Etiket arşivi: şiddet

Şiddet 86| Sanat ve Şiddet 5

  • Auschwitz’den kurtulan Primo Levi, eserlerinde faşizmin yükselişini yalın bir dille yazar: Pervasız bir kamuoyu inşasını, toptancı propaganda makinesinin yoğun bir şekilde çalışmasını, bazı kesimlerin nefret objesine dönüştürülmesini…İlk kitabı Bunlar da mı İnsan (1947) adlı eserinde Nazi toplama kampları sisteminin niteliklerini, kamptaki tutsakları, tanık olduğu işkenceleri nesnel bir dille anlatmıştır. Daha sonra 1963 yılında Ateşkes’te kamplardan kurtuluşu, özgürlüğe kavuşmadan önce Sovyet kamplarında geçirilen süreyi işlemiştir. Toplama kampları deneyimini bir varoluş sorunsalı olarak irdelediği Boğulanlar, Kurtulanlar adlı eseri 1987’de yazdıktan birkaç ay sonra intihar etmiştir. Levi, rejim/devlet şiddetini yazıya döken Nobelli bir yazardır.
  • Çocukluğu, şiddete eğilimli ve geleneksel değerlere sıkı sıkıya bağlı aristokrat büyükannesi yanında geçen Japon yazar Yukio Mişima (1925-1970), ününün ve saygınlığının doruğundayken intiharla yaşamına son vermişti. Şiddet, Japonya’da sosyal idealleri desteklemeye, Japon değerlerini devam ettirmeye yönelik bir davranıştır.Mişima’nın neredeyse bütün yazdıklarında marazi bir hassasiyet vardır, şiddet teması işlenir, yok etme isteği ve tutkusu üzerinde durur. O kadar ki, intiharındaki müthiş şiddeti sanki daha önce yazmıştır, der Selim İleri. Kanlı bir dehşet öyküsünü çok soğukkanlı ve şiirsel anlatabilen bir yazardı. Vatanı için şehit olma düşüncesi, tüm eserlerinin ana temalarından biriydi. Vatanseverlik adlı eserinde ve Bereket Denizi dörtlemesinde (1965-1970) yozlaşan değerlere karşı intiharı savunmuştu. İç içe geçen cinsellik, ölüm, şiddet ve haz Mişima’nın tiyatro eserlerinde de karşımıza çıkar.

    Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda yenilmesi üzerine derin bir düş kırıklığına uğramıştır. Kurduğu Kalkan Derneği’nin amacı, kaybettiği emperyal gururu Japonya’ya yeniden kazandırmaktı.

    Kanlı bir ölümün, hastalıklarla geçen çocukluğundan beri Mişima’nın en büyük hayallerinden biri olduğu söylenmiştir. Törensel intihar, seppuku, samuray intiharına verilen addır. İntiharı Henry Miller ve Marguerite Yourcenar’ın kitaplarına konu olmuştur.

Delip Geçmek, Saburo Murakami, İkinci Gutai Sanat Sergisi, 1956. Fotoğraf: Artforum, Otsuji Kiyoji.

Delip Geçmek, Saburo Murakami, İkinci Gutai Sanat Sergisi, 1956.
Fotoğraf: Artforum, Otsuji Kiyoji.

  • İkinci Dünya Savaşı sonrası, savaşa reaksiyona odaklanan Japon Gutai Grubu, performansa dayalı Soyut Dışavurumcu eserler gerçekleştirmiştir. Malzemeye hayat vermek olarak tanımladıkları deneysel çalışmalar yapmışlardır. Gutai Grubu, yıkımın estetiğini bir sanat formu olarak belirlemiştir. Psikolojik rahatlama amacı da taşıyan boya kutularını tuvale fırlatmak, kağıt Japon paravanlarında delikler açmak, yırtmak değişim/dönüşüm arzusunu da yansıtmaktaydı.

 

 

 

Şiddet 85| Sanat ve Şiddet 4

  • Librettolarda da kadınlara geleneksel olarak yöneltilen eleştiriler yer alır. Figaro’nun Düğünü’nde, Dördüncü Perdede Figaro’nun Susanna kendisini Kont’la aldatıyor zannettiğinde sadece Susanna’ya değil, genel olarak kadınlara acımasız, yalancı, sadakatsiz gibi tanımlar ve hakaretler yöneltir. Mozart’ın Cosi Fan Tutte (1790), Bütün Kadınlar Yapar Bunu adlı operası için de sıkça mizojen yorumu yapılır.
  • Modern bir sanat biçimi olan polisiye de aynenantik trajediler gibi, Katharsis’e erişmeyi amaçlar. Erotizm de kötü itkileri yatıştırmaya uygundur.
  • Nilüfer Kuyaş, 19. yüzyıl edebiyatında anlatı biçiminin kaynağı iyinin kötüye karşı mücadelesi iken, 20. yüzyılda anlatı formunun kökeninin kötülükle nasıl yaşanabileceğine döndüğünü yazar.
  • Basım tarihi 1949 olan George Orwell’in 1984 adlı romanı polis devletinin şiddeti üzerinedir.
  • Doktor Jivago adlı roman ve yazarı Boris Pasternak, Soğuk Savaş’ın malzemelerinden biri haline gelmişlerdi. 1956 yılında SSCB’nin Rus edebiyatının büyük şairi Pasternak’ın tek romanı Doktor Jivago’yu ülkesinde yayımlatmasına izin vermemesi, ABD için eşi görülmemiş bir propaganda fırsatı yaratmıştı. Peter Finn ve Petra Couvée’nin eserin yayımlanmasında CIA’in oynadığı rolü gösteren belgelerden yola çıkarak hazırladıkları Jivago Vakası, CIA’in sanatı, edebiyatı nasıl kendi amaçları için kullandığını göstermesinin yanı sıra, yazarın eserini yayımlatma çabasını, yasaklanmış kitapların öyküsünü de anlatır. Yasaklanan eserler, sürgüne gönderilen yazarlar SSCB’de sık yaşanan durumlar olmuştur.
Eserlerinde devrimci ideallerle sert politik gerçeklikler arasındaki çelişkileri göstermeye çalışmış; Sovyetler Birliği’nde rejim/devlet şiddetinin çeşitli uygulamalarına maruz kalan (8 yıl bir kampta hapis cezası, normal hapishanede hapis, siyasal tutuklular için kurulan özel bir kampta 3 yıl tutulma, istenmeyen kişi ilan edilme, sürgün, ülke dışına çıkma yasağı, yazarlar birliğinden kovulma, vatandaşlığının iptali, sınır dışı edilme) yazar Aleksandr Soljenitsin (1918-2008). Fotoğraf: Nkfu

Eserlerinde devrimci ideallerle sert politik gerçeklikler arasındaki çelişkileri göstermeye çalışmış; Sovyetler Birliği’nde rejim/devlet şiddetinin çeşitli uygulamalarına maruz kalan (8 yıl bir kampta hapis cezası, normal hapishanede hapis, siyasal tutuklular için kurulan özel bir kampta 3 yıl tutulma, istenmeyen kişi ilan edilme, sürgün, ülke dışına çıkma yasağı, yazarlar birliğinden kovulma, vatandaşlığının iptali, sınır dışı edilme) yazar Aleksandr Soljenitsin (1918-2008).
Fotoğraf: Nkfu

  • Bazı pop müzik parçalarının sözleri kadın düşmanlığı içerir. Hayal kırıklığından doğan bir kültür olan Rap müziğinin sözlüğünde kadınlar, fahişe ve sürtük olarak geçer.
  • Hayatı reddeden, seksten nefret eden, alkolü sadece kayıtsızlık için kullanan Beat sendromunun en tanımlayıcı işaretlerinden biri, özellikle Kerouac ve Burroughs’un kitaplarında, kadını hakir görmektir.
  • Sineklerin Tanrısı adlı romanında yaşları 6-13 arasında değişen çocuklar tarafından gerçekleştirilen şiddet dolu olayları anlatan William Golding’e 1983 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nün verilmesi kamuoyunda rahatsızlık yaratmıştı.
  • Sanat yapıtlarında yer alan şiddet, insanın yıkıcılığının kültürel yapısını ortaya koyar. Antik kültürde sanat yapma edimi, sıradan insanlara sunulan bir şiddet gösterimi idi. Bu gelenek, bir kültürel miras olarak hem Doğu hem de Batı resminin tüm süreçlerinde kendini göstermiştir.

 

 

Şiddet 84| Sanat ve Şiddet 3

EDEBİYATTA KADIN KARAKTERLER

Boboli’nin bahçesinde Dante ve Beatrice, Raffaele Giannetti  (1832–1916), geç Pre-Raphaelite stili, 1877. Fotoğraf: Wikimedia Commons

Boboli’nin bahçesinde Dante ve Beatrice, Raffaele Giannetti (1832–1916), geç Pre-Raphaelite stili, 1877. Fotoğraf: Wikimedia Commons

 

  • Dante, iffetli ve dokunulmamış Beatrice modelini ortaya attı. Dokunulmamış, iffetli Beatrice modeli yüzyıllarca gururla varlığını sürdürdü. Rönesans, bilge kadını ortaya çıkardı ve bilge kadın, şiirle düzyazıya yöneldi. Dickens, çocuk eş modelini ortaya attı ve çocuk eşler çoğalmaya başladı. George Eliot bu modeli taklit etti. Sonra soylu kadın, saf eş, sadık anne modelleri ortaya çıktı. Kadınlar da kendilerini bu modellere uydurmaya çalıştı.
  • Flaubert, Yerleşik Düşünceler Sözlüğü adlı kitabında 19. yüzyılda burjuvaların sanatçıya ilişkin görüşünü aktardı: ”Sanatçılar: Hepsi soytarı. Bütün kadın sanatçılar ise sürtüktür.”
  • Victoryen Dönem’de (1837-1901) Shakespeare’in eserleri dildeki kabalıklarından ve cinsel sözcüklerinden arındırılarak, aileler için yeniden basıldı. Sansür, yazara, esere, edebiyata ve okura uygulanan şiddettir.
  • Aynı dönemde Charles Dickens (1812-1870), 15 romanının ve sayısız öykülerinin hiçbirinde etkileyici bir ergen kadın portresi çizmedi. Dönemin ideali çocuk kadına sadık kalarak sansürü içselleştirmiştir.
  • Viktoryen Dönem’in yarattığı hayranlık uyandıran asil ve özverili, eşinin iyiliği için kendini feda eden, onun için didinen kadın ideali Charlotte Brontë’nin (1816-1855) Jane Eyre ve George Eliot’un (1819-1880) Middlemarch adlı eserlerinde işlenmişti. Gerçekçi bir yazar olan ve psikolojik çözümlemenin öncüsü olarak kabul edilen Mary Anne Evans, kadın olduğunu gizlemek için George Eliot takma adı ile eserlerini yayımlamıştır: İçsel sansüre ve kadının toplumdaki yerine işaret eden bir başka uygulama.
  • Şehvet, tutku, aşk ve şiddet dolu duyguları içeren Uğultulu Tepeler adlı tek romanı ile Emily Brontë (1818-1848), skandala sebep olmuştu.
  • Fransız yazar Emile Zola (1840-1902) ise ergen kadınların canlı portrelerini erotik bir çekicilikle çizmiş, Toprak adlı romanı, İngiltere’de müstehcen olarak sınıflandırılmış, yasaklanmış ve yayımcısına hapis cezası verilmişti.
  • Edebiyattan kovulan erotizm ve cinsellik yeraltına inmiş, 1857 yılında bu tür yazına pornografi adı verilmişti: terim, fahişeler ve fahişelik üzerine yazılar anlamına geliyordu.
  • Guatemalalı Nobel ödüllü yazar Migel Angel Asturias (1899-1974), Mısır Adamları (1949) adlı eserinde Orta Amerika yerlilerinde kadının ezilişini, törelere göre yargılanışı ve cezalandırılışını anlatırken, bir yandan da kadının şeytana karışmış bir varlık olduğunu yazar. Sayın Başkan (1946) adlı eserinde ise bir rahibin ağzından şöyle der: “ Erkek gibi ata binerek erkekle eşit olduğuna mı inandın? Büyük bir günah bu… Efendimiz Tanrı, kadını kadın yarattığı için, kadın kadın olarak kalmalı ve Tanrılığa özenip düş yıkımına uğrayan şeytan gibi erkekliğe özenmemeli.” “Söz etmeye değmez. Korsesiz bir kadın…Ne bayağı olduğu belli…”
  • Büyülü Gerçekçilik’in babası sayılan Meksikalı yazar Juan Rulfo (1918-1986), ülkesinin kırsal kesimindeki şiddete dayalı, şiddetten kaynaklanan insan ilişkilerini kısa, kesik cümleler ve imgelerle dile getirmiştir. Eserlerinde (Kızgın Ova 1953 ve Pedro Paramo 1955), insanlar ölümün mırıltısıyla konuşurlar; ortam, ölümü yansıtır.
  • Ülkemizde 2005 yılında yayımlanan Gabriel Garcia Marquez’in Benim Hüzünlü Orospularım adlı eserinde orospu;

    Beyinsiz bir vücut olarak algılanan,
    Gel denildiğinde gelip, git denildiğinde giden,
    Kaderine karşı çıkmaktan aciz,
    Kendini para için boyun eğmek zorunda hisseden,
    Kendi cinsine ve vücuduna saygısını kaybetmek zorunda bırakılmış ve buna alıştırıldığı için hiçbir şeyi yadırgamayan kadın olarak betimleniyor.

 

 

 

Şiddet 82| Sanat ve Şiddet 1

Sanatı ve sanatçıyı aşağılama, kadına yönelik şiddetin sanata yansıması, devletin şiddeti, sansür uygulamaları, şiddetin sanatçılar üzerindeki etkisi, Doğu sanatına yapılan “Öteki” muamelesi;
edebiyatta, sinemada, sahne sanatlarında kendine sık sık yer bulan sadizm, mazoşizm, işkence, intihar ve öteki şiddet türleri konumuza dahildir.

Medea, çocuklarını öldürmeden önce, Pompei’de Castor’un Evi’ndeki fresk, MS 62-79. Günümüzde Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Medea Yunan mitolojisinde bir karakterdir. Euripides’in eserinde kocası tarafından aldatılan Medea, kocasından intikam almak için çocuklarını öldürür. Fotoğraf: Mythology

Medea, çocuklarını öldürmeden önce, Pompei’de Castor’un Evi’ndeki fresk, MS 62-79. Günümüzde Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.
Medea Yunan mitolojisinde bir karakterdir. Euripides’in eserinde kocası tarafından aldatılan Medea, kocasından intikam almak için çocuklarını öldürür.
Fotoğraf: Mythology

  • Antik trajedi, seyircileri, duyguları ve düşünceleriyle Kötü’nün karmaşasına çekerek, içlerindeki gerilimi boşaltmayı hedefledi: Böylece Katharsis’e, Aristo’nun MÖ 4. yüzyılda Poetica’da tarif ettiği duyusal arınmaya erişilecekti. Başkasına ciddi bir acı vermeden veya kendisi acı çekmeden Kötü’yü görüp geçebilmek hedeflenmişti.
  • Antik Yunan trajedilerinde erkek otoritesini sorgulayacak kadın karakterler de vardır.
  • Antik trajedi sahnede yeterince soylunun kanını dökerek halkın içindeki şiddet duygusu tatmin etmeye çalışmıştır. Aiskhylos’un MÖ 458 yılında yazdığı Oresteia Üçlemesi, izleyiciye şiddeti yaşatır. Euripides’in (MÖ 480-406) Medea ve Troialı Kadınlar adlı eserlerindeki şiddetin de dozu oldukça yüksektir.
  • Trubadurların saray aşkını konu alan şiirleri ile Batı kültüründe ilk kez kadın erkeğin kurtarıcısı ve tapılacak bir nesne oldu; kadınla erkek arasındaki aşk kavramı değişime uğradı; Hıristiyan ahlak kurallarına isyan edildi.
  • Dante Alighieri (1265-1321), Beatrice ile kadını bir insan varlığı, iyiliklerin ve güzelliklerin simgesi olarak ele aldı ve cinsellik içermeyen saf aşkı anlattı.
  • Aristophanes’in komedilerinden 1700 yıl sonra ilk kez bir kadın, Geoffrey Chaucer’ın (1342-1400) Canterbury Hikayeleri’nde Bathlı Kadın Alison adıyla güçlü ve zayıf yanlarıyla, Kilise’nin kadınları aşağılamasına karşı çıkan bir karakter olarak edebiyatta yer aldı.
  • William Shakespeare’in (1564-1616) eserlerinde kadınlar çoğu kez önemli bir oynar. Komedilerinde çok değişik kadın karakterler vardır. Ama trajedilerinde kadın başkarakter pek yoktur. Ama onların eserin kahramanı ile ilişkileri, Macbeth ve Marcus Antonius’ta olduğu gibi, çoğu kez bu kahramanların sonunu getirecek güçtedir. Hamlet’teki Ophelia için yazdığı bazı satırlar, yazın sanatının en ünlü kadın düşmanlığı dışavurumlarından biri sayılır (3. Perde, 1. Sahne). Bazı eserlerinde çok derinlerde yatan kadını aşağılama duygusunun varlığı sezilirken, kadın düşmanlığı ögesi Shakespeare’in trajedilerinde hiçbir zaman öncelikli olmamıştır. Kadınlar hakkında aşağılayıcı diyaloglara hiç yer vermeyen eserleri de vardır (Fırtına ve Kuş Masalı gibi). Huysuz Kadının Evcilleştirilmesi adlı eserinde erkeğin zaferi çok ikircikli bir zaferdir.

 

 

 

Şiddet 81| Kültür Mirasına Yönelik Şiddet 3

  • Bosna-Hersek‘in Mostar şehrinden geçen Neretva Nehri üzerinde bulunan, Boşnakların Stari Most dediği Mostar Köprüsü, Mimar Sinan‘ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından 1566 yılında inşa edilmişti. Yapılma amacı, Kanuni Sultan Süleyman’ın Slav kökenli Bosnalı vezirine teşekkürdü.
    Köprü şehrin farklı etnik mahallelerini birbirine bağlıyordu. Her yıl bir dalış yarışması düzenleniyor, Hırvat, Sırp ve Müslüman delikanlıları, köprüden nehre atlıyordu. Bu, herkesin etnik kimliğiyle katıldığı, karşılıklı birbirini kabul ettiği bir ritüeldi.
    Mostar Köprüsü 1993′te Boşnak-Hırvat Savaşı sırasında Hırvat güçleri tarafından fiziki olarak yıkıldı.
    Mostar Köprüsü’nün aslına uygun inşasına, UNESCO ve Dünya Bankası desteğiyle, 1997 yılında bir Türk firması tarafından başlandı. Yeni köprü Temmuz 2004’de açılmış, 2005 yılında Dünya Miras Listesine eklenmiştir.
    Köprü fiziki olarak yerine kondu ama simgeledikleri sonsuza kadar yok oldu.
    Mostar Köprüsü, savaşların dünya mirasına verdikleri zararın sadece bir örneğidir.
Allianoi’de hamamın ana salonunda bulunan, hasarsız ele geçirilen Afrodit heykeli, 2000 yıldır durduğu yerden alınarak Bergama Müzesi’ne götürüldü. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Bergama Müzesi 2001.

Allianoi’de hamamın ana salonunda bulunan, hasarsız ele geçirilen Afrodit heykeli, 2000 yıldır durduğu yerden alınarak Bergama Müzesi’ne götürüldü.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Bergama Müzesi 2001.

  • Bir de ekonomik nedenlerle (doğru ya da yanlış) verilen zararlar var. Bunlar genellikle hidroelektrik santrallere yer açmak için kesilen ağaçlar ve santrallerin sular altında bıraktığı yerlerle ilgili oluyor ve ülkemizin farklı bölgeleri için süregelen tartışmalara ve protesto gösterilerine neden oluyor.
  • Bunlardan biri olan Allianoi antik kenti ılıcası, devasa tünelleri, köprüleri, anıtsal çeşmesi, caddeleri, tabanı muhteşem mozaiklerle süslü mekanları ve 400’ü tıp aleti olmak üzere yaklaşık 1.600 kadar envanterlik, 10.000 civarında etütlük eseriyle sıra dışı bir kültür mirası idi. Allianoi, on bin metre karelik kullanım alanı ile Anadolu’da şimdiye kadar bilinen en büyük termal yapı ve bir Asklepios kült merkeziydi. Ayrıca, ısısı hiç değişmeyen, 42-47 derece, sıcaklıktaki suyu ile günümüzde bile kullanılabilecek denli iyi korunmuş bir merkezdi.
    Antik dünyanın günümüze ulaşmış en önemli sağlık ve tedavi merkezlerinden biri olan Allianoi’yu Yortanlı Barajı’nın suları altında kaybettik.
  • Kırklareli’ndeki 11 farklı yarasa türüne ev sahipliği yapan Koyunbaba ve Koruköy Mağaraları içlerinde yapılan kaçak kazılar ve yakında faaliyet gösteren taş ocakları yüzünden tehdit altında. Her biri günde 1500 böcek yiyerek tarıma ve insanlığa faydalı olan yarasalar zarar görüyor. Koruköy Kalesi’ne çok yakın olan taş ocağı kaleyi de tehdit ediyor. Aynı bölgedeki Karlık Mağarası da defineciler tarafından kazılarak tahrip edilmekte. Ülkemizde mağaralar da tehdit altında.
  • 2100 yıllık Kibele heykelinin bulunduğu Ordu’daki tarihi Kurul Kalesi’nin bitişiğindeki taş ocağı, mahkeme kararına rağmen genişleyerek kaya mezarlarını dinamit patlatarak yok etti. Ordu Müzesi ve Kurul Kalesi Bilimsel Kazı Başkanlığı’nın duruma sessiz kaldığı gazetelere yansıdı.
  • Ülkemizden kaçırılan tarihi eserlerin geri alınma çalışmaları uzun zamandan beri Kültür Bakanlığı’nın asli görevleri arasında. Geri kazanılan eserlerin haberleri basında yer alıyor.
  • İtalya’da kültür mirasının korunması için İtalyan Jandarma Komutanlığı’na bağlı faaliyet gösteren bir polis teşkilatı vardır. Türkiye’de de İçişleri Bakanlığı bünyesinde bir nevi kültür polisi teşkilatı kurulması düşünülüyor.
  • Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı on beş yıldır kültür mirasımız konusunda farkındalık yaratmaya çalışıyor, kültür mirasının korunmasına yönelik çalışmalar yürütüyor.