Etiket arşivi: Stanley Kubrick

Şiddet 89| Sanat ve Şiddet 8

  • Karikatür de öyle kötücül olabilir ve değerleri öylesine çarpıtabilir ki, insanlar onun müellifine karşı ayaklanabilirler. 2005 yılında bir Danimarka gazetesinde çıkan Muhammed karikatürleri vakasında olduğu gibi. Dini duyguları yaralamaya kanaat özgürlüğü denebilir mi? Bunu aylarca süren ateşli ihtilaflar izledi. 2015’te Müslüman bireysel eylemciler Paris ve Kopenhag’da ölümcül şiddet eşiğini aştılar.
  • Şiddet eylemi ve şiddetin temsili ile derdi olan Avusturyalı yönetmen Michael Haneke’nin filmlerinde şiddet nedensiz ortaya çıkar. Filmlerindeki şiddete çıplak ve katı şiddet diyebiliriz. Stanley Kubrick mizah ile Haneke sessizlik ile filmlerinde dehşeti arttırır. Şiddet, Haneke filmlerinde seyirliği haz veren pornografik bir unsur değil, modern toplumun hastalığı olarak temsil edilir. Funny GamesÖlümcül Oyunlar (1997) adlı filminde Neo-Nazi çağrıştırması yapılır. Kubrick’in 1971 yapımı Otomatik Portakal adlı kült filmi şiddetin bireysel değil, toplumsal olduğunu; şiddetin toplumun bağrında bulunduğunu savlar.
  • Genel olarak Apocalypse Now-Kıyamet (Francis Ford Coppola) gibi yeraltına iniş filmleri şiddetin yoğun olarak görselleştirildiği filmlerdir.
  • Şiddete dayalı görüntü ve anlayış insanları güzel ve yüce duygusundan uzaklaştırır.
Fotoğraf: Arter Sergi Rehberi

Fotoğraf: Arter Sergi Rehberi

  • Chapman Kardeşler’in şiddet tonu yüksek Cehennem serisinde sorgulanan pek çok şey var: Şiddet görüntülerine aşinayız. Soykırım hala olabilir, herkes dönüşmüş olabilir, çünkü şiddet bizi dönüştürüyor. Bu kadar şiddete maruz kaldıktan sonra ben eski ben olabilir miyim?
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern 2017.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern 2017.

  • Şili’nin kuzeyinde, dünyanın en kurak çölü Atacama Çölü’nde yer alan, Şilili heykeltıraş Mario Irarrazabal’in eseri Çöl’ün Eli adlı heykel, ıssız bir alanda olmasına rağmen sıkça Vandalların saldırısına uğruyor. Yılda iki kez heykelin üzerine yazılan yazılar devlet tarafından temizleniyor. Çöl’ün Eli, çok yaygın olan üzerine kalemle veya kazılarak yazı yazılan pek çok esere verilmiş bir örnek.
  • İnternette yer alan provokasyon-hakaret sarmalı Shitstorm (bok tufanı) insanların, Ötekiler’in suretinde feci düşmanlar görme, onları yere yıkma ve mağlup etmeye duyduğu eski ihtiyacı tatmin etmenin yeni bir biçimidir.

 

Çağdaş Sanata Varış 327|Çağdaş Sinema 4

  • Stanley Kubrick’in son filmi Gözleri Tamamen Kapalı (Eyes Wide Shut, Stanley Kubrick, 1999) bakışın farklı bir algısını gösterir. 1970’li yıllarda feminist teori tarafından geliştirilmiş olan, Foucaultcu, izleyene ait ataerkil, panoptik bakış nosyonunun ilerisini işaret eder. Güzel ve çıplak vücut, ölüm itkisinin maskı olarak kahramana ve izleyiciye görünür. Pelerinli, ataerkil katılımcılarla törensel itaat ve sahip olunacak nesne olarak kadın göz önüne serilir. Törende kullanılan maskeler, bakan kişinin gözlerindeki panoptik gücün sembolleridir ve bu yolla sinema izleyicisinin kimliksiz, eril bakışını yansıtırlar. (Panoptik bakış, bir güç tarafından gözetim altında tutulup ve yukarıdan, habersizce yapılan gözlemdir.) Film yıldızının fallik iktidarını örten maskenin düşmesi ile bir fahişenin İsa figürü olarak kullanılması arka arkaya gelir. Kurban edilmeyi gönüllü olarak kabul etmesiyle saflaşan, Mesih’e benzeyen Kadın, Lacancı ilk öteki olan anneye benzer. Erkek kahramanın, kadın kurbanın hayatını kurtarmak için hayatını riske attığı alışılagelmiş olay örgüsündeki toplumsal cinsiyet rolleri de tersine çevrilmiş olur.
Gözleri Tamamen Kapalı, Stanley Kubrick, 1999. Fotoğraf: magis.iteso.mx

Gözleri Tamamen Kapalı, Stanley Kubrick, 1999.
Fotoğraf: magis.iteso.mx

  • Doğada bulunan hiçbir şeyin anlamlandırma yetimizden kaçamayacağına; etrafımızdaki her şeyin sayılarla temsil edilip anlaşılabileceğine; bu sayıların ortaya anlamlı bir model çıkaracağına dair yerleşik inanç kendini Kutsal Metinler’de de ortaya koyar. İncil’in şifresi çözülebilir; borsa, küresel ekonomiyi temsil eden bir sayılar evrenidir. DNA ve bilgisayar kodları bir tür üst dildir. Darren Aronofsky’nin π (1998) adlıfilminde izleyici bilimsel bir hedefin yoğun bir psikoza dönüşme evrelerine tanıklık ederken, bir yasağa karşı başarılı bir tür reddediş izler. Bunu başaranın soyadı Cohen’dir. Filmde kapitalist rekabet ile köktendincilik arasındaki örtülü psikotik bağdan dem vurulur; çip ile Tefillin arasında paralellik kurulur. Film boyunca karşılaşılan hemen hemen tüm ötekiler düşmanca, istilacı ve şiddete meyillidir. Filmde, numerolojinin tehlikeleri konusunda uyarılar yapıp bir yasak koymaya çalışan Daedalus’u oynayan bir karakter de vardır.
  • Çağdaş küresel kapitalizm eleştirisi yapan birçok film yapılmıştır. Küresel kapitalizmin sunduğu görünüşte sınırsız olanakların, öznenin arzusunu kısırlaştırarak onu nasıl alt ettiğini gösteren filmlerden biri Aile Babası’dır (The Family Man, Brett Ratner, 2000). Çatallaşan yol anlatısı Şahane Hayat, Tatlı Yalanlar, Kör Talih, Rastlantının Böylesi, Wayne’in Dünyası, Koş Lola Koş, Ben Şahsen Bizzat Kendim gibi bir dizi filmde işlenmiştir: Yapılan seçim, doğrudan kişinin kendini bulacağı gerçekliği tesis eder. Post-politik veya post-ideolojik çağımızda istediğimiz kadar çok seçim yapabiliriz, gerçek meselelere kafa yormamak şartıyla! Sosyal yabancılaşmayı açığa vuran Aile Babası, sistemin devamı için romantizmin sahip olduğu gücün hikayesidir ve en büyük kapitalist başarıların bile geriye hala arzu edilen şeyler bıraktığını gösterir: “Biz” olmak. Siyahi kişi, hem gerekli bilginin koruyucusu (Lacancı bildiği farz edilen özne) hem de önemsizdir (Lacancı objet petit a- gerçek bir nesne değildir, bir fantezi nesnesidir); filmde kendine ait bir sahnesi yoktur. Jane Austen’da aşk için sınıfsal/sosyal yapıları aşmak gerekir. Bugünün romantik komik-dramaları (dramedy) sonunda aşka kavuşup kavuşamamakla değil, aşka kavuşmak için üstesinden gelinmesi gereken imkansız engellerle ilgilenir. Psikanalizde tuzak, yer değiştirme ile ortaya çıkar, bir duygusal karmaşanın başka bir duygusal karmaşa üzerine yansıtılmasıdır.
  • Küresel kapitalizm tarafından sunulan seçenek bolluğunun, doğru seçeneğin yönünü şaşırtmayı hedefleyen bir akıl çelme olduğunu gösteren Akıl Defteri (Memento, Christopher Nolan, 2000), çağdaş küresel kapitalizm ve ideolojisinin gücüne rağmen, öznenin hala yeni riskler alma yetisi olduğunu ve bu yetinin mevcut durum için çok büyük tehdit haline gelebileceğinin uyarısını yapar. Akıl Defteri, fantezinin gerçekliğin öbür yüzü olduğunu söyleyen Lacancı konumu doğrular. Lacan, travmanın bizi şaşırttığını, çünkü daima başka bir travmanın maskesi olduğunu söyler. Akıl Defteri’nde travmatik öz tamamen açık bırakılır. Filmler, ne olduğunu bilme arzumuzu harekete geçirip bu arzuyu tatmin ederler. Film, izleyicideki karar verme arzusunu harekete geçirerek ve aynı anda bu arzuyu gerçekleştirmenin yalnızca imkansız değil yanlış hatta alakasız olduğunu resmederek kendisini içeriden yapı bozumuna uğratır.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 325|Çağdaş Sinema 2

Pulp Fiction filmine Banksy’nin bakışı. Fotoğraf: www.nellyduff.com

Pulp Fiction filmine Banksy’nin bakışı.
Fotoğraf: www.nellyduff.com

  • Gilles Deleuze’e göre, olay örgüsünün gereklerine uygun bakış açısı yeni sinemada geçersiz olmuştur. Film karesinde bakışın güvenle ilişebileceği nesne ya da kişiler artık ortadan kaybolmuştur. Film, kendi kendisini anlatan imgelerle inşa edilmiştir. Artık olayın nerede ve ne zaman geçtiği önemsizdir. Bakma eylemi filmin konusunu ve biçimini şekillendirmeye başlar. Sinema zamanın ruhuyla uyum içerisine girer. Bu değişimin en belirgin görünümü, filmlerde olağan durum ya da olayların, anlatıların yok olmasıdır; gündelik dünyanın gerçeğiyle bağlantı kurulamaz olur. Nesne ve temsili, mevcut olan ile sanal olan birbirine karışır. Gündelik haller ortasında fanteziler, anı parçaları, sanrılar, düşler görünür olur. Kamera, bazen eylemi ve olayı izlemekten vazgeçer; kameranın seçimleri sinema dilini yaratır. 1980’lere kadar baskın görüş kameranın nesnel gerçekliği yansıtabileceği yönündeydi. Neyin hayal ürünü neyin gerçek olduğunu ya da neyin fiziksel neyin zihinsel olduğunu bilemeyeceğimiz, Dünya’yı yeni şekillerde tarif etme yolları bulunur. Artık imajların birbirine nasıl bağlandığını sormayız, önemli olan imajların ne gösterdiğidir. Nesnenin kendisi yerine nesneye yönelen bakış açılarıyla nesneyi algılamaya başlarız.
  • Olaylarının sunulduğu sıralamayı radikal biçimde değiştirme 1956 yılında Stanley Kubrick’in Son Darbe (The Killing) filmi ile başlamış, Pulp Fiction (1994), Kayıp Otoban (1997), Memento (2000), Mulholland Çıkmazı (2001) adlı filmlerle devam etmiştir. Bazı filmler neden-sonuç mantığını kronolojik bir sırada göstermezler.
  • Quentin Tarantino, Pulp Fiction (1994) adlı filminde anlatımını geri dönerek ve ileri sıçrayarak yapar. Kronolojisi uç bir örnektir. Filmin adı, çok fazla ciddiye alınmaması gerektiğini işaret eder. Film, kendi etkisi, kendi çarpıcılığı hakkındadır. Pulp Fiction, Baudrillard’ın ifadesiyle işaretin, eski yükümlülüklerinden kurtulmasının bir göstergesidir. Filmin karmaşıklığı çok popüler olmasını engellememiştir. Coen Kardeşler’in filmlerinde de referansların kullanımı, benzer bir düzene sahiptir.
  • Christopher Nolan’ın Memento, Akıl Defteri (2000) adlı filminde anlatım, öyküyü karmaşık bir biçimde, geriye doğru anlattığı için olayların akışını takip etmek zordur, film bir bulmaca gibidir (puzzle film). İzleyicinin sahneleri doğru sıraya yerleştirmesi gerekir. Zaman ve nedenselliğin tersine çevrildiği bir durumu anlamanın mümkün olup olmadığı sorusu gündeme gelir.
  • David Lynch’in Mulholland Çıkmazı (2001) adlı filminde izleyicinin bir anlam çıkarması için tekrarlayan eylem, olay ve diyaloglar arasında bağlantı kuması gerekir. Kronolojisi tersine çevrilmiş filmde başlangıçta anlamsız görünen olaylar, izlemeye devam ettikçe aşama aşama anlam kazandığından filmde daha sonra neler olduğuna göre ilk izlenimleri gözden geçirmek gerekir. Çekimler zaman zaman bir karakterin görüş açısı ile filtrelenirken bazen de yönetmenin görüşü belirleyici olur; bulanık çekimler, parlayan ışıklar, hareketli kamera, kısıtlanmış görüş olaylara iştirak eder. Sahneler arasında herhangi bir neden-sonuç bağı kurulmaz ya da çok ince bir bağ bulunur. Film zaman zaman her şeyi bilen anlatıma geçer. Gilda, Alice Harikalar Diyarında, Persona, Kayıp Otoban, Sapık filmlerine göndermeler yapılır. Filmde yeterince açıklığa kavuşmayan veya çözümlenmeyen durumlar vardır; bazıları ise yalnızca geriye doğru bir okuma yaparak çözümlenebilir.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 324|Çağdaş Sinema 1

  • 1990’lı yılların film kuramındaki en çarpıcı gelişmeler cinsiyet çalışmaları alanında olmuştur. Erkeklikleri hiçbir şekilde sorgulanmayan aktörler için yaratılmış toplumsal imgenin altına gizlenmiş biseksüel ögeler bulunmuş; bütün erkeksilik gösterilerinin temelde histerik olduğu savunulmuş; aslında hiç kimsenin erkek ya da kadın olmadığını öne süren kuramcılar ortaya çıkmış, bu tezleri destekleyen çalışmalar yapılarak toplumsal cinsiyet kavramına ağır eleştiriler getirilmiştir. Çalışmalar, sınıf ve ırk konularını da içermiştir.
  • Gilles Deleuze (1925-1995) sinema tarihini iki döneme ayırır. Yönetmenlerin, mekan ve film kişilerinin seçiminin, kameranın hareketinin, izleyicinin genel hikayeye ve kahramanlara hakim olduğu bakışın İkinci Dünya Savaşı sonrasında değiştiğini, klasik sinemanın bitip modern sinemanın başladığını söyler. Yeni sinema ile mevcut algı kalıplarının ve duyum şemalarının bozulduğuna, yönetmen kadar seyircinin de katılımıyla yeni bir gerçekliğin doğduğuna işaret eder. Sabit duran kameraya çerçeve dışından, bakışın erişemediği yerlerden sesler karışır. Çerçeve içerisindekiler, dışarısıyla beraber varlık kazanırlar; geçmiş ve gelecek şimdiyle buluşur, dışarıda duranı da çerçeveye katar. Yeryüzünün hareketi uzamda bir dördüncü boyut açar. Sesin yanında resim de kararsızlaşır, resimler ve sesler organik ilkeden uzaklaşarak olayın, duygunun, bakışın, duyuların kaynağını başka bir zaman ve uzama taşırlar. Hareketi nesneler ve varlıklar değil, renklerin, ışığın, sesin değişen tonları, yoğunluğu ve gücü verir. Deleuze’e göre, Dreyer, Rohmer ve Bresson’un filmlerinde tinsel beşinci boyut ta görünür olur. Deleuze’e göre, Alain Resnais ve Stanley Kubrick gibi yönetmenler beyin sinemasını temsil ederler; bedensel dramanın bozduğu dünya, beyin sineması ile yeniden inşa edilir; dünya üzerine yapay beyinler yerleştirilerek, yeni yaratıcılık olasılıkları, yeni hareket biçimleri yaratılır. Hitchcock, iki sinema geleneğini olduğu kadar, Amerikan ve Avrupa sinema yaklaşımları arasında da geçişim sağlar. Olayların nedenleri çerçevenin ötesinde, dışarıdadır, nedensiz yere cürüm işleyen kuşlar söz konusudur.
Marco Brambilla’nın yönettiği Demolition Man, Yıkıma Giden Adam (1993) adlı filmde Sylvester Stallone ve Sandra Bullock fütüristik bir başlık aracılığı ile seks yaparlar. Beyin yolu ile seks daha önce Roger Vadim’in Barbarella adlı filminde 1968 yılında görülmüştü. Fotoğraf: perspectiva.com.gt

Marco Brambilla’nın yönettiği Demolition Man, Yıkıma Giden Adam (1993) adlı filmde Sylvester Stallone ve Sandra Bullock fütüristik bir başlık aracılığı ile seks yaparlar. Beyin yolu ile seks daha önce Roger Vadim’in Barbarella adlı filminde 1968 yılında görülmüştü.
Fotoğraf: perspectiva.com.gt

  • Paul Verhoeven’in 1990 yılında yönettiği distopyaGerçeğe Çağrı’da (Total Recall) bir şirket, beynimize ideal bir tatilin anılarını yerleştirmeyi önerir. İnsanın gerçekten bir yere gitmesi gerekmez. Yolculuk anılarını elde etmek çok daha kolay ve ucuzdur. Aynı mantığın bir başka versiyonu arzu edilen tatili sanal gerçeklikte deneyimlemek olurdu; asıl önemi olan şey deneyim olduğuna göre, neden, gerçeklik aracılığıyla dolanıp durmak yerine, sadece deneyimi aramayalım? Burada Lacancı üçleme Gerçek, Simgesel, İmgesel uygulamadadır. Filmin 2012 yılında devamı çekilmiştir.
  • Çağdaş Dönem’de yaşanan seri cinayet popülaritesine en iyi örneklerden biri Ridley Scott‘un yönetmenliğini üstlendiği 1991 yapımı Kuzuların Sessizliği filmidir. Devam filmleri de çekilmiştir.
  • David Lynch, tek tür olan filmleri sevmediğini,bu nedenle 1997 yılında çektiği Kayıp Otoban adlı filmindebiraz polisiye,biraz korku filmi, ama esas olarak bir gizem filmi çekerek bir tür birleşim yaptığını belirtmiştir.
  • Olağan Şüpheliler (Bryan Singer, 1995), Kayıp Otoban (David Lynch, 1997), Kaybedenler (Oliver Stone, 1997), Becerikli Bay Ripley (Anthony Minghella, 1999) Neo Noir filmlerden bazılarıdır. Coen Kardeşler’in filmleri de bu tür içinde düşünülür. Neo Noir, bilimkurgunun da içine yerleşmiştir.
  • Önceleri distopya büyükşehirde geçerdi ve genel bir dünya tasavvuru işlenirdi. 1990’lardan sonra distopya banliyöye taşındı ve feminizm, ekoloji gibi konular işlenir oldu.
  • Diktatör Franco 1975 yılında öldükten sonra özgür İspanyol filmciler dünya sahnesine çıktı. İlk filmini 1980 yılında çeken, alaylı yönetmen Pedro Almodovar (1949-) Çağdaş Dönemin pop ikonu oldu. Almodovar, yerleşik melodram kodlarına uygun ama türün muhafazakar kalıplarını kıran, kodlarını saptıran; kadın olma hali ile cinsellikle ilgili, cinsel rolü sorgulayan, cinsellik üzerinden politika yapan filmler çekiyor.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 218| Postmodern Sinema 4

  • Stanley Kubrick’in (1928-1999) 1968 yılı yapımı 2001 Uzay Yolu Macerası (2001-A Space Odyssey), yaratılış ve insanın sonu ile ilgilenir. Filmde günün, hatta sonraki yılların bilimsel verilerine şaşılacak derecede uygun uzay araçları gösterilir. Uzay çağı, insanın ulaştığı teknolojik aşamanın kaçınılmaz bir uzantısıdır. Uzay gemileri, Johann Strauss’un Mavi Tuna ezgileri ile sunulur. Blok ayrılıklarının bulunmadığı, uluslar arası iş birliğine gidilen bir çağda geçer ve dolayısıyla insanlık için daha güven verici bir ortamdır. Film çekildiği tarihte insanoğlu Ay’a henüz ayak basmamıştır (1969). Uzay gemisini yöneten dev bilgisayarın insanlaştırılmış kişiliği, Freud’un öğretilerini anımsatır; film yeni bir Frankenstein öyküsüdür, insanoğlu yeniden kendi yarattığı canavara karşı savaşır. İnsanın, Doğa’nın veya Tanrı’nın en karmaşık yaratışlarından biri olan insan beynini kendisinin yeniden yaratmak istemesindeki cüret vurgulanır. Kubrick’in filme eklediği mizah duygusu ise yalnızca dehşeti arttırır. Film, soyut bir finalle, yoruma açık biçimde biter. Filmin her sahnesi kendi içinde anlamlıdır. Çok modern dekorlarla birlikte 16. Louis mobilya kullanılarak karmaşık bir estetik yaratılır. Ölüp, hemen ardından kahramanın dirilmesi teması ile gizemli taşın varlığı farklı biçimlerde yorumlanmıştır.
  • Yine Stanley Kubrick’in 1971 yapımı, Anthony Burgess’in çağdaş toplumlarda şiddet ve pornografiye düşkünlüğün artmasını radikal, ama alegorik biçimde eleştiren romanından yola çıkan Otomatik Portakal adlı eseri dönemin anahtar filmlerinden biridir. Toplumların en önemli sorununun şiddet olduğu; sinema ve televizyonun, çoğunlukla şiddeti eleştirmek savıyla yola çıkıp onu yansıtan ve kullanan birer alana dönüştüğü yıllarda çekilmiştir. Biraz bilimkurgu, biraz Fütürizm, biraz korku filmi, kara mizah ve toplumsal eleştiri içeren bu yapıt, hem klasik hem de barok olması açısından tipik bir Kubrick filmi olarak değerlendirilmiştir. Film, şiddetin bireysel değil, toplumsal olduğu; şiddetin toplumun bağrında bulunduğunu savlar.
Star Wars Bölüm 1 Gizli Tehlike. Fotoğraf: hergunhdfilm.com

Star Wars Bölüm 1 Gizli Tehlike.
Fotoğraf: hergunhdfilm.com

  • 1977 yılında ilki çekilen Yıldızlar Savaşı (Star Wars), “kapitalist sinemanın anıtı” olarak anılır. Sinema tarihinin o zamana kadar gerçekleşmiş en büyük hasılatını getiren, 175 milyon dolar, ilk filmin iki de devam filminin çekilmesi planlanırken 2015 yılında yedincisi gösterime girdi. Sinema tekniğinin, uzay maketlerinin, özel efektlerin olağanüstü düzeyde kullanıldığı ilk Star Wars ile George Lucas, kapanmanın eşiğine gelmiş 20. Century Fox’u yeniden multi-milyarder yaptığı gibi, can çekişen Hollywood’u da yeniden ayağa kaldırmıştır. İlk Yıldız Savaşları filmi, çoğu teknik dallarda altı Oscar almıştır. Star Wars, düşünce-dışı, felsefe-dışı, ideoloji-dışı bir filmdir. Filmin bazı sahnelerinde kullanılan The Wizard of Oz filminin hayvan kahramanları ile eski korku filmlerinin garip hayvanları karışımı ve serüven filmlerine özgü motiflerin kullanımıyla bazı sahneler tam bir parodidir. Dolby Stereo’nun (yüksek volümlü ses) ilk döneminde yapılan bu büyük popüler sanat örneği ve Amerikan sinemasının fetiş filmi, hayal gücünü ve fanteziyi kamçılayan büyüleyici başarısını, teknolojik açıdan giderek büyüyen bir toplumda anlam bulmakta zorluk çeken bir kültüre seslenerek elde etmiş olabilir. Film, hayatımıza bir anlam getirebileceğimizi savunur.
  • David Lynch’in (1946-), orta sınıf Amerikan ailesine takıntısı, Amerikan değerlerinin arkasındakileri gösterme isteği filmlerinde baskındır. Lynch, görünenin arkasındaki ile ilgilenir. Farklı zamanları aynı anda kullanarak, giriş-gelişme-sonuç bölümlerini karıştırarak anakronizm yaratır. Bu özelliklerin bariz olduğu ilk filmi Blue Velvet’tir (Mavi Kadife, 1986). Lynch, tüm filmlerinde sadece perdede görebileceğimiz hikayeler anlatmayı amaçlar.
  • Francis Ford Coppola (1939-), 1979 yapımı filmi Apocalypse Now (Kıyamet) ile Vietnam Savaşı için söylemek istediklerini mitler üzerinden söyler. Wim Wenders’ın eseri Paris-Teksas adlı filmde Hades’ten geri dönüş işlenirken, bu film, bir yeraltına iniş filmidir. Mitolojide yeraltına inenler, tekrar yeryüzüne çıkamazlar. Tanrıça olduğu için Persephone’yi saymazsak, yalnızca Odysseus, Aeneas, Orpheus, Herkül gibi kahramanlar bunu başarmıştır ve Martin Sheen de bir kahramandır.