Etiket arşivi: Stalin

Şiddet 58| Devlet Şiddeti 4

Taklitçilik, John Heartfield, 1934. Alman sanatçı John Heartfield (1891-1968) politik çürümeyi fotomontajla anlatma yolunu seçmiş bu alanda öncü bir sanatçıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Helmut Herzfeld olan adını milliyetçiliği protesto etmek için John Heartfield’a değiştirmiştir. Yine aşırı sağın zalim ve ikiyüzlü politikasını protesto için 1920 yılında Komünist Partiye katılmıştır. Eserleri sergilerin yanı sıra komünistlerin çıkarttıkları dergilerde de basılmıştır. Nazileri baş hedefi haline getirince Prag’a kaçmak zorunda kalmış, çalışmalarını daha sonra Birleşik Krallık’ta sürdürmüştür. Yukarıdaki fotomontajında, Goebbels’e bir tavsiyede bulunmaktadır: Goebbels Führer’ine, İşçi Bayramında emekçilere hitap ederken Marx’ın sakalını takmasını söylemelidir.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Taklitçilik, John Heartfield, 1934.
Alman sanatçı John Heartfield (1891-1968) politik çürümeyi fotomontajla anlatma yolunu seçmiş bu alanda öncü bir sanatçıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Helmut Herzfeld olan adını milliyetçiliği protesto etmek için John Heartfield’a değiştirmiştir. Yine aşırı sağın zalim ve ikiyüzlü politikasını protesto için 1920 yılında Komünist Partiye katılmıştır. Eserleri sergilerin yanı sıra komünistlerin çıkarttıkları dergilerde de basılmıştır. Nazileri baş hedefi haline getirince Prag’a kaçmak zorunda kalmış, çalışmalarını daha sonra Birleşik Krallık’ta sürdürmüştür. Yukarıdaki fotomontajında, Goebbels’e bir tavsiyede bulunmaktadır: Goebbels Führer’ine, İşçi Bayramında emekçilere hitap ederken Marx’ın sakalını takmasını söylemelidir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Nazilik, kesin olarak Hıristiyan karşıtı ve yeni-pagandı, tıpkı Stalin’in Sovyet Marksçılığının resmi şekli Diamat’ının açıkça maddeci ve ateist olduğu gibi. Totaliterlik, bireyin her eylemini devlete ve devletin ideolojine tabi kılan bir rejim ise, Nazizm de Stalincilik de totaliter rejimlerdi.
  • Wasili Grossmann (1905-1964), kurbanları insan olarak algılamayan totaliter sistemlerin kaba güç kullanımının, insanların aklını kötürümleştirme yeteneğine sahip olduğunu yazar.
Nasyonalizmin dönemin ruhu olduğu; Nazi ve Stalin yönetimlerinin aynı varlığın, parti devletinin biçimi oldukları söylenir. Hitler milyonlarca Yahudiyi sistematik bir şekilde yok etti. Stalin döneminde on milyonu İkinci Dünya Savaşı’nda olmak üzere toplam 40 milyon kişi öldü. Bu döneme Büyük Terör dendi. Fotoğraf: kitap alıntılarım - WordPress.com

Nasyonalizmin dönemin ruhu olduğu; Nazi ve Stalin yönetimlerinin aynı varlığın, parti devletinin biçimi oldukları söylenir. Hitler milyonlarca Yahudiyi sistematik bir şekilde yok etti. Stalin döneminde on milyonu İkinci Dünya Savaşı’nda olmak üzere toplam 40 milyon kişi öldü. Bu döneme Büyük Terör dendi.
Fotoğraf: kitap alıntılarım – WordPress.com

Büyük Temizlik kurbanları. Stalin, 1929-1933 arasında zorunlu kolektifleştirme, kıtlık, açlık nedeniyle milyonları; 1937 yılında başlattığı siyasi temizlik ile nicelerini öldürttü. 1930-1953 arasında SSCB’de Halk Düşmanı suçlamasıyla 786 bin kişi idam edildi; 3.800 bin kişi devlete karşı suç işlemekten hüküm giydi. Glasnost sonrası bu davalardan 850 bin tanesine yeniden bakıldı; sadece 12 bin davanın neticesi haklı bulundu. Fotoğraf: Akşam

Büyük Temizlik kurbanları.
Stalin, 1929-1933 arasında zorunlu kolektifleştirme, kıtlık, açlık nedeniyle milyonları; 1937 yılında başlattığı siyasi temizlik ile nicelerini öldürttü. 1930-1953 arasında SSCB’de Halk Düşmanı suçlamasıyla 786 bin kişi idam edildi; 3.800 bin kişi devlete karşı suç işlemekten hüküm giydi. Glasnost sonrası bu davalardan 850 bin tanesine yeniden bakıldı; sadece 12 bin davanın neticesi haklı bulundu.
Fotoğraf: Akşam

  • 1932–1933 arasında Sovyetler Birliği’nde, şimdiki Ukrayna ve Rusya’nın Kuban bölgesinde suni olarak yaratılan kıtlık sebebiyle yaklaşık olarak 8 milyon insanın öldüğü olaylar Ukrayna Kırımı ya da Holodomor olarak anılır. Sovyet arşivlerinin açılmaması yüzünden ölü sayısı kesin olarak bilinememektedir.
Varşova Ayaklanması Anıtı’ndan bir bölüm, Varşova, Polonya. 1944’de 63 gün süren ayaklanmayı bastıran Naziler üç ay boyunca şehri yakıp yıktılar. Ayaklanma esnasında Kızıl Ordu, Vistula Nehri’nin karşı kıyısındaydı ama Polonyalılara yardıma gelmedi. 1945’te Ruslar “şehri kurtarmaya” geldi. O zamana kadar şehirde binaların %85’i yıkılmış, 700.000 kişi ölmüştü. Ruslar, Ayaklanma’dan bahsetmeyi yasakladılar. Fotoğrafta bir bölümü görülen anıt, 1989 yılında, Ayaklanma’nın 45. yıl dönümünde açıldı. Anıtın bu bölümünde, kanallardan kaçarak kurtulmayı başaran 5.000 kişi temsil ediliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Varşova Ayaklanması Anıtı’ndan bir bölüm, Varşova, Polonya.
1944’de 63 gün süren ayaklanmayı bastıran Naziler üç ay boyunca şehri yakıp yıktılar. Ayaklanma esnasında Kızıl Ordu, Vistula Nehri’nin karşı kıyısındaydı ama Polonyalılara yardıma gelmedi. 1945’te Ruslar “şehri kurtarmaya” geldi. O zamana kadar şehirde binaların %85’i yıkılmış, 700.000 kişi ölmüştü. Ruslar, Ayaklanma’dan bahsetmeyi yasakladılar. Fotoğrafta bir bölümü görülen anıt, 1989 yılında, Ayaklanma’nın 45. yıl dönümünde açıldı. Anıtın bu bölümünde, kanallardan kaçarak kurtulmayı başaran 5.000 kişi temsil ediliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ortaçağ şatosu, halkı tehdit eder gibi yükselir. Solda, Moskova’da inşa edilmiş, Stalin Gotik yedi binadan biri. Bunlardan biri Dışişleri Bakanlığı, biri Moskova Devlet Üniversitesi tarafından kullanılıyor. Üniversitenin binası 40 bin odalı. Sağdaki fotoğrafta ise Çin’in Xian kentindeki bir heykel. Devlet baskısı, aynı Asur rölyeflerinde olduğu gibi, mimari ve heykel ile de kendini empoze eder. Baskıcı zihniyet çağlara göre değişmez. Bir başka yöntem ise tüm devlet dairelerine asılan resimlerdir. Stalin’in her şeyi denetleyen bakışları altında çalışmak ve o bakışa katlanmak zorunda kalmak pek çok eserde anlatılmıştır. Sürekli göz hapsinde tutulan halk, politik şiddetin nesnesi olur.  Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Ortaçağ şatosu, halkı tehdit eder gibi yükselir. Solda, Moskova’da inşa edilmiş, Stalin Gotik yedi binadan biri. Bunlardan biri Dışişleri Bakanlığı, biri Moskova Devlet Üniversitesi tarafından kullanılıyor. Üniversitenin binası 40 bin odalı.
Sağdaki fotoğrafta ise Çin’in Xian kentindeki bir heykel.
Devlet baskısı, aynı Asur rölyeflerinde olduğu gibi, mimari ve heykel ile de kendini empoze eder. Baskıcı zihniyet çağlara göre değişmez.
Bir başka yöntem ise tüm devlet dairelerine asılan resimlerdir. Stalin’in her şeyi denetleyen bakışları altında çalışmak ve o bakışa katlanmak zorunda kalmak pek çok eserde anlatılmıştır. Sürekli göz hapsinde tutulan halk, politik şiddetin nesnesi olur.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  • Komünist idare zamanında insanların seçim imkanlarının sosyal bakımdan baskıcı şartlarla çok sert kısıtlandığı günümüzde artık net bir biçimde biliniyor.
  • Nazizim, Stalinizm, faşizm ve diğer bütün totaliter rejimler ve onların artçıları şiddet politikası uygulamışlardır.
  • Bertolt Brecht sorar “ Tüm yetki halktan gelir. Fakat nereye gider?”

 

Şiddet 38| Batı’da Kadının Konumu 3

  • Hitler’in gözünde ideal kadın, sevimli, yumuşak, tatlı ve aptaldır. Onun yakın ilişkide olduğu altı kadından beşi intihar etmişti. Onun gözetimindeki kuzeni de kendisini tabancayla vurmuştu.
  • Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi,1921 yılında yapılan ilk kongresinde oybirliği ile kadınların parti yönetiminde yer almasını yasaklamıştı. Parti kadınları daha sonraki yıllarda da kamu görevlerinden tümüyle uzaklaştırmayı hedefleyecekti. Onlar için kadın, üç K’dan ibaretti: Çocuk, mutfak ve kilise. Asker üretme aracı yerine konmak kadınları ürkütmemiş olmalı ki, partiye destek oldular, ari kadının ve ari annenin idealini oluşturdular. Alman kadınına değersiz bir ırk ile ilişki içinde olmak yasa yoluyla yasaklandı. Partinin görüşüne göre, gerçek bir Alman kadını ruju, yüksek topuklu ayakkabıyı ve ojeyi reddedip, erkekler gibi sistematik değil, duygusal düşünmeliydi. 1938 yılından itibaren kadının çocuk yapmayı reddetmesi boşanma sebebi olarak tanındı ve kürtaj yasaklandı, doğuranlara onur nişanı verildi.
Gazeteci Sylvia Harden’in Portresi, Otto Dix, 1926. Kendisine aristokrasiyi çağrıştıran yeni bir isim seçen; Yeni Almanya için makaleler yazan; gözünde monoklü, elinde sigarası, kısa saç kesimi, önünde içkisi ile Yeni Kadın’ı temsil eden bir kişinin portresini görüyoruz. Yeni Objektif akımı sanatçıları Gerçekçilik’e sinik, sosyal eleştiri getiren felsefi bir yön kattı. Modernliğe olumsuz yaklaşanlar için, 1920’lerin eşit haklara sahip, yüksek topuklu, ruj sürülmüş dudakları arasına sigarasını iliştirmiş kadınlardan daha tehlikeli hiçbir şey olamazdı. Modern bir kadın, ailenin çökmesine neden olurdu. Çocuk doğurmamak, doğaya ihanetti. Otto Dix de inadına bu kadınların en göze batanını resmetti. Fotoğraf: en.wikipedia.org

Gazeteci Sylvia Harden’in Portresi, Otto Dix, 1926.
Kendisine aristokrasiyi çağrıştıran yeni bir isim seçen; Yeni Almanya için makaleler yazan; gözünde monoklü, elinde sigarası, kısa saç kesimi, önünde içkisi ile Yeni Kadın’ı temsil eden bir kişinin portresini görüyoruz.
Yeni Objektif akımı sanatçıları Gerçekçilik’e sinik, sosyal eleştiri getiren felsefi bir yön kattı.
Modernliğe olumsuz yaklaşanlar için, 1920’lerin eşit haklara sahip, yüksek topuklu, ruj sürülmüş dudakları arasına sigarasını iliştirmiş kadınlardan daha tehlikeli hiçbir şey olamazdı. Modern bir kadın, ailenin çökmesine neden olurdu. Çocuk doğurmamak, doğaya ihanetti.
Otto Dix de inadına bu kadınların en göze batanını resmetti.
Fotoğraf: en.wikipedia.org

  • 19. yüzyılda sosyalistler kadın haklarını desteklediler. Friedrich Engels (1820-1895) kadının özgürleşmesinin ön koşulu olarak kamusal alana katılmasını talep etti.
  • Lenin (1870-1924), iktidara gelir gelmez kadınlara ve erkeklere sınırsız eşit haklar tanıyan yasaları çıkarttı. SSCB, 1920’de kürtajı yasallaştıran ilk modern ülke oldu. Makyaj yapmak, kadını burjuvaziye özgü bir aşağılama aracı olarak görüldü. Stalin döneminde, 1936’da kürtaj yeniden yasaklandı.
  • Farklı rejimler (ABD, Çin, SSCB ), farklı hedefler uğruna, kadınların kendi bedeni üzerinde egemen olma, kendi yaşamını biçimlendirme hakkını elinden almaya çalışarak kadınları aşağılamıştır.
  • Kilise için kötü ve sapkın bir eğilim olan doğurganlığın programlanması, siyasi olarak ırka karşı cinayet olarak algılandı.
  • SSCB’de ve diğer sosyalist ülkelerde Stalin’in ölümünden sonra 1955’te; İngiltere’de 1967’de, ABD’de 1973’de, Fransa’da 1974’te, İtalya’da 1978’de, 1983 yılında Türkiye’de kürtaj yasal hale geldi. Türkiye’deki yasaya göre, hamileliğin ilk on haftasında kürtajın yasal zeminde yapılabilmesinin önü açılıp tıbbi zorunluluk olması halinde on hafta sonrasında bile yapılabilmesi sağlandı.
Hollywood yıldızlarının en özellerinden biri olan Katharine Hepburn (1907-2003), 1940 yılında George Cukor tarafından yönetilen, tüm haklarını satın aldığı, dolayısıyla da kendi isteklerini dayatabildiği, The Philadelphia Story adlı filmden başlayarak, oynadığı tüm filmlerde merkezde yer alan güçlü kadını canlandırdı; kadın cinselliğini ön plana çıkartan, erkeksi giysileri tercih eden, kadın savunusu yapan rolleri tercih eden oyunculardan biri oldu. Fotoğraf: gravitas magazine

Hollywood yıldızlarının en özellerinden biri olan Katharine Hepburn (1907-2003), 1940 yılında George Cukor tarafından yönetilen, tüm haklarını satın aldığı, dolayısıyla da kendi isteklerini dayatabildiği, The Philadelphia Story adlı filmden başlayarak, oynadığı tüm filmlerde merkezde yer alan güçlü kadını canlandırdı; kadın cinselliğini ön plana çıkartan, erkeksi giysileri tercih eden, kadın savunusu yapan rolleri tercih eden oyunculardan biri oldu.
Fotoğraf: gravitas magazine

 

Troçki’nin Sürgün Evleri 5

Troçki’nin vurulduğu ev. Günümüzde müze. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Troçki’nin vurulduğu ev. Günümüzde müze.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Troçki’nin son çalışma odası. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Troçki’nin son çalışma odası.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Bir müddet sonra, 1938 sonbaharında, Rivera ile Troçki’nin şahsi ve siyasi nedenlerden ötürü arası açıldı. Rivera, sık sık Troçki aleyhine açıklamalarda bulunmaya başladı. Troçki ve eşi, Nisan 1939’da Mavi Ev’den ayrıldılar. Dördüncü Enternasyonal Rivera’yı sosyalizmi terk ederek muhafazakar cumhurbaşkanı adayı Juan Andreu Almazan’ı desteklediği için kınadı.
  • Mayıs 1940’da Troçki’nin evine silahlı baskın oldu. Meksikalı Stalinci grupların yaptığı baskını yöneten ve finanse eden İspanyol iç savaşından ülkesi Meksika’ya dönen komünist ressam David Alfaro Siqueiros’dur (1896-1974). Kapıdaki nöbetçiler pusuya düşürülmüş, Troçki’nin yatak odasına kadar girilmiş, etrafı makineli tüfeklerle taramışlardı. Troçki gürültülerle uyanmış, yandaki odanın dolabına gizlenmiş, bu suretle kurtulmuştu. Troçki’nin oturduğu evin bütün pencerelerinde çelik kepenkler, bahçe duvarlarının üzerinde makineli tüfek yuvaları vardı, ev iyi korunuyordu. Mayıs baskınından sonra güvenlik önlemleri daha da artırıldı. Siqueiros, Diego Rivera ve José Clemente Orozco (1883-1949) kadar ünlü Meksikalı duvar ressamıdır. Siqueiros, Troçki olayındaki rolünden ötürü 1941 yılında Şili’ye sürülmüştür.
  • Troçki ile arası bozuk olan Rivera’dan şüphe edildi, Rivera San Francisco’ya kaçtı.
  • Ağustos 1940’da ikinci saldırı meydana geldi. Fail bu defa uzun yıllardan beri Troçki’yi öldürmek için fırsat kollayan, bu amaçla katibesine sevgili olan, sık sık pasaport değiştiren Frank Jacson/Ramon Mercader’dir. Jacson, pardösüsünün içine saklayabilmek için sapını kestiği dağ kazmasını Troçki’nin kafasına indirdi. Troçki adama yapıştı, bağırdı, muhafızlar adamı yakaladı. Troçki, kaldırıldığı hastanede ertesi gün 62 yaşında öldü. Katil ile tanışıklığı olan Kahlo, sorguya çekildi. Jacson 20 yıla mahkum oldu. Katilin hakiki hüviyeti hiçbir zaman tam olarak anlaşılamadı; Stalinist bir İspanyol olduğu düşünülen Jacson, 1960 yılında cezası bitince serbest bırakıldı ve Çekoslovakya’ya giderek kayboldu.
  • Troçki öldürüldüğü zaman Sovyet Güvenlik Sekreteri ve Sovyet Gizli Polisi şefi Lavrenti Beria (1899-1953) idi.
Troçki’nin vurulduğu evin bahçesinden. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Troçki’nin vurulduğu evin bahçesinden.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Troçki’nin Stalin’e muhalefeti sertti:
    “Stalin, partimizin en fazla dikkati çeken en değersiz adamıdır. Siyasi ufku son derece dardır. Teorik seviyesi iptidaidir. Leninizm’in Temelleri adlı kitabı, ancak öğrencilerin yapabileceği hatalarla doludur. Hiçbir yabancı dil bilmez. Diğer memleketlerdeki gelişmeleri başkalarının görüşlerinden takip eder. Lenin vasiyetnamesinde onun iki özelliğini belirtmiştir: Kabalığı ve vefasızlığı! Yalancıdır. Namussuz ve ahlaksızdır.”
  • Troçki sürgün günlerinde bir taraftan Rusya’daki sol muhalefeti kuvvetlendirmeye, diğer yandan da Avrupa ve Amerika’da komünist partilerini kontrolü altına almaya, Rusya dışındaki Troçkist grupları birleştirmeye  çalışır. En büyük arzularından biri de Çin Komünist Partisi’ni Stalin’in kontrolünden kurtarmak idi.
  • Meksiko Kenti’nde öldürüldükten sonra Troçki’nin bütün arşivi, Harvard Üniversitesi’nde Houghton Kütüphanesi’nde toplanmıştır.
  • İspanya’nın yeni siyasi partisi Podemos Ocak 2014’te Troçkist antikapitalist bir sol grup tarafından kuruldu. Kuruluşundan dört ay sonra yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde 4. parti oldu; 2015 yerel seçimlerinde stratejik kentlerde belediye başkanlıklarını Podemos’un desteklediği adaylar kazandı; Aralık 2015’teki genel seçimlerde ülke genelinde desteklenen 3. parti, kritik merkezlerde 2. parti, ayrılıkçı bölgeler Katalonya ve Bask ülkesinde ise birinci parti oldu. Podemos, Troçki’nin adını başarıyla yaşatan en güncel örnektir.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Troçki İstanbul’da, Ömer Sami Coşar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2010.
  • %100 İstanbul, Erk Acarer, İnkilap Kitabevi, 2009.
  • Frida Kahlo, Rauda Jamis, Afa Yayınları, 1991.
  • 14. İstanbul Bienali, Tuzlu Su, Katalog, 2015.
  • Kahlo, Taschen, 1993.
  • Diego Rivera, Founders Society Detroit Institute of Arts, 1986.
  • Podemos’tan ‘Taht Oyunları’ dersleri, Nilgün Cerrahoğlu, Cumhuriyet Gazetesi, 26.12.2015.

 

Troçki’nin Sürgün Evleri 3

  • 1931 yılında köşkte su ısıtıcısının verdiği bir kaçak nedeniyle yangın çıkar.  Aile, üç hafta Savoy Otel’de konakladıktan sonra Şifa Sokak’ta, Dr. Mahmut Ata’nın evinin karşı köşesinde Avukat Hasan Fehmi Bey’in evine  Moda’ya taşınır. Evin önü denizdi, sağında rahibelerin yaşadığı binalar vardı.
  • Troçki, Moda’ya yerleştikten sonra kara avcılığına merak sarmıştı, Samandıra köyü civarına, Ömerli’ye, Şile’ye ava gidiyordu. Askere alınan balıkçı Haralambos yerine Büyükadalı Yani ile balığa çıkıyordu. İstanbul’da kaldığı süre içinde bir kez sinemaya gitti: Taksim’e Artistik Sineması’na Charlie Chaplin’in Şehir Işıkları adlı filmine.
Yanaros Köşkü, bahçesi ve iskelesi, 1850’lerde Büyükada’nın Batı tarafında Nikola Demades tarafından yaptırılmıştır. Lev Troçki, adadaki dört yıllık sürgününün sonlarına doğru, 1932-1933 yılları arasında bu evde yaşamıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yanaros Köşkü, bahçesi ve iskelesi, 1850’lerde Büyükada’nın Batı tarafında Nikola Demades tarafından yaptırılmıştır. Lev Troçki, adadaki dört yıllık sürgününün sonlarına doğru, 1932-1933 yılları arasında bu evde yaşamıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Büyükada emniyet bakımından daha avantajlı bulunduğundan tekrar adaya döndüler. Bu defa yine Nizam’da, deniz kenarında, Hamlacı Sokak 4 numaradaki  Yunan tebaalı Yanaros’un köşkü kiralandı. Burası da Rusya’dan ve birçok memleketten talimat almaya gelmiş kişilerle dolup taştı. Silahlı muhafızları, gizli konferanslarını yaptığı odanın kapısında nöbet tutuyorlardı.
  • 600 liraya kendine bir tekne satın almıştı. Hemen her sabah güneş doğmadan balığa çıkıyordu.
  • 1932 yılında Troçki, eşi ve oğlu Lev Sedov Sovyet hükümetinin aldığı bir kararla vatandaşlıktan çıkartıldılar.
Yanaros Köşkü, günümüzde özel mülktür, ne yazık ki, bugün bir izbeyi andırmaktadır. Çatısı ve bazı duvarları yoktur; burada bir zamanlar Troçki’nin yaşadığına dair hiçbir bilgi, plaket konulmamıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yanaros Köşkü, günümüzde özel mülktür, ne yazık ki, bugün bir izbeyi andırmaktadır. Çatısı ve bazı duvarları yoktur; burada bir zamanlar Troçki’nin yaşadığına dair hiçbir bilgi, plaket konulmamıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yanaros Köşkü’nün eğimli, denizle kavuşan bahçesi de bakımsız; yabani bitkilerle, şimdiki görevlinin yetiştirdiği bitkilerle kaplı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yanaros Köşkü’nün eğimli, denizle kavuşan bahçesi de bakımsız; yabani bitkilerle, şimdiki görevlinin yetiştirdiği bitkilerle kaplı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Troçki, siyasi mültecilere mahsus bir Türk pasaportu ile Türkiye’den, Kopenhag’da bir konferans vermek için, eşi ve üç katibi ile 14 Kasım 1932’de ayrılır. Döndüğünde “Türkiye’ye döndüğü için çok mesut olduğunu” yazar. Kopenhag’a giderken yolda karşılaştığı zorluklar olmuştur.
  • 1933 yılının başında Berlin’e tedaviye göndermiş olduğu kızı Zina’nın intihar haberi gelir.
  • Kendi özgür iradesi ile gelmediği Büyükada’da çalışmanın çok tatlı bir şey olduğunu yazar. Stalin muhaliflere baskıyı artırırken, Troçki kendisi için de çemberin daraldığını düşünüp Büyükada’dan, bu defa istemeden, ayrılmak zorunda kalır. İçişleri ve dışişleri bakanlarına birer teşekkür mektubu bırakarak Temmuz 1933’te İstanbul’dan ayrılır.
  • Türkiye’de iken yazdığı kitaplar, makaleler, mektuplar hariç, 5000 matbaa sayfası olarak hesaplanmıştır. İstanbul’dan yollanan makalelerin önemli bir kısmı 3 cilt halinde 1955-1959 yılları arasında Paris’te yayımlanmıştır.
  • İlkin şartlı yerleşme izni veren Fransa’ya gider, iki yıl dolmadan ayrılmak zorunda kalır. 1935’te Norveç vizesi alır, Sovyet baskısı yüksektir, ona vize vermeyi kabul eden Meksika’ya Ocak 1937’de varır. Burası son durağı olacaktır.
The Most Beautiful of All Mothers (Tüm Annelerin En Güzeli), Adrian Villar Rojas, Troçki Evi, İstanbul Bienali, 2015. Tarih yapmış bir kişinin yakınlarıyla yaşadığı yıkık evi görüp, bakımsız bahçeden geçip kıyıya indiğimizde deniz kokusuyla birlikte Bienalin bize yaşattığı en unutulmaz anlardan birini yaşıyoruz. Adrian Villar Rojas’ın (1980-), Troçki’nin evinin kıyısına, çakıl plajın biraz açığında yarattığı heybetli heykel enstalasyonunda Troçki’ye doğrudan hiçbir gönderme yokmuş. Eser 20 kadar beton kaide üzerinde tek tek veya grup halinde duran 29 hayvan heykelinden oluşuyor. Hayvanların yüzü eve dönük. Beyaz fiberglastan yapılmış hayvanlar toprak renginde birer hayvanı sırtlarında taşıyor. Bu halleriyle hayali birer canavar oluşturuyorlar. Üstteki hayvanlar organik ve atık malzemelerle (deniz kabukları, balık ağları, kemikler, cam kırıkları, sebzeler, et) toprak, kum, tuz, asfalt, çimento, doğal pigmentler, kompost ve reçine karışımından yapılmış. Tuzlu suya dirençli olan alttaki hayvan ile onun sırtında duran ve deniz suyuyla aşınıp bozulmaya elverişli hayvan arasında bir tezat ve ittifak var. Bu hayvanlar belki de Troçki’nin korkularını, kabuslarını yansıtıyorlar? Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

The Most Beautiful of All Mothers (Tüm Annelerin En Güzeli), Adrian Villar Rojas, Troçki Evi, İstanbul Bienali, 2015.
Tarih yapmış bir kişinin yakınlarıyla yaşadığı yıkık evi görüp, bakımsız bahçeden geçip kıyıya indiğimizde deniz kokusuyla birlikte Bienalin bize yaşattığı en unutulmaz anlardan birini yaşıyoruz.
Adrian Villar Rojas’ın (1980-), Troçki’nin evinin kıyısına, çakıl plajın biraz açığında yarattığı heybetli heykel enstalasyonunda Troçki’ye doğrudan hiçbir gönderme yokmuş. Eser 20 kadar beton kaide üzerinde tek tek veya grup halinde duran 29 hayvan heykelinden oluşuyor. Hayvanların yüzü eve dönük. Beyaz fiberglastan yapılmış hayvanlar toprak renginde birer hayvanı sırtlarında taşıyor. Bu halleriyle hayali birer canavar oluşturuyorlar. Üstteki hayvanlar organik ve atık malzemelerle (deniz kabukları, balık ağları, kemikler, cam kırıkları, sebzeler, et) toprak, kum, tuz, asfalt, çimento, doğal pigmentler, kompost ve reçine karışımından yapılmış. Tuzlu suya dirençli olan alttaki hayvan ile onun sırtında duran ve deniz suyuyla aşınıp bozulmaya elverişli hayvan arasında bir tezat ve ittifak var.
Bu hayvanlar belki de Troçki’nin korkularını, kabuslarını yansıtıyorlar?
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Troçki’nin Sürgün Evleri 2

  • Stalin Troçki’yi yurtdışına sürgüne yollamaya karar verdiği zaman, dünyada Troçki’ye vize verecek tek bir devlet çıkmamıştır. Batı, işçi sınıfının ayaklandırılmasına göz yumamazdı. Stalin bunun üzerine Türkiye Cumhuriyeti’ne başvurmuş, onun siyasi mülteci olarak kabulünü istemiştir. Stalin’in bu talep için Troçki’nin sağlık durumunu öne sürdüğü söylenir.
  • O günlerde Türkiye, petrol, gaz, mazot ihtiyacının büyük kısmını Rusya’dan ithal etmekteydi.
  • Sovyet sefiri çağırılarak Mustafa Kemal’in Troçki’yi kabul için şart koştuğu dört madde iletilmişti.
    *Troçki tam bir siyasi mülteci muamelesi görecektir. Bunun dışında Sovyet hükümetinin herhangi bir özel muamele isteği mevzubahis olamaz.
    *Troçki, başka bir memleketten vize temin ettiği takdirde, o memlekete gitmekte serbest olacaktır.
    *Troçki, Türkiye sınırları içinde faaliyet gösteremeyecek, neşriyat yapamayacaktır. Fakat Türkiye’de istediğini yazabilir, yazılarını Türkiye dışına yollayabilir ve oralarda bunları bastırabilir. (Zaten o sırada İstanbul’da yazıların Rusça dizilmesine de imkan yoktu. Yazıları Paris’e yollanıyordu.)
    *Troçki’yi TC’de öldürmek için Sovyetler tarafından herhangi bir teşebbüs yapılmayacağına dair kati teminat verilecektir.

Sovyet sefiri, şartları Moskova’ya duyurdu; yazılı herhangi bir anlaşma yapılmadı, şifahi sözleşme ile yetinilmişti.

  • Troçki’nin İstiklal Savaşı sırasında Türkiye’ye yardımları dokunmuş, Sovyet harbiye komiseri olarak silah sevkinde rol oynamıştı.
  • Troçki, Türkiye’ye gitmek istemediğini kati bir dille bildirmişti. Türk polisinin kendisini Beyaz Rusların intikamına terk etmesinden korkuyordu. 1918-1920 yılları arasında 300.000 Beyaz Rus İstanbul’a kaçmış, büyük kısmı başka ülkelere gitmişti. Troçki şehre vardığında İstanbul’da 3.000-4.000 Beyaz Rus vardı.
  • Troçki’nin yurtdışındaki ilk sürgün yeri İstanbul olur.
  • Troçki, eşi ve oğlu Lev Sedov’a TC vizesi verildi. Aile, Ocak 1929’da iki muhafızla, bavullarla birlikte 12 sandıkla İstanbul’a vardı. Sandıklardaki kitaplara ve belgelere gümrükte dokunulmadı. Troçki’nin cebinde, Stalin’in talimatı ile verilmiş 1500 ABD doları vardı. 1929 yılında Troçki de Stalin de 50 yaşına basmışlardı. İkisi de 1879 yılında doğmuştu.
  • Troçki İstanbul’a geldikten sonra 50 Beyaz Rus sınır dışı edildi. Bunlar gemi ile Marsilya’ya gönderildiler.
  • Basın yasağı kondu; Troçki’nin resminin çekilmesi, kaldığı yerler hakkında bilgi verilmesi yasaklandı.
  • Troçki’nin korunmasına büyük bir ekip ayrıldı, polis kadrosu takviye edildi.
  • İngiltere, Troçki’ye Türkiye’nin sığınma hakkı vermiş olmasından hiç memnun olmadı.
  • İstanbul’a varınca Mustafa Kemal’e, kendi rızası ile gelmediğini, koruma istemediğini, ülkesinden en kısa sürede ayrılmak istediğini bildiren bir not gönderir.
  • İstanbul’da uzun süre Rus konsolosluğunda kalır. Sonra Tokatlıyan Oteli’ne geçer. Bir müddet sonra şehirde kendisini daha rahat hisseder ve İstanbul içinde gezilere çıkmaya başlar.
  • Nükseden sıtma hastalığı Fransız Hastanesi’nde tedavi edilir. Mide sancılarından sık sık şikayet eden Troçki, Türkiye’de, Fransa’da, Norveç’te, Meksika’da tedavi görmüştür.
  • Tokatlıyan Oteli’nden ayrıldıktan sonra Şişli’de Bomonti semtinde İzzetpaşa Konağı’na taşınmıştı. Daha sonra bu köşk yıkılarak yerine apartman yapılmış, günümüze ulaşmamıştır.
Troçki Büyükada’da özel dostluklar kurmuştur. Sivil polislerin bulduğu emniyetli Rum bir balıkçı olan Davulas Haralambos ile kayıkla denize açılır, levrekler ve ıstakozlar tutar. Troçki, Rusya ve Türkiye’de bulunan balık türleriyle ilgili akademik yayınlar yapar. Büyükada’da gövdesinde çekiç, kuyruğunda orak figürü olan balık türüne rastlar. Üzerinde çalışmaya başlar. Stalin’in de aynı Troçki gibi balıklarla ilgili araştırmaları vardır. Orak çekiç balığı ile ilgili araştırmayı Stalin tamamlar ve balığa Lenin’e ithafen Sebastes Lenini adını verir. Troçki, Sedef Adası’nın ıssız olduğunu öğrenince orada atış talimi yapmaya başlamıştı. İyi nişancıydı. Pantolonunun her iki cebinde de birer tabanca taşıyordu. Troçki’nin Meksika’da kaldığı evde Büyükada’dan da bir anı vardı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Troçki Büyükada’da özel dostluklar kurmuştur. Sivil polislerin bulduğu emniyetli Rum bir balıkçı olan Davulas Haralambos ile kayıkla denize açılır, levrekler ve ıstakozlar tutar.
Troçki, Rusya ve Türkiye’de bulunan balık türleriyle ilgili akademik yayınlar yapar. Büyükada’da gövdesinde çekiç, kuyruğunda orak figürü olan balık türüne rastlar. Üzerinde çalışmaya başlar. Stalin’in de aynı Troçki gibi balıklarla ilgili araştırmaları vardır. Orak çekiç balığı ile ilgili araştırmayı Stalin tamamlar ve balığa Lenin’e ithafen Sebastes Lenini adını verir.
Troçki, Sedef Adası’nın ıssız olduğunu öğrenince orada atış talimi yapmaya başlamıştı. İyi nişancıydı. Pantolonunun her iki cebinde de birer tabanca taşıyordu.
Troçki’nin Meksika’da kaldığı evde Büyükada’dan da bir anı vardı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 29 gün sonra birçok şeyi kolaylaştıracak yeni bir adres belirlendi. Troçki, Büyükada’da yine İzzet Paşa’ya ait Nizam Caddesi’ndeki yalıya taşındı. Köşkte çok pencere bulunmasından şikayetçi oldu, bazıları kapatıldı. Köşk, Büyükada’da 19. yüzyıl sonlarında Galata bankerlerinden biri olan İlyasko tarafından yaptırılmış; II. Abdülhamit tarafından yakınlarından biri olan, katibi Arap İzzet Paşa’ya 1908’de Meşrutiyet ilan edilince sürgün yeri olarak tahsis edilmiştir. Ortaçağ İtalyan saraylarını andıran, üç katlı, bahçeli, yarı ahşap, tavanlarının tamamı yağlıboya tablolarla kaplı bu köşk, 1978 yılında yıkılarak yerine aynı cephe düzeninde betonarme bir bina yapılmıştır. Ünlü Çinli Lider Lin Çe ve Fransız Komünist Partisi’nin 1924-25 yıllarındaki şefi Albert Treint de Troçki’yi burada ziyaret etmiştir.
  • Troçki’nin Büyükada’ya taşınması ile birlikte dünyanın dört bir yanından buraya akın başlamıştı.
  • Troçki, İstanbul’dan da Rusya’da sol muhalefetin ortadan kaldırılmasını önlemeye çalıştı. İstanbul’dan dünyanın dört bir tarafındaki Bolşeviklerle temas kurdu; dışardan gelen genç Bolşevikler eğitilerek Troçkist fikirleri yaymak için yurtlarına geri gönderildi. Yabancı ajanslardan gelen makale tekliflerini kabul ederek hem para kazandı hem de dünyada sesini duyurmaya devam etti. Troçkistlerden maddi yardım gördü.
  • 1929 yılında İngiltere’de seçimleri İşçi Partisi kazanınca Troçki tekrar vize başvurusu yaptı. Tedavi konusu da yine gündeme geldi. Churchill, Troçki’nin kabulünün aleyhinde, H. G. Wells ve Bernard Shaw ise lehinde uğraşanlar arasındaydı. Shaw, Mustafa Kemal Paşa’nın davranışı ile İşçi Partisi başbakanı Mac Donald’ın davranışı arasındaki tezadı belirtiyor ve “bir Türk hükümetinin bir İngiliz hükümetine verdiği liberalizm dersinin” kolay kolay unulacak bir hareket olmadığını belirtiyordu.
  • İzzetpaşa Köşkü, her biri birkaç lisan bilen Paris’ten, Berlin’den gelmiş katiplerle dolup taşıyordu. Köşkte, Troçki dahil herkes silahlıydı. Büyükada iskelesi devamlı kontrol altında tutuluyordu.
  • 1930’da Troçki Türkiye’ye geldiğinden beri ilk defa, kendisine karşı bir suikast hazırlandığına dair rapor alınmıştı. Prag’da mülteci Rusların İstanbul’a bir fedai göndererek Troçki’yi öldürme planları yaptıkları bilgisi gizli servise ulaşmıştı. Tedbirler alındı, bir vukuat olmadı. 30 yıl sonra ABD’de Stalin ajanı olarak tevkif edilen kişi, 1930-32 yıllarında İstanbul’da Stalin’in ajanı olarak Troçki’nin evinde casusluk yaptığını, onun hareketlerini rapor ettiğini itiraf edecekti.
  • 1930 yılının sonlarına doğru Troçki’nin ilk eşinden Sibirya’da doğmuş ikisi de verem olan kızlarından Nina’nın ölüm haberi geldi. Diğer kızı Zina ise iki çocuğundan birini alarak Büyükada’ya babasının yanına geldi. Stalin çocuklarından birini Rusya’da bırakmasını şart koşmuştu.
  • 1930 yılında sabık Afganistan Kralı Amanullah Han’ın Büyükada’ya geldiğine dair bilgiler de vardır.
  • Büyükada’da Troçki’nin yanında olan oğlu Lev Sedov, 1931 yılında göz ameliyatı geçireceğini öne sürerek vize alıp Almanya’ya gider, 1933 yılına kadar orada kalır, Hitler’in iktidara gelmesi üzerine Paris’e kaçar. 1938 yılında Paris’te ölür. Hastane raporuna göre, geçirdiği ameliyattan sonra yataktan kalkıp düşmüş, başını vurarak ölmüştür. 1958 yılında Lev Sedov’un Stalin’in ajanları tarafından öldürüldüğü itirafı yapılmıştır.