Etiket arşivi: Suriye

Şiddet 66| İç Savaş ve Devrim Şiddeti 2

Şehit İspanya, André Fougeron, 1937. General Franco’nun İspanya’nın seçilmiş sol kanat hükumetine karşı isyanı, Avrupa’da faşizmin habercisi olmuştur. Pek çok Fransız, gönüllü olarak Franco’ya karşı savaşa katılmaya gitmişti. André Fougeron (1913-1998) İspanya İç Savaşı’ndaki masum kurbanları, ölü bir at ve tecavüze uğramış bir kadın ile betimlemiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Şehit İspanya, André Fougeron, 1937.
General Franco’nun İspanya’nın seçilmiş sol kanat hükumetine karşı isyanı, Avrupa’da faşizmin habercisi olmuştur. Pek çok Fransız, gönüllü olarak Franco’ya karşı savaşa katılmaya gitmişti. André Fougeron (1913-1998) İspanya İç Savaşı’ndaki masum kurbanları, ölü bir at ve tecavüze uğramış bir kadın ile betimlemiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Savaş döneminde sanat, çekilen acılara için bir protesto ve ölenler için bir anma şeklidir.
  • 1936-1939 yılları arasında yaşanan İspanya İç Savaşı’nın Avrupa’da ve sürgünlerin göç ettiği İspanyolca konuşulan dünyada güçlü etkileri olmuştur. Sanatçılar özellikle sivil halkın maruz kaldığı acılara tercüman olmaya çalışmışlardır. Paris’te yaşamakta olan Pablo Picasso, binlerce Basklının yaşadığı acıları tek bir figürde topladığı Ağlayan Kadın (1937) adlı tablosunu yapmıştır. Meksikalı sanatçı David Alfaro Siqueiros ise isyanını soyut eserlerle dile getirmiştir.
  • 26 Nisan 1937 günü İspanya İç Savaşı’nda Nazi uçakları, aşırı Katolik falanjist General Franco’dan aldıkları talimatla Bask bölgesinde Guernica’nın pazar yerine düzenledikleri saldırıda 7000 kişilik nüfusun 1654’ünü öldürdüler. Birkaç ay sonra Picasso Paris’te Guernica sergisini açtı.
Remus ve Romulus, Peter de Francia, 1974. Peter de Francia (1921-2012) zalimlik ve aç gözlülüğü, Remus ve Romulus’u besleyen kurdu sömürmekte olan devrin askeri liderlerini betimleyerek tasvir etmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Remus ve Romulus, Peter de Francia, 1974.
Peter de Francia (1921-2012) zalimlik ve aç gözlülüğü, Remus ve Romulus’u besleyen kurdu sömürmekte olan devrin askeri liderlerini betimleyerek tasvir etmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Maruniler, Müslümanlar ve Dürziler arasında meydana gelen çatışmalar, İsrail, Suriye ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün de katılımıyla Lübnan’ı kan gölüne çevirmişti. Lübnan İç Savaşı 1975'ten savaşın sona erdiği 1990 yılına kadar Lübnan'da yaklaşık olarak 150.000 - 230.000 insanın ölümüne neden olmuştur. Yaklaşık 350.000 kişi yaralanmış bir milyondan fazla insan da ülkesini terk etmiştir. Lübnan İç Savaşı sonrası Beyrut’ta zarar gören binaların bir kısmı, o acı günleri hatırlatmak için olduğu gibi bırakılmıştı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

Maruniler, Müslümanlar ve Dürziler arasında meydana gelen çatışmalar,İsrail, Suriye ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün de katılımıyla Lübnan’ı kan gölüne çevirmişti.
Lübnan İç Savaşı 1975′ten savaşın sona erdiği 1990 yılına kadar Lübnan’da yaklaşık olarak 150.000 – 230.000 insanın ölümüne neden olmuştur. Yaklaşık 350.000 kişi yaralanmış bir milyondan fazla insan da ülkesini terk etmiştir.
Lübnan İç Savaşı sonrası Beyrut’ta zarar gören binaların bir kısmı, o acı günleri hatırlatmak için olduğu gibi bırakılmıştı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

 

Şiddet 65| İç Savaş ve Devrim Şiddeti 1

  • Her monarşi, hükümdarın ölümünde tehdit altında kalmış, hemen her taht intikali bir iç savaş tehdidi yaratmıştır.
  • Fransız düşünür Michel Foucault (1926-1984), iktidarın olduğu her yerde direniş de vardır ve bu iyi bir şeydir, der. Foucault, her tür direnişi plebler olarak adlandırarak Roma Cumhuriyeti’ne gönderme yapar. İktidara, tam da uygulandığı noktada tepki verir; bir başka yerde değil. Foucault’ya göre pleblerin çıkarları ortak olmak zorunda değildir, ya da aynı sosyal koşulları paylaşmaları gerekmez; plebler, sosyolojik bir sınıf değildirler, plebler heterojendir. Plebler bir olgu, bir tezahür, bir olaydır. Plebler gibi devingen, heterojen ve karmaşık bir gerçeklik örgütlenebilir; farklı direnişler de genel bir etki üretmek amacıyla stratejik bir şekilde düzenlenebilirler. Bu genel etkiye devrim denir.
  • 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren farklı kültürel gruplar arasındaki etkileşim, karşılıklı iç içe geçme ve çatışmalar; ekonomik, siyasi, bireysel ya da kültürel nedenlerle ülkeler arasındaki göç dalgaları ve hareketlilik çok arttı. Ortaya çıkan karışım, her zaman mutlu kültürel karşılaşmalar doğurmadı.
  • Küçük etnik ve kültürel topluluklar, kendi kimliklerini koruma ve sürdürme konusunda daha ısrarlı olmaya başladılar. Büyük toplumsal yapılar ise bu talepleri tehdit olarak algıladı.
  • Genelde etnik ya da milliyetçi kökenlere dayanan iç savaşlar ve devrimlerin sayısında büyük artış oldu. İç savaşlarla dolu olan 20. yüzyıl komşuları ve aileleri karşı karşıya getirdi.
  • Yüzyılın en çok satılan felsefe kitaplarından birisi olan Martinik doğumlu psikiyatrist, filozof, devrimci ve yazar Frantz Fanon’un (1925-1961) Yeryüzünün Lanetlileri kitabı, ezilen halklara kendilerine yönelik zulme son vermek için şiddet kullanmalarını öneriyordu.
  • İç savaşların ve devrimlerin can kaybından sonra getirdiği en büyük zorluk güvensizliktir, kimseye güvenememektir.

(Plebler, Antik Roma’da sıradan halktır. Hakları kısıtlıdır ama zengin olabilir. Biz burada Foucault’nun değerlendirmesine yer verdik ama bu kavram günümüzde bazı toplumlarda genellikle orta ve alt sınıflar için kullanılır.)

Suriye’de iç savaş birçok şehrin yok olmasına neden oldu. Fotoğraf: elobservador.com.uy

Suriye’de iç savaş birçok şehrin yok olmasına neden oldu.
Fotoğraf: elobservador.com.uy

  • İç savaşlar 2. yüzyılın sonundan itibaren Roma İmparatorluğu’nda hayatın bir parçası haline gelmişti. İç savaş ya da imparatora karşı saray darbesinin yaşanmadığı on yıl neredeyse yok gibiydi. Eceliyle ya da savaşta ölen çok az imparator vardı. Çoğu ya tahtı gasp etmek isteyenler ya da kendi askerleri tarafından öldürüldü.
  • Kralın yetkilerini kısıtlayan Magna Carta’nın (1215) ardından ortaya çıkan düzene göre parlamentonun işlevsel olabilmesi için kralın parlamentoyu toplantıya çağırması gerekiyordu. 1629’dan sonra parlamentoyu toplantıya çağırmayı reddeden I. Charles ve parlamento arasındaki sürtüşmelerden 1642 yılında iç savaş patlak verdi. Çatışmalar, ekonomik ve siyasal kurumlar için verilen mücadeleyi yansıtıyordu. Oliver Cromwell önderliğindeki parlamenterler kralcıları yenilgiye uğrattı. Charles 1649’da yargılandı ve idam edildi. Oligarşinin yerini Oliver Cromwell’in diktatörlüğü aldı. Cromwell’in ölümünün ardından monarşi yeniden tesis edildi. 1688’de başka bir iç savaş çıktı. 1689’da hazırlanan Haklar Bildirgesi ile bazı temel anayasal ilkeler oluşturuldu.
  • Kuruluş sürecinde ABD’nin kölelik karşıtı ve kölelik yanlısı kuzeyi ve güneyi arasındaki çatışmalar, İç Savaşın (1861-1865) kuzey lehine çözüm getirmesine kadar sürmüştü. İç Savaş’ta ölenlerin sayısı 600 bini geçmişti. Ama İç Savaş plantasyon elitinin siyasal gücünü ya da bu gücün ekonomik temelini ortadan kaldırmadı. Güney’de sömürücü kurumların uzantıları ortaya çıktı: Haklarından mahrum etme, Alabama’nın Black Code’u gibi serserilik yasaları, çeşitli Jim Crow yasaları (Güney’de uygulamaya konulan tüm ırkçı yasalar) ve genellikle elit tarafından finanse edilen ve desteklenen Ku Klux Klan eylemleri, Sivil Savaş sonrası Güney’i bir apartheid toplumuna dönüştürdü. Bu uygulamalar siyah nüfusu ve onun işgücünü kontrol etmeyi hedefliyordu. Güney 20. yüzyıla hala el emeği ve katır gücü kullanan ve neredeyse mekanik araçlardan hiç yararlanmayan, düşük eğitim düzeyi ve geri teknolojisiyle büyük ölçüde kırsal bir toplum olarak girdi. Güney ancak bu kurumların 1950’ler ve 1960’larda yok olmasının ardından hızla Kuzey’i yakalama sürecine girdi.
  • Apartheid, Afrika dilinde ayrılık anlamına gelir. Apartheid, siyahilere yönelik uygulanan beyaz milliyetçiliğine verilen sistemin ismidir. 1940′lı yıllardan 1990′lı yıllara kadar süregelen bu uygulamalar, zaman içerisinde farklılık göstermiştir. Güney Afrika Cumhuriyeti‘nde 1948 – 1994 yılları arasında resmi devlet politikası olarak iktidarda bulunan Ulusal Parti hükumeti tarafından uygulanan ve bu doğrultuda da yasalar çıkartan ırkçı ayrımcılık sistemidir.

 

Dövme – Tendeki Nakış 4

  • 1960’lardan itibaren beden, kültürün izlerini üzerine kaydettiği bir alan olarak düşünüldü. Beden, kültürün ve tarihsel gelişmelerin canlı bir tanığı olarak kabul edildi. Antropoloji metinlerinde beden, kültürün ve sosyal yapının dövmeyle, giysiyle, ritüelle, dansla yansıdığı bir alan olarak yerini aldı. M. Foucault, G. Deleuze, J. Derrida, J. F. Lyotard, J. Baudrillard gibi çağdaş filozoflar bu alana özel bir ilgi göstermişlerdir.
  • Beden yüzeyindeki yazılar, bedenin boyanması, dövmeler kültürün bir biçimde beden üzerine yazılmasını simgeler.
  • Modern insanların yaptırdıkları dövmeler de birer kimlik göstergesi olarak okunabilirler ama geleneksel topluluklarda görülen dövme, kültürel bağlamın tüm örüntülerini sergiler. Dövme yaptırmaya kendi iradeleriyle karar vermiş olsalar da, buna yol açan kültürel ortamın varlığı esas belirleyicidir.
  • Süs için, inanç nedeniyle, bir sağaltma tekniği, bekaretin simgesi olarak yapılan dövmeler vardır. Ülkemizde geleneksel dövmelerin sembolleri aşiretleri ya da bazı aileleri simgeler.
  • Etnisite, din, coğrafya, yaş ve cinsiyet gibi değişkenler dövmede kullanılan sembolleri etkileyebilir. Dolayısıyla dinler tarihi, antropoloji, sosyoloji, halkbilim, sanat tarihi, göstergebilim dövme söz konusu olduğunda kavramsal tartışmalarda kendilerine yer bulabilecek disiplinlerdir.
Mardin’de kadınların yüzlerinde, ellerinde dövmeler vardır. Bazı kadınların alt dudağı mosmordur. Peygamberin kızı Fatma’yı bir kölenin ısırdığına, bu kutsal insanın alt dudağını yaraladığına inanırlar, bu yüzden alt dudaklarını dövmeyle morartırlar. Hazreti Fatma’yı zenci bir kölenin öpmesi ile/şeytanın öpmesi ile dudağının morardığı da söylencenin başka şekilleridir. Zamanın genç kızlarının Hz. Fatma bundan utanç duymasın diye, Hz. Fatma’ya benzemek için, alt dudaklarına dövme yaptırdıklarına inanılır. Bu yüzden alt dudağa yapılan dövme helal, diğerleri haramdır da denir.  Dara’da yalnızca fotoğraf yoluyla iletişim kurabildiğimiz bu hanımın da dudağında küçük, mor bir dövmesi vardı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mardin’de kadınların yüzlerinde, ellerinde dövmeler vardır. Bazı kadınların alt dudağı mosmordur. Peygamberin kızı Fatma’yı bir kölenin ısırdığına, bu kutsal insanın alt dudağını yaraladığına inanırlar, bu yüzden alt dudaklarını dövmeyle morartırlar. Hazreti Fatma’yı zenci bir kölenin öpmesi ile/şeytanın öpmesi ile dudağının morardığı da söylencenin başka şekilleridir. Zamanın genç kızlarının Hz. Fatma bundan utanç duymasın diye, Hz. Fatma’ya benzemek için, alt dudaklarına dövme yaptırdıklarına inanılır. Bu yüzden alt dudağa yapılan dövme helal, diğerleri haramdır da denir.
Dara’da yalnızca fotoğraf yoluyla iletişim kurabildiğimiz bu hanımın da dudağında küçük, mor bir dövmesi vardı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ülkemizde dövmenin birçok bölgede var olduğu bilinmektedir. Ama geleneksel dövmenin nispeten yoğun görüldüğü iller Şanlıurfa, Mardin ve Gaziantep’tir. Diyarbakır, Batman ve Kilis de listeye eklenebilir. Dövme taşıyan kişi sayısının Şanlıurfa’da ve özellikle Harran çevresinde en yoğun olduğu saptanmıştır. Bölgede dövme daha çok Araplar ve Kürtler arasında; Kürtlerde ise daha çok Ezidilerde yaygındır. Aynı bölgede vücutların mahrem bölgelerine de dövme yapılabildiği bilinmektedir.
  • Bölgede yaşayan Arap, Kürt, Türkmen, Karaçi, Ezidi topluluklarının benzer dövme simgeleri ve teknikleri kullandığı söylenebilir. Coğrafi açıdan dövme görülme sıklığı, Suriye sınır bölgesine yaklaştıkça artmaktadır.
  • Süryaniler, haç ziyareti sırasında kollarına haç sembolü ve haccın gerçekleştiği yılı dövme ile işlerler.

 

Libya 10 Kaddafi 3

  • Temmuz 1971’de Fas Kralı Hasan’ı devirme teşebbüslerine Libya destek verince iki ülke arasında siyasi ilişkiler kesildi.
  • Libya, 1972 yılında SSCB ile dostluk antlaşması imzalayan Irak ile siyasi ilişkisini kesti, Bağdat’taki elçisini çekti.
  • Kaddafi, Arap birliğinin gerçekleşmesi için Arap-İsrail anlaşmazlığının çözümünü bir şart olarak görmüyor, İsrail meselesinin halli için Arap birliğinin şart olduğunu düşünüyordu.
  • Kasım 1972’de Kaddafi kuzey ve güney Yemen devlet başkanlarını aralarındaki anlaşmazlığa son verip tek devlet halinde birleşmek üzere Trablus’a davet etti.
  • Kaddafi, yılın aylarına yeni isimler verdi.
  • Ordu mensubu olmayan halka da silah dağıtımı yapıldı.
  • Libyalı gönüllüler Suriye’ye gittiler, bir buçuk yıl kaldılar, kendilerine İsrail dahilinde harekette bulunma yetkisi verilmedi, ülkelerine geri döndüler.
  • Dışarıdan bakanlar için ülke, petrol, çöl ve tek bir adamdan ibaretti.
Fotoğraf: www.milliyet.com.tr

Fotoğraf: www.milliyet.com.tr

  • Ocak 1973’te Cezayir’de toplanan  dördüncü Tarafsız Ülkeler Konferansı’nda Libya, Akdeniz’de bulunan yabancı devlet donanmalarının hemen bu denizi terk etmelerini ve bu denize kıyısı olan ülkelerin topraklarındaki yabancı askeri üslerin tasfiye edilmesini istemiştir.
  • Haziran ve Eylül 1973’te Libya’da faaliyet gösteren petrol şirketlerinin hisse senetlerinin devletleştirildiği ilan edildi. Ekim 1973’te Libya, ilan edilmiş ham petrol fiyatlarını iki katına çıkarmaya karar verdi.
  • Kaddafi, Filistin davasının en büyük sorumlusu olarak gördüğü İngiltere’ye karşı İrlanda Kurtuluş Ordusu’na yardım ettiğini gizlememiştir.
  • Latin Amerika’ya, ABD’deki Hıristiyan ve Müslüman zencilere, Gana’ya, Eritre Kurtuluş Hareketi’ne Kaddafi’nin yardım gönderdiği biliniyor. Kaddafi, İslam’ın zayıfların korunmasını emrettiğini; yalnız Müslümanlara yardım edip diğerlerini reddetmenin Libya’yı Müslüman değil, fanatik yapacağını söylemiştir. Libya’nın Angola’daki ırkçı ve sömürgeci tutumları sebebiyle Portekizlilerle, ırkçı ve işkenceci tutumları nedeniyle Güney Afrika Cumhuriyeti ile ilişkisini kestiği biliniyor.
  • Kaddafi 1973 yılında bürokrasiye karşı mücadele; toplumsal ve siyasal alanda yeni bir örgütlenme; İslam düşüncesini benimsetmek amacıyla “kültür devrimi” başlattı.
  • Libya’nın kendine özgü bir sosyalist yönetim biçimi vardı. İç savaş öncesi tek siyasi parti Arap Sosyalist Birliği idi. Yetişkin yurttaşların hemen hepsi parti üyesi idi.
  • Ocak 1974’de Tunus ve Libya tek devlet halinde birleşmeye karar verdi. Tunus-Libya antlaşmasından 48 saat sonra Tunus Başbakanı Masmudi görevden alındı.

 

Libya 9 Kaddafi 2

  • Tüm Araplar Filistin için savaşa katılmalıydı.
  • 1970’de ABD ve İngiliz askeri üsleri kapatıldı.
  • Libyalı gönüllüler Filistin davasına destek için Ürdün’e gitmek istediler, talep reddedildi. Eylül 1970’de Libya, FKÖ (Filistin Kurtuluş Ö ile kötü ilişkiler içine giren Ürdün’e önce mali desteğini, sonra da siyasi bağlantısını kesti.
  • Yahudi ve İtalyan azınlığın mülklerine el kondu, çoğu sınır dışı edildi.
  • Elçilikler ve yabancı şirketler kapatıldı.
  • Komünistlik, Marksizm ve dinsizlik propagandası yapanların sürüleceği veya hapsedileceği; Müslüman Kardeşler veya Hizbuttahrir’ül İslami mensuplarından birinin gizli bir harekette bulunduğu tespit edilecek olursa bunun, ihtilale karşı düşmanca bir davranış olarak kabul edileceği ve sorumluların hapsedileceği duyurulmuştur. Kaddafi, Müslüman Kardeşler’i ve Hizbuttahrir’ül İslami’yi Arap birliğinin ve Arap milliyetçiliğinin düşmanı ve emperyalizmin iş birlikçileri olarak gördüğünü açıkça ifade etmiştir. CIA’in Müslüman Kardeşler’e mali yardımda bulunduğunu söylemiştir.
Fotoğraf:www.internetajans.com

Fotoğraf:www.internetajans.com

  • Aralık 1969’da Libya, Mısır ve Sudan devlet başkanları sıkı bir iş birliği anlaşması yaptılar. Kasım 1970’de Suriye de bu birliğe girdi. Nisan 1971’de, Eylül 1971’de yürürlüğe girmek üzere Libya, Mısır ve Suriye’yi içine alan bir Arap Cumhuriyetleri Birliği’nin kurulduğu ilan edildi. Yapılan bu antlaşmaya göre, üç cumhuriyetten herhangi birinin ülkesinde çıkacak iç karışıklıklara karşı diğer iki devletin doğrudan doğruya ve hiçbir talep olmaksızın sulh ve sükunu temin etmek üzere müdahale etmeleri hem bir hak, hem de bir vazife oluyordu. Sudan’ın da birliğe girmesi istendi ama Sudan çekimser kaldı. Ağustos 1972’de Enver Sedat ve Kaddafi, Mısır ve Libya’nın her iki ülkede yapılacak halk oylamasından sonra ve Eylül 1973’te yürürlüğe girmek üzere tek devlet halinde birleşeceğini ilan ettiler. Mısır ile Libya arasında kurulmasına karar verilip ilan olunan tek devlet projesine de Suriye katılmama kararı aldı. Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat da çıkan görüş ayrılıkları nedeniyle birliğin kurulmasını tümüyle reddetti.
  • Kaddafi’nin Sudan ile ilişkileri inişli çıkışlı oldu. Sudan Devlet Başkanı Numeyri’ye karşı yapılan askeri ayaklanma olaylarında Kaddafi ona yardımcı oldu ve yeniden iktidara gelmesini sağladı. Uganda Devlet Başkanı İdi Amin’e silah götüren iki Libya uçağı, izinsiz olarak Sudan hava sahasını ihlal edince Kaddafi ile Numeyri’nin arası bozuldu.
  • Mısır ile Libya arasında tek devlet projesi görüşülürken Kaddafi’nin, Tunus Devlet Başkanı Habip Burgiba’ya da Libya ile Tunus’un birleşmesi ve Burgiba’nın devlet başkanlığını kabul etmesini teklif ettiği biliniyor. Kaddafi, Libya ile Tunus arasındaki sınırın sömürgecilerin eseri olduğunu, coğrafyanın her iki ülkeyi birbirine fiilen bağladığını öne sürmekteydi.
  • Haziran 1971’de Kaddafi’ye dünya barışı yolundaki çabalarından dolayı Lenin Nişanı verildi. Bu nişan, üstün başarı gösteren, barışı koruyan, anavatanı savunan kişilere, üstün performans gösteren işçilere verilirdi. (Bu nişan, Nazım Hikmet‘e de verilmiştir.)