Etiket arşivi: St. Petersburg

Şiddet 61| Devlet Şiddeti 7 Hubris Sendromu

Kibrit Satıcısı, Otto Dix, 1921. 1920’lerin Yeni Objektiflerin’den Otto Dix’in tablolarında gaziler, acınacak halde betimlenir. Savaş onları mahvetmiştir, toplum ise onlara karşı aldırmazlık içindedir. Savaş zenginleri keyif sürerken gaziler düşkünlük içindedir. Tabloda kör bir eski asker kibrit satmakta, iyi giyimli yayalar hiç aldırmamakta, hatta utanç verici yenilgiyi onlara hatırlattığı için muhtemelen ona kızmaktadırlar. Üstelik bir köpek de, kesik bacaklarına işemektedir. Fotoğraf:www.ottodix.org

Kibrit Satıcısı, Otto Dix, 1921.
1920’lerin Yeni Objektiflerin’den Otto Dix’in tablolarında gaziler, acınacak halde betimlenir. Savaş onları mahvetmiştir, toplum ise onlara karşı aldırmazlık içindedir. Savaş zenginleri keyif sürerken gaziler düşkünlük içindedir. Tabloda kör bir eski asker kibrit satmakta, iyi giyimli yayalar hiç aldırmamakta, hatta utanç verici yenilgiyi onlara hatırlattığı için muhtemelen ona kızmaktadırlar. Üstelik bir köpek de, kesik bacaklarına işemektedir.
Fotoğraf:www.ottodix.org

  • İktidarın yarattığı bozulmaya Hubris Sendromu adı verilir. Uzun süre iktidarda kalmanın bu insanların çoğunun eleştiriyi kabul etme ya da kendi inançlarına ters düşen olay ve görüşleri doğru biçimde yorumlama konusunda isteksiz oldukları, hatta bunu yapamadıkları düşünülür. Hubris Sendromu, yönetimde kalma süresine ve yönetimin mutlaklığına göre değişir. Bu türden liderler, sadakat gösteren “biz” ile konuşurlar; Tanrı’nın ya da tarihin doğru bir yargıda bulunacağını farz ederler; kamuoyunu göz ardı ederler; muhalifleri aşağılarlar; kendi inançlarını katı biçimde savunurlar.
  • 1976’da Başbakan İndira Gandi tarafından ilan edilen ve 21 ay süren Olağanüstü Hal sırasında başbakanın küçük oğlu Sancay Gandi, iktidar partisinin gençlik kollarının başına geçmiş, ülkeyi adeta kendi başına yönetir gibi olmuştu. Bir yandaşlar zümresi Sancay’ın buyruklarını uygulamak üzere kitlelerin üstüne salıverilmişti. İndira Gandi, bir sonraki seçimi kazanamadı.
  • Michel Foucault’ya göre, güç ancak kendisinin önemli bir kısmını maskelemesi koşuluyla hoş görülebilir.
İç Dekorasyon, Beatriz Gonzalez, 1981. Kolombiyalı sanatçı Beatriz Gonzalez (1938-), ülkesinde gelişigüzel tutuklamalar ve işkenceler sürerken zamanın Kolombiya Devlet Başkanı Julio César Turbay Ayala’nın sürekli partilerde keyifle içerken, dans ederken, eğlenirken çekilmiş ve gazetelerde yayımlanmış fotoğraflarını perdelik kumaşa basar. Bir tekstil şirketi ile anlaşarak kumaşı metreyle satar. Hem pazarlanabilir bir ürün üretmiş olur hem de ülkedeki çürümenin perde arkasını gösteren bir metafora imza atmış olur.  Yöneticilerin ülkenin onlar yüzünden içinde bulunduğu kötü duruma rağmen keyiflerine bakmaları Orta ve Güney Amerika’da ve benzeri yerlerde yaygın bir tavırdır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

İç Dekorasyon, Beatriz Gonzalez, 1981.
Kolombiyalı sanatçı Beatriz Gonzalez (1938-), ülkesinde gelişigüzel tutuklamalar ve işkenceler sürerken zamanın Kolombiya Devlet Başkanı Julio César Turbay Ayala’nın sürekli partilerde keyifle içerken, dans ederken, eğlenirken çekilmiş ve gazetelerde yayımlanmış fotoğraflarını perdelik kumaşa basar. Bir tekstil şirketi ile anlaşarak kumaşı metreyle satar. Hem pazarlanabilir bir ürün üretmiş olur hem de ülkedeki çürümenin perde arkasını gösteren bir metafora imza atmış olur.
Yöneticilerin ülkenin onlar yüzünden içinde bulunduğu kötü duruma rağmen keyiflerine bakmaları Orta ve Güney Amerika’da ve benzeri yerlerde yaygın bir tavırdır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Ünlü Rus yazar Lyudmila Ulitskaya (1943-) Putin dönemi için şunları söylüyor: “Rusya’da muhalefet, halk düşmanı (= vatan haini) olarak algılanıyor. Rus devletinin baskı gücü genç göstericileri ezmeye yetiyor ama sıra terörle mücadeleye geldiğinde tamamen etkisiz kalıyor.” Yazar bunları, Putin’in St. Petersburg ziyareti sırasında şehrin metrosuna yapılan saldırı sonrası yazıyordu.
70’li yıllarda Perulu sanatçıların pek çoğu gibi Juan Javier Salazar (1955-2016) da ülkesinde ütopik bir değişimin hayalini kurmuştu. Sömürgeciliği, ülkesinin kaybolan kadim kaynaklarını sanatına konu edinmiş, ülkesinin kültür alanında kahramanı olmuştu. Salazar’ın yıllar boyu yönetime gelenlerin birbirlerinden farkı olmadığını, hep aynı şeyleri söylediklerini, her şeyi erteleyerek ülkeyi zorda bıraktıklarını açıkça anlatan bir eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

70’li yıllarda Perulu sanatçıların pek çoğu gibi Juan Javier Salazar (1955-2016) da ülkesinde ütopik bir değişimin hayalini kurmuştu. Sömürgeciliği, ülkesinin kaybolan kadim kaynaklarını sanatına konu edinmiş, ülkesinin kültür alanında kahramanı olmuştu. Salazar’ın yıllar boyu yönetime gelenlerin birbirlerinden farkı olmadığını, hep aynı şeyleri söylediklerini, her şeyi erteleyerek ülkeyi zorda bıraktıklarını açıkça anlatan bir eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

  • Kuzey Kore eski lideri Kim Jong-il (1994-2011) her yıl Hennessy konyakları için 1,2 milyon dolar harcama yapıyordu. Ülkenin ortalama yıllık geliri ise 1500 dolar.
  • Yolsuzluk pek çok ülkede sorun olmaya devam ediyor. 2013′te Kuzey Kore, Somali ve Afganistan yolsuzluğun en çok yaşandığı ülkeler olarak belirlenmişti.

 

Çağdaş Sanata Varış 292|Sokak Sanatı 3

  • Grafiti sanatçısı Shepard Fairey zaman içinde yüksek bir ticari başarı elde etti: Farklı tarzlara hitap eden bir giyim markası, bir galeri ve bir yaratımcı marka ajansı kurdu.
  • 2006 yılında New York’ta ortaya çıkan ve Swoon, Shepard Fairey, Banksy gibi sanatçıların sokak resimlerine boya atan Splashers denen bir grup türemişti. Onlar bu tür sokak sanatçılarına galeri sahipleri ve eleştirmenler için yemlik diyor; bir zamanlar Sokak Sanatı olan eserlerin müzelere ya da reklam dünyasına girmesini “burjuva sponsorlu isyan” olarak değerlendiriyorlardı. Onları, hem politik açıdan etkisiz, hem de inanılmaz kazançlı olmakla suçluyorlardı. Sokak Sanatının sokaklara ait olduğunu, ondan türeyen stüdyo sanatının farklı bir şey olduğunu, dolayısıyla alınıp satılabileceğini söyleyerek eleştirenler çok.
  • Sanatını Public Art (Halk Sanatı) olarak tanımlayan Richard Humleton’un New York, Milano ve Londra’da düzenlediği Sokak Sanatının Babası adlı sergisine Georgio Armani sponsor olmuştu.
  • Los Angeles’taki sergiye Nike ve Levi’s ana sponsor oldular; arkasına sokak sanatçılarının desen çizmiş olduğu, sınırlı sayıda üretilmiş Levi’s montlar sergi süresince yüksek fiyatla satışa sunuldu.
  • 2008 yılında sokak sanatçılarına kategorik olarak yer veren ilk Urban Art (Şehir Sanatı) satışları başladı. Böylece Sokak Sanatı ana akıma yaklaşmaya başladı. İlk sergide bir tablo hariç eserlerin tümü satıldı.
2009 yılında Turner Ödülü bir grafiti sanatçısına verildi: Richard Wright. Wright, Tate’in büyük duvarlarından birini altın varakla çizdiği karmaşık, yoğun desenlerle kaplamıştı. Kretuar (maket bıçağı) ya da şablon kullanmıyordu. Tek bir iğne ve üstünde birçok iğne bulunan bir tekerlekle kağıdın üstüne desenlerini çiziyordu. Sprey boya yerine bu iğne deliklerinden geçen tebeşir kullanmıştı. Tebeşirin bıraktığı izlerin üzerindeki kağıdı kaldırıyor ve altın varağı buraya yapıştırıyordu. Ama eser yine de geçiciydi. Turner Ödülü sergisi bittiğinde üzeri boyanacaktı. Wright da dönemin sanatçıları gibi kalıcı olmak istemiyordu; dünyada çok fazla öteberi olduğunu düşünüyordu. Fotoğraf: www.theguardian.com

2009 yılında Turner Ödülü bir grafiti sanatçısına verildi: Richard Wright. Wright, Tate’in büyük duvarlarından birini altın varakla çizdiği karmaşık, yoğun desenlerle kaplamıştı. Kretuar (maket bıçağı) ya da şablon kullanmıyordu. Tek bir iğne ve üstünde birçok iğne bulunan bir tekerlekle kağıdın üstüne desenlerini çiziyordu. Sprey boya yerine bu iğne deliklerinden geçen tebeşir kullanmıştı. Tebeşirin bıraktığı izlerin üzerindeki kağıdı kaldırıyor ve altın varağı buraya yapıştırıyordu. Ama eser yine de geçiciydi. Turner Ödülü sergisi bittiğinde üzeri boyanacaktı. Wright da dönemin sanatçıları gibi kalıcı olmak istemiyordu; dünyada çok fazla öteberi olduğunu düşünüyordu.
Fotoğraf: www.theguardian.com

 

  • Rus sanat kolektifi Voina, St. Petersburg’da Neva Nehri’nin üzerindeki açılır kapanır köprüye erekte olmuş penis resmi çizmiş; köprü her açıldığında 65 m uzunluğunda ve 27 m genişliğindeki penis KGB’nin uzantısı Federal Güvenlik Servisi’nin karşısına dikiliyordu. Polis teşkilatındaki yozlaşmayı protesto amacı taşıyan bu eser, yüksek bir fiyatla en iyi Çağdaş Sanat eserler listesine girmişti. Banksy bu gruba 200 bin pound bağışlamıştı.
  • Avusturya’daki Worth Gölü kıyısında yer alan Gunhter Sachs’a ait şatonun iç mekan duvarlarının grafitilerle kaplı olduğu biliniyor.
  • 2008 yılında Tate Modern, 2011 yılında ise Los Angeles Çağdaş Sanat Müzesi, kapsamlı bir Sokak Sanatı ve grafiti sergisi açtı. Amaç diğer akımlar ile elde edilemeyecek kadar büyük bir kitleye ulaşmaktı.

 

Yusupov Sarayı ve Rasputin’in Öldürülüşü

2016, doğaüstü yeteneklere sahip olduğu ve Romanov ailesini etkilediği iddia edilen Rus mistik Grigori Y. Rasputin’in (1869-1916) öldürülüşünün 100. yılıdır.

Rasputin, 1914 yılında düzenlenen ilk suikasttan kurtulmuştu. İlk girişme yazar Maksim Gorki’nin de dahil olduğu söylenir.

Kırım asıllı Yusupov’lar dönemin ünlü sanat koleksiyoncuları arasındaydı.  Zengin ve yakışıklı Tatar Prens Feliks Yusupov (1887-1967) bir estetti. Biseksüel ve travesti olduğu da söylenirdi.

Prens Feliks Yusupov, Rus Çarı II. Nikola’nın tek yeğeni Prenses İrina Romanova (1895-1970) ile 1914 yılında evlendi. Kadın delisi olduğu söylenen Rasputin’in Prenses İrina’da da gözü olduğu söylenirdi. Fotoğraf: Imgrum

Prens Feliks Yusupov, Rus Çarı II. Nikola’nın tek yeğeni Prenses İrina Romanova (1895-1970) ile 1914 yılında evlendi. Kadın delisi olduğu söylenen Rasputin’in Prenses İrina’da da gözü olduğu söylenirdi.
Fotoğraf: Imgrum

Büyük Petro (1672-1725) St. Petersburg şehrini kurduğunda, Neva Nehrine dökülen Moika Çayı kıyısındaki toprakları asillere, ev yapmaları şartıyla dağıtmıştı. 18. yüzyılda Moika rıhtımına görkemli binalar yapıldı. Bu parsellerden birini 1830 yılında Yusupov ailesi satın aldı. Aile, Korkunç İvan döneminden beri saraya yakındı ve Rusya’nın en zengin ailelerinden biriydi.

Yusupov Sarayı, Prens Yusupov’un St. Petersburg’daki malikanesiydi. Rasputin burada ikinci suikasta uğradı. Saray, 1760’lar-1770’lerde mimar Jean-Baptiste Vallin de la Mothe, 1830’larda mimar Andrei Mikhailov tarafından yapılmıştır. Fotoğraf: Saint-Petersburg.com

Yusupov Sarayı, Prens Yusupov’un St. Petersburg’daki malikanesiydi. Rasputin burada ikinci suikasta uğradı.
Saray, 1760’lar-1770’lerde mimar Jean-Baptiste Vallin de la Mothe, 1830’larda mimar Andrei Mikhailov tarafından yapılmıştır.
Fotoğraf: Saint-Petersburg.com

Saray’da Rasputin’in Prens tarafından ağırlandığı mahzende bu canlandırma yer alıyor. 2000 yılında gittiğimizde sarayın hiçbir yerinde fotoğraf çekme izni yoktu. Fotoğraf: TripAdvisor

Saray’da Rasputin’in Prens tarafından ağırlandığı mahzende bu canlandırma yer alıyor. 2000 yılında gittiğimizde sarayın hiçbir yerinde fotoğraf çekme izni yoktu.
Fotoğraf: TripAdvisor

Suikastın ilginç hikayesi şöyle:

Rasputin’in en azılı düşmanlarından biri olan Prens Yusupov, onu malikanesine davet ediyor. Rasputin’in daveti kabul etmesindeki amacın, Prenses İrina’yı görmek olduğu düşünülüyor.

Yusupov Sarayı’nda Rasputin’e siyanürlü şarap ve kek ikram edilmiş ama, siyanürün Rasputin üzerinde öldürücü etkisi olmamış. Feliks Yusupov, üst kattaki arkadaşları ile Rasputin’in yanına geri geliyor. Bu kez ateş ediyorlar. Rasputin avluya kaçmayı başarıyor. Ateş etmeyi sürdürüyorlar. Yere düşen Rasputin’i çarşafa sarıp nehre atıyorlar.

Üç gün sonra ceset nehirden çıkartılıyor. Otopsi raporunda boğulma sonucu öldüğü yazılıyor. Bu da nehre atıldığında, onca çabaya rağmen, hala canlı olduğunu düşündürüyor.

Rasputin’in bedenindeki üç kurşunun Prens Yusupov, Dük Puriskeviç ile Yusupov’un Oxford Üniversitesi’nden sınıf arkadaşı ve İngiliz casus Oswald Rayner’e (1888-1961) ait olduğu iddia edilir.

Birinci Dünya Savaşı’na Rusya’nın katılmasına karşı olan Rasputin’in Çar II. Nikola’yı bu konuda etkilemesinden çekinen İngilizlerin bu nedenle suikasta ortak olduğu da iddialar arasında.

Prens Yusupov, suikasttan sonra St. Petersburg’dan sürüldü. İhtilalden sonra ise eşi ve kızı ile Fransa’ya kaçtı ve orada öldü.

Prens Yusupov, 1935 yılında yayımlanan Rasputin adlı bir kitap yazdı. Kitabı İngilizceye Oswald Rayner çevirdi.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • The Yusupov Palace, Many-Faceted St Petersburg.
  • Selçuk Altun, Kitap İçin 3980.
  • Selçuk Altun, Kitap İçin 3979.
  • Rasputin’in İzinde, Gila Benmayor, Hürriyet, 1 Ağustos 2016.

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 210| Müzecilik 1

  • Müzeler ve galeriler 18. yüzyıla kadar kurulmamıştır. O zamana kadar sanat eserleri kiliselerde, saraylarda, malikanelerde ve üniversitelerde bulunurdu.
  • 18. yüzyılda bir sanat müzesi, ziyaretçilerin “tanrı benzeri” sanatçılara saygılarını sunacağı  bir mabet gibi algılanırdı. Mimarisi de bu görüşe uygundu: Klasik dünyanın tapınaklarını akla getirirdi.
  • 19. yüzyılın pozitivist yaklaşımı insanların “aydınlanmış” varlıklar olmasını hedefliyordu. Müzeler, en geniş anlamda sanatı öğretme işini üstleniyordu. Müzenin içerdiği yapıt “doğru sanat” anlayışını yansıtıyordu. Yapıtın sergilenmesi, gösterilmesi ideolojik bir seçime dayanırdı. Müzeler, eğitim etkinliğinin yanı sıra ideolojik kurumlardı.
Glyptothek Münih, Bavyera Kralı I. Ludwig'in, sahip olduğu Yunan ve Roma Heykelleri için yaptırmış olduğu müze, 1834 yılında açılmıştır ve ilk kamusal heykel galerisidir. Leo von Klenze tarafından Neoklasik tarzda tasarlanmış olan binanın ön yüzü, bir Antik Yunan tapınağının 19. yüzyıl versiyonudur. Fotoğraf:www.britannica.com

Glyptothek Münih, Bavyera Kralı I. Ludwig’in, sahip olduğu Yunan ve Roma Heykelleri için yaptırmış olduğu müze, 1834 yılında açılmıştır ve ilk kamusal heykel galerisidir. Leo von Klenze tarafından Neoklasik tarzda tasarlanmış olan binanın ön yüzü, bir Antik Yunan tapınağının 19. yüzyıl versiyonudur.
Fotoğraf:www.britannica.com

  • New York’taki Museum of Modern Art (MOMA), bütünüyle 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl sanatına ayrılmış ilk müzedir. 1939 yılında inşa edildiğinde, Klasik mimariye hiçbir gönderme yapmayan Modern bir bina idi ama yine de bir tapınağa benziyordu.
  • New York’taki Solomon R. Guggenheim Müzesi, Frank Lloyd Wright tasarımıdır.
  • Londra’daki Tate Modern, tuğladan yapılma bir elektrik santralından; Paris’teki Musée d’Orsay, 1900’deki Paris Sergisi için inşa edilen tren istasyonundan müzeye dönüştürülmüş, ilk yılında dört milyon kişi tarafından gezilmiştir.
  • Tate, kendi adına ödüller verir: Turner Ödülleri.
Domus, Museum of Mankind, La Coruna, Galiçya, İspanya. Mimarlar César Portela ve Arata Isozaki, 1991-1995. Minimalist Japon mimar Isozaki, Modernist ustaların yaptığının tam tam tersini yapmakta; biçimleri metafora uğratarak, onları bir araya getiren temel tasarım kurallarını bozmaktadır. Isozaki, kendisini şizo-eklektik olarak tanımlıyor. Isozaki günümüz Japon mimarlığının süper starı olarak kabul ediliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Domus, Museum of Mankind, La Coruna, Galiçya, İspanya.
Mimarlar César Portela ve Arata Isozaki, 1991-1995. Minimalist Japon mimar Isozaki, Modernist ustaların yaptığının tam tam tersini yapmakta; biçimleri metafora uğratarak, onları bir araya getiren temel tasarım kurallarını bozmaktadır. Isozaki, kendisini şizo-eklektik olarak tanımlıyor. Isozaki günümüz Japon mimarlığının süper starı olarak kabul ediliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Müzeler koleksiyonlarını sergilerken farklı yollar izler: St. Petersburg’daki Hermitage koleksiyonlarını ulusal okullara göre sergiler: Fransız resmi, İtalyan resmi gibi. MOMA ve Londra’daki National Gallery gibi müzeler ise kronolojik düzenlemeleri kullanırken, Tate Modern koleksiyonunu tematik düzenler.
  • İkinci Dünya Savaşı sonrası/sömürgecilik sonrası dönemde, kimlik eksenli, egemen ideolojiyi aşan alternatif müze anlayışı ortaya çıktı. Devletin oluşturduğu sanat anlayışının dışına çıkan, alternatif sanatı sunan müzeler ile siyasal-ideolojik bir tavır ortaya çıktı.
  • Postmodern dönemde müzeler popüler kültürün bir parçası oldu. Müzeler neredeyse “kutsal mekanlar” olmaktan çıkıp demokratik, plastik mekanlara dönüştüler.
  • Sanatın her şeyi eleştirip yeniden kurgulamasına paralel olarak müzeler de dönüştü.
  • Müzeler kentlerin kimliğini, marka değerini oluşturan kurumlar olarak kabul edilmeye, turizmin de ilgi odaklarından biri olmaya başladı.
  • 1980’ler büyük sergiler dönemi oldu. Bunlar entelektüel düzeyi yüksek ve önemli düşünürlerin düzenlediği gösterilerdi.
  • Philadelphia Resim Müzesi’nde 1985 yılında açılan Marc Chagall sergisi şehir ekonomisine 7,5 milyon dolarlık gelir getirdi. Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nde açılan Renoir sergisi üç ay içinde, yöredeki otel, restoran, dükkan ve ulaşım gelirlerine 30 milyon dolarlık katkıda bulundu.
Bilbao Guggenheim Müzesi. İspanya'nın Bask Ülkesi bölgesinde bulunan modern sanat müzesi, Guggenheim Vakfı'nın beş müzesinden biridir. Pritzker Mimarlık Ödülü sahibi bir mimar olan Frank Gehry tarafından tasarlanan ve 1997 yılında tamamlanan bu bina Yapısökümcü mimarinin ünlü bir örneğidir. Fotoğraf: www.insightguides.com/Corrie Wingate.

Bilbao Guggenheim Müzesi.
İspanya’nın Bask Ülkesi bölgesinde bulunan modern sanat müzesi, Guggenheim Vakfı’nın beş müzesinden biridir. Pritzker Mimarlık Ödülü sahibi bir mimar olan Frank Gehry tarafından tasarlanan ve 1997 yılında tamamlanan bu bina Yapısökümcü mimarinin ünlü bir örneğidir.
Fotoğraf: www.insightguides.com/Corrie Wingate.

 

Çağdaş Sanata Varış 46 |Süprematizm

SÜPREMATİZM/YÜCECİLİK
1913 

  • Polonya kökenli, Rusya İmparatorluğu’nun Kiev şehrinde doğan Kazimir Malevich (1879-1935), sanatı objeye bağlı olmaktan kurtarmak istedi.
  • Süprematizm, Malevich’in 1913 ile 1915 yılları arasında tasarladığı saf bir geometrik soyutlama sanatıydı.
  • Süprematizm, soyut geometriciliği benimseyen bir resim anlayışıdır. Bu terimi Kazimir Malevich kendi geometrik soyutlaması için kullanmıştır.
  • 1915 yılında Süprematist teorilerini Nesnesiz Dünya isimli kitabında anlattı.
  • Malevich sanatın bağımsız bir tinsel faaliyet olduğuna inanıyordu.
  • His ya da seziş en iyi, resmin temel bileşenleriyle, saflaşmış form ve renk ile yansıtılabilirdi.
Malevich de birçok modern dönem sanatçısı gibi çeşitli akımlarda eser vermiştir. 1912-13 yılında yapmış olduğu The Knife Grinder, Kübo-Fütürist bir tablodur. Kübizm’in nesneleri parçalara ayırma tekniği ile Fütürizm’deki görüntünün çoğaltılması anlayışını bir arada kullanmıştır.

Malevich de birçok modern dönem sanatçısı gibi çeşitli akımlarda eser vermiştir. 1912-13 yılında yapmış olduğu The Knife Grinder, Kübo-Fütürist bir tablodur. Kübizm’in nesneleri parçalara ayırma tekniği ile Fütürizm’deki görüntünün çoğaltılması anlayışını bir arada kullanmıştır.

  • Malevich mutlak saf biçimlerin kullanımını önermiş, Süprematistler açı, çember, dikdörtgen ve haç biçimlerini kullanmışlardır. Geometrik şekiller, özellikle kare Malevich’in gözünde görünümler dünyasından daha büyük bir dünyanın üstünlüğünü simgelemekteydi.
  • Süprematizm ferdiyetçidir.
  • Gerçekler geometrik hale getirilerek doğanın kaosuna karşı insanın yücelişini ifade ediyordu.
  • Devrim öncesi Rusya’da geometrik soyutlamaya dayalı iki radikal sanat hareketi vardı: Konstrüktivizm ve Süprematizm.
  • Malevich Konstrüktivizm’in doğrudan karşısında yer aldı. Konstrüktivizm sanatın bir toplumsal amaca hizmet etmesi gerektiğine inanan, Vladimir Tatlin’in başını çektiği bir akımdı.
  • Malevich Konstrüktivistlerin sanatçının mühendis ve bilim adamı olmasi fikrine karşı çıkarak, hür bir sanatçı tipi oluşturmayı hedefledi.
  • 1918’de Süprematizm Moskova’nın her tarafında boy attı. Tabelalar, sergiler, kafeler, her şey Süprematist izler taşıyordu.
  • Malevich’in Süprematist eserlerinin en bilinenleri Siyah Kare (1915/1913) ve Beyaz Üstüne Beyaz‘dır (1918).
 Kazimir Malevich, Siyah Kare, 1915/1913. Rus Devlet Müzesi, St. Petersburg.  Ünlü Siyah Kare çok ciddi eleştirel tartışmalara konu olmuştu. Malevich kendi manifestosunda siyah kareyi ‘formun sıfırı’, beyaz fonu ‘bu hissin arkasındaki boşluk’ olarak nitelemişti.


Kazimir Malevich, Siyah Kare, 1915/1913.
Rus Devlet Müzesi, St. Petersburg.
Ünlü Siyah Kare çok ciddi eleştirel tartışmalara konu olmuştu. Malevich kendi manifestosunda siyah kareyi ‘formun sıfırı’, beyaz fonu ‘bu hissin arkasındaki boşluk’ olarak nitelemişti.

  • Malevich’in felsefesi şöyle:

*Sevdiğimiz şeyler bizim takıntılarımızı yaratıyor.

*Önce takıntılarımızdan kurtulup, “hiç” olmamız lazım.

*Sanatçı fikir, kavram ve görünen her şeyden kurtulunca arınmış olur.

* Sanat eseri bilinçaltının tezahürüdür.

*Etrafımızda tutunduğumuz ne varsa hepsini siliyor. Bu bir nevi hiçlik. “Sanatı görünenin egemenliğinden kurtarmak isterken kendimi karelerin içinde buldum, kare şekline sığındım. O denli yücelltiğiniz resim   sanatı  tarihinde üretilmiş tüm eserlerin ifade gücü aslında bir boş karenin ifade gücü kadar bile değil” diyor.

*Kare: His. Dengeli ve sınırlı.

*Siyah: Hiçlik.

*Beyaz: Hissin dışında kalan boşluk.

 

  • Bu noktada felsefede “hiç” olmaktan kısaca bahsetmek iyi olur. Hiççilik, Nihilizm, Yokçuluk  19. yüzyıl ortalarında Rusya’da, özellikle genç entelektüel kesim arasında taraftar bularak yükselen bir felsefi yaklaşımdır. Her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu, hiçbir doğru, genel-geçer bilginin olamayacağını savunur. Toplumsal düzene baş kaldırmayı temsil eder, devlet, din ya da aile otoritesine karşı çıkar. Yalnızca bilimsel doğruları temel aldığı düşünülse de, bilimin toplumsal sorunlarının üstesinden gelemeyeceğini kabul eder. Nihilist düşünce Friedrich Nietzsche, Neyzen Tevfik, Ludwig Andreas Feuerbach, Henry Thomas Buckle, Max Stirner, Albert Camus, Arthur Schopenhauer, Jean-Paul Sartre ve Herbert Spencer gibi düşünürlerin etkisinde kalmıştır. İnsanın beden ve ruhtan oluşan dualist bir yapısı olduğunu reddettiği için dinlerin şiddetli tepkisine yol açmıştır.
Kazimir Malevich, Beyaz Üstüne Beyaz, 1918. Malevich’in bilinçaltına doğrudan hitap edebilecek bir resimsel dil arayışı Beyaz Üstüne Beyaz serisinde doruğa erişti.

Kazimir Malevich, Beyaz Üstüne Beyaz, 1918.
Malevich’in bilinçaltına doğrudan hitap edebilecek bir resimsel dil arayışı Beyaz Üstüne Beyaz serisinde doruğa erişti.

  • Daha sonra resimlerinde mistisizmin izleri görünmeye başlıyor. Sessizlik bozulmadan resimleri yüzmeye başlıyor. Sessiz süzülüşler oluyor tablolarında.
  • Malevich daha önce neo-ilkel, figüratif ve Kübo-Fütürist üsluplarda da çalışmış. Ama onlar Süpremetizm’den daha önce mi, sonra mı bilinmiyor. Çünkü sanatçının tüm hayatı boyunca çalışmalarını imzalarken esere yarattığı tarihten daha erken bir tarih yazması onun sanat yaşamı kronolojisini karıştırmaktadır.
  • Oyun ve operalar için dekor, Ekim Devrimi’nin ardından sanat okullarında öğretmenlik yaptı. 1907’de sahne tasarımını yaptığı Kübo-Füturist opera Güneşe Karşı Zafer büyük bir başarı kazandı.
  • 1927′de Varşova, Berlin ve Münih’i ziyaret etmesi uluslararası arenada ün kazanmasına sebep oldu. Sovyetler Birliği’ne dönerken birçok eserini bu şehirlerde bıraktı.
  • Avangard sanatçıların çoğu 1917 Ekim Devrimi’ni bütün kalpleriyle desteklemişlerdi. Yeni rejim de bir süre deneysel sanata kucak açtı. Lenin’in ölümü ve Trotsky’nin gücünü kaybetmesinin ardından, 1920’lerin sonunda Sovyet otoritelerinin deneysel sanat hareketlerine karşı davranışları değişti. Stalin rejimi soyut sanatın burjuvazinin sanatı olduğunu ve sosyal gerçeklikle bir ilişkisi olmadığını açıkladı. Bu açıklamanın ardından Malevich’in pek çok eserine el konuldu ve sanatçının soyut sanatla ilgilenmesi yasaklandı. Daha sonra bazı  tarihsiz ve imzasız tabloları ortaya çıktı. Bu durum, soyut sanatın öncüsünün Malevich mi, Mondrian mı şüphesini yaratıyor.
Kazimir Malevich, Otoportre, 1916.

Kazimir Malevich, Otoportre, 1916.

  • Malevich 1935′te Leningrad’da kanserden öldü. Ölürken yatağının başında Siyah Kare asılıydı.  Mezar taşına siyah bir kare içeren beyaz bir küp konuldu.
  • Malevich’e göre sanat sadece kendisi için vardır ve kendisi için gelişir.
  • Süprematist akım en yüksek noktasına 1919’da ulaştı.
  • Malevich, Kandinski’yi çok etkiliyor.
  • Süprematizm kendisine pek çok takipçi bulmuştu: Luibov Papova (1889-1924), Olga Rozanova (1886-1918), Nadezhda Udabovova (1886-1961), Ivan Puni (1894-1956), Kseniya Bogodavaskaya (1882-1972).
  • Süprematizm yerini önce Konstrüktivizm’e sonra da Toplumsal Gerçekçilik’e bıraktı.
  • Süprematizm Avrupa’da Konstrüktivizm’in gelişmesini, Bauhaus’un tasarım eğitimini, mimaride Uluslararası Üslup’u ve 1960’Iarın Minimalist sanatını etkileyerek başka akımlar için bir çıkış noktası oldu.
Kazimir Malevich, 1916.

Kazimir Malevich, 1916.

Kazimir Malevich, 1921-1927.

Kazimir Malevich, 1921-1927.