Etiket arşivi: SSCB

Şiddet 38| Batı’da Kadının Konumu 3

  • Hitler’in gözünde ideal kadın, sevimli, yumuşak, tatlı ve aptaldır. Onun yakın ilişkide olduğu altı kadından beşi intihar etmişti. Onun gözetimindeki kuzeni de kendisini tabancayla vurmuştu.
  • Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi,1921 yılında yapılan ilk kongresinde oybirliği ile kadınların parti yönetiminde yer almasını yasaklamıştı. Parti kadınları daha sonraki yıllarda da kamu görevlerinden tümüyle uzaklaştırmayı hedefleyecekti. Onlar için kadın, üç K’dan ibaretti: Çocuk, mutfak ve kilise. Asker üretme aracı yerine konmak kadınları ürkütmemiş olmalı ki, partiye destek oldular, ari kadının ve ari annenin idealini oluşturdular. Alman kadınına değersiz bir ırk ile ilişki içinde olmak yasa yoluyla yasaklandı. Partinin görüşüne göre, gerçek bir Alman kadını ruju, yüksek topuklu ayakkabıyı ve ojeyi reddedip, erkekler gibi sistematik değil, duygusal düşünmeliydi. 1938 yılından itibaren kadının çocuk yapmayı reddetmesi boşanma sebebi olarak tanındı ve kürtaj yasaklandı, doğuranlara onur nişanı verildi.
Gazeteci Sylvia Harden’in Portresi, Otto Dix, 1926. Kendisine aristokrasiyi çağrıştıran yeni bir isim seçen; Yeni Almanya için makaleler yazan; gözünde monoklü, elinde sigarası, kısa saç kesimi, önünde içkisi ile Yeni Kadın’ı temsil eden bir kişinin portresini görüyoruz. Yeni Objektif akımı sanatçıları Gerçekçilik’e sinik, sosyal eleştiri getiren felsefi bir yön kattı. Modernliğe olumsuz yaklaşanlar için, 1920’lerin eşit haklara sahip, yüksek topuklu, ruj sürülmüş dudakları arasına sigarasını iliştirmiş kadınlardan daha tehlikeli hiçbir şey olamazdı. Modern bir kadın, ailenin çökmesine neden olurdu. Çocuk doğurmamak, doğaya ihanetti. Otto Dix de inadına bu kadınların en göze batanını resmetti. Fotoğraf: en.wikipedia.org

Gazeteci Sylvia Harden’in Portresi, Otto Dix, 1926.
Kendisine aristokrasiyi çağrıştıran yeni bir isim seçen; Yeni Almanya için makaleler yazan; gözünde monoklü, elinde sigarası, kısa saç kesimi, önünde içkisi ile Yeni Kadın’ı temsil eden bir kişinin portresini görüyoruz.
Yeni Objektif akımı sanatçıları Gerçekçilik’e sinik, sosyal eleştiri getiren felsefi bir yön kattı.
Modernliğe olumsuz yaklaşanlar için, 1920’lerin eşit haklara sahip, yüksek topuklu, ruj sürülmüş dudakları arasına sigarasını iliştirmiş kadınlardan daha tehlikeli hiçbir şey olamazdı. Modern bir kadın, ailenin çökmesine neden olurdu. Çocuk doğurmamak, doğaya ihanetti.
Otto Dix de inadına bu kadınların en göze batanını resmetti.
Fotoğraf: en.wikipedia.org

  • 19. yüzyılda sosyalistler kadın haklarını desteklediler. Friedrich Engels (1820-1895) kadının özgürleşmesinin ön koşulu olarak kamusal alana katılmasını talep etti.
  • Lenin (1870-1924), iktidara gelir gelmez kadınlara ve erkeklere sınırsız eşit haklar tanıyan yasaları çıkarttı. SSCB, 1920’de kürtajı yasallaştıran ilk modern ülke oldu. Makyaj yapmak, kadını burjuvaziye özgü bir aşağılama aracı olarak görüldü. Stalin döneminde, 1936’da kürtaj yeniden yasaklandı.
  • Farklı rejimler (ABD, Çin, SSCB ), farklı hedefler uğruna, kadınların kendi bedeni üzerinde egemen olma, kendi yaşamını biçimlendirme hakkını elinden almaya çalışarak kadınları aşağılamıştır.
  • Kilise için kötü ve sapkın bir eğilim olan doğurganlığın programlanması, siyasi olarak ırka karşı cinayet olarak algılandı.
  • SSCB’de ve diğer sosyalist ülkelerde Stalin’in ölümünden sonra 1955’te; İngiltere’de 1967’de, ABD’de 1973’de, Fransa’da 1974’te, İtalya’da 1978’de, 1983 yılında Türkiye’de kürtaj yasal hale geldi. Türkiye’deki yasaya göre, hamileliğin ilk on haftasında kürtajın yasal zeminde yapılabilmesinin önü açılıp tıbbi zorunluluk olması halinde on hafta sonrasında bile yapılabilmesi sağlandı.
Hollywood yıldızlarının en özellerinden biri olan Katharine Hepburn (1907-2003), 1940 yılında George Cukor tarafından yönetilen, tüm haklarını satın aldığı, dolayısıyla da kendi isteklerini dayatabildiği, The Philadelphia Story adlı filmden başlayarak, oynadığı tüm filmlerde merkezde yer alan güçlü kadını canlandırdı; kadın cinselliğini ön plana çıkartan, erkeksi giysileri tercih eden, kadın savunusu yapan rolleri tercih eden oyunculardan biri oldu. Fotoğraf: gravitas magazine

Hollywood yıldızlarının en özellerinden biri olan Katharine Hepburn (1907-2003), 1940 yılında George Cukor tarafından yönetilen, tüm haklarını satın aldığı, dolayısıyla da kendi isteklerini dayatabildiği, The Philadelphia Story adlı filmden başlayarak, oynadığı tüm filmlerde merkezde yer alan güçlü kadını canlandırdı; kadın cinselliğini ön plana çıkartan, erkeksi giysileri tercih eden, kadın savunusu yapan rolleri tercih eden oyunculardan biri oldu.
Fotoğraf: gravitas magazine

 

Çağdaş Sanata Varış 250|Çağdaş Dönemde İnanç ve Teknoloji 1

Değişikliklerle çevrelendiklerinde insanların inanç gereksinimlerinin arttığı bilinen bir gerçektir.

  • Çin ve eski SSCB’deki gençler, dinin büyüsüne kapılarak komünist öğretiyle yetişmiş büyüklerinin hoşnutsuzluğuna rağmen ayinlere katılıyorlar. 1989 yılında Gorbaçov’un vaftiz olduğu söyleniyor.
  • 1989 yılında ilk kez bir kadına piskoposluk görevi verildi. Olay, Britanya’da gerçekleşti.
  • Aynı zamanda etkili bir politik bir güç de olan İslamiyet, canlılığını koruyor.
Venedik Bienali 2003’te Çek Cumhuriyeti ve Slovak Cumhuriyeti ortak pavyonuna giren kişiler dijital bir numeratör ile sayılıyor. Jimnastik kıyafeti içindeki Hazreti İsa halkada. Duruşu bize çarmıhtaki duruşunu hatırlatıyor. Tavan siyah ve mavi yıldızlarla kaplı. İsa’nın her iki yanındaki duvara bir stadyumda oturan kişiler yansıtılmış. Birkaç dakikada bir İsa’nın üzerinde sarı flaş patlıyor, o sırada filmdeki izleyiciler tezahürat yapıyor. Bu, Çek Cumhuriyeti’nden Kamera Skura adlı grup ile Slovakya’dan Kunst-Fu adlı grubun ortak eseri. Çek ekip kendi işlerini gayri-ciddi ve absürt olarak tanımlarken, daha çok performans sanatı ile ilgili projeler gerçekleştirdiklerini;  Slovak ekip ise, ironi ve paradoksun onlar için anahtar kelimeler olduğunu, daha çok video işleri yaptıklarını belirtiyorlar. Bu ortak proje, dini bir idol ile ruhsal hareketi, spor ile de bedensel hareketi ifade ederek, ruhsal ve bedensel dünyanın toplamı olan insanı ifade ediyormuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Venedik Bienali 2003’te Çek Cumhuriyeti ve Slovak Cumhuriyeti ortak pavyonuna giren kişiler dijital bir numeratör ile sayılıyor. Jimnastik kıyafeti içindeki Hazreti İsa halkada. Duruşu bize çarmıhtaki duruşunu hatırlatıyor. Tavan siyah ve mavi yıldızlarla kaplı. İsa’nın her iki yanındaki duvara bir stadyumda oturan kişiler yansıtılmış. Birkaç dakikada bir İsa’nın üzerinde sarı flaş patlıyor, o sırada filmdeki izleyiciler tezahürat yapıyor.
Bu, Çek Cumhuriyeti’nden Kamera Skura adlı grup ile Slovakya’dan Kunst-Fu adlı grubun ortak eseri. Çek ekip kendi işlerini gayri-ciddi ve absürt olarak tanımlarken, daha çok performans sanatı ile ilgili projeler gerçekleştirdiklerini; Slovak ekip ise, ironi ve paradoksun onlar için anahtar kelimeler olduğunu, daha çok video işleri yaptıklarını belirtiyorlar. Bu ortak proje, dini bir idol ile ruhsal hareketi, spor ile de bedensel hareketi ifade ederek, ruhsal ve bedensel dünyanın toplamı olan insanı ifade ediyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Žižek’e göre, günümüzde Batı’da en az üç farklı vahiycilik versiyonu var: Hıristiyan köktenci, New Age, tekno dijital Post İnsan: Hepsi de insanlığın radikal bir transmutasyonunun sıfır noktasına yaklaştığı gibi temel bir fikri paylaşsalar da, ontolojileri radikal şekilde farklıdır.
  • Köktencilik çoğulculuğu, farklılığı ve demokrasiyi dışlar. Köktendinciliğe göre, tek bir hakikat vardır ve bunu sadece kendileri bilir. Bu durumda haklı ve doğru Ben ile yanılgı ve ihanet içindeki Öteki söz konusudur.
  • Cromwell (1599-1658) parlamento adına I. Charles’ı idam ettirip, kısa ömürlü İngiltere Cumhuriyeti’ni kurdu. Sofulardan oluşan parlamento, pek çok yasak getiriyor (tiyatro, resim vs.). 1661 yılında kraliyetin yeniden kurulması ve II. Charles’ın taç giymesiyle başlayan Restorasyon Dönemi’nde vicdan özgürlüğünü bahane eden sofuların bir kısmı Hollanda’ya bir bölümü ise ABD’ye gidiyor.  ABD’ye gidenler, Eski Ahit’i inançlarının temeli olarak benimsedi. Evanjelik hareket içinde Presbiteryen, Metodist, Baptist (G. W. Bush) gibi kiliseler bulunuyor.
  • Evanjelikler, İsa’nın yolundan giderek cennete ulaşabileceklerine inanırken, Yahudileri öteki dünyada kurtuluşa ermenin bir aracı olarak görüyorlar. Protestanlığın Scofield İncil’ini referans alan Evanjelik geleneğe göre, Hazreti İsa’nın dönebilmesi, Ortadoğu’da yedi yıl sürecek büyük kaosa bağlıdır.
  • 1990’larda ABD’de Neo-Con hareket ve dinci sağ, Cumhuriyetçi Parti’nin itici kuvvetleri olarak ön plana çıktı.
  • Hıristiyan köktenciler, çağdaş dünyada İsa ile Deccal arasındaki son mücadelenin yakın olduğuna inanırlar.
  • ABD’nin küresel çıkarları için Ortadoğu’da başvurduğu uygulamalarla ülkedeki etkin dindar grup olan Evanjelikler’in inanışları örtüştüğü için G. W. Bush, Irak Savaşı için Evanjelikler’den büyük destek aldı. Hazreti İsa’nın tekrar gelişinden önce Ortadoğu’da kaos olacağına inanan Evanjelikler, Bush’un dış politikasının ateşli savunucuları oldular.
  • ABD’de her seçim dönemine kürtaj, doğum kontrolü, genetik araştırmalar gibi konuların damga vurmasında Vatikan’ın da önemli rolü var. Nitekim Vatikan, ABD seçimlerinde “kürtajı savunan bir partiye oy veren günahkardır” açıklamasıyla Bush’a destek olmuştu.
  • Prof. Ayşe Buğra, dinin bir ilişki sermayesi olduğunu söyler.

 

Çağdaş Sanata Varış 213| Postmodernizm ve Din 2

  • 1970’lerde ABD’liler ya kilisenin yolunu tuttular ya da New Age hareketine katıldılar. 1988 yılında yapılan Gallup araştırmasında, özellikle üniversite eğitimi görmüş kişilerin tinsel yaklaşım noksanlığını eleştirdiği görüldü. Aynı araştırma, iman ve inancın arttığını gösterdi: 1978’deki %78’lik orana karşılık, 1987’de İsa’nın kutsallığına inanan ABD’lilerin oranı %84 oldu.
  • Merkez daralırken (Katolik, Protestan ve Yahudilerin ana grupları), gerek muhafazakar, gerekse alternatif nitelikli yüzlerce küçük, merkezden ayrılmış, Amerikan yapımı kiliseler türedi. Amerikan Dinleri Ansiklopedisi’nin 1987 basımında 206 yeni grup sıralanmıştı. En büyük kazanımların Doğulu 28 din grubuna, 19 Shavout, 11 Adventist, 11 Mormon, 11 de New Age grubuna ait olduğu belirtilmişti. 1987 ile 1988 arasında ise yeni oluşan grupların sayısı 400’e çıkmıştı. Milyonlarca Amerikalı, yoga, meditasyon ya da Doğu dinlerinden gelen öğretilerle ilgileniyordu.
  • Kiliselerin Pazar okuluna baş vuran öğrencilerin sayısı arttı. 1988 yılına gelindiğinde Amerikalı anne babaların %69’unun çocuklarına dinsel eğitim aldırdığı görüldü.
  • Leo Strauss’a (1899-1973) göre din, rejimin bir parçasıdır.
  • İleri teknoloji de dinin yükselişine hizmet etti: dini yayınların kablo aracılığıyla evlere ulaşması ve dinsel içerikli film ve toplumsal sorunlara ilişkin programlar yayınlayan kablo ağları yaygınlaştı. 1976-1980’de Protestan köktendinciliğine TV yayınları çok ivme kazandırdı. Buna Televanjelizm adı verildi.
Fotoğraf:www.vox.com

Fotoğraf:www.vox.com

  • Bu arada Amerikan Yeni Dinci Sağı oluştu: Tanrı’nın kutsadığı biricik halk beyaz ve Protestan’dır. Kapitalist ekonomi canlanmalı; dinsel/ahlaki düzen kurulmalı; Vietnam’ın kaybı Amerikan emperyalizminin zayıflamasıdır bu yüzden ABD askeri gücünü herkese göstermelidir; kadın geleneksel rolüne dönmeli, eşitlik iddiasından vazgeçmelidir; erkeğin aynı iş için daha yüksek ücret alması normal karşılanmalı; kürtaj yasaklanmalı, eşcinsellik hoş görülmemelidir……Bu grup, 1920’lerdeki göç dalgalarını geleneklerin ve ABD’nin değerlerinin elden gidişi olarak değerlendirdiler.
  • 1979 yılında Jerry Falwell, Moral Majority’yi  (Ahlaki Çoğunluk Hareketi) başlattı. Eski köktendincilik Bolşevizm’e ve Darwinizm’e karşı idi. Moral Majority grubu ise yoksullara her türlü yardıma, devlet yardımına karşı çıktı. Bunlar politik sağ ile sıkı ittifak yapan militarize bir teoloji öneriyorlar. Falwell’e göre İsa kuzu değil koç idi. Yahudi ve Katoliklere de karşı olan Falwell şöyle diyor : “Kendimizi başkalarından ayırmak sert, acımasız tartışmalar gerektirir. Şeytan, insanları kayıtsızlık içinde tutabilmek için sevgi propagandası yapar.”
  • 40 yıl önce, kutsal kitapları olağanüstü anlatılardan temizlemeye çalışan Yahudiler, o bölümleri kitaplarına yeniden kattılar.
  • Kutsal dinlenme günlerinde düzenlenen New Age tarzı ayinler ile sinagog dışında ayinler düzenleyen “duvarsız” sinagog, genel etkinin belirtileri arasında sayılabilir.
  • Mormonlar, 1987 yılında 274.000 yeni yandaş kazanarak 158 yıllık tarihlerinin en başarılı yılını yaşadılar.
  • Japonya’da Şinto festivallerine katılım müthiş arttı. Ünlü bir Şinto rahibinin Japonya, ABD ve Brezilya’da, %80’i Japon vatandaşı olmayan 5 milyon izleyicisi oluştu.
  • Karizmatik Katolikler hareketi, 30 yıl içinde dünya çapında bir nitelik kazandı. Hareketin, içlerinde pasif Katolikler de olan, 300 milyon kişiyi aktif hale getirdiği düşünülüyor.
  • Avrupa’da gençlik merkezleri işleten İsa’nın Gençleri, 1988 yılında düzenledikleri konferans için 12 bin kişiyi toplamayı başardı.
  • 1987 yılında SSCB’de Hıristiyanlığın kabul edişinin bininci yılı kutlaması, Glasnost döneminde devletin dine karşı takındığı tutumun özgürlükçü bir nitelik kazanmakta olduğunu gösteriyordu. 1988’de Rus Ortodoks Kilisesi, 100.000 adet İncil bastırdı.

 

Troçki’nin Sürgün Evleri 4

  • Troçki, Fransa’dan iki yıl dolmadan 1935’in yazında atılır.
  • Kendisine vize veren Norveç’e geçer. Moskova’nın Oslo hükümeti üzerindeki baskısı sonucu 1936 yılında “susmayı” kabul ettiğine dair imza vermesi istenir. Troçki kabul etmeyince küçük bir köyde ikamete mecbur bırakılır.  Birkaç ay sonra Meksika vizesi Troçki’ye ulaşır. Troçki ve eşi, Ocak 1937’de Meksika’ya varırlar.
  • Meksika vizesinin alınmasında ünlü ressam Diego Rivera’nın (1886-1957) emeği geçer. Cumhurbaşkanı Cardenas’tan izni o alır. Ancak Cardenas da Troçki’nin Meksika’da politik eylemde bulunmamasını şart koşar.
  • Troçki ve eşi Natalya, Meksiko Kenti’nin eski banliyösü Coyoacan’daki, ünlü ressam Frida Kahlo’nun (1907-1954) doğduğu ve ömrünün önemli bir bölümünü geçirdiği (1954 yılı geldiğinde öleceği ve küllerinin saklandığı, 1958 yılında Frida Kahlo Müzesi olan), Mavi Ev diye anılan aile evine yerleştiler ve siyasal çalışma yavaş yavaş örgütlendi. Diego, Dördüncü Enternasyonal’in Meksika bölümüne katıldı. Troçki’ler 1939 yılına kadar Mavi Ev’de yaşadılar.
  • 1938’de Troçki, oğlu Lev Sedov’un Paris’te öldüğünü haber aldı. Oğlunun Gizli Polis tarafından öldürüldüğüne kesin gözüyle bakıldı. Diğer oğlu Sergei Sedov, 1935 yılından beri SSCB’de kayıptı.
Nisan 1938’de André Breton ve ressam eşi Meksika’ya geldiler, Rivera’ların San Angel’deki evine yerleştiler. Bu altı kişi birlikte çalıştılar, seyahat ettiler. Troçki ve Breton bir devrimci sanatçılar federasyonu için manifesto yazmaya soyundular. Troçki’ye göre her şeyin başı ve sonu siyasal etkinlikti, Breton’a göre ise siyaset sanat ve şiirin bütünsel bir parçasıydı. Sonunda manifestoyu Troçki kaleme aldı.  Yukarıdaki fotoğraf 1938 yılında, Chapultepec Parkı’nda çekilmiş. Soldan sağa: Leon Troçki, Diego Rivera, Natalya Sedova, ABD’li Troçkist Reba Hansen, André Breton, Frida Kahlo ve Jean van Heijenoort (Troçki’nin sekreteri). Fotoğraf: Kahlo, Taschen, 1993.

Nisan 1938’de André Breton ve ressam eşi Meksika’ya geldiler, Rivera’ların San Angel’deki evine yerleştiler. Bu altı kişi birlikte çalıştılar, seyahat ettiler. Troçki ve Breton bir devrimci sanatçılar federasyonu için manifesto yazmaya soyundular. Troçki’ye göre her şeyin başı ve sonu siyasal etkinlikti, Breton’a göre ise siyaset sanat ve şiirin bütünsel bir parçasıydı. Sonunda manifestoyu Troçki kaleme aldı.
Yukarıdaki fotoğraf 1938 yılında, Chapultepec Parkı’nda çekilmiş. Soldan sağa: Leon Troçki, Diego Rivera, Natalya Sedova, ABD’li Troçkist Reba Hansen, André Breton, Frida Kahlo ve Jean van Heijenoort (Troçki’nin sekreteri).
Fotoğraf: Kahlo, Taschen, 1993.

André Breton, Diego Rivera ve Troçki, 1938. Sürrealizm’in kuramcılarından Breton, Fransa Dışişleri Bakanlığı tarafından Meksiko Kenti’ne konferans vermek için yollanmıştı. Fotoğraf: Diego Rivera, Founders Society Detroit Institute of Arts, 1986.

André Breton, Diego Rivera ve Troçki, 1938.
Sürrealizm’in kuramcılarından Breton, Fransa Dışişleri Bakanlığı tarafından Meksiko Kenti’ne konferans vermek için yollanmıştı.
Fotoğraf: Diego Rivera, Founders Society Detroit Institute of Arts, 1986.

Frida ile Troçki arasında kısa süreli bir aşk yaşandı. Natalya İngilizce bilmediği için aralarında İngilizce konuşuyorlardı. Okuması için kendisine verdiği kitapların arasına Troçki, Frida’ya yazılmış aşk mektupları koyuyordu. Diego durumun farkında değildi ama Natalya durumu biliyordu. Temmuz 1937’de ayrıldılar. Frida Kasım 1937’de, Troçki’nin doğum günü ve Rus Devrimi’nin yıldönümü için yukarıdaki oto portresini, “Tüm sevgimle” ithafı ile hediye etti. Tablo, Troçki’nin çalışma odasına asıldı. Frida tablonun adını Perdeler Arasında koymuştu. Fotoğraf: Kahlo, Taschen, 1993.

Frida ile Troçki arasında kısa süreli bir aşk yaşandı. Natalya İngilizce bilmediği için aralarında İngilizce konuşuyorlardı. Okuması için kendisine verdiği kitapların arasına Troçki, Frida’ya yazılmış aşk mektupları koyuyordu. Diego durumun farkında değildi ama Natalya durumu biliyordu. Temmuz 1937’de ayrıldılar. Frida Kasım 1937’de, Troçki’nin doğum günü ve Rus Devrimi’nin yıldönümü için yukarıdaki oto portresini, “Tüm sevgimle” ithafı ile hediye etti. Tablo, Troçki’nin çalışma odasına asıldı. Frida tablonun adını Perdeler Arasında koymuştu.
Fotoğraf: Kahlo, Taschen, 1993.

 

Özbekistan Gezisi 52 Özbekistan’a Dair

  • 20. yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından kabul edilen Anti-Sovyet  Andrei Platonov (1899-1951), Sel Yayıncılık’tan çıkan Can adlı eserinde, Üst Yurt ve Amu Derya deltası dolaylarında çeşitli uluslardan kimselerin oluşturduğu küçük ve yoksul bir göçebe topluluğunun aranması konusunu işlemiştir. Bu topluluğun içinde Türkmenler, Karakalpaklar, Özbekler, Kazaklar, İranlılar, Kürtler, Beluciler ve kimliği unutulmuşlar, yani Canlar, herkesin dışladığı insanlar vardır. Canlar, köleliğin öldürdüğü ruhlardır. İlk yayımlanışı 1938 yılında yapılan Can, çok severek okuduğum, Platonov’un Türkçe yayımlanmış diğer eserleri gibi, insanın içini titreten bir eserdir.
Çocukların okul yerine hasatta ırgat olarak çalıştırılması  Özbekistan’a özgü bir uygulama değil. Aradaki fark oradakinin devlet zoruyla yapılıyor olması. Fotoğraf:istanbulgazetesi.com.tr

Çocukların okul yerine hasatta ırgat olarak çalıştırılması Özbekistan’a özgü bir uygulama değil. Aradaki fark oradakinin devlet zoruyla yapılıyor olması.
Fotoğraf:istanbulgazetesi.com.tr

  • SSCB idaresindeyken Özbekistan’ın tüm ekilebilir alanları devlete ait 2.048 çiftliğin kontrolündeydi. Bağımsızlık sonrası, 1991’den sonra, bu çiftlikler dağıtıldı ve tüm arazi bölüştürüldü. Kerimov hükümeti, çiftçilerin ne ekebileceğini ve tam olarak kaça satabileceğini belirleyen düzenlemeler getirdi. Çiftçilere mahsulleri karşılığında dünya Pazar fiyatlarının çok altında bir ödeme yapılıyor, gerisini hükümet alıyordu. Özbek ekonomisi için pamuğun ne kadar değerli bir ihraç maddesi olduğunu, bu yüzden toprağın, suların nasıl hor kullanıldığını daha önce yazmıştık. Ama Kerimov düzenlemesinin getirdiği fiyata kimse pamuk ekmezdi, bu durumda hükümet onları buna mecbur etti. Her çiftçi arazisinin %35’ini pamuğa ayırmak zorundaydı.
  • Bağımsızlık öncesinde hasadın %40’ı biçerdöverle toplanıyordu. 1991’den sonra, Kerimov rejiminin çiftçilere getirdiği yük karşısında çiftçiler biçerdöver satın almak ya da ellerinde tutmak istemediler. Kerimov biçerdöverden daha ucuz bir seçenek buldu: Eylül başında toplanmaya başlanan pamuk kozalarını okul çocukları toplayacaktı. Kerimov tüm okullara teslim etmeleri gereken pamuk miktarını belirten kotalar göndermeleri için kaymakamlara emir verdi. Öğretmenler birer personel alım memuruna dönüştü. Ayrıca hasat sezonu boyunca, iki ay, çocuklar hafta sonu tatili yapmayacaktı. Her ne sebeple olursa olsun bir çocuk hasada gitmeyip evde kaldığında öğretmen ebeveyni ihbar etmeye mecburdu. 2006 yılı verilerine göre 2,7 milyon çocuk okul yerine tarlaya hasada gitmişti.
  • Kırsal kesimdeki çocukların yürüyerek ya da otobüsle gidebilecekleri tarlalara tahsis edilme şansı var. Şehirlerdeki çocukların baraka ya da ambarlarda makineler ve hayvanlar arasında uyumaları gerekiyor. Tuvaletleri ve mutfakları yok. Çocukların öğle yemeği için kendi yiyeceklerini getirmeleri gerekiyor!?
  • 2006’da pamuğun dünya fiyatı kilo başına 1.40 dolar civarında iken 20 ya da 60 kiloluk günlük kotalarına karşılık çocuklara yapılan ödeme yaklaşık 0,03 dolar idi. Pamuk hasadının %75’ini çocukların gerçekleştirdiği tahmin ediliyor. Dolayısıyla sonbaharda okullar mecburi çapalama, ayıklama ve dikim için kapatılıyor.
  • Doktorlar ve hemşireler, zorunlu olarak pamuk hasadında düşük ücretlerle çalıştırıldığı için ilçelerdeki hastaneler de kapanabiliyor.
  • Bu angaryadan çıkar sağlayan ise Kerimov liderliğindeki siyasi elit. Kerimov Ailesi ve eski komünist yoldaşlarının inanılmaz derecede zenginleştiğine inanılıyor.
Gülnara Kerimova Halit Ergenç’i, 6. yüzyılda geçen dönem dizisinde oynatmak için seçmiş, ülkesine davet etmişti. Fotoğraf:www.yurtmedya.com

Gülnara Kerimova Halit Ergenç’i, 6. yüzyılda geçen dönem dizisinde oynatmak için seçmiş, ülkesine davet etmişti.
Fotoğraf:www.yurtmedya.com

  • Kerimov Ailesi’nin ekonomik çıkarları, İslam Kerimov’un üç çocuğunun en büyüğü, kızı Gülnara (1972-)tarafından idare ediliyor.
  • Gülnara’nın babasının halefi olduğuna kesin gözüyle bakılıyor.
  • ABD şirketi Interspan Özbekistan’da çay yatırımına girdi. 2005 yılına gelindiğinde yerel pazarın %30’unu ele geçirmişti. Gülnara, çay sanayiinin ekonomik bakımdan umut verici olduğunu gördü. Çok geçmeden Interspan’in yerli personeli tutuklanmaya, dövülmeye, işkence görmeye başladı. Şirket 2006’da Özbekistan’dan çekilmek zorunda kaldı, pazarın %67’si Kerimov Ailesi’nin kontrolüne geçti.
  • Gülnara Taşkent Devlet Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden lisans derecesini aldı, Harvard Üniversitesi‘nde Master yaptı, Taşkent’te siyaset bilimi dalında doktora aldı. Afgan kökenli bir ABD’li işadamı ile on yıl evli kaldı, iki çocuğu oldu.
  • Gülnara Kerimova, 1998 yılında ve 2000 ile 2003 yılları arası New York’ta Birleşmiş Milletler’de; 2003-2005 yılları arasında Moskova’da Özbek elçiliğinde bakan danışmanı; 2005-2008 yılları arasında dışişleri bakanı danışmanı; 2008′de dışişleri bakan yardımcısı ve Birleşmiş Milletler ve Cenevre’deki uluslararası kuruluşlara Özbekistan Daimi Temsilcisi; 2009-2013 yılları arasında UNESCO’da çocukların eğitimiyle ilgili organizasyonun direktörü!; 2010-2012 yılları arasında Özbekistan’ın İspanya Büyükelçisi olarak görev yaptı.
  • Gülnara ayrıca ülkesinin pop divası. Buhara’nın tarihi mekanlarında çektiği klip ile; Gerard Depardieu ile söylediği, sözleri Gülnara’ya ait şarkı ile çok ses getirmişti.
  • Mücevher tasarımı yapıyor, mücevherleri Guli etiketiyle satılıyor.
  • Gülnara, WikiLeaks’te yayımlanan ABD belgelerinde de konu oldu. ABD’li diplomatlar onu “hırsız barones” olarak nitelendiriyorlardı.
  • Gülnara’ya “Özbekistan’ın en nefret edilen ünlüsü” deniyor.
  • Fransa ve ABD sosyetesinin önde gelen isimleri için Özbekistan’da bedava tatiller düzenliyor.
  • Twitter’da 22.000 takipçisi var. Twitter’da paylaştığı seksi pozları yüzünden babasından dayak yediği gazetelerde yer aldı.
  • Moda dünyası ile de ilişkileri var. 2011’de New York Moda Haftası’nda kendi tasarımlarını sergileyeceği defilesi, insan hakları örgütlerinin protestoları sonucu iptal edilmişti. Bunun üzerine kreasyonunu kendi imkanlarıyla New York Cipriani’de sergilemek istedi ancak eylemciler bu defa da protestolarını lokantanın önünde sürdürdüler.
  • Kerimova günümüzde İsviçre’nin Cenevre Kantonu’nda 2009 yılında 18,2 milyon İsviçre Frangı ödeyerek satın aldığı evde yaşamaktadır.
Özbekistan Devlet Televizyonu yönetimi, bünyesinde çalışan gazetecileri, katıldıkları basın toplantılarında kendi istedikleri soruları serbestçe sormamaları konusunda uyardı. Aralık 2014. Gazetecilerin sorularını basın toplantısından önce yönetime bildirmeleri gerekiyor. Fotoğraf:www.medyaloji.net

Özbekistan Devlet Televizyonu yönetimi, bünyesinde çalışan gazetecileri, katıldıkları basın toplantılarında kendi istedikleri soruları serbestçe sormamaları konusunda uyardı. Aralık 2014.
Gazetecilerin sorularını basın toplantısından önce yönetime bildirmeleri gerekiyor.
Fotoğraf:www.medyaloji.net

  • Rejim muhalifleri ya hapiste ya sürgünde. Özbekistan’da özgür basın yok, sivil toplum kuruluşlarına izin verilmiyor. İnternet sansürlü.
  • İslam Kerimov’un nüfus planlaması adına özellikle kırsal kesimdeki kadınlara, haberleri olmadan kısırlaşma operasyonları uygulattığı BBC’nin iddiası.
  • Özbekistan gazeteci ve aktivistleri sınır dışı etmesi, rejim aleyhine konuşan, ülkede işlenen suçları ortaya dökenlere işkence yapmasıyla biliniyor.
  • Özbekistan sömürücü siyasal ve ekonomik kurumlara sahip, dolayısıyla yoksul bir ülkedir. Nüfusun üçte biri yoksulluk içinde yaşar.
  • Ancak Özbekistan’ın kalkınma göstergelerinin hepsi kötü değil. Okula yazılma oranı %100 (hasat zamanı hariç!). Okuryazarlık da çok yüksek.
  • Özbekistan eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri ile pek çok ortak noktaya sahiptir ve günümüzün sömürücü kurumlar nedeniyle başarısızlığa uğrayan ülkelerden biridir.