Etiket arşivi: Sotheby’s

Çağdaş Sanata Varış 311|Çağdaş Dönemde Sergileme 6

Önceden terk edilmiş bir elektrik santralı olan Tate Modern’in binası 2000 yılında kentsel dönüşüm bölgesine alındı ve müze oldu. Günümüzde bu bölge, galerilerin, şirket merkezlerinin ve lüks konutların semti haline gelmiş durumda. Fotoğraf: Tate Modern the Handbook, Tate Publishing, 2000.

Önceden terk edilmiş bir elektrik santralı olan Tate Modern’in binası 2000 yılında kentsel dönüşüm bölgesine alındı ve müze oldu. Günümüzde bu bölge, galerilerin, şirket merkezlerinin ve lüks konutların semti haline gelmiş durumda.
Fotoğraf: Tate Modern the Handbook, Tate Publishing, 2000.

  • 1980’lerde ve 1990’larda Londra, New York gibi, Çağdaş Sanat piyasasında önemli bir oyuncu haline gelmiştir. Kentin ve borsanın belirleyiciliğinin dışında, İngiltere’nin sanatçıların eserlerinin ikinci el piyasada satılması durumunda vergi avantajı sağlaması alıcılara cazip gelmiştir. Londra’nın Doğu Yakası, yeni sanatçı kuşağı için merkez haline geldi ve yeni yetenekler arayanların uğrak yeri oldu. İngiltere’nin önde gelen müzayede evleri Christie’s ve Sotheby’s’in büyük sanat satışlarının %90’dan fazlasını gerçekleştirdiği tahmin ediliyor.
  • Müzelere sponsor olan şirketlerin yapısı göz önüne alınmaya başladı. Tate Modern’in sponsoru BP’nin çevre kirliliğine katkısı gösterilere neden oldu ve BP sponsorluktan uzaklaştırıldı.
İngiliz şeker tüccarı ve sanayici Henry Tate, ülkesinin önde gelen sanat koleksiyonuna 1897 yılında adını verdiğinde müze sekiz odadan ibaretti. Galerinin kapasitesi 15 yılda iki katına çıktı. 1970’lerde genişletildi. 1980’lerde Tate Liverpool ve Tate St. Ives açıldı. Modern ve çağdaş sanat eserlerinin sergilenmesi için Bankside Elektrik Santrali İsviçreli mimarlar Herzog & de Meuron tarafından Tate Modern’e dönüştürüldü. 2000-2015 yılları arasında Tate Modern’i 40 milyondan fazla kişi ziyaret etti. 2009’da alınan genişleme kararı ile 260 milyon sterlinlik mimari proje Herzog & de Meuron imzalı 10 katlı Tate Modern genişleme birimi Switch House ilave edildi. Bu, mevcut yapıya %60 daha fazla sergileme ve etkinlik alanı katacak olan, piramidi andırır, kiremit yüzeyli yapı ilk haftada 143 bin kişi tarafından gezildi. İngiltere’nin en prestijli sanat ödülü olan ve her yıl verilen Turner Ödülü’nün komite başkanlığını Tate Direktörü yürütür. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

İngiliz şeker tüccarı ve sanayici Henry Tate, ülkesinin önde gelen sanat koleksiyonuna 1897 yılında adını verdiğinde müze sekiz odadan ibaretti. Galerinin kapasitesi 15 yılda iki katına çıktı. 1970’lerde genişletildi. 1980’lerde Tate Liverpool ve Tate St. Ives açıldı. Modern ve çağdaş sanat eserlerinin sergilenmesi için Bankside Elektrik Santrali İsviçreli mimarlar Herzog & de Meuron tarafından Tate Modern’e dönüştürüldü. 2000-2015 yılları arasında Tate Modern’i 40 milyondan fazla kişi ziyaret etti. 2009’da alınan genişleme kararı ile 260 milyon sterlinlik mimari proje Herzog & de Meuron imzalı 10 katlı Tate Modern genişleme birimi Switch House ilave edildi. Bu, mevcut yapıya %60 daha fazla sergileme ve etkinlik alanı katacak olan, piramidi andırır, kiremit yüzeyli yapı ilk haftada 143 bin kişi tarafından gezildi.
İngiltere’nin en prestijli sanat ödülü olan ve her yıl verilen Turner Ödülü’nün komite başkanlığını Tate Direktörü yürütür.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Çağdaş Sanata Varış 211| Müzecilik 2

  • Kentler dış görünüşü ile de ilgi çekecek yapılar tasarlatarak ziyaretçi sayısını artırmayı hedefledi. Yapısökümcü mimari çok görsel, oyuncaksı görünümüyle amaca uygun. Yapısökümcü mimarlık, klasik mimarinin bütün-parça ilişkisini kırıyor; parçaların bütünü hem yırttığı hem de yeniden birleştirdiği bir dil. Bunlar stabilite hesaplarını çok zorlayan, çok pahalıya çıkan yapılar.
  • Müzelerde açılan kafeler, lokantalar şehrin en şık yerlerinden oluyor. Yemek de entelektüel bir faaliyete dönüşüyor. 1980’li yıllarda Londra’daki Victoria and Albert Museum (V&A) kendisini ”içinde güzel bir müze bulunan birinci sınıf bir kafe” olarak lanse etmiş, kendi reklamını yapma ihtiyacı duymuştur.
  • ABD’de partiler için galeri ve müze kiralama imkanı da vardır. Washington D.C.’deki Kennedy Merkezi park yeri kiralamakta; Los Angeles’taki California Bilim ve Endüstri Müzesi kardan pay karşılığı McDonald’s restoranlarına yer kiralamaktadır.
  • Müze dükkanlarında satılan tasarım nesneleri çok özel ve pahalı oluyor. Bu dükkanlar, ürün satışlarıyla müzenin doğrudan reklamını yapıyor. Genellikle, dükkan alanları  sergi alanlarından net bir şekilde ayrılmamıştır. Müzeyi gezen kişi kendini dükkanda bulabilir.
  • Müzelerin bazıları genel kataloglar, hediye katalogları, çocuklar için hazırlanmış kataloglar da basmaktadır.
  • 1965’ten 1984 yılına kadar müze gezen ABD’li sayısı, yılda 200 milyondan 391 milyona yükseldi.
  • 1960-1989 arasında Japonya’da 200 yeni müze kuruldu. Batı Almanya, aynı dönemin son on yılında 300 müze yaptırdı. Büyük Britanya’da, aynı süre içinde her 18 günde bir yeni müze kuruldu.
  • Müze pazarlamasının önemli bir özelliği de sponsorluktur.
  • Sanat müzeleri, farklı ölçülerde, kültürden uzaklaşıp daha çok bilgilendirici eğlence merkezlerine dönüşebiliyor.
  • Sotheby’s ve Christie’s müzayede evlerinin gerçekleştirdiği satış, 1987 yılında bir milyar doları aştı. 1988-1989 sezonunda, ikisinin toplam satışları dört milyar doların üzerindeydi. Bu rakam, o dönemde, Jamaika’nın gayrisafi ulusal gelirinden yüksekti. Tablolara bir finansal araç olarak yatırım yapanların sayısı günden güne arttı.
  • Günün hayırseverleri, müzelerin ek bölümlerine adlarını yazdırmaya ya da kendi müzelerini yaptırmaya başladılar.
  • Bu dönemde sanatsal etkinliklerin Los Angeles şehrine ekonomik katkısı beş milyar dolar oldu. Britanya’da sanat etkinlikleri 17 milyar dolarlık bir endüstri yarattı. Bu, Britanya’nın otomobil endüstrisinin katkısına hemen hemen eşdeğer bir katkıdır ve turizmden elde edilen tüm kazançların %27’si sanatsal etkinlikten gelmektedir. Dünyanın en çok ziyaret edilen kurumu yılda 8 milyon ziyaretçi ile Centre Georges Pompidou olmuştur.
  • Bu dönemde sanat, turizm endüstrisine bir aktif oluşturmaya, iş ve endüstri çevrelerine çekici gelmeye ve gayrimenkul değerini artırmaya yarayan kültürel ve ekonomik bir kaynak olmuştur.
  • Kültürel program içerikli video kasetleri önceleri yalnızca müze çarşılarına dağıtılırken, ticari video kaset pazarına da girdiler.
  • ABD hükümeti 1988’de kişi başına, savunma için 1143 dolar, eğitim için 74 dolar, sanat için 70 sent harcadı. Şirketler ise o yıl sanata bir milyar dolar katkıda bulundu.
  • Bu gelişmeler, endüstri toplumundan bilgi toplumuna geçişin ayak sesleri idi. Çağdaş Dönemde sesler iyice yükseldi: 2015 yılında Venedik Bienali’ni 80 bin kişi, İstanbul Bienali’ni 84 bin kişi gezdi.
  • Sanatın şirketlere imajlarını biçimlendirmede ve sofistike müşterilere ulaşabilmelerinde büyük yararı dokunabileceğinin günden güne daha da iyi anlaşılması üzerine 1980’lerin sonunda, şirketlerin müze gösterilerine yaptığı katkıda çarpıcı bir artış görüldü. Bu eğilim Çağdaş Dönemde de sürüyor.
Yahudi Müzesi, Berlin, Almanya. Yahudilerin Almanya’daki 2000 yıllık yaşamını betimlemeyi hedefleyen bir müze. Mimarı, 165 yarışmacı içinden seçilen, Polonya Yahudisi ABD’li Daniel Libeskind (1946-). Yapısökümcü bu proje, önceden Batı Berlin Şehir Müzesi olan 18. yüzyıl yapımı Barok bir binanın yanında gerçekleştirildi. Libeskind’in binasının dışı çinko kaplı. Bina, içine girilebilen bir heykel gibi. Taban kesiti şimşek şeklinde. 5 katlı, on bin metrekarelik alanı kaplayan binayı, Davut yıldızının bozulmuş şekli olarak okuyorlar. Binanın içi labirent gibi. İçinde Soykırım Kulesi var. 20 metre yüksekliğindeki kuleye ağır, demir bir kapıdan giriliyor. Burası karanlık ve soğuk bir yer. 49 beton yükseltinin üzerine ağaç dikilmiş. Burası E. T. A Hoffman Bahçesi. Yahudilerin sürgünlerini sembolize ediyor. Soykırıma uğrayan Yahudilerin isimleri bir duvarda yazılı. Müzeyi 2004 yılına kadar iki milyon kişi gezmişti. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

Yahudi Müzesi, Berlin, Almanya.
Yahudilerin Almanya’daki 2000 yıllık yaşamını betimlemeyi hedefleyen bir müze. Mimarı, 165 yarışmacı içinden seçilen, Polonya Yahudisi ABD’li Daniel Libeskind (1946-).
Yapısökümcü bu proje, önceden Batı Berlin Şehir Müzesi olan 18. yüzyıl yapımı Barok bir binanın yanında gerçekleştirildi.
Libeskind’in binasının dışı çinko kaplı. Bina, içine girilebilen bir heykel gibi. Taban kesiti şimşek şeklinde. 5 katlı, on bin metrekarelik alanı kaplayan binayı, Davut yıldızının bozulmuş şekli olarak okuyorlar. Binanın içi labirent gibi. İçinde Soykırım Kulesi var. 20 metre yüksekliğindeki kuleye ağır, demir bir kapıdan giriliyor. Burası karanlık ve soğuk bir yer. 49 beton yükseltinin üzerine ağaç dikilmiş. Burası E. T. A Hoffman Bahçesi. Yahudilerin sürgünlerini sembolize ediyor. Soykırıma uğrayan Yahudilerin isimleri bir duvarda yazılı.
Müzeyi 2004 yılına kadar iki milyon kişi gezmişti.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

  • Müzeler kentlerin unutulmuş, terk edilmiş bölgelerine inşa edildiklerinde semtin mutenalaştırılmasına da (gentrification) katkıda bulunuyor. Birçok sanat müzesi, İspanya’da Bilbao Guggenheim Müzesi gibi, genellikle geri kalmış, gelişmemiş bölgelerin ekonomik canlılığı için birer katalizör olarak açılıyor.
  • Yeni müze binalarında en çok güncel sanat sergileniyor. Güncel sanatı güncel mekanda sergileme arzu edilen bir yöntem.
  • Ancak bu şartları yerine getiren dünya müzeleri yüksek fiyatla hizmet satmaya başlıyor; seçkin zevklere ve mutlu azınlığa hitap eder hale geliyor; kitlelerden, öğrencilerden kopuyor. Bizim ülkemizde çok şükür ki giriş ücretleri açısından durum bu değil.
  • Sergiler, belirli bir “okuma” şeklini destekleyecek biçimde organize edilir. Büyük sergiler medya çalışmaları ile desteklenir. Bazı sergilerin ziyaret edilmesi bir statü simgesine dönüşür.
  • Bienaller, adından da anlaşıldığı gibi, iki yılda bir düzenlenen etkinliklerdir. Bienal, çoğunlukla kültürel veya sanatsal faaliyetler için kullanılan bir terimdir. En eski bienal 1895′ten beri düzenlenen Venedik Bienali‘dir. Venedik Bienali gibi büyük ulular arası sanat etkinlikleri, sanatı ulusal bölmelerde sunar; dolayısıyla sergiyi sanatçıların ulusal kimliklerinden ayrıştırmak güçleşir.
Venedik Bienali’ndeki Finlandiya Pavyonu Alvar Aalto’nun (1898-1976) tasarımı. Bina, Uluslararası Modernizm tarzında prefabrik bir yapı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Venedik Bienali’ndeki Finlandiya Pavyonu Alvar Aalto’nun (1898-1976) tasarımı. Bina, Uluslararası Modernizm tarzında prefabrik bir yapı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Banksy İstanbul’da 6

Flower Thrower, 2003. Londra’da bir müzik stüdyosunu kullanmaya başladığında ev sahibi ile kirayı grupların el ilanlarını yaparak ödemesi üzerinde anlaşmışlardı. Bu ilanların en unutulmazlarından biri, maskeli bir göstericinin öfkeyle Molotof kokteyli yerine bir demet çiçek atmak üzere olduğu çizimdi. Çiçek fırlatan maskeli gösterici çizimini (Riot Green) Bristol’de açılan sergiden 300 sterline alan öğrenci bu iş için öğrenim kredisini kullanmıştı. Daha sonra sanat piyasasından gelen ısrarlara dayanamayıp Sotheby’s’de 78.000 sterline satmıştı. Çiçek Fırlatan Gösterici’nin 25. edisyonu için, Knightbridge’deki bir galerici, 70 bin pound istiyordu ve satış gerçekleşmişti. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Flower Thrower, 2003.
Londra’da bir müzik stüdyosunu kullanmaya başladığında ev sahibi ile kirayı grupların el ilanlarını yaparak ödemesi üzerinde anlaşmışlardı. Bu ilanların en unutulmazlarından biri, maskeli bir göstericinin öfkeyle Molotof kokteyli yerine bir demet çiçek atmak üzere olduğu çizimdi.
Çiçek fırlatan maskeli gösterici çizimini (Riot Green) Bristol’de açılan sergiden 300 sterline alan öğrenci bu iş için öğrenim kredisini kullanmıştı. Daha sonra sanat piyasasından gelen ısrarlara dayanamayıp Sotheby’s’de 78.000 sterline satmıştı.
Çiçek Fırlatan Gösterici’nin 25. edisyonu için, Knightbridge’deki bir galerici, 70 bin pound istiyordu ve satış gerçekleşmişti.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Very Little Helps, Islington, Essex Road. Bu resmin tuval versiyonu 2010 yılında Sotheby’s’de eski süper model Jerry Hall tarafından 82.850 sterline satın alınmıştı. Fotoğraf:www.telegraph.co.uk

Very Little Helps, Islington, Essex Road.
Bu resmin tuval versiyonu 2010 yılında Sotheby’s’de eski süper model Jerry Hall tarafından 82.850 sterline satın alınmıştı.
Fotoğraf:www.telegraph.co.uk

  • İlk zamanlarda o büyük paraları kazanan Banksy değil, hayranlarıydı. Devreye sanat simsarları girdikten sonra para Banksy’e gitmeye başladı. 1970’li ve 1980’li yıllarda New York sokaklarından ve metrosundan galerilere giren Jean-Michel Basquiat ve Keith Haring de aynı şeyleri yaşamışlardı; New York metrosunda resim çizerlerken aynı zamanda galeride sergi düzenlerlerdi.
  • Banksy yardım kuruluşları için eser veriyor. 2008 yılında New York Sotheby’s’de AIDS programını desteklemek için yapılan o güne dek gerçekleşen en büyük yardım müzayedesinde 42.5 milyon dolar toplanmıştı. Buraya 17 sanatçı eser vermişti. Müzayedeye Hirst 7, Banksy 3 eser ile katılmıştı. Bu müzayede 17 sanatçının fiyatlarda rekor kırdığı bir etkinlik olmuştu.
  • Banksy’nin bolca avukatı olduğu ve bir halkla ilişkiler şirketi ile çalıştığı söyleniyor.
  • En büyük para getiren işlerinden birisi remix yapılmış Kate Moss çalışması ve baskısı oldu. Kartpostalları da satılıyor: Amazon’da fiyatı 4,99 sterlin.
  • Devrilmiş ve formunu kaybetmiş kırmızı bir telefon kulübesi ve üzerine saplanmış bir balta enstalasyonunu Soho’ya yerleştirmişti. Bu çalışma New York’ta düzenlenen bir yardım müzayedesinde 605.000 dolara satıldı.
  • 2006 yılındaki Los Angeles sergisinden üç milyon pound kazandığı tahmin ediliyor.
  • Gstaad’da yıllık Banksy sergileri açılıyor.
  • Hayvanları boyayarak gerçekleştirdiği işleri hayvan hakları protestocularının tepkisini çekince daha fazla duyulmuştu. 2006 yılında toksik olmayan bir boya ile boyadığı fil Los Angeles’ta gerçekleşen “Az Çok Yasal” sergisinin odak noktası olmuştu.
  • Banksy’nin resimlerinin pek çok sahtesi üretiliyor.
  • Pembe Charlie Chaplin adlı eseri 2010 yılında New York’ta 122.500 dolara alıcı buldu.
  • Kendi adına banka hesabı olmadığı söyleniyor.
  • Sergilerinin hepsine giriş bedavaydı, Banksy’nin nefret ettiği beyaz duvarlar hiçbirinde yoktu ve çok eğlenceli olacak şekilde hazırlanmışlardı.
  • Banksy’nin iyi para kazandığı kesin ama Damien Hirst ve Jeff Koons’un yanında yoksul sayılır diyorlar. Basit bir evde yaşadığı da duyumlar arasında. Banksy, bir protest sanat formunu para ve şöhretle kirletmek istemediğini beyan etmiş.
Morons, sepya (fotoğraf baskısının kahve rengi ve tonlarına boyanması) baskı, 2006. Banksy, Los Angeles’taki büyük gösterisi sürerken İngiltere’de bir baskı hazırladı. Moronlar olarak bilinen baskısının üzerinde “Aslında sizin gibi moronların bu saçmalıkları aldığına inanamıyorum” yazıyordu. Resmin baskısı internette satışa sunuldu ve Banksy bini aşkın sayıda yapılan bu baskıdan en azından 120 bin Pound kazandı. Fotoğraf:www.pinterest.com

Morons, sepya (fotoğraf baskısının kahve rengi ve tonlarına boyanması) baskı, 2006.
Banksy, Los Angeles’taki büyük gösterisi sürerken İngiltere’de bir baskı hazırladı. Moronlar olarak bilinen baskısının üzerinde “Aslında sizin gibi moronların bu saçmalıkları aldığına inanamıyorum” yazıyordu. Resmin baskısı internette satışa sunuldu ve Banksy bini aşkın sayıda yapılan bu baskıdan en azından 120 bin Pound kazandı.
Fotoğraf:www.pinterest.com

 

Banksy İstanbul’da 2

Get Out While You Can, 2004; Because I’m Worthless, 2004 ve Gangsta Rat adlı 2004 tarihli eserler. Şablon sanatçıları belli bir imgeyi tekrarlayabiliyorlar. Banksy’nin elinde pankart taşıyan fareleri buna iyi bir örnektir. Banksy daha sonraki yıllarda bu tekrarları yapmaktan vazgeçmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Get Out While You Can, 2004; Because I’m Worthless, 2004 ve Gangsta Rat adlı 2004 tarihli eserler.
Şablon sanatçıları belli bir imgeyi tekrarlayabiliyorlar. Banksy’nin elinde pankart taşıyan fareleri buna iyi bir örnektir. Banksy daha sonraki yıllarda bu tekrarları yapmaktan vazgeçmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Monkey Queen, 2003. Kraliçe Victoria’ya oral seks yapan kadın resmi 2008 yılında Sotheby’s’de 277.000 sterline satılmıştı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Monkey Queen, 2003.
Kraliçe Victoria’ya oral seks yapan kadın resmi 2008 yılında Sotheby’s’de 277.000 sterline satılmıştı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Christ with Shopping, 2004. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Christ with Shopping, 2004.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Rude Copper, 2002. Bu, Banksy’nin düzgün bir şekilde organize edilip basılmış ilk resmi. Elli tanesi imzalı olmak üzere 250 adet basılmıştı. Bu baskılar o zaman 40 Pound’a satıldı, şimdi müzayedede 8 bin pound. Fonunda elle yapılmış grafiti bulunan birkaç tanesi ise 13 bin. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Rude Copper, 2002.
Bu, Banksy’nin düzgün bir şekilde organize edilip basılmış ilk resmi. Elli tanesi imzalı olmak üzere 250 adet basılmıştı. Bu baskılar o zaman 40 Pound’a satıldı, şimdi müzayedede 8 bin pound. Fonunda elle yapılmış grafiti bulunan birkaç tanesi ise 13 bin.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Turf War, 2003. Mohikan Churchill’den başka üzerine Warhol’un yüzünün boyandığı inek, polis renklerine boyanmış domuzlar, toplama kampı çizgilerine boyanmış koyunlar resmedilmiş Banksy eserleri de var. 2011 yılında Günah Kardinali adlı Liverpool’da bir galeriye verdiği çalışmada, Katolik rahipler tarafından istismar edilen çocuklar meselesini yansıtmak için, bir din adamına ait büstün yüzünü küçük banyo seramikleri ile mozaiklediği replikasını verdi. Mikelanj’ın Davut heykeline de intihar yeleği giydirmişti. Zeytin ağacından yapılmış, üzerine 284 asker ve bir terörist yerleştirilmiş Kudüs maketini Bristol Şehir Müzesi’ne hediye etti. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Turf War, 2003.
Mohikan Churchill’den başka üzerine Warhol’un yüzünün boyandığı inek, polis renklerine boyanmış domuzlar, toplama kampı çizgilerine boyanmış koyunlar resmedilmiş Banksy eserleri de var.
2011 yılında Günah Kardinali adlı Liverpool’da bir galeriye verdiği çalışmada, Katolik rahipler tarafından istismar edilen çocuklar meselesini yansıtmak için, bir din adamına ait büstün yüzünü küçük banyo seramikleri ile mozaiklediği replikasını verdi.
Mikelanj’ın Davut heykeline de intihar yeleği giydirmişti.
Zeytin ağacından yapılmış, üzerine 284 asker ve bir terörist yerleştirilmiş Kudüs maketini Bristol Şehir Müzesi’ne hediye etti.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Napalm (Can’t Beat That Feeling), tuval üzerine yağlıboya ve emülsiyon, 2004. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Napalm (Can’t Beat That Feeling), tuval üzerine yağlıboya ve emülsiyon, 2004.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

CND Soldiers, 2005. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

CND Soldiers, 2005.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Çağdaş Sanata Varış 198| Yeni Dışavurumculuk Neo Ekspresyonizm 1

1970’LER, 1980’LER

  • 1960-1980 sürecine damgasını vuran kavramsal temelli yaklaşımlara bir tür tepki olarak ortaya çıkan; hem Modernizm’in hem kavramsalcı eğilimlerin dışladığı geleneksel sanat unsurlarına sahip çıkan bir akımdır.
  • Yeni Dışavurumcular, gözden düşürülmüş olan her şeyi, figürasyon, objektiflik, duyguların belli edilmesi, otobiyografi, hafıza, psikoloji, sembolizm, cinsellik, edebiyat ve anlatıyı öne çıkarıyorlardı.
  • Yeni Dışavurumculuk, 1970’lerden itibaren Avrupa’da ve ABD’de gündeme gelen yeni resimsel yaklaşımların tümünü tanımlamakta kullanılan çok genel bir terimdir. Yeni Dışavurumculuk terimi, 20. yüzyılın başlarında Ekspresyonizm’de olduğu gibi özgün bir üsluptan ziyade ortak bir eğilimi yansıtacak şekilde genişlemişti.
  • Bu isim altında anılan sanatçıların farklı resimsel kaygıları vardır. Sanatçıların mensubu oldukları farklı ulusal/kültürel kimliklerin de zaman zaman eserlerinde belirgin hale geldiği bir sanatsal ifade biçimidir. Üslupsal özgürlükler ön plandadır.
  • Genel hatlarıyla Neo Ekspresyonist çalışmalar, teknik ve tematik özellikleriyle ayırt edilirken, malzemeler dokunsal etkiye sahip materyalden veya hammaddelerden seçiliyor, duyguların belirgin bir şekilde ifade edilmesi isteniyordu. Seçilen konularda sıklıkla geçmişle, ya da kolektif tarihle ya da kişisel bellekle derin bir ilişki kurmaya yarayan, alegori ve sembolizm aracılığıyla işlenen sorunlardı.
  • Yeni Dışavurumculuk’un, pek ortak noktası olmayan sanatçılar için yaratılmış bir pazarlama etiketi olduğu da savunulmuştur.
  • Akımdaki sanatçıların ortak noktası, vurguladıkları bireysellikleridir. Yeni Dışavurumcu resim, sanatçıların kişisel fantezi dünyasını, anılarını, korkularını, tarihsel olayların algı ve yorumunu yansıtır.
  • Akım, resmin, boyanın, figürün, anlatının sanat ortamına geri dönüşüdür.
  • Yeni Dışavurumcu resim, Modernizm’e hakim olan biçimsel kaygıları geri plana iter.
  • Figüratif resim yeniden ilgi odağı olmuştur.
Dağ, Balthus, 1937, MOMA. Fotoğraf: www.newrepublic.com

Dağ, Balthus, 1937, MOMA.
Fotoğraf: www.newrepublic.com

  • Yeni Dışavurumculuk’ta Ekspresyonizm, Post Ekspresyonizm, Sürrealizm, Soyut Ekspresyonizm, İnformel Sanat ve Pop Sanat’ın etkisi çok belirgindi.
  • Eski kuşak figüratif ressamlardan Polonya asıllı Fransız ressam Balthus (1908-2001) ve Britanyalı ressam Lucian Freud (1922-2011) bu dönemde yeniden önem kazandılar.
  • Bazı çevreler bu resimsel uyanışı duygu ve ifadenin geri dönüşü olarak değerlendirdiler.
  • 1981 yılında Londra’da yapılan farklı kuşaklardan pek çok figüratif yapıta yer veren sergiler büyük ilgi gördü.
  • Resim sanatına yönelik ilginin temelinde, 1970’lerin ekonomik durgunluğundan sonra 1980’lerde yaşanan ekonomik canlanmanın ve sanatın önemli bir yatırım aracı olarak değerlendirilmeye başlanmasının etkileri olduğu düşünülür.
  • Neo Ekspresyonizm’in ortaya çıkışı ile uzun zamandan beri Dışavurumcu üslupta çalışmakta olan, eski kuşaktan sanatçılar da  Yeni Dışavurumcu olarak anılmaya başlandı: Louise Bourgeois (1911 – ), Leon Golub (1922 – ), Cy Twombly (1929 – ), Fransız Jean Rustin (1928 – ), Avusturyalı Arnulf Rainer (1929 – ) gibi.
  • Neo Ekspresyonizm terimi mimarlar ve heykeltıraşlar için de kullanılmıştır. Jorn Utzon’un (1918 – ) Sydney Opera Binası (1956-74) gibi binalar,  1970’lerde ABD’de inşa edilen mağazalar ve Frank Ghery’nin (1929 – ) İspanya, Bilbao’daki Guggenheim Müzesi (1997) de Neo Ekspresyonist olarak değerlendirilmiştir.
  • ABD’li Charles Simonds (1945 – ), İngiliz Antony Gormley (1950 – ), Anish Kapoor (1954 – ) ve Rachel Whiteread (1963 – ), Çek Magdelena Jetelova (1946 – ), Alman Isa Genzken (1948 – ) ve Polonyalı Magdalena Abakanowicz (1930 – ), çalışmalarında Ekspresyonist özelliklere yer veren heykeltıraşlardır. Bu sanatçılar, soyut-figüratif, sade-duyumsal, ufak-anıtsal çok değişik çalışmalar yapmışlardır ama hepsinde duygusal bir yoğunluk gözlenir.
  • Anish Kapoor canlı renklerle saf toz boya, kireç taşı ve yansıtmalı yüzeyler dahil olmak üzere çeşitli dışavurumcu malzemelerle çalışan heykeltıraşların çarpıcı bir örneğidir. Bunlar, izleyiciyi insanın durumunun fiziksel ve tinsel bileşenleri üzerine düşünmeye sevk eden malzemelerdir. Kapoor’un “olma halinin göstergeleri” olarak da tanımlanan çalışmaları, kendisinin 1990’da açıkladığı üzere, genellikle boşlukları da içerir.
Francis Bacon, Lucian Freud, 1956-7. Fotoğraf: www.telegraph.co.uk

Francis Bacon, Lucian Freud, 1956-7.
Fotoğraf: www.telegraph.co.uk

  • Sotheby’s rakamlarına göre, 1980’li yıllarda sanata yatırım yapanların sayısı 1970’li yıllara göre dört kat artmış; sanata yatırım yapan koleksiyoncuların sayısı 400 bini bulmuştu.
  • Akım, 1980’lere uzanan süreçte özellikle Almanya ve İtalya’da yaygındır.
  • Georg Baselitz (1938-), Anselm Kiefer (1945-), Markus Lüpertz (1941-), Jorg Immendorf (1945-2007), Rainer Fetting (1949-), A.R.Penck (1939-), Yeni Alman Dışavurumculuğunun önde gelen sanatçıları arasındadır.
  • İtalya’da Sandro Chia (1946-), Francesco Clemente (1952-), Enzo Cucchi (1949-), Yeni Dışavurumculuk’un ünlü sanatçılarıdır.
  • Yeni Dışavurumculuk, ABD’de Julian Schnabel (1951-), Eric Fischl (1948-), David Salle (1952-) tarafından temsil edilir.