liderleri suikasta kurban gitmişler, siyasal muhalifler sürgüne gönderilmiş, özgür basın susturulmuş, sendikalar dağıtılmış, yasama erki kağıt üstünde kalmış, yürütme yargıyı ve kitle iletişim araçlarını denetlemiş, doğrudan yasalar çıkartmış, ırkın saflığını korumaya yönelik yasalar yapılmış, Yahudi katliamı resmen desteklenmiştir. Benito Mussolini, demokratik bir parlamentonun temelinin en iyi içeriden, yavaş yavaş çürütülebileceğini biliyordu.
  • İtalya’da Benito Mussolini döneminde (1922-1943) söylevlerinin önemli bulunan bölümleri okullarda ezberletilirdi.
  • Faşizmden emperyalizmi çıkardığımızda karşımızda İspanya’dan Franco’nun aşırı Katolik falanjizmini ve Portekiz’den Salazar’ı buluruz.
  • Faşizmden sömürgeciliği çıkardığımızda Balkan faşizmiyle karşılaşırız.
  • İtalyan faşizmine radikal bir kapitalizm karşıtlığını eklediğimizde Ezra Pound’a; faşizme Kelt mitolojisi kültü ile Kutsal Kase mistisizmini eklediğimizde Julius Evola’ya ulaşırız.
  • 1940’lı yılların sonunda Bertolt Brecht şöyle yazar: “Demokratik ülkelerde ekonominin şiddet özelliği fark edilmez, otoriter ülkelerde fark edilmeyen, şiddetin ekonomik özelliğidir.”
  • Eduardo Galeano’ya göre Latin Amerika’da devlet terörü, yönetici sınıflar başka yollarla işlerini yürütemedikleri için harekete geçer. İşkence, etkili olduğu için vardır. Demokrasi güç anlarda ulusal güvenliğe, yani oligarşinin ayrıcalıklarının ve yabancı yatırımların güvenliğine karşı bir suç teşkil eder. Onur kırıcı yapı uluslararası pazarlarda ve mali merkezlerde başlar, her yurttaşın evinde biter. Posta ve banka gibi terörün de memurları vardır ve terör gerekli olduğu için uygulanır, bir sapıklar ortaklığı değildir.
  • Günümüzde Avrupa’nın çeşitli yerlerinde etkinlik gösteren Nazi çizgisinde hareketler var. Bunlar tabii ki kaygı uyandırıyor. 1997 yılında Umberto Eco, Nazizm’in özgün biçimiyle, ulusal bir hareket olarak yeniden doğacağına inanmadığını ancak en masum kılıklarla yanaşmaya başladığında maskesini düşürmek gerektiğini yazmıştı.
Sapar Murad Niyazov (1940-2006), 1985 yılından beri Türkmen Komünist Partisi Birinci Sekreteri olarak yönettiği ülkenin, Sovyetler’in çökmesi sonrası 1991’de bağımsızlığını ilan etmesiyle Türkmenistan’ın ilk devlet başkanı olmuştu. Türkmenbaşı adını benimsemiş, 1999 yılında kendisini ebedi devlet başkanı ilan ettirmiş, sonra 70 yaşında görevi bırakacağını açıklamıştı. 2001 yılında çıkardığı Ruhname adlı kitabının okullarda okutulmasını, üniversiteye giriş ve ehliyet alımında sınav konusu olmasını zorunlu kıldı. Ocak ayına kendi adını, nisan ayına annesinin adını verdi. Türkmenbaşı adı bir meteora, ayda bir kratere, ülkenin en yüksek tepesine, caddelere, çiftliklere, at sürülerine, bir kente verildi. Her sokağa bir heykeli yapıldı, her binaya posteri asıldı. Hipokrat yeminini kaldırıp doktorları kendisine yemin ettirdi.  Aşkabat’ta yaptırttığı 95 metre yüksekliğindeki heykelin en üstündeki altın çocuk kendisini temsil ediyor. Başka altın Türkmenbaşı heykelleri de yapılmıştı. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Sapar Murad Niyazov (1940-2006), 1985 yılından beri Türkmen Komünist Partisi Birinci Sekreteri olarak yönettiği ülkenin, Sovyetler’in çökmesi sonrası 1991’de bağımsızlığını ilan etmesiyle Türkmenistan’ın ilk devlet başkanı olmuştu. Türkmenbaşı adını benimsemiş, 1999 yılında kendisini ebedi devlet başkanı ilan ettirmiş, sonra 70 yaşında görevi bırakacağını açıklamıştı. 2001 yılında çıkardığı Ruhname adlı kitabının okullarda okutulmasını, üniversiteye giriş ve ehliyet alımında sınav konusu olmasını zorunlu kıldı. Ocak ayına kendi adını, nisan ayına annesinin adını verdi. Türkmenbaşı adı bir meteora, ayda bir kratere, ülkenin en yüksek tepesine, caddelere, çiftliklere, at sürülerine, bir kente verildi. Her sokağa bir heykeli yapıldı, her binaya posteri asıldı. Hipokrat yeminini kaldırıp doktorları kendisine yemin ettirdi.
Aşkabat’ta yaptırttığı 95 metre yüksekliğindeki heykelin en üstündeki altın çocuk kendisini temsil ediyor. Başka altın Türkmenbaşı heykelleri de yapılmıştı.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.
  • Latin Amerika’nın Kesik Damarları, Eduardo Galeano, Sel Yayıncılık, 2014.
  • Yere Göğe Adını Verdi, Aklına Eseni Yasakladı, Radikal Gazetesi, 22 Aralık 2006.
  • Beş Ahlak Yazısı, Umberto Eco, Can Yayınları, 2014.

 

 

Şiddet 67| İç Savaş ve Devrim Şiddeti 3

İsimsiz, Malangatana Ngwenya, 1967. 20. yüzyılın ikinci yarısındaki kolonilerin terki nadiren barışçıl olmuş, bu yüzden eserlerde acı ile yer almıştır. Mozambik’teki Portekiz hakimiyetinin bitişini yaşayan sanatçı Malangatana Ngwenya (1936-2011), bu özgürlük savaşını yoğun görsel dalgalarla ifade ederek, gerek şahsi gerekse halkın çektiği acıları anmıştır. Yukarıdaki tablosunda ülkesinin Portekiz’e karşı verdiği ve devam etmekte olan özgürlük savaşında (1964-1974) sivil halkın maruz kaldığı şiddeti figürleri üst üste bindirerek, birbirleri içinde eriterek yansıtmıştır. Sanatçı özgürlük savaşçısı olduğu gerekçesiyle 1964 yılında Portekiz gizli polisi tarafından on sekiz ay hapis tutulmuştur. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

İsimsiz, Malangatana Ngwenya, 1967.
20. yüzyılın ikinci yarısındaki kolonilerin terki nadiren barışçıl olmuş, bu yüzden eserlerde acı ile yer almıştır. Mozambik’teki Portekiz hakimiyetinin bitişini yaşayan sanatçı Malangatana Ngwenya (1936-2011), bu özgürlük savaşını yoğun görsel dalgalarla ifade ederek, gerek şahsi gerekse halkın çektiği acıları anmıştır.
Yukarıdaki tablosunda ülkesinin Portekiz’e karşı verdiği ve devam etmekte olan özgürlük savaşında (1964-1974) sivil halkın maruz kaldığı şiddeti figürleri üst üste bindirerek, birbirleri içinde eriterek yansıtmıştır. Sanatçı özgürlük savaşçısı olduğu gerekçesiyle 1964 yılında Portekiz gizli polisi tarafından on sekiz ay hapis tutulmuştur.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • 20. yüzyılın ikinci yarısındaki kolonilerin terki nadiren barışçıl olmuştur.
  • “Sonra ‘Bölünme’ oldu. Tanrı’nın şahdamarı Hindistan’la Pakistan arasında patlayıverdi ve bir milyon insan nefrete kurban gitti. Komşular birbirlerini hiç tanımamışlar, birbirlerinin düğünlerine hiç gitmemişler, şarkılarını hiç söylememişler gibi düşman kesildiler. Çeyrek yüzyıl sonra, Doğu Pakistan’daki kırımın ardından yepyeni bir ülke Bangladeş’te de bir şube açtı.” Arundhati Roy, Mutlak Mutluluk Bakanlığı, Can Yayınları, 2017, sf.27.)
  • Aşırı derecede sömürücü ekonomik ve siyasal kurumlara ilişkin uzun bir geçmişi olan ve idarecilerinin gücü üzerinde herhangi bir denetim mekanizması bulunmayan toplumlarda, siyasal kurumlar yeni hükümdarların ya da dar bir grubun devletin kontrolünü ellerine geçirerek mevcut ekonomik zenginliği gasp etmelerine ve denetimden yoksun bir siyasal iktidar inşa etmelerine yol açar.
  • Pek çok Afrika ülkesi sömürgeci güçlerden devraldığı sömürücü kurumlarla iktidar mücadelelerinin ve iç savaşların tohumlarını ekmiştir. İktidarı ele geçirmek, bir grubu diğerlerinin sırtından zengin etmek gibi sebeplerle çıkan çatışmalar Angola’da, Burundi’de, Çad’da, Fildişi Sahili’nde, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde, Etiyopya’da, Liberya’da, Mozambik’te, Nijerya’da, Kongo Cumhuriyeti’nde, Ruanda’da, Somali’de, Sudan’da, Uganda’da, Sierra Leone’de kanlı iç savaşlara dönüştüler ve ekonomik yıkıma, eşi görülmemiş ıstıraplara ve devletin tümden iflasına sebep oldular.
  • Oligarşinin özü, radikal değişim vaadiyle eski liderleri deviren yeni liderlerin, eskisinden farklı bir şey getirmemesidir.
    Guatemala’da aynı elit önce sömürgecilik döneminde, ardından bağımsız Guatemala’da, dört yüz yıl boyunca iktidarı elinde tutmuştur. Sömürücü kurumlar eliti zenginleştirir, elitin zenginliği de hakimiyetine dayanak oluşturur. Ülkede demokratik rejim 1954’te kanlı bir iç savaşa yol açan darbe ile devrilmiş, ülke ancak 1986’da yeniden demokratikleşebilmiştir.
Playground, Vladislav Scepanovic, 2017. 2017 Venedik Bienali, Sırbistan Pavyonu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Playground, Vladislav Scepanovic, 2017.
2017 Venedik Bienali, Sırbistan Pavyonu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 1746’da Avusturyalı askerlere taş atarak devrim başlatan İtalyan çocuk kahramanın takma adı Balilla idi. Filistin’de İntifada sürecinde gerçekleşen eylemlerden biri olan taş atma eski ve devrimci bir taktiktir.
  • “Taş atan çocuklar” sadece devlet şiddetinin mağduru mudurlar, yoksa sürekli hale gelmiş şiddet nedeniyle travmatize olmuş yaralı bilinçler midir, sorusunu Foti Benlisoy Granta’da gündeme taşımıştı.
  • AİHM, 2008 yılında taş atmayı makul bir tepki çerçevesinde değerlendirdiğini açıkladı. Kararla birlikte bu eylemlerin devletin güvenliğini ihlal etmediğini, edemeyeceğini vurguladı.
Mutlu Çocuklar, Vladislav Scepanovic, 2016. 2017 Venedik Bienali, Sırbistan Pavyonu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mutlu Çocuklar, Vladislav Scepanovic, 2016.
2017 Venedik Bienali, Sırbistan Pavyonu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Faşizm / Diktatörlük 1

  • Faşist izler arasında en belirgin olanlar ırkçılık, homoseksüelliğe karşı duyulan korku, baskın maçoluk, komünizm karşıtlığı ve sağ görüşlerin tercih edilmesi, fanatikçe gelenek saplantısı, kahramanların yüceltilmesi, “yaşasın ölüm” söylemleri, kadınların alt sınıf olarak görülmesi, sürekli bir savaşma duygusu biçiminde gözlenebilir.
  • Faşizm inanmayı, itaat etmeyi, savaşmayı, güzel bir ölüm idealinin müridi olmayı, ateşe atılmayı, olabildiğince fazla çocuk doğurmayı, siyaseti varoluşun temel amacı olarak görmeyi, içinde bulunulan toplumun seçilmiş toplum olduğunu kabul etmeyi bekler.
  • Faşizm farklı siyasal ve felsefi görüşlerden oluşmuş bir kolajdır. Faşizm, çok değişik tarzlarda sahnelenebilir.
Normalleşme, John Heartfield (1891-1969), 1936. Eserin konusu Almanya ile Avusturya’nın iki yıl içinde birleşme kararıdır. Sanatçı Avusturya milliyetçiliğinin sembolü olan Kudüs Haçı’nın kenarlarını keserek bunun altındaki Nazi gamalı haçını gösteriyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, Londra, 2017.

Normalleşme, John Heartfield (1891-1969), 1936.
Eserin konusu Almanya ile Avusturya’nın iki yıl içinde birleşme kararıdır. Sanatçı Avusturya milliyetçiliğinin sembolü olan Kudüs Haçı’nın kenarlarını keserek bunun altındaki Nazi gamalı haçını gösteriyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, Londra, 2017.

  • Faşizmin özellikleri arasında sayılabilecekler bir sistem oluşturmaz, çoğu da birbiriyle çelişir. Ama içlerinden herhangi birinin varlığı, teşhis için yeterlidir:*Faşizmden çok daha eski olan gelenek kültü ilk sırada yer alır. Bu yapı, çelişkileri hoş gören senkretik (bağdaştırmacı) bir yapıdır.
    *Modernizme düzülen övgü yüzeyseldir. 1789 ruhu, Akıl Çağı, Aydınlanma çürümüşlüğün başlangıcı olarak görülür. Modernizmin reddi özelliklerden biridir.
    *Entelektüel dünyaya karşı güvensizlik. Aydınları geleneksel değerleri terk etmekle suçlamak; domuz entelektüeller, yumurta kafalılar, radikal züppeler, komünist yuvası üniversiteler gibi ifadelerle açığa vurulan nefret.
    *Görüş ayrılığı ile ihanetin eşdeğer tutulması. Eleştirel anlayış, ayrımlar yapar; ayrım yapmak modernizmin bir göstergesidir. Görüş ayrılığı çeşitliliğin de bir göstergesidir. Faşizm görüş birliği arar. Uyumsuzlara karşıdır. Tanımı gereği ırkçıdır.
    *Düş kırıklığı içindeki orta sınıflara çağrıda bulunur.
    *Ulusa kimliğini düşmanlar verir. Komplo saplantısı ve komployu açığa çıkarmanın en kolay yolu olarak yabancı düşmanlığı. Komplonun köklerinden biri de içeridedir. Yahudiler, hem içeride hem dışarıda olma avantajlarından ötürü hedef oluştururlar.
    *Barışseverlik kötüdür, çünkü yaşam sürekli bir savaştır. Dünya egemenliği için nihai bir savaş kaçınılmazdır, ardından altın çağ gelecektir.
    *Seçkincilik. Parti üyeleri en iyi yurttaşlardır; her yurttaş partinin üyesi olabilir/olmalıdır. Her yönetici altındakine tepeden bakar, onlardan her biri de kendi altındakileri hor görür. Bu da kitlesel seçkincilik duygusunu güçlendirir.
    *Kahramanlık ve ölüm kültü. Kahramanlık olağan karşılanan bir durumdur. Faşist kahraman en güzel ödül olan ölümü özler. Falanjistlerin sloganı Viva la Muerte! (Yaşasın Ölüm) dir.
    *Maçoluk. Kadınları küçük görmek bu işin olmazsa olmazıdır. Fallusun ikamesi silahtır.
    *Birey değil halk önemlidir ve halk tekparça bir varlıktır ve lider onların sözcüsüdür. Çürümüş parlamenter yönetimlere karşıdır.
    *Kendine özgü yeni bir dil yaratır.
    Söz konusu ögeler değişik diktatörlük biçimlerinin hepsinde ortaktır.