Etiket arşivi: Son Söz

Kültür 1

  • Kültür gündelik hayatımızın temel malzemesidir. Giydiklerimiz, duyduklarımız, izlediklerimiz ve yediklerimiz; kendimizi diğerlerine nazaran nasıl gördüğümüz; yemek pişirme ve alışveriş yapma gibi gündelik faaliyetlerimizin işlevleri: tüm bunlar kültürel çalışmaların ilgi alanındadır. Bunlar bizi var eden süreçlerdir.
  • Hanif Kureishi, Son Söz adlı eserinde, “Önemsiz detaylar insanın asıl yapı taşıdır,” der.
  • Kültürü çalışmak sadece akademik değil, aynı zamanda siyasal bir faaliyettir: Gündelik hayatın belirli inşalarındaki iktidar ilişkilerini inceleyen ve böylelikle bu inşadaki çıkarlar kümelerini ortaya çıkaran siyasal bir faaliyettir.
Hint kınası. Fotoğraf: Depositphotos- Photo by Qpicimages

Hint kınası.
Fotoğraf: Depositphotos- Photo by Qpicimages

  • Umberto Eco, “Kültürler bize neyi muhafaza etmek, neyi unutmak gerektiğini söyleyerek eleme işlemini yaparlar. Buna hatalar da dahildir. Oysa internet bizi, kültür aracılığıyla değil kendi başımıza bir eleme işlemi yapmaya mahkum eder. İnternet bizi ayrıntıya boğuyor,” der
  • Lévi-Strauss, kültürlere ilişkin olarak, ancak başka kültürlerle temas halinde oldukları ölçüde yaşadıklarını söylemişti.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • İngiliz Kültürel Çalışmaları, Graeme Turner, Heretik Yayınları, 2015.
  • Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın, Umberto Eco ve Jean-Claude Carriére, Can Yayınları, 2010.

 

Çağdaş Sanata Varış 276|Çağdaş Kavramsal Sanat 7

Kimlik 6
Göçmenlik

  • Tanınmama veya yanlış tanınma bir baskı biçimidir. Charles Taylor’a (1931-) göre kimlikler, inşaları için çevre tarafından tanınmaya bağımlıdırlar; tanınmazlarsa veya yanlış tanınırlarsa, oluşumları kötü şartlar altında gerçekleşir. Bu hem bireysel, hem de kolektif düzeyde geçerlidir. Yine Taylor’a göre, feodal toplumların ana ilkesi saygınlık iken, modern toplumun esas ilkesi eşit onur ilkesidir.
  • Toplumların karmaşıklaşması, daha fazla sosyal grupta tanınma ihtiyacı yaratmıştır. Küreselleşme, daha fazla melezleşmeye ve kültürel farklılıkların daha iyi algılanmasına yol açmıştır.
  • ABD’li filozof Nancy Fraser (1947-), tanınmayı siyasi bir kategori olarak görür: Tanınma, her şeyden önce sosyal adalet meselesidir. Temel prensip, devlete bağlı olan veya olmayan sosyal kurumlara katılım eşitliğidir (parity of participation). Bunun gerçekleşmesi için gereken ilk koşul maddi olanakların sağlanmasıdır. Aşırı yoksulluk sesini duyuramaz. Her yaşam tarzının eşit değerini kabul eden katılım eşitliği ilkesi, radikalleşmiş bir liberal eşitlik ilkesi olarak sunulur.
Göçmenlerin Reddi, Banksy. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy, 2016.

Göçmenlerin Reddi, Banksy.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy, 2016.

  • Alman filozof Axel Honneth’a (1949-) göre, her adaletsizlik tanınmamadan doğar; tanınma ana konudur: Bireylerin kendilerini birey olarak algılayabilme ve rasyonel hesaplar yapabilme kapasiteleri, öncesinde çevre tarafından birey olarak tanınmış olmalarını gerektirir.
  • Fransa’da 2005 yılının sonunda üç hafta süren banliyö ayaklanmaları ve birçok açıdan 2011 yazında İngiltere’de yaşanan ayaklanmalar tam da bu sorunla ilgilidir. Fransa’nın büyük şehirlerinin banliyölerinde yaşayan, büyük çoğunluğu işsiz, Sahra Altı Afrika ve Mağrip kökenli olan gençler arabaları ve kamu mallarını ateşe vermişler ve polisle sert çatışmalara girmişlerdir. Olaylar İslam’ın ve kontrolsüz göçlerin üzerine atılmış olsa da, aslında sömürgecilik ve yeni sömürgeciliğin ürünüdür. Irksal olarak damgalanmaları, işe başvurmaları sırasında yaşadıkları ayrımcılıkta açıkça görülür.
  • 2009 yılında Ernst Bloch Ödülü madalyası ile ödüllendirilmiş olan ABD/Türk filozof Seyla Benhabib (1950-), uluslararası hukukun kaynağını devletlerin egemenliğinden aldığını; son senelerde uluslararası hükümet kurumları ve sivil toplum örgütlerinin sayısında artış olduğunu; göç hareketlerinin yoğunlaştığını; bu hukuki ve siyasi küreselleşmenin artık kozmopolit normlar gerektirdiğini savunmaktadır.
  • 11 Eylül 2001’den başlayarak ABD, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerde dahi, Müslüman göçmenler ve yerleşimciler, siyasi soruşturmalara ve güvenlik soruşturmalarına maruz kaldılar.
  • 2003 yılına gelindiğinde Batı Avrupa’da 15 milyonun üzerinde Müslüman yaşamaktaydı. Bu sayı, bölgenin toplam nüfusunun yaklaşık %4’ü; Finlandiya, Danimarka ve İrlanda’nın toplam nüfusundan daha fazla idi.
  • Çinli muhalif sanatçı ve aktivist Ai Weiwei ve Hint asıllı Britanyalı sanatçı Anish Kapoor, 2015’te Avrupa’da yaşanan sığınmacı krizi ile ilgili sığınmacıların durumlarına ve yaşamsal haklarına dikkat çekmek için omuzlarında sığınmacıları temsilen battaniyeler taşıyarak ve mültecilerin kat ettikleri mesafeyi sembolik biçimde dile getirmek üzere Londra’da yürüyüş yaptı. Ai Weiwei, Kopenhag’daki sergisini, Danimarka hükumetinin mültecilerin değerli eşyalarına el koymasını öngören yasa tasarısının onaylanması üzerine kapatmıştı.
  • İslam’a dair tematikler kamusal sanatta yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. 2007 yılında Kopenhag’ın sembolü Denizkızı heykeline kara çarşaf giydirildi. Bu suretle heykel, yabancı bir dinin boyunduruğuna girmiş bir kurban gibi gösterilmekteydi. Bu anonim eylemle, “ülkenin İslamlaştırılması tehdidi”ne dikkat çekilmek isteniyordu. Yine Kopenhag’da, başında geleneksel örtüsüyle Danimarkalı bir kadını temsil eden Balıkçının Karısı heykelinin yanında, başında İslami başörtüsü ile fotoğraf çektirten bir milletvekili ve göç uzmanı, iki örtü arasında bir aşinalık kurmak istemiştir. Danimarka Çağdaş Sanatı’nda tanınmış bir fotoğraf sanatçısı olan Trine Søndergaard (1972-), geleneksel örtü (strude) takmış kadın fotoğraflarından oluşan bir sergi açarak kimlikleri sorgulamak istediğini; Danimarkalı kadınların saygınlığın geleneksel işareti olarak taktığı örtü ışığında bakınca Müslüman kadınların örtüsü bir Ötekilik sembolü olmaktan çıkabilir, görsel sanat aracılığıyla, kültürlerarası bir aşinalık yaratmak mümkün olabilir diye düşündüğünü belirtmiştir.
  • Ai Weiwei, Suriyeli mültecilerin durumunu dünyaya duyurmak için Midilli Adası’nda performanslar düzenledi. Ai Weiwei, Nilüfer Demir’in çekmiş olduğu Aylan Kurdi fotoğrafı ile aynı pozu vererek mülteci dramına bir kez daha dikkat çekmek istedi. Aynı amaçla Berlin Konzerthaus’un cephesindeki beş kolonunu göçmenler tarafından kullanılmış 14 bin can yeleği ile kapladı (Şubat 2016).
Anadolu’dan Yansımalar (Su, Us, Yolculuklar), Ragıp Basmazölmez, 2001. Enstalasyon, ahşap bavul üzerine kumaş kaplama ve su sesi. Baksı Müzesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Anadolu’dan Yansımalar (Su, Us, Yolculuklar), Ragıp Basmazölmez, 2001.
Enstalasyon, ahşap bavul üzerine kumaş kaplama ve su sesi.
Baksı Müzesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kendisine “gelecek arkeoloğu” denilen, sosyo-kültürel trendlerin gelişimini inceleyen Lidewij Edelkoort, bir başka kimlik daha tanımlıyor: sadece beğendikleri şeyleri paylaşıp, beğenmedikleri hakkında fikir beyan etmeyen, like jenerasyonu.
  • Hanif Kureishi, Son Söz adlı eserinde “önemsiz detaylar insanın asıl yapı taşıdır” diye yazmış.

 

Efkar Kırıkları, Hüsamettin Koçan, 2000. Hüsamettin Koçan şöyle diyor: “Oralı olmayanlar bir sınıra dayanıyorlar. Sahile gitmek aslında bir sınırla karşılaşmaktır. Öteki bizle yüz yüze gelmektir. Kıyıdaki için hep bir öteki yaka vardır. Onun için sınıra gelip dayanmak bir ötekiyle buluşmaktır. Oralı olmayan ve hepsi göçebe olanlar gelip o sınıra dayandıkları zaman aslında kendi sınırlılıklarını ve yabancılaşma durumlarının karşıtı olan bir psikolojiyle yaşıyorlar. İçimizdeki o yalnızlaşma ve yabancılaşma durumu.” Koçan, Zeynep Yasa Yaman, Baksı Kültür Sanat Vakfı

Efkar Kırıkları, Hüsamettin Koçan, 2000.
Hüsamettin Koçan şöyle diyor: “Oralı olmayanlar bir sınıra dayanıyorlar. Sahile gitmek aslında bir sınırla karşılaşmaktır. Öteki bizle yüz yüze gelmektir. Kıyıdaki için hep bir öteki yaka vardır. Onun için sınıra gelip dayanmak bir ötekiyle buluşmaktır. Oralı olmayan ve hepsi göçebe olanlar gelip o sınıra dayandıkları zaman aslında kendi sınırlılıklarını ve yabancılaşma durumlarının karşıtı olan bir psikolojiyle yaşıyorlar. İçimizdeki o yalnızlaşma ve yabancılaşma durumu.”
Koçan, Zeynep Yasa Yaman, Baksı Kültür Sanat Vakfı

 

Sanat ve Sanatçıya Dair

  • “Canlı bir at gördüğümüzde onun güzelliğinden çok, o atın resmindeki güzellikten etkileniriz. Çünkü onu yapan aklın güzelliğine hayranlık duyarız. Sanatçı, sanatsal taklit ile maddeye biçim verir ve ruhun duygularını maddede görünür kılar. Sanatçı, kendi duygularını çalıştığı maddeye işleyen kişidir..” Bizanslı akademisyen Manuel Chrysolaras (1350-1415).
  • Rus yazarını toplumun geri kalanından farklı ve daha asil biri olarak görmek, ona ayrıcalıklı bir konum vermek geleneğinin kökleri 19. yüzyıldaki Romantizm’in sanatçıyı yücelten tavrına dayanır. Bu tavır, belki deRusya’nın dünyanın geri kalanından yalıtılmışlığına bağlı olarak, Batı Avrupa’ya nazaran, daha uzun sürmüştür.

    Puşkin’in Peygamber (1820) adlı şiirindeki şairin ayrıcalıklı konumu teması, Rus kültüründe 1980’lere kadar devam etmiştir.

  • “Sanat, tuhaf mucizesiyle, bayağılığı, ruhun düşkünlüğünü törpüler. Ruhun yüceldiği bile olur.” Selim İleri, Hepsi Alev.

  • “Yazma deliliği, gerçek deliliğin panzehiridir.”
    “Sanatsever kişi, sanatçıların sıradan insanın lanetlenmesine yol açacak kusurlardan muaf tutulması gerektiğini bilir. Sanatçı, herkesin temsilcisidir, korkusuzca konuşan kişidir, ona teşekkür edilir ve o da bunun bedelini öder. Sömürgeciliğin bütün saçmalıklarını tek tek ortaya döken Forster; ortalığı koklayıp, bela ve ölüm arayan Graham Greene; hemen her şeyi gören ve gördüklerinden nefret eden Evelyn Waugh; farelere işkence eden ve ailesinin eşyalarını genelevlere bağışlayan Proust; karısının üzerine duvar örerek onu çocuklarından uzak tutan Dickens; yalancının teki olan Lilian Hellman; Simone de Beauvoir’ın genç fıstıklar ayarladığı Sartre; ikinci karısını bıçaklayan Mailer; aşıklarından ikisi intihar eden Ted Hughes….” Hanif Kureishi, Son Söz.
  • Goethe, ayaklarını sıcak suya sokup yazarmış.
  • Wagner, tütsü ve parfümlerle donatılmış bir odada, ipek sabahlığını giyerek beste yaparmış.
  • Haydn, beste yaparken tören peruğunu takarmış.
  • Nabokov, kürsünün başında dikilir, kitabını küçük not kağıtlarına yazarmış.