Etiket arşivi: su

Ay

  • Neolitik Çağ’da tarımın keşfiyle birlikte ay, su, yağmur, kadınların ve hayvanların doğurganlığı, bitkiler, ölümden sonra insanın kaderi ve erginleme törenleri arasında organik bir bağ olduğu düşünülür.
  • Ayın sular üzerindeki etkisi çok erken zamanlarda keşfedilmiştir. Ay, suyla ilişkilidir.
  • Babil ay tanrısı Sin, suları denetler aynı zamanda otların yaratıcısıdır. Dionisos hem ay hem bitki tanrısıdır. Osiris ay, su, bitki ve tarım özelliklerini bünyesinde toplar.
  • Ay, bitki dünyasına tazelik veren gece çiğlerinin dağıtıcısı olduğu için yaşam ilkesini temsil eder.
  • Ay büyümenin efendisidir, suların, rahmin ve zamanın.
  • Ay sürekli yenilendiği için canlıdır ve tükenmez.
  • Her göksel varlığın hayvanlar dünyasında bir karşılığı olduğu düşünülmüştür. Ayın hilal hali ile boğa boynuzu arasındaki benzerlik dolayısıyla ay, birçok gelenekte çift boynuzla sembolize edilir. Boynuz yeni ayın simgesidir. Ay ve boğa arasında kurulan ilişki ile güneş ve aslan arasında kurulan ilişkinin sembolik ifadeleri mitlerde çok yaygın olarak kullanılmıştır.
  • Ay dişilikle ilişkilendirilir. Dolunay ayın dişilik yönünü açıkça göstermesidir.
  • Hilal İsis, İştar, Artemis gibi tanrıçaların sembolüdür.
  • Ay tüm bereketin kaynağıdır ve kadınların adet dönemini düzenler. Ay bir nevi kadınların efendisidir.
  • Asya mitolojilerinde ay, doğurgan dişi olarak gösterilir.
  • Türkler ve Moğollar adet görme dönemi ile ayın safhaları arasında ilişki kurmuşlardır. Günümüzde de kadının adet görme hali Türkçede ay ile ifade edilir.
  • Hunlarda aya övgü, başlıca ibadetlerden biri olmuştur. Eski Çin kaynaklarına göre Hun Hakanı, her sabah çadırdan çıkarken güneşe, geceleri de aya secde edermiş.
  • Oğuz Kağan Destanı’nda ay bir kadın gibi sunulur. Ay, Kağan’ın mucizeli doğum motifinde yer alarak Oğuz Kağan’ın Tanrı Oğlu/Gök Oğlu olduğu fikrini yaratır.
  • Ay ışığında hamile kalma motifi Moğol efsanelerinde de vardır.
  • Aydan hamile kalma fikri Eskimolarda da vardır. Eskimolarda genç kızlar gebe kalacakları korkusuyla aya bakmazlar.
  • Yakutlarda da ay ile ilk kadın arasında bağlantı kurulduğu için, günahkar bir kadın, ay ruhuna yakarıp, ondan af diler.
  • Afrika’da Pigmelerde yeni ay bayramı kadınlara, güneş bayramı erkeklere aittir.
  • Ayın dişi olduğu inanışındaki kültürler, ayın evreleri ile dişinin doğurganlığı arasında ilişki kurmuşlardır. Ayın hilal şekli kadının gebeliğini ve doğumunu sembolize eder.
  • Ayın her periyodik şeklinde dişilik, erkeklik evreleri geçişi vardır.
  • Ayın doğumu ve ölümünün erkek, tam şeklinin kadınlık formunda olduğu da düşünülür.
  • Ayın döngüsel hareketleri, değişmez evrensel yasaların kaynağı sayılmıştır.
  • Zaman ay evreleri aracılığıyla ölçülmüştür. Ay takvimine halk takvimi, çiftçi takvimi adları da verilir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Kapadokya, 2017.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Kapadokya, 2017.

  • Ay hiyerofanileri (kutsalın bir yerde, nesnede veya durumda kendini göstermesi) şu temalarda sınıflandırılabilir:
    Bereket,
    Dönemsel yenilenme,
    Zaman ve kader,
    Aydınlık-karanlık karşıtlığı.
  • Dolunay-yeniay (ayın gökyüzünde görünmediği üç gün), üst dünya-alt dünya, iyilik-kötülük, var olmak-yok olmak vb. karşıtlıkları simgeler.
  • Ay ölçer, kaderi dokur, denir.

 

Yararlanılan Kaynak

Kaybolan İzler, Mümtaz Fırat, YKY, 2017.

 

 

Gerçek Açlık – Duygusal Açlık

  • Açlık hissi iki türlü olur. Duygusal açlık ile gerçek açlık arasındaki farkı bilmek iyi olur.
  • Gerçek açlık yavaş yavaş oluşur. Kişi kendini aniden aç hissetmez. Duygusal açlık birden bire oluşur.
  • Gerçek açlıkta kişi her tür yemek seçeneğine açıktır. Duygusal açlıkta ise dondurma, çikolata türü belirli bir şeye karşı istek duyulur.
  • Gerçek açlık bir süre ertelenebilir. Oysa duygusal açlık ertelemeye dirençlidir; kişi canının çektiği şeyi vakit kaybetmeden tüketme ihtiyacındadır.
  • Gerçek açlıkta kişi doyduğunu hisseder. Duygusal açlıkta ise doyma hissi kolay oluşmaz. Ama suçluluk, güçsüzlük, üzüntü, utanç gibi duyguları besler.
  • Beynimizde açlık ve susuzluk aynı merkezden yönetilir. Susuz kaldığımızda da açlık hissedebiliriz. Acıktığımızı düşündüğümüzde 1-2 bardak su içmemiz ve bir süre beklememiz, hissettiğimiz açlığın gerçek açlık olup olmadığını kontrol etmemiz öneriliyor.
Fotoğraf: Beef and Fish   Yararlanılan Kaynak Well-Being The LifeCo, Sayı 1, Aralık 2015.

Fotoğraf: Beef and Fish

 

Yararlanılan Kaynak

  • Well-Being The LifeCo, Sayı 1, Aralık 2015.

 

Çağdaş Sanata Varış 276|Çağdaş Kavramsal Sanat 7

Kimlik 6
Göçmenlik

  • Tanınmama veya yanlış tanınma bir baskı biçimidir. Charles Taylor’a (1931-) göre kimlikler, inşaları için çevre tarafından tanınmaya bağımlıdırlar; tanınmazlarsa veya yanlış tanınırlarsa, oluşumları kötü şartlar altında gerçekleşir. Bu hem bireysel, hem de kolektif düzeyde geçerlidir. Yine Taylor’a göre, feodal toplumların ana ilkesi saygınlık iken, modern toplumun esas ilkesi eşit onur ilkesidir.
  • Toplumların karmaşıklaşması, daha fazla sosyal grupta tanınma ihtiyacı yaratmıştır. Küreselleşme, daha fazla melezleşmeye ve kültürel farklılıkların daha iyi algılanmasına yol açmıştır.
  • ABD’li filozof Nancy Fraser (1947-), tanınmayı siyasi bir kategori olarak görür: Tanınma, her şeyden önce sosyal adalet meselesidir. Temel prensip, devlete bağlı olan veya olmayan sosyal kurumlara katılım eşitliğidir (parity of participation). Bunun gerçekleşmesi için gereken ilk koşul maddi olanakların sağlanmasıdır. Aşırı yoksulluk sesini duyuramaz. Her yaşam tarzının eşit değerini kabul eden katılım eşitliği ilkesi, radikalleşmiş bir liberal eşitlik ilkesi olarak sunulur.
Göçmenlerin Reddi, Banksy. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy, 2016.

Göçmenlerin Reddi, Banksy.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy, 2016.

  • Alman filozof Axel Honneth’a (1949-) göre, her adaletsizlik tanınmamadan doğar; tanınma ana konudur: Bireylerin kendilerini birey olarak algılayabilme ve rasyonel hesaplar yapabilme kapasiteleri, öncesinde çevre tarafından birey olarak tanınmış olmalarını gerektirir.
  • Fransa’da 2005 yılının sonunda üç hafta süren banliyö ayaklanmaları ve birçok açıdan 2011 yazında İngiltere’de yaşanan ayaklanmalar tam da bu sorunla ilgilidir. Fransa’nın büyük şehirlerinin banliyölerinde yaşayan, büyük çoğunluğu işsiz, Sahra Altı Afrika ve Mağrip kökenli olan gençler arabaları ve kamu mallarını ateşe vermişler ve polisle sert çatışmalara girmişlerdir. Olaylar İslam’ın ve kontrolsüz göçlerin üzerine atılmış olsa da, aslında sömürgecilik ve yeni sömürgeciliğin ürünüdür. Irksal olarak damgalanmaları, işe başvurmaları sırasında yaşadıkları ayrımcılıkta açıkça görülür.
  • 2009 yılında Ernst Bloch Ödülü madalyası ile ödüllendirilmiş olan ABD/Türk filozof Seyla Benhabib (1950-), uluslararası hukukun kaynağını devletlerin egemenliğinden aldığını; son senelerde uluslararası hükümet kurumları ve sivil toplum örgütlerinin sayısında artış olduğunu; göç hareketlerinin yoğunlaştığını; bu hukuki ve siyasi küreselleşmenin artık kozmopolit normlar gerektirdiğini savunmaktadır.
  • 11 Eylül 2001’den başlayarak ABD, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerde dahi, Müslüman göçmenler ve yerleşimciler, siyasi soruşturmalara ve güvenlik soruşturmalarına maruz kaldılar.
  • 2003 yılına gelindiğinde Batı Avrupa’da 15 milyonun üzerinde Müslüman yaşamaktaydı. Bu sayı, bölgenin toplam nüfusunun yaklaşık %4’ü; Finlandiya, Danimarka ve İrlanda’nın toplam nüfusundan daha fazla idi.
  • Çinli muhalif sanatçı ve aktivist Ai Weiwei ve Hint asıllı Britanyalı sanatçı Anish Kapoor, 2015’te Avrupa’da yaşanan sığınmacı krizi ile ilgili sığınmacıların durumlarına ve yaşamsal haklarına dikkat çekmek için omuzlarında sığınmacıları temsilen battaniyeler taşıyarak ve mültecilerin kat ettikleri mesafeyi sembolik biçimde dile getirmek üzere Londra’da yürüyüş yaptı. Ai Weiwei, Kopenhag’daki sergisini, Danimarka hükumetinin mültecilerin değerli eşyalarına el koymasını öngören yasa tasarısının onaylanması üzerine kapatmıştı.
  • İslam’a dair tematikler kamusal sanatta yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. 2007 yılında Kopenhag’ın sembolü Denizkızı heykeline kara çarşaf giydirildi. Bu suretle heykel, yabancı bir dinin boyunduruğuna girmiş bir kurban gibi gösterilmekteydi. Bu anonim eylemle, “ülkenin İslamlaştırılması tehdidi”ne dikkat çekilmek isteniyordu. Yine Kopenhag’da, başında geleneksel örtüsüyle Danimarkalı bir kadını temsil eden Balıkçının Karısı heykelinin yanında, başında İslami başörtüsü ile fotoğraf çektirten bir milletvekili ve göç uzmanı, iki örtü arasında bir aşinalık kurmak istemiştir. Danimarka Çağdaş Sanatı’nda tanınmış bir fotoğraf sanatçısı olan Trine Søndergaard (1972-), geleneksel örtü (strude) takmış kadın fotoğraflarından oluşan bir sergi açarak kimlikleri sorgulamak istediğini; Danimarkalı kadınların saygınlığın geleneksel işareti olarak taktığı örtü ışığında bakınca Müslüman kadınların örtüsü bir Ötekilik sembolü olmaktan çıkabilir, görsel sanat aracılığıyla, kültürlerarası bir aşinalık yaratmak mümkün olabilir diye düşündüğünü belirtmiştir.
  • Ai Weiwei, Suriyeli mültecilerin durumunu dünyaya duyurmak için Midilli Adası’nda performanslar düzenledi. Ai Weiwei, Nilüfer Demir’in çekmiş olduğu Aylan Kurdi fotoğrafı ile aynı pozu vererek mülteci dramına bir kez daha dikkat çekmek istedi. Aynı amaçla Berlin Konzerthaus’un cephesindeki beş kolonunu göçmenler tarafından kullanılmış 14 bin can yeleği ile kapladı (Şubat 2016).
Anadolu’dan Yansımalar (Su, Us, Yolculuklar), Ragıp Basmazölmez, 2001. Enstalasyon, ahşap bavul üzerine kumaş kaplama ve su sesi. Baksı Müzesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Anadolu’dan Yansımalar (Su, Us, Yolculuklar), Ragıp Basmazölmez, 2001.
Enstalasyon, ahşap bavul üzerine kumaş kaplama ve su sesi.
Baksı Müzesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kendisine “gelecek arkeoloğu” denilen, sosyo-kültürel trendlerin gelişimini inceleyen Lidewij Edelkoort, bir başka kimlik daha tanımlıyor: sadece beğendikleri şeyleri paylaşıp, beğenmedikleri hakkında fikir beyan etmeyen, like jenerasyonu.
  • Hanif Kureishi, Son Söz adlı eserinde “önemsiz detaylar insanın asıl yapı taşıdır” diye yazmış.

 

Efkar Kırıkları, Hüsamettin Koçan, 2000. Hüsamettin Koçan şöyle diyor: “Oralı olmayanlar bir sınıra dayanıyorlar. Sahile gitmek aslında bir sınırla karşılaşmaktır. Öteki bizle yüz yüze gelmektir. Kıyıdaki için hep bir öteki yaka vardır. Onun için sınıra gelip dayanmak bir ötekiyle buluşmaktır. Oralı olmayan ve hepsi göçebe olanlar gelip o sınıra dayandıkları zaman aslında kendi sınırlılıklarını ve yabancılaşma durumlarının karşıtı olan bir psikolojiyle yaşıyorlar. İçimizdeki o yalnızlaşma ve yabancılaşma durumu.” Koçan, Zeynep Yasa Yaman, Baksı Kültür Sanat Vakfı

Efkar Kırıkları, Hüsamettin Koçan, 2000.
Hüsamettin Koçan şöyle diyor: “Oralı olmayanlar bir sınıra dayanıyorlar. Sahile gitmek aslında bir sınırla karşılaşmaktır. Öteki bizle yüz yüze gelmektir. Kıyıdaki için hep bir öteki yaka vardır. Onun için sınıra gelip dayanmak bir ötekiyle buluşmaktır. Oralı olmayan ve hepsi göçebe olanlar gelip o sınıra dayandıkları zaman aslında kendi sınırlılıklarını ve yabancılaşma durumlarının karşıtı olan bir psikolojiyle yaşıyorlar. İçimizdeki o yalnızlaşma ve yabancılaşma durumu.”
Koçan, Zeynep Yasa Yaman, Baksı Kültür Sanat Vakfı

 

2016 İçin Mesaj

Fotoğraf: Feride Kavrakoğlu

Fotoğraf: Feride Kavrakoğlu

Barış, birlik-beraberlik, adalet, kardeşlik falan dilemiyorum. Bunları yıllarca diledik, denedik, olmuyor. Ben bu defa daha kolay şeyler diliyorum:

  • Tabii ihtiyaçlar için lavabo yerine tuvaletin kullanılmaya başladığı,
  • MEB’in bir türlü kimselere öğretemediği “ki” bağlacının TDK tarafından iptal edildiği,
  • İstanbul’da çirkin TRT binasının yerini Frank Gehry’nin binasının almasına nihayet karar verildiği,
  • Suyun kıt bir kaynak olduğunun, yıllar önce mercimeğin faydalarının kafamıza çakıldığı gibi kafalara çakıldığı,
  • Kamu binalarının isilik dökülecek kadar ısıtılmayarak dış açığın düşürüldüğü bir yıl istiyorum.

 

Yeni Yıl Videosu

 

 

 

 

 

 

 

Mitos 2

  • Tufan mitosu dünyanın hemen her bölgesinde bulunan bir mitostur: Mitoslar ya yayılma yolu ile ya da benzeri durumlarla karşı karşıya kalan bir toplulukta, düşgücünün, öteki topluluktan bağımsız çalışmasının ürünüdür.
  • Tufan mitosu, Sümer ve Babil’in Mezopotamya’da bulunuşunun, Dicle ve Fırat’ın belli aralarla görülen sellerin ürünü olarak açıklanabilir. Ama, bu tür sellerin görülmesi olanağının bulunmadığı ülkelerde de tufan mitosu ile karşılaşmamız, onun kaynağından buraya taşındığını gösterir. Gezilerin, alış veriş amaçlı gidiş gelişlerin, halkların göç hareketlerinin ve istilaların, mitosların bir ülkeden ötekine taşınmasını sağlayan yollar olduğunu söyleyebiliriz.
  • Yitik cennet miti de bütün kültürlerde vardır. Antik toplumlarda mitolojilerle dinler çoğu zaman yitik cennete özlemleri yansıtır.
  • Mitolojik figürlerin adları gündelik dile girmiş, bazı tabirlere adını vermiştir. Pek çok dilde günlerin adları tanrıların adlarından türetilmiştir. Eros’un adı, gündelik dile erotik tabiri ile yerleşmiştir.
  • Babil yaratılış mitosunun odağındaki bir öge olan ejderin öldürülmesi mitosu, Perseus ile Andromeda, Herkül ile Lerna ejderi Hidra, Siegfried ile Fafnir, Beowulf ile Grendel efsanelerinin doğmasına yol açmış, St. George ile Ejder’de varlığını sürdürmüştür.
  • Mitolojinin zamanı ve uzamı, bizim zamanımıza ve uzamımıza benzemez, mitik zaman vardır. Mitoloji zamansızlığa işaret eden bir sanat biçimidir. Gerçekle gerçekdışı daha pek ayrılmamıştır.
  • Mit, başkasının inancından öğrenilmiş bir bilgidir.
  • Bu anlatılar ne öykü, ne şiirdir; verilen ne olaylardır, ne de duygular.
  • Mit ne doğru, ne de yanlıştır. Akılla değil, içgüdüsel duygularla irdelenmelidir. Anlattığı masalların nesnel gerçeklik taşıdıklarını savunmaz. Roman, opera ya da bale gibi mite de yalandan inanılır.
  • Mit gerçeklere dayalı bilgi verdiği için değil, etkili olduğu için gerçektir.
  • Kökeninde, halkların gerçekten doğru olanı söylemek için masallar uydurma dehası vardır.
Yılan saçlı Medusa’nın kanından doğan kanatlı at Pegasus, Yunan mitolojisindeki Perseus ve Bellerophontes efsanelerinde önemli bir rol oynar. Önce Perseus’u sırtına alır ve güzel Andromeda’yı kurtarmaya koşar. Sonra Bellerophontes’le birlikte ağzından alevler saçan Khimaira’yı öldürür. En sonunda baş tanrı Zeus tarafından bir takımyıldıza dönüştürülür ve tanrıya şimşekle yıldırım taşır. Pegasus’un öyküsü, Eski Yunan sanatının olduğu kadar Avrupa klasik sanatının da gözde konularından biridir. O, kanatlarıyla ruhun özgürlüğünü ve ölümsüzlüğünü temsil eder. Pegasus and Andromeda, Peter Paul Rubens, 1620. Fotoğraf:wiki.cultured.com

Yılan saçlı Medusa’nın kanından doğan kanatlı at Pegasus, Yunan mitolojisindeki Perseus ve Bellerophontes efsanelerinde önemli bir rol oynar. Önce Perseus’u sırtına alır ve güzel Andromeda’yı kurtarmaya koşar. Sonra Bellerophontes’le birlikte ağzından alevler saçan Khimaira’yı öldürür. En sonunda baş tanrı Zeus tarafından bir takımyıldıza dönüştürülür ve tanrıya şimşekle yıldırım taşır. Pegasus’un öyküsü, Eski Yunan sanatının olduğu kadar Avrupa klasik sanatının da gözde konularından biridir. O, kanatlarıyla ruhun özgürlüğünü ve ölümsüzlüğünü temsil eder.
Pegasus and Andromeda, Peter Paul Rubens, 1620.
Fotoğraf:wiki.cultured.com

  • Konular açısından mitoslara baktığımızda tanrıların ve kahramanların öyküleri, varoluşlar, dünyanın ve insanın yaratılışı, aşk ve serüven öyküleri, evrensel tinsellik, doğal güçlerle duygu birliğine girme, büyük ailelerin öykülerini görürüz. Yunan mitolojisi ise kabaca Troya Savaşı’ndan önce ve sonra olarak ayrılabilir.
  • Kahraman miti bize hayran olacak ikonaları sağlamayı amaçlamazdı; içimizdeki kahramanlık damarını kabartmak üzere tasarlanmıştı. Mit, öykünmeye yöneltmelidir.
  • Mitolojilerde her şey çok olağandır, doğum, cinsellik vs.
  • Mitolojilerde, genelde, ölüm yerine bir yolculuk vardır.
  • Mitlerde ortak simgeler vardır. Yılan, su, ağaç bunlardan bazılarıdır.
  • Su- Kaos hemen tüm mitlerde su ile bağlantılı düşünülmüştür. Kaostan sonra yaşam yeniden canlanmıştır. Dolayısıyla su hayat veren bir elementtir, hayat su ile başlar.
    Suyun düşsel bir yönü vardır. Bilinç ve bilinçaltı da su ile bağlantılı olarak düşünülür.
    Jung’un yorumunda su içmek bilgi edinmektir.
  • Yılan-İnsandan önce yaratılan, hem bataklıkta, hem de çölde yaşayabilen yılan dayanıklılığın;
    Islak mekan ile bağlantısı şifanın, dolayısıyla tıbbın;
    Gerek kuyruğunu ağzına alabilmesi, gerekse deri değiştirmek suretiyle gençleşebilmesi, buna ilaveten gökteki simgesi olan ayın büyümesi-küçülmesi gibi dairevi hareketi ile yeniden doğuşun sembolüdür.
    Freud’un görüşünde fallik bir unsur olarak kabul edildiğinden de bereketin simgesidir.
    Derinlik, karanlık yeraltının negatif enerjisi ile yüklü olduğu kabul edildiğinden dipteki yılan hareket edince deprem, tsunami gibi felaketlere neden olduğu düşünülür.
  • Ağaç-Çingene, Nordik, İran ve Amerikan mitolojisinde insan ağaçtan yaratılır. Erkek güzeli Adonis de ağaç kabuğundan doğmuştur. “Hayat ağacı”. Ağaç günlük hayatta nesnel olarak (sal, ev, eşya gibi), mitlerde ise motif olarak devam eder. Dolayısıyla devamlılık, ölümsüzlük simgesi olduğu gibi  bilgelik simgesidir de. Buda, ficus religiosa’nın altında otururken aydınlanmıştır.
    Kökü toprakta olduğundan anaerkilliği, dalları ataerkilliği simgeler.