Etiket arşivi: Sicilya

Libya 34 Villa Silin 1

  • Leptis Magna gezimizi bitirdikten sonra Villa Silin’i gezdik. MS 2. yüzyıl yapısı olan bu villa gibi çevrede 50 Roma villasının kalıntısı varmış. O zamanlar Romalı zenginler burada ikinci bir ev yaptırırlarmış. Bu villayı özel izin ile gezmiştik.
20 odalı Villa Silin’in uzaktan görünümü. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

20 odalı Villa Silin’in uzaktan görünümü.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarındaki villanın terasları, bahçesindeki çiçek tarhlarının etrafı, odalarının yerleri ve bazı odaların duvarları mozaiklerle kaplıydı. Mozaik bezeme, Libya’da, Helenistik dönemden itibaren kullanılmış. Hadrianus ve Severus dönemlerinde kullanımı iyice yaygınlaşmış. Erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemi mozaiklerinde Hıristiyanlık simgeleri ile pagan simge ve efsaneler birlikte betimlenmiş. Sabratha, Leptis Magna, Tulmeyse, Cyrene, Apollonia ören yerleri ve müzelerde; Kasr Libya, Cemahiriye Müzesi gibi Villa Silin’de de mozaik sanatından örnekler gördük. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarındaki villanın terasları, bahçesindeki çiçek tarhlarının etrafı, odalarının yerleri ve bazı odaların duvarları mozaiklerle kaplıydı.
Mozaik bezeme, Libya’da, Helenistik dönemden itibaren kullanılmış. Hadrianus ve Severus dönemlerinde kullanımı iyice yaygınlaşmış. Erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemi mozaiklerinde Hıristiyanlık simgeleri ile pagan simge ve efsaneler birlikte betimlenmiş. Sabratha, Leptis Magna, Tulmeyse, Cyrene, Apollonia ören yerleri ve müzelerde; Kasr Libya, Cemahiriye Müzesi gibi Villa Silin’de de mozaik sanatından örnekler gördük.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Afrika mozaiklerinin belli özellikleri vardır.
  • Afrika mozaikleri  İtalya’daki, genellikle siyah beyaz tesseralardan oluşan, mozaik tablolardan MS 2. yüzyılın ikinci yarısından itibaren adım adım farklılaşmaya başladı. Çok renkli, konu ve stilde yaratıcı mozaikler üretildi. Çeşitli renklerde mermer, traverten, cam ve seramik tesseralar kullanıldı. Konuyu anlatma tarzı, perspektif, tasarım, geometrik formların mimariye uygulanışı Afrika’da farklılıklar gösterir. Afrika mozaiklerinin altın devrinin 4. yüzyıl olduğu kabul edilir.
  • Bazı temalar Roma Afrikası’nda çok sık tercih edilmiş, geometrik ve bitkisel motifler çok bol kullanılmıştır. Romalılar için Mısır verimli toprağın ülkesidir. Nil Nehri’nin ve kıyısındaki yerleşimlerin betimlemesi çok sık yapılmıştır.
  • Palmiye ağacının iki yanında resmedilmiş atlar sık işlenen konulardan biridir. Bu temanın tercih edilmesinde halkın at yarışlarına çok düşkün olmasının rol oynadığı düşünülüyor.
  • Hıristiyan Afrika’da mezar taşlarında da mozaik kullanılmıştır.
  • Mozaik tablolarda, Roma dönemi öncesi Afrika inançları ve günlük yaşamı da izler bırakmıştır.
  • Bazı uzmanlar, İslam ordularının kıtaya girmesi ile mozaik sanatçılarının Sicilya’ya geçtiğini, bu yüzden Afrika mozaik üretiminin 7. yüzyıldan sonra durduğunu öne sürerler. Oysa Tunus’taki Bardo Müzesi’nde İslam Dönemi mozaikleri bölümü vardır, Fatımi sarayında da geometrik desenli mozaik kullanılmış, Afrika’da mozaik üretimi 10. yüzyılda da devam etmiştir. Ancak bu üretimin sanatsal açıdan öncekilerle kıyaslanamayacağı düşünülüyor.
  • Afrika’daki mozaik üretimi Kartaca-İslam Ortaçağı arasındaki dönemde 15 asır devam etmiş, mozaik sanatçısı ve zanaatkarları en çok Kartaca şehrinden çıkmış, Afrikalı sanatçılar kendi stillerini tüm Akdeniz havzasına da yaymışlardır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 6 İtalyan İşgali

  • Libya’da İtalyan egemenliğine direniş Birinci Dünya Savaşı boyunca da sürdü. 1922 yılında faşistlerin başa geçmesiyle Libya’ya yönelik tam sömürgeleştirme politikası başlatıldı. Geleneksel olarak Senusilere bağlılığıyla tanınan Berka’da Senusi tarikatının şeyhi Ömer Muhtar’ın (1862-1931) öncülük ettiği 1923’te başlayan Senusi direnişi, 1931yılına kadar sürdü. Ömer Muhtar 1931’de İtalyanlara esir düştü ve asıldı. 1935 yılında, Libya’yı “İtalya’nın dördüncü sahili” olarak anan Benito Mussolini, Libya’ya İtalyan göçmenler yerleştirmeye başladı. 1939 yılına gelindiğinde Libya’ya yerleşen İtalyanlar nüfusun %18’ine ulaşmıştı.
  • İkinci Dünya Savaşı döneminde Kuzey Afrika’daki harekat (1941-43), İtalyan sömürgeciliğine ağır darbe indirdi. Berka üç kez el değiştirdi, İtalyan göçmenler ülkelerine döndü, şehir Libyalı milliyetçilerin denetimine girdi.
  • Sirte önce İtalyanların, sonra İngilizlerin, sonra Almanların, sonra yine İngilizlerin ve yine Almanların zafer ve hezimetlerini gördü.
  • Senusilere 1942 yılında bağımsızlık sözü vermiş olan İngilizlerin baskısıyla İtalyan vesayeti ve Sovyet mandası önerileri reddedildi. Birleşmiş Milletler Kasım 1949’da Libya’nın birleşik bir krallık olarak en geç 1952 yılı başında bağımsız olması kararını aldı. Libya’nın özgürlüğünün, BM oturumunda Haiti delegesinin unutkanlık eseri verdiği bir fazla oyla gerçekleştiği söylenir.
Libya, Araplık ve İslam uğruna cihat ettiği düşünülen Ömer Muhtar’ın İtalyanlar tarafından tutuklanışı. Çöl Aslanı Ömer Muhtar, 1981 ABD Libya ortak yapımı dramatik bir savaş filmidir. Özgün adı Lion of the Desert’ tır. Yapımcılığını ve yönetmenliğini Arap asıllı ABD'li sinemacı Mustafa Akkad'ın yaptığı, 1981 yılında gösterime giren Çöl Aslanı Ömer Muhtar adlı filmin önemli rollerinde Anthony Quinn, Oliver Reed, Irene Papas, Rod Steiger, John Gielgud ve Raf Vallone oynamışlardır. Fotoğraf: wikimedia.org

Libya, Araplık ve İslam uğruna cihat ettiği düşünülen Ömer Muhtar’ın İtalyanlar tarafından tutuklanışı.
Çöl Aslanı Ömer Muhtar, 1981 ABD Libya ortak yapımı dramatik bir savaş filmidir. Özgün adı Lion of the Desert’ tır.
Yapımcılığını ve yönetmenliğini Arap asıllı ABD’li sinemacı Mustafa Akkad‘ın yaptığı, 1981 yılında gösterime giren Çöl Aslanı Ömer Muhtar adlı filmin önemli rollerinde Anthony Quinn, Oliver Reed, Irene Papas, Rod Steiger, John Gielgud ve Raf Vallone oynamışlardır.
Fotoğraf: wikimedia.org

  • Federal bir devlet yapısına dayalı anayasa hazırlandı ve 1950 yılında Senusi tarikatının İngiliz yanlısı önderi Sidi Muhammed İdris kral oldu. Senusiye, ilke ve amaçlarından bütünüyle uzaklaştı.
  • Kral İdris’in Büyük Mağrip projesi vardı. Mağrip, kuzeybatı Afrika bölgesidir. Tarihte, Müslüman idaresi sırasında İber Yarımadası, Malta ve Sicilya’yı da içerirdi. Günümüzde Mağrip, dar manada Tunus, Cezayir, Fas ve Batı Sahra’yı içerir. Libya ve Moritanya’nın da bunlara eklenmesiyle Büyük Mağrip diye adlandırılabilecek bölge ortaya çıkar. Mağrip, Berberilerin en yoğun olarak yaşadığı ve Berberi kültürünün en yoğun şekilde görüldüğü bir bölgedir. Bölge aynı zamanda, Arap kültürünün bir alt bölgesi özelliği gösterir. Örneğin Mağrip ülkelerinin kuskusa dayanan ortak bir mutfak kültürü vardır. Buna karşın Mısır ve doğu Arap mutfakları pirince dayanır. Ortak kültürün özellikleri Malta gibi çevre ülkelerde de hissedilir. Mesela modern Malta dili, Arapça’nın Mağrip ülkelerinde konuşulan aksanını taşır.
  • Trablus bölgesi halkı kendi bölgeleri için merkezi bir idareyi tercih ediyordu. Berkalılar ise Trablus’ta kurulacak merkezi bir idareden çekiniyorlardı. Fizan bölgesi ise diğer bölgelerden ayrı olarak kendi egemenliğini korumak istiyordu. Krallık kurulduğunda ortaya çıkan durum, ilerici Trabluslular ile gerici Berkalılar arasında zaten mevcut olan ayrılık, yıllar sonra 2011 yılında başlayan iç savaşta da kendini gösterdi.

 

 

Bizans İmparatorluğu 133|Bizans’ta Kültür 1

  • Kültürel açıdan ilk Bizans dönemi  geç Antikçağ ve Justinyen klasisizmidir. Bu dönemde muhteşem dini şiir ortaya çıkmıştır (özellikle 527-641).
  • Bizans İmparatorluğu’ndaki ilk büyük kültürel kırılma İkonaklazm dönemidir (726-842).
  • İkonaklazm’ı 9.-11. yüzyıllar arasındaki Makedonya Hanedanı Rönesansı izler (920-1057).
  • Komnenos Hanedanı zamanında, entelektüel canlılık zayıflar ama Batı ile ve özellikle Venedik’le ilişkiler yoğunlaşır.
  • Latin İmparatorluğu’nun (1204-1261) çöküşüyle de son yükseliş olan Paleologos Hanedanı Rönesansı (1261-1453) gerçekleşir.
Bizans ansiklopedisi Suda 995 yılına aittir. Suda, Suidas adlı bir yazar tarafından yazılmış Antik Akdeniz dünyası ile ilgili bilgi veren dev bir ansiklopedidir. 30.000 tanım içeren ansiklopedik bir sözlüktür. Tanımlar kelimelerin kullanımını, kökenini ve tarihsel gelişimini filolojik olarak açıklar. Kimi kısımları günümüze ulaşmıştır. Fotoğraf: Ortaçağ, Umberto Eco, Alfa/Tarih, 2014.

Bizans ansiklopedisi Suda 995 yılına aittir. Suda, Suidas adlı bir yazar tarafından yazılmış Antik Akdeniz dünyası ile ilgili bilgi veren dev bir ansiklopedidir. 30.000 tanım içeren ansiklopedik bir sözlüktür. Tanımlar kelimelerin kullanımını, kökenini ve tarihsel gelişimini filolojik olarak açıklar. Kimi kısımları günümüze ulaşmıştır.
Fotoğraf: Ortaçağ, Umberto Eco, Alfa/Tarih, 2014.

  • 5.-6. yüzyıllarda Hıristiyanlık Helenizm ile arasındaki ideolojik karşıtlığı zorlukla da olsa aşar ve antik kültürün ifade şekillerini, edebi türlerini ve yapılarını benimser. Antik ve pagan kültür sık sık kınanırsa da, Antikçağ geleneği ile Hıristiyan geleneğinin bir araya geldiği bir kültür ortaya çıkar. Bu dönemde Antikçağ bilgi dağarcığı Hıristiyanlık ışığında yeniden tanımlanır.
  • Justinyen’in imparatorluğu iki dillidir. Erken Ortaçağ’da İtalya’da, Roma dünyasının ana özelliklerinden biri olan Yunan-Latin dil ve kültür birliğinin yok oluşuna tanık olunur; Ravenna’ya rağmen Yunanca kaybolmaya başlar ve bir tek Roma’da, 7. ve 8. yüzyıllarda İkonoklazm’dan dolayı Bizans’tan ayrılan Yunan ve Doğulu keşişlerin varlığı sayesinde Helenistik bir kültür ortamı oluşur. Birçok papa Yunan veya İtalyan-Yunan asıllıdır.
  • Yunancada söz anlamına gelen üç kelime vardır:
    Logos: bilimin sözü,
    Egos: ozanın sözü (epope, epik)
    Mitos: efsane, hikaye.
  • 9. yüzyılın ikinci yarısında ve 10. yüzyılda Roma’daki Yunan-Latin kültürel yapı zayıflarken Güney İtalya’da ve özellikle Sicilya’da Yunan kültürünün varlığı daha güçlü hale gelir ve bu bölgeler çok verimli bir edebi üretime sahne olur. Arap fethinden sonra bu kültür Calabria bölgesine geçer.
  • 7.-11. yüzyıllar arasında Batı’nın geri kalan kısmında Yunanca bilinmeye ve eski Yunan ilmine genel anlamda saygı beslenmeye devam edilir. Ancak kiliseler arasında 1054’te oluşan kopuşla Yunanlara karşı genel bir güvensizlik duygusu hakim olur.
  • Bizanslılar arasında Latince sadece pratik nedenlerle öğrenilirdi ve sadece Patristik edebiyat tercüme edilirdi.
  • Bizans kültürü, özellikle 10. yüzyılda ilmi derlemeler ve ansiklopedi yazarlığında görüldüğü üzere, muhafaza etme, inceleme ve düzenleme tutumu sergiler.
Madrid Skilicis'te İmparator I. Yannis Çimiskes (969 – 976) ile Kiev Büyük Knezi I. Svyatoslav  (942 -972) arasındaki  toplantı. Madrid Skilicis,  İoannis Skilicis'in yazdığı, 811-1057 yılları arası tarihi konu eden Tarihin Özeti adlı elyazmasıdır. Madrid Skilicis, 12. yüzyılda Sicilya'da üretilmiştir ve şu anda Madrid Ulusal Kütüphane’de muhafaza edilmektedir. Bu eser Skyllitzes Matritensis olarak da bilinir. Eser, bu yazarın günümüze ulaşan resimli tek el yazmasıdır ve 574 minyatür içerir. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Madrid Skilicis‘te İmparator I. Yannis Çimiskes (969 – 976) ile Kiev Büyük Knezi I. Svyatoslav (942 -972) arasındaki toplantı.
Madrid Skilicis, İoannis Skilicis’in yazdığı, 811-1057 yılları arası tarihi konu eden Tarihin Özeti adlı elyazmasıdır. Madrid Skilicis, 12. yüzyılda Sicilya’da üretilmiştir ve şu anda Madrid Ulusal Kütüphane’de muhafaza edilmektedir. Bu eser Skyllitzes Matritensis olarak da bilinir. Eser, bu yazarın günümüze ulaşan resimli tek el yazmasıdır ve 574 minyatür içerir.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

  • Makedonya Hanedanı döneminde edebi metinlerde büyük harfli yazıdan küçük harfli yazıya geçilir, kelimeler ayrı yazılır; Aristophane dile ayırt edici aksan ve noktalama işaretlerini ilave eder. Homeros’un notlarını içeren, ilk eksiksiz elyazması 10. yüzyılda yapılır.
  • Yüksek edebiyat için üstün dil sayılan Attika lehçesi, diğer edebiyat ve ifade şekilleri için ise dilin çeşitli düzeyleri kullanılır. Bizans edebi kültüründe farklı edebi türlere bağlı olarak dilin ve üslubun farklı düzeylerinden söz etmek gerekir.
  • Bizans’ın nesir üretimi de çok zengindir: Teolojik doktrinci ve çileci edebiyat,hem halkın hem de daha kültürlü sınıfların ilgisini çekenazizlerin yaşam öyküleri, retorik ve tarih yazımı, biyografi , teknik-bilimsel nesir (matematik, tıp, astronomi) üretimi gibi.
  • Justinyen dönemindeki ünlü tarihçi Prokopius (500-565), sonra gelen Agathias (530-582) ve sayısız tarih yazarı söz konusudur.
  • Edebi açıdan Komnenos Dönemi, babasını konu alan Alexiad adlı epik şiirin yazarı Anna Komnena (1083-1150) sayesinde bilinir. Komnenos dönemi ile Batı ile ilişkiler yoğunlaşmaya başlar ve entelektüel alış veriş sürekli hale gelir. Erken Ortaçağ’da görülen Batı ile verimli diyalog tekrar başlar. Yunanca metinlerin Latinceye, Latince metinlerin Yunancaya tercümesi yoğun bir şekilde başlar.
  • 12. yüzyılda üst sınıf erotik yazım, hem nesir hem manzum olarak rağbet görür.
  • Bizans aristokrasisi üzerinde Batı’nın etkili olması ile şövalye edebiyatı işlenmeye başlamıştır.
  • 13. yüzyılda Güney İtalya’da Yunan kültürü yeniden doruğa çıkar, büyük klasik yazarların metinleri kopyalanır.
  • Paleologos Hanedanı döneminde Bizans İmparatorluğu’nun elinde sadece Konstantinopolis şehri kalmıştır. Haçlı işgali ile imparator prestijini kaybetmiştir. Latin dünyası baş düşmandır.
  • Katolik Avrupa’nın temsil ettiği Latin barbarlığına karşı Antikçağa dönüşün aracı olarak, Helenizm’in gözde olması ile tasvire canlılık kazandıran, donukluktan uzak yeni bir ifade getiren yazma geleneğine dönüşten söz edilebilir. Böylece, Antikçağı kaynak alan hümanist bir akım, entelektüel bir Rönesans’ın mayasını oluşturmuştur, denir. Bu akım, Antikçağ metinlerinin araştırılmasına yeniden canlılık kazandırmış, o dönemin anıtlarına ve sanat yapıtlarına duyduğu hayranlığı dile getirmiştir.
  • Paleologos Rönesansı resim sanatının en güzel örnekleri Aya Sofya, Khora ve Pammakaristos manastırlarının duvarlarını süsler.
  • Konstantin Lips Manastırı’ndaki Paleologos dönemi süslemeleri duvarlarda nakış gibi işlenmiştir. Her sıradaki motif farklıdır. Zikzak, ağ, balıksırtı, meander (geometrik kıvrımlar yapan şerit biçiminde süsleme), gamalı haç, S motifi, düz ve ters üçgen, yürek nişi, fırıldak kullanılan motiflerdir.
  • Panagia Muhliotissa Kilisesi/Kızıl Kilise/Kanlı Kilise büyük olasılıkla daha erken dönemde yapılmış olan bir kilisenin üzerine VIII. Mikail Paleologos’un kızı Maria Paleologina tarafından 1282’lerde yaptırılmıştır. Kilise dört yapraklı yonca planlıdır. Bu plan tipinin şehirde başka örneği yoktur. Heybeliada’daki Panagia Kamariotissa Kilisesi de bu planı yansıtır.
  • Paleologos dönemi resmi, aynı dönemdeki Batı resminin yöneldiği natüralizmden uzaktır. Khora mozaiklerinde göze çarpan canlılık, birkaç yıl sonra alışılmış tasvirlere geri dönülmesiyle donmuştur.

 

Özbekistan Gezisi 47 Özbek Yemekleri

  • Pamuk yağı yemek pişirmekte kullanılıyor. Dolayısıyla yemekler biraz ağır oluyor.
  • Özbek pilavı en ünlü yemekleri. Gerçekten çok lezzetli. Pirincin az bulunduğu zamanlarda bayram yemeğine dönüşüyor.
  • Eski Yunanlar pirinci Büyük İskender’in Hindistan’a düzenlediği seferden sonra tanıdılar.
  • Romalılar pirinç ile yapılan yemeklere düşkün değillerdi.
  • Bizans ve Girit metinlerinde pirincin ilk kez tatlı yapımında kullanıldığı yazılı.
  • Pirinç, Ortadoğu’ya Moğol istilasıyla geldi. 13.-15. yüzyıl arasında bölgeyi istila eden Moğollar pirinci Çin’den getirdiler. Böylece pirinç Safevi Sarayı’nda ve aristokrasisinde moda oldu. 16. yüzyıl başında Safevi mutfağında çok çeşitli pirinç pişirme teknikleri geliştirildi ve bugün anlaşıldığı biçimiyle pilav Safevi Sarayında yaratıldı. Osmanlıların pirinç-pilav kültürü ayrı bir gelişim çizgisi izledi. Bu farklılıklar bugün de devam ediyor. İranlıların yöntemine süzme denir. Pirinci haşlayıp süzerler, yağ ilave ederler. Osmanlılar’da en sık kullanılan yöntem, pirincin suyunu çekinceye kadar tuzlu suda pişirip  yağ dökülmesi idi.
  • Pilavın asıl yurdu Çin’dir. Pilav bugünkü Türkmenistan’da mükemmelleştirilmiştir. İranlılar 4. yüzyıldan beri pirinci tanıyor olmalarına karşın ancak 17. yüzyılda bizde olduğu gibi törensel biçimde sunmaya başlamışlardır. Evliya Çelebi Bitlis’te konuk edildiği paşanın evinde 14 çeşit pilav sunulduğundan söz eder. Pilav, Osmanlı yemek kültüründe özel itibarı olan bir yiyecek olduğundan pilav yemek ve yedirmek, ayrı bir anlam taşırdı. Saray mutfağında üç ayda bir ulufelerini almaya gelen beş bine yakın yeniçeriye çorba, pilav ve zerde pişirilir, mutfağın önündeki avluda sunulurdu. Bu yemek listesi hiç değişmemiştir.
  • Sicilya, İspanya ve Fransa’ya pirinç tarihte ilk kez Araplar tarafından ulaştırılmıştır. Batılıların 15. yüzyılda ilaç niyetine kullandıkları, Osmanlı ordusunun temel besin maddesi olan Asyalı pirinç, en geç 14. yüzyıl itibariyle Türkler tarafından Anadolu’ya tanıştırılmıştı. Avrupalılar, pirinç pilavına Türk pirinci diyorlardı.
Özbekistan gezimizde pek çok kez evlerde ağırlandık. Hepsinde çok sıcak karşılandık. Tüm ikramlar çok lezzetliydi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Özbekistan gezimizde pek çok kez evlerde ağırlandık. Hepsinde çok sıcak karşılandık. Tüm ikramlar çok lezzetliydi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ünlü Özbek pilavından başka norin denen, at etli erişte ve şaşlık da gözde Özbek ana yemeklerinden.
  • Sürekli yinelenen ve her seferinde saatlerce süren çay ikramı bir Özbek adetidir. Eski zamanlarda içilen çayın tuzlu ve yağlı olduğunu okudum. Bu çaya Özbekler Kalmuk çayı derlermiş. Bu çaydan Tibet’te içmiştim, Tibet’te en makbul çay günümüzde de yak yağlı ve tuzludur. Zaten Kalmuklar da Budizm’in Lama koluna bağlı Türklerdir. Ama Özbekistan’da ben bu çaya rastlamadım. Bugün tuzlu çay içme adetine Kırgızlar ve Kazaklarda da rastlanmaktadır.
  • Domuz, tavşan, hindi ve güvercin eti yenmiyor. Koyun ve deve eti tüketiliyor. Çarşıda eskiden kervanlar için büyük miktarda kurutulmuş et satılırmış. Balık tutuluyor, av hayvanları üst sınıflara ayrılıyordu.
  • Boza (buza), bilinen en eski Türk içeceklerinden biridir. Darı irmiği, su ve şekerden üretilir. Günümüzde de eski Osmanlı coğrafyası ile Orta Asya coğrafyasının bazı kısımlarında yapılıp tüketilir. Balkan coğrafyasında da tüketilen bir içecektir.
  • Timur’un yaptığı bir şölende ateşte çevrilmiş veya sosla pişirilmiş at ve koyun eti parçalarının büyük deri tepsilerde sunulduğunu biliyoruz. Beyazlar giymiş, deri manşetler takmış görevlilerin etleri altın, gümüş, porselen veya pişmiş topraktan kaplarla servis ettiğini; aşçıların bunların üzerine tuzlanmış et suyu döküp, dörde katlanmış yufkalarla kapladığını elçilerin hatıratından öğreniyoruz. Etin ardından koyun etinden yapılmış köfteler ve yanında pilav sunulduğunu; sakilerin altın veya gümüş ibriklerle şeker katılmış kısrak sütü, kımız, dağıttığını; en son kavun, şeftali ve üzüm ikram edildiğini aynı kaynaktan öğreniyoruz. Ayrıca aynı şölende Timur’un Kastilyalı elçileri Çin elçilerinden daha yüksek bir yere oturtarak Çin hükümdarına hakaret ettiğini; hazırlanan yemek kaplarının önce Timur’un önüne getirildiğini; Timur’un onurlandırmak istediği kişilere en iyi parçaları yolladığını da öğreniyoruz.
  • Tarikatlar köylerde müritlerle dini ayin yapmak ve/veya topluca yemek yemek üzere buluştuğu mekanlara sahip.
Fotoğraf: www.jaleninmutfagi.com

Fotoğraf: www.jaleninmutfagi.com

Bazılarına göre Özbek Pilavı, bazılarına göre Türkistan Pilavı tarifini paylaşmak istiyoruz. Tarif, Sahrap Soysal’a aittir.

300 gr küçük doğranmış kuşbaşı kuzu eti
3 yemek kaşığı zeytinyağı
2 su bardağı (300 gr) pirinç
1 adet büyük kuru soğan
2 adet orta boy havuç
30-40 gr tereyağı
3 su bardağı sıcak et suyu
1 çay kaşığı tuz, karabiber

 

Pirinci derin bir kapta 5 su bardağı kaynar suyla 30 dakika ıslatın.

Zeytinyağını kızdırın, ince doğranmış soğanı 1-2 dakika kavurun. Eti ilave edin, 5 dakika soğanlarla beraber kavurun.

Etlerin üzerini iki parmak aşacak şekilde sıcak su ekleyin ve kaynatın. Ardından kısık ateşte, etler pişinceye kadar, yaklaşık 20-25 dakika pişirin.

Ayrı bir kapta tereyağını eritin. Pirinci yıkayıp süzün. Havucu rendeleyin. Havucu ve pirinci kızgın yağda 2-3 dakika kavurun. Tuz ve karabiberi ilave edin. 4-5 dakika daha kavurun.

Pişen etleri ve suyundan 3 bardak kadarını pilav tenceresine aktarıp karıştırın, kapağı kapatın. Pilavı orta ateşte pişmeye bırakın.

Pilav suyunu çekince ocağın altını kapatıp 30 dakika dinlendirin.

Özbek pilavının tavuklusu da yapılabiliyor.

Afiyet Olsun.

 

Bizans İmparatorluğu 89| Dördüncü Haçlı Seferi ve Konstantinopolis’te Latin Krallığı 5

Kutsal Emanetler

Çocukların ve denizcilerin koruyucusu olduğuna inanılan Demre Piskoposu Aziz Nicolas (Noel Baba) Patara doğumludur. Na’şı, 6. yüzyılda din adamlarını bir araya getiren Sinod’un toplanmasıyla ünlenen ve kutsal bir mekan haline gelen Anadolu’da Myra’da muhafaza edilirdi. 1087 yılında Barili denizciler tarafından buradan alınıp doğum yeri olduğu iddia edilen Bari’ye götürülmüştür. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çocukların ve denizcilerin koruyucusu olduğuna inanılan Demre Piskoposu Aziz Nicolas (Noel Baba) Patara doğumludur. Na’şı, 6. yüzyılda din adamlarını bir araya getiren Sinod’un toplanmasıyla ünlenen ve kutsal bir mekan haline gelen Anadolu’da Myra’da muhafaza edilirdi. 1087 yılında Barili denizciler tarafından buradan alınıp doğum yeri olduğu iddia edilen Bari’ye götürülmüştür.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Azize Helena tarafından Kudüs’te keşfedildiğine inanılan Gerçek Haç, 7. yüzyılda İranlıların eline geçer. Bizans İmparatoru Herakleios (575?-641) tarafından geri alınır. 1187’de, Selahaddin Eyyubi’ye karşı savaşın kazanılmasını sağlaması için Haçlılar tarafından Hattin savaş alanına taşınır ama savaş kaybedilir, Haç da kaybedilir. Ancak sonraki yüzyılda bulunmuş olan sayısız parça günümüzde çeşitli kiliselerde muhafaza edilmektedir.
Aziz öldüğünde yapılan, en eskisi 529 yılına tarihlenen, birçok yapı evresi bulunan Demre’deki (Antalya) Aziz Nicolas Kilisesi’nin orijinali depremde yıkılmış, yerine daha büyük, belki de bazilika tipinde bir kilise yapılmıştır. Bu yapı üç neflidir. Sonradan bir nef daha eklenmiştir. Kilise, azizin yaşamını anlatan, 11.-12. yüzyıllara tarihlenen fresklerle bezelidir. 808 ve 1034 yıllarında Araplar tarafından yapılan tahribat, 1043 yılında IX. Konstantin Monomakhos ve eşi Zoe devrinde onarılmıştır. 12. yüzyılda yapıya ilaveler yapılmış, kilise tekrar onarılmıştır. Mimarisindeki en büyük değişiklik Ruslar tarafından yaptırılan onarımda meydana gelmiştir. Orijinal yapıya uymadığı hemen göze çarpan kubbelerin 1885’teki onarımda eklendiği kilise duvarındaki Rusça yazıtta anlatılmaktadır. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle Myra ve Noel Baba ören yerlerinde kazı ve restorasyon çalışmaları 2015 itibarıyla devam etmektedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aziz öldüğünde yapılan, en eskisi 529 yılına tarihlenen, birçok yapı evresi bulunan Demre’deki (Antalya) Aziz Nicolas Kilisesi’nin orijinali depremde yıkılmış, yerine daha büyük, belki de bazilika tipinde bir kilise yapılmıştır. Bu yapı üç neflidir. Sonradan bir nef daha eklenmiştir. Kilise, azizin yaşamını anlatan, 11.-12. yüzyıllara tarihlenen fresklerle bezelidir.
808 ve 1034 yıllarında Araplar tarafından yapılan tahribat, 1043 yılında IX. Konstantin Monomakhos ve eşi Zoe devrinde onarılmıştır. 12. yüzyılda yapıya ilaveler yapılmış, kilise tekrar onarılmıştır. Mimarisindeki en büyük değişiklik Ruslar tarafından yaptırılan onarımda meydana gelmiştir. Orijinal yapıya uymadığı hemen göze çarpan kubbelerin 1885’teki onarımda eklendiği kilise duvarındaki Rusça yazıtta anlatılmaktadır. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle Myra ve Noel Baba ören yerlerinde kazı ve restorasyon çalışmaları 2015 itibarıyla devam etmektedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • İsa’nın haçına takılı olan üç çivinin (eller için iki, bir arada çivilenmiş ayaklar için bir) Helena tarafından İmparator Konstantin’e verildiğine inanılır. Efsaneye göre bir tanesi imparatorun savaş miğferine takılır, diğerinden atı için gem yapılır, üçüncü çivinin ise Roma’da Santa Croce in Gerusalemme Kilisesi’nde muhafaza edildiğine inanılır. Kutsal Gem, Milano Kilisesi’ndedir ve yılda iki kez cemaate gösterilir. Miğfere takılmış olan çivinin ne olduğu bilinmemektedir. Bir inanışa göre Monza Kilisesi’nde muhafaza edilen Demir Taç’ın içindedir.
  • Uzun süre Konstantinopolis’te muhafaza edilmiş olan Dikenli Taç, sonradan Fransa Kralı IX. Louis’ye verilmiş ve onun tarafından Paris’te yaptırılan Sainte Chapelle’e konmuştur. Başlangıçta düzinelerce dikenden oluşuyordu, ama bu dikenler yüzyıllar boyu çeşitli kilise, kutsal mekan ve seçkin insanlara dağıtıldığı için günümüze sadece kask şeklinde iç içe geçmiş dalları kalmıştır.
Aziz Nicolas, Sicilya, İtalya, Napoli, Bari, Freiburg, New York gibi yerlerin koruyucu azizi olarak kabul edilmektedir. Yortu günü 6 Aralık’tır. Aziz Nicolas Kilisesi’nin içi, Demre, Antalya. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aziz Nicolas, Sicilya, İtalya, Napoli, Bari, Freiburg, New York gibi yerlerin koruyucu azizi olarak kabul edilmektedir. Yortu günü 6 Aralık’tır.
Aziz Nicolas Kilisesi’nin içi, Demre, Antalya.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Dördüncü Haçlı Seferi’nden sonra Konstantinopolis’ten alınarak çeşitli yerlere dağılan kutsal emanetler arasında Meryem Ana’nın mantosu, İsa’nın sandaletleri, Vaftizci Yahya’nın giysisi, bazı dini belgeleri imzalamak için kullanılan İsa’nın kanını içeren bir küçük şişe, İncil’de anlatılan İsa ile Samiriyeli öyküsünün önünde gerçekleştiği kuyunun korkuluğu, ölümünden sonra İsa’nın bedeninin konduğu kaya, Süleyman’ın tahtı, Musa’nın asası, Herod’un öldürttüğü masum çocukların naaşları, İsa’nın Kudüs’e girerken bindiği eşeğin dışkısından bir parça, Bakire Odigitria’nın İncil yazarı Aziz Luka tarafından yapıldığına inanılan ikonası, insan eli tarafından yapılmadıkları için mucizevi sayılan ikonalar (acheropitas), üzerinde İsa’nın yüz hatları olan kumaş parçası (Mandilion) olduğuna inanılır. Eskiden Edessa’da (Urfa) muhafaza edilen Mandilion’un surlarda sergilendiği zaman şehri yenilmez kıldığına inanılırdı.
  • Önceleri Antakya’da bulunduğuna inanılan Aziz Marco’nun na’şı sonradan Venedik’e götürülmüştür.

(Bu bölüm tamamen Umberto Eco’nun Düşman Yaratmak kitabından alınmıştır.)

Aziz Nicolas Kilisesi’nin içi, Demre, Antalya. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aziz Nicolas Kilisesi’nin içi, Demre, Antalya.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu