Etiket arşivi: seramik

Sanat – Tanıtım Sektörü İlişkisi

ABD’li sanat eleştirmeni, profesör ve günümüz estetik teorisinin önemli isimlerinden Arthur C. Danto’ya (1924-2013) göre sanat ile tanıtım sektörü arasında üç ana ilişki bulunur:

Henri de Toulouse-Lautrec (1864-1901), üslubunu reklamlarda görsel heyecan uyandırmak için kullanan sanatçıların başında gelir. Afişler, davetiyeler, menü kartları yapmıştır.

1890’lar, üst sanatla uygulamalı sanat arasındaki sınırın şeffaflaştığı yıllardı. O yıllarda sanatın mobilya, kumaş, seramik, demir, grafik tasarım ve cam işçiliği alanında uygulanmasına imkan verilen bir dönem başladı. Sanat galerileri o yıllarda kapılarını mobilyaya açtı. Oysa daha önce mobilya ikincil bir sanat olarak kabul ediliyordu. Andy Warhol (1928-1987), I. Miller ayakkabıları için tasarımlar yapmıştı.

İnsanların aşina olduğu üst sanat eserlerini kullanarak hedef kitlenin zihninde, tanıtılan/sunulan ürüne dair belirli bir takım yargılar oluşturulmak istenir. Ürüne, eserin sanatsal itibarını ödünç vermek amaçlanır. Tanıttıkları ürünü modernlik fikri ile ilişkilendirmek isteyen üreticiler ve reklamcılar o dönemin sanatçılarına başvurmuştur. Ürün ile eser arasında hiçbir doğrudan bağlantı olmaması ilişkinin en can alıcı noktasıdır.

Sanat eserleri daha üretilirken herhangi bir sanatsal amaca hizmet etmeyen tanıtıma ilişkin unsurlardan yararlanır. Brillo kutularını tasarlayan James Harvey idi. Warhol 1964 yılında kutuyu kullandı. Warhol, sanat olmayan bir şeyi sanat haline getirdi. Warhol, Varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden Alman filozof Martin Heidegger’in (1889-1976) el altında olan kategorisindeki bir şeyi sanata; aracı manaya dönüştürdü. Sanatçı, sanatsal açıdan önemsiz olan şeylerin de insan için önemli olduğunu öngördü. Danto sanatçının başarısını sanatsal bir atılımdan ziyade bir kültür devrimi olarak değerlendirir. Pop kültürünün mesajı “sanat her yerdedir.”

Posterlerle Peyzaj, Pablo Picasso, 1912. Picasso, popüler bir küp bulyon markasının kolaylıkla akılda kalıcı KUB logosunu kolajında kullanır. Fotoğraf: Walker Blogs - Walker Art Center

Posterlerle Peyzaj, Pablo Picasso, 1912.
Picasso, popüler bir küp bulyon markasının kolaylıkla akılda kalıcı KUB logosunu kolajında kullanır.
Fotoğraf: Walker Blogs – Walker Art Center

Süslenmeye Dair 1

  • Japonya’nın Hokkaido Adası, Kuril Adaları ve Sahalin’in yerlisi Ainu kavmi, ağaç kabuğundan kumaş dokurdu. Erkekler körpe ağaçlardan kabuk toplar, bunları suyun içinde yumuşatır, liflerini ayırır ve güneşte kuruturlar, kadınlar da bu liflerden kumaş dokurlardı.
  • Meksika’daki Mayalar, pamuktan dokunmuş ve boyanmış elbiseler giyerlerdi. Başlık gibi süs eşyaları ise ağaç kabuklarının yumuşatılmış liflerinden yapılırdı.
  • Meksikalı kadınlar eski devirlerde de üçgen biçiminde, bazen püsküllerle süslenmiş şallar kullanırlardı.
  • Eski Mısır’da papirüsten yapılma sandaletler yaygındı. Sadece zenginler deri sandalet yaptırabilirlerdi.
  • Kore’deki eski Silla Krallığı’nın (MS 5-6. yüzyıllar) başkentinin yakınında yapılan kazılarda altından yapılma pek çok nesnenin yanında altın ayakkabılar da bulunmuştur.
  • Eski Mısırlı erkek ve kadınlar iç çamaşır olarak peştamal kullanırlardı.
  • Antik Yunanlar daha çok keten ve yünden yapılma giysiler giyerlerdi.
  • 16. yüzyılda bir Llolard’ın (Anglo-Sakson gezici derviş) yazdıklarından, zengin kadınların kol kenarlarına ipek şeritler dikilmiş tunikler ve kırmızı deri ayakkabılar giyip, başlarına uzun örtüler taktıklarını; saçlarını bukle bukle yaptıklarını; el tırnaklarını atmaca pençesi gibi sivrilttiklerini öğreniyoruz.
  • Açılıp kapanan yelpazeler MS 4. yüzyılda Japonya’da icat edilmişti.
    Fibula, iki parça kumaşı birbirine tutturmaya yarayan bir takı ve modern çengelli iğnelerin atası. MÖ 12.-7. yüzyıllar arasında Orta Anadolu'nun batısında yaşayan Frigler Anadolu'da fibula kullanan ilk halk topluluğu olarak biliniyorlar. Başkentleri Gordion'da yapılan kazılarda çok miktarda fibula bulunmuştur. Fotoğraf: Rezan Has Müzesi

    Fibula, iki parça kumaşı birbirine tutturmaya yarayan bir takı ve modern çengelli iğnelerin atası. MÖ 12.-7. yüzyıllar arasında Orta Anadolu’nun batısında yaşayan Frigler Anadolu’da fibula kullanan ilk halk topluluğu olarak biliniyorlar. Başkentleri Gordion‘da yapılan kazılarda çok miktarda fibula bulunmuştur.
    Fotoğraf: Rezan Has Müzesi

    • Antik dünyada bol dökümlü, gevşek giysileri bağlamak için broşlar kullanılmıştır.
    • Zengin Anglo-Sakson kadınlar çok mücevher kullanırdı. Erkeklerin ise silahları süslü olurdu. Özellikle grena (lal taşı) adı verilen kırmızı taşlardan hoşlanırlardı (MS 6-7. yüzyıllar).
    • Aztekler kulak, burun ve dudak deliklerine altın, seramik ve obsidyenden (siyah volkanik kristal) yapılma takılar takarlardı.
    • Demir Çağı Britanyası’ndaki Keltler madeni telleri bükerek torc adı verilen kolyeler yaparlardı. Snettisham’da 64 altın telden yapılma bir kilodan ağır bir torc bulundu (MÖ 100).
    • Yüzükler tarih boyunca en büyük güç kaynakları olmuşlardır. Daire sonsuzluk ve birliğin simgesidir.
    • Şeytanın insan bedenine bir boşluktan, bir delikten girdiğine inanılmıştır. Bu yüzden, büyülü bir taş ya da madenden yapılmış küpe takarak bedeni şeytana karşı korumak mümkündür. Hindistan’da buruna hızma takılmasının nedeni de aynıdır. Bazı yörelerde ağızlar ve gözler dövmelerle çizilen desenlerle korunur.
    • Elmasların, safirlerin, zümrütlerin sahiplerinin geleceğini olumlu etkilediğine inanılırdı.
Bazı değerli taşların belirli güçler taşıdığına inanıldığından, uğurlu ve uğursuz sayılan taşlar ve mücevherler vardır. Mavi Elmas ya da Umut Elması adı verilen değerli taş, 17. yüzyılda Hindistan’da Tanrı Rama’nın heykelinden çalındı, taşı bir Fransız aldı/satın aldı. Bu adam, yabani hayvanlara yem oldu. Aynı taş, Fransa Kralı XIV. Louis’nin eline geçti, kral frengiden öldü. Daha sonra elmasın sahibi olan XVI. Louis, giyotinde can verdi. Mavi Elmas, bir İngiliz bankerin eline geçti; adam elması oğluna verdi, oğlu tüm servetini kaybetti. Elması elde eden ABD’li elmas tüccarı taşı Smithsonian Enstitüsü’ne bağışladı. Marie Antoinette’e ait bir kolye de, 1960’lı yıllarda düzenlenen bir müzayedede alıcı bulamamıştı. Fotoğraf: si.edu

Bazı değerli taşların belirli güçler taşıdığına inanıldığından, uğurlu ve uğursuz sayılan taşlar ve mücevherler vardır.
Mavi Elmas ya da Umut Elması adı verilen değerli taş, 17. yüzyılda Hindistan’da Tanrı Rama’nın heykelinden çalındı, taşı bir Fransız aldı/satın aldı. Bu adam, yabani hayvanlara yem oldu.
Aynı taş, Fransa Kralı XIV. Louis’nin eline geçti, kral frengiden öldü.
Daha sonra elmasın sahibi olan XVI. Louis, giyotinde can verdi.
Mavi Elmas, bir İngiliz bankerin eline geçti; adam elması oğluna verdi, oğlu tüm servetini kaybetti.
Elması elde eden ABD’li elmas tüccarı taşı Smithsonian Enstitüsü’ne bağışladı.
Marie Antoinette’e ait bir kolye de, 1960’lı yıllarda düzenlenen bir müzayedede alıcı bulamamıştı.
Fotoğraf: si.edu

 

Süslenmeye Dair Yazılarında Yararlanılan Kaynaklar

  • Batıl İnançlar, Peter Lorie, Milliyet Kitapları, 1997.
  • Antik Dünyada Bilinmesi Gereken 500 Şey, Carolyn Howitt, İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.
  • Ainular Ortaya Çıktı, Hürriyet Gazetesi, 06 Haziran 2008.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 280|Çağdaş Kavramsal Sanat 11 Ai Weiwei

AI WEIWEI
(1957-)

  • 2011 yılında Time dergisinin her yıl yayımladığı dünyanın 100 etkileyici insanı listesine giren, Art Review dergisinin En Güçlü 100 Sanatçı listesinin ilk sırasında yer alan Çinli sanatçı o yıl, ülkesindeki ifade özgürlüğüne ve insan hakları konusundaki uygulamalara yönelik eleştirel tutumundan ötürü ev hapsi ile cezalandırılmıştı.
  • Ai Weiwei mimarlık da yapmış, ayrıca fotoğraf ve video eserleri de üretmiştir. Ortak tasarımcı olduğu Kuş Yuvası adlı stadyum ile adını dünyaya duyurmuştur. Bugüne dek gerçekleştirdiği mimari projelerin sayısı yetmişi aşmıştır. Mimari ofisinin adı Fake Design’dır (Sahte Tasarım).
Ai Weiwei, Haus der Kunst, Münih, 2009. Üzgünüm adlı retrospektifinde binanın cephesine yaptığı Hatırlama adlı duvar resmi. Bu eserde 9000 çocuk sırt çantası kullanılarak, “Bu dünyada mutlu bir şekilde yedi yıl yaşadı” yazılmıştı. 2008 yılındaki Sichuan depreminde çocuklarını kaybeden annelerden birinin sözüydü bu. Derme çatma yapılmış okul binaları çökünce binlerce çocuk hayatını kaybetmişti. Mayıs 2008’de Richter ölçeğine göre 8 büyüklüğündeki depremde 70.000 kişi ölmüştü. Ölenler arasında okul çocuklarının oranı çok yüksekti. Komşu binalar ayakta kalırken çok sayıda okul yıkılmıştı. Çin’in tek çocuk politikası yüzünden ölenlerin çoğu ailenin tek evladıydı. Ai Weiwei okul binalarının çökme nedenlerinin araştırılmasına katılmıştı. Fotoğraf:www.hydramag.com

Ai Weiwei, Haus der Kunst, Münih, 2009.
Üzgünüm adlı retrospektifinde binanın cephesine yaptığı Hatırlama adlı duvar resmi.
Bu eserde 9000 çocuk sırt çantası kullanılarak, “Bu dünyada mutlu bir şekilde yedi yıl yaşadı” yazılmıştı. 2008 yılındaki Sichuan depreminde çocuklarını kaybeden annelerden birinin sözüydü bu. Derme çatma yapılmış okul binaları çökünce binlerce çocuk hayatını kaybetmişti.
Mayıs 2008’de Richter ölçeğine göre 8 büyüklüğündeki depremde 70.000 kişi ölmüştü. Ölenler arasında okul çocuklarının oranı çok yüksekti. Komşu binalar ayakta kalırken çok sayıda okul yıkılmıştı. Çin’in tek çocuk politikası yüzünden ölenlerin çoğu ailenin tek evladıydı. Ai Weiwei okul binalarının çökme nedenlerinin araştırılmasına katılmıştı.
Fotoğraf:www.hydramag.com

 

Peri Masalı, 2007. Ai Weiwei, Almanya’nın Kassel kentinde düzenlenen Dokumenta 12 için hazırladığı Peri Masalı etkinliği için, masrafını kendisi karşılayarak, 1001 Çinliyi ve 1001 Qing Hanedanı sandalyesini Almanya’ya yollamış, sandalyeler sergi alanına dizilmiş, Çinli “ziyaretçiler”e de cep harçlığı ve yatakhanede kalma imkanı sağlanmıştı. Weiwei’nin tasarladığı elbiseleri giyen “ziyaretçiler” üç ay boyunca şehirde gezinip evlerine geri dönmüşlerdi. İşin sanat yönü bu üç aylık süre içinde bu insanların ruhlarına, kişiliklerine ne olduğuna ilişkindi. Weiwei’nin ilgisi onların deneyimlerine, değişen bilinçlerine yönelikti. Weiwei, genç ve/veya çok cahilken yurtdışına gitmenin faydasının, insanın her şeyi çabucak ve bütünüyle özümsemesi olduğuna inanıyor. Bu eser, sanatçının asıl tutkusu olan Çin’i değiştirmeye doğrudan hizmet amacını taşır. Fotoğraf: dailyserving.com

Peri Masalı, 2007. Ai Weiwei, Almanya’nın Kassel kentinde düzenlenen Dokumenta 12 için Peri Masalı etkinliğini hazırlamıştı. Yurt dışına hiç seyahat etmemiş1001 gönüllü katılımcının Kassel’e gelmesini sağlamıştır. Katılımcılar, Ai’nin tasarımına göre hostele dönüştürülen eski bir tekstil fabrikasında kalmışlardır. Büyük iç mekan beyaz çarşafların asılmasıyla küçük yatak odalarına ayrılmış ve yataklar Ai’nin tasarımı olan kumaşlarla örtülmüştü. Ai ayrıca ortak dinlenme ve yemek alanının mobilyalarını ve yemek takımlarını da tasarlamıştı. Grubun şehirdeki varlığı Çin’in büyüyen ekonomik ve sanatsal öneminin simgesiydi. Dönem eşyalarını toplamayı seven Ai, bulduğu ve tamir ettirdiği Qing Hanedanı (1644-1911) döneminden 1001 adet sandalyeyi de şehre getirtmişti. Sandalyeleri ziyaretçilerin dinlenmeleri, sohbet etmeleri için düzenleyerek dünyanın her yerinden gelmiş olan insanlar arasında bağlantı kurulması imkanını sağlamıştı. Ai’nin tasarladığı elbiseleri giyen, cep harçlığı, kameralar ve ses kayıt cihazları verilen katılımcılar üç ay boyunca şehirde gezinip evlerine geri dönmüşlerdi. İşin kavramsal yönü bu süre içinde bu insanların ruhlarına, kişiliklerine ne olduğuna ilişkindi. Ai’nin ilgisi onların deneyimlerine, değişen bilinçlerine yönelikti. Ai Weiwei 1981 yılında ABD’ye gitmiş, orada on iki yıl geçirmişti. Ai, genç ve/veya çok cahilken yurt dışına gitmenin faydasının, insanın her şeyi çabucak ve bütünüyle özümsemesi olduğuna inanıyor. Bu eser, sanatçının asıl tutkusu olan Çin’i değiştirmeye doğrudan hizmet amacını taşır.
Fotoğraf: dailyserving.com

 

2010’da Tate Modern’de sergilenen yüz milyon el boyaması seramik ay çekirdeği. Ay çekirdekleri Kültür Devrimi sırasında temel yiyecek maddelerinden biriydi. Günümüzde de Çin’de her yerde bulunan bir çerezdir. Her çekirdek güneş kral Mao tarafından beslenen tek bir insandır. Kimi zaman ayaklar altında ezilmek üzere büyük bir yığın halinde saçılır, kimi zaman yerden alınıp elde tartılır, sonra da kişiliksiz yığında sonsuza dek kaybolup gitmek üzere tekrar bir kenara atılırlar. Her bir çekirdek el yapımıydı, tıpkı her insanın kişiliğinin benzersiz olması gibi; ancak çekirdekler bir araya yığılmış ve tıpkı baskıcı yönetimlerin bireylere yapmaya çalıştığı gibi, kişiliksizleştirilmişlerdi, birini diğerinden ayırt edebilmek için yoğun çaba gösterilmesi gerekiyordu. Ai Weiwei, ziyaretçilerin çekirdekleri avuç avuç alıp götüreceklerinden emin olduğu için Tate’e fazladan 8 milyon ay çekirdeği vermişti. İsteyen çekirdeklerden alıp gidecek, herkes eserin bir parçasına sahip olabilecekti. Projede 1600 sanatçı çalıştı ve her bir seramik çekirdek tek tek boyandı. Sergiye hazırlanmak üç yıldan fazla sürdü. Serginin temelinde yatan fikir ziyaretçilerin çekirdeklerden oluşan devasa bir halının üzerinde yürümesi, eğilip bir avuç çekirdek alarak incelemesi ve sonra da elinden atmasıydı. Ancak seramik tozunun sağlık açısından tehlike oluşturması ve güvenlik nedeni ile çekirdeklerin üzerinde dolaşmak yasaklanmış, ziyaretçiler eseri Ai Weiwei’nin tasarlamış olduğu şekilde algılamaktan mahrum kalmışlardı. Bu çalışma sanatçının dünya çapında ün kazanmasını sağladı. Peri Masalı gibi Ay Çekirdekleri de aşırı nüfus ve aşırı üretim sorunlarını, Çin işi üretim fenomenini, geleneksel zanaatlar konusundaki ustalıkların göz ardı edilmesini sorgular. Bu eser bir Yerleştirme Sanatı, ama bir felsefesi, bir mesajı olduğu için Kavramsal Sanat eseridir. Fotoğraf: www.tate.org.uk

2010’da Tate Modern’de sergilenen yüz milyon el boyaması seramik ay çekirdeği.
Ay çekirdekleri Kültür Devrimi sırasında temel yiyecek maddelerinden biriydi. Günümüzde de Çin’de her yerde bulunan bir çerezdir. Her çekirdek güneş kral Mao tarafından beslenen tek bir insandır. Kimi zaman ayaklar altında ezilmek üzere büyük bir yığın halinde saçılır, kimi zaman yerden alınıp elde tartılır, sonra da kişiliksiz yığında sonsuza dek kaybolup gitmek üzere tekrar bir kenara atılırlar.
Her bir çekirdek el yapımıydı, tıpkı her insanın kişiliğinin benzersiz olması gibi; ancak çekirdekler bir araya yığılmış ve tıpkı baskıcı yönetimlerin bireylere yapmaya çalıştığı gibi, kişiliksizleştirilmişlerdi, birini diğerinden ayırt edebilmek için yoğun çaba gösterilmesi gerekiyordu.
Ai Weiwei, ziyaretçilerin çekirdekleri avuç avuç alıp götüreceklerinden emin olduğu için Tate’e fazladan 8 milyon ay çekirdeği vermişti. İsteyen çekirdeklerden alıp gidecek, herkes eserin bir parçasına sahip olabilecekti.
Projede 1600 sanatçı çalıştı ve her bir seramik çekirdek tek tek boyandı. Sergiye hazırlanmak üç yıldan fazla sürdü.
Serginin temelinde yatan fikir ziyaretçilerin çekirdeklerden oluşan devasa bir halının üzerinde yürümesi, eğilip bir avuç çekirdek alarak incelemesi ve sonra da elinden atmasıydı. Ancak seramik tozunun sağlık açısından tehlike oluşturması ve güvenlik nedeni ile çekirdeklerin üzerinde dolaşmak yasaklanmış, ziyaretçiler eseri Ai Weiwei’nin tasarlamış olduğu şekilde algılamaktan mahrum kalmışlardı.
Bu çalışma sanatçının dünya çapında ün kazanmasını sağladı.
Peri Masalı gibi Ay Çekirdekleri de aşırı nüfus ve aşırı üretim sorunlarını, Çin işi üretim fenomenini, geleneksel zanaatlar konusundaki ustalıkların göz ardı edilmesini sorgular.
Bu eser bir Yerleştirme Sanatı, ama bir felsefesi, bir mesajı olduğu için Kavramsal Sanat eseridir.
Fotoğraf: www.tate.org.uk

  • Ai Wei Wei, izleyicinin tarihi ve sosyolojik referanslar bulabileceği bir çok politik eser üretti. Fakat mülteci sorununa dikkat çekmek için boğularak can veren Suriyeli küçük çocuk Aylan Kurdi’ye ithafen onun sahilde bulunduğu pozisyonu tekrar canlandırması izleyiciye sorgulayacak hiçbir alan bırakmadığı için çok eleştirildi.
Up Yours, Ai Wei Wei, 2017. Sanatçının bu cam eseri 2017 Venedik Bienali’nde Glasstres bölümünde, Palazzo Fanchetti’de sergilendi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Up Yours, Ai Wei Wei, 2017.
Sanatçının bu cam eseri 2017 Venedik Bienali’nde Glasstres bölümünde, Palazzo Fanchetti’de sergilendi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 170| Postmodern Sanat 4

  • Postmodern teori, temsillerin gerçekliğe nasıl gönderme yaptığını veya yapıp yapmadığını sorgular. Bunu, gerçekliğin temsiller tarafından hem tanımlandığını hem de yönetildiğini savunarak yapar.
  • Sanatçılar arasında işbirliğine dayalı eserler ortaya koymaya yönelik yaygın bir istek gözlenir. Sanatçının kişisel dokunuşuna çok az vurgu yapılır. Eserin ortaya çıkmasında bireysel yaratının önemini vurgulayan Modernizm ’den bu konuda da ayrılır. Postmodernistler sanatçıya gerçekçi olmayan bir önem atfedilmesine karşı çıkmışlardır.
  • Bir başka yaklaşım da kendileme (appropriation) veya imaj taramadır. Başka bir deyişle, başka bir sanatçının eserinin yeniden üretilmesi veya kopyalanması uygulamasıdır. Başka sanatçıların çalışmalarını yeniden sahneler ve çoğu zaman bu eserleri başka ortamlara çevirir. Kendileme’nin bir diğer adı da temellük sanatıdır. Temellük, kendine mal etme demektir. Kendileme’nin sözcüsü haline gelen Baudrillard’a göre,  günümüz sanatı, uzak ya da yakın geçmişe, hatta bugüne ait tüm formları ve eserleri az çok oyuncu, az çok kitsch bir yolla temellük etmeye başlamıştır. Baudrillard’a göre bu bir çeşit istiladır; insanın kendi kültürü karşısında duyduğu pişmanlığın ve hıncın ironisidir.
  • Kendileme stratejileri zaman içinde gerçek anlamda kurumsallaşmıştır.
ABD’li fotoğrafçı ve kendileme sanatçısı (appropriation artist) Sherrie Levine’ın (1947-) ünlü fotoğrafçılar tarafından çekilen fotoğrafların yeniden fotoğrafını çekmesi Kendileme’nin ünlü bir örneğidir. Levine, 1981 yılında, Büyük Depresyon döneminin ünlü fotoğrafçısı Walker Evans’ın fotoğraflarının fotoğrafını çekmiş, bunlardan bir dizi hazırlamış, diziye Walker Evans’tan Sonra adını vermiştir. Bu seri, Postmodernizm’in alametlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Yukarıdaki fotoğraf, serinin ikinci tablosudur. Fotoğraf: www.metmuseum.org

ABD’li fotoğrafçı ve kendileme sanatçısı (appropriation artist) Sherrie Levine’ın (1947-) ünlü fotoğrafçılar tarafından çekilen fotoğrafların yeniden fotoğrafını çekmesi Kendileme’nin ünlü bir örneğidir. Levine, 1981 yılında, Büyük Depresyon döneminin ünlü fotoğrafçısı Walker Evans’ın fotoğraflarının fotoğrafını çekmiş, bunlardan bir dizi hazırlamış, diziye Walker Evans’tan Sonra adını vermiştir. Bu seri, Postmodernizm’in alametlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Yukarıdaki fotoğraf, serinin ikinci tablosudur.
Fotoğraf: www.metmuseum.org

Sherrie Levine, Duchamp’tan Sonra, Bronz,1991. Fotoğraf:peterandjoan.blogs.wm.edu

Sherrie Levine, Duchamp’tan Sonra, Bronz,1991.
Fotoğraf:peterandjoan.blogs.wm.edu

 

  • Trans-avangard, geleneksel malzemeleri, acayip konuları ve dekoratif unsurları kucaklayan bir İtalyan hareketidir. Önemli isimleri Francesco Clemente, Sandro Chia’dır. Trans-avangardın mimarideki neo-klasik akımın resimdeki karşılığı olduğu söylenebilir.
  • Neo Dışavurumculuk için Almanya’dan bahsetmek gerekir. Kaba, hızlıca yapılmış gibi duran figüratif resimlerdir. Alman tarihine ve kültürüne referanslarla doludur. Çoğu kez kasıtlı olarak primitif görünür. Önemli isimleri George Baselitz, Marcus Lupertz’dir. Martin Maloney ve Marlene Dumas da akımdan etkilenen isimler arasında sayılabilir.
  • Eklektizm. “Yüksek” ve “alçak” kültürden alınmış imajları çeşitli tarzlarda birleştirmiş veya yan yana getirmiştir. “Alçak kültür” örneklerinden bazıları dergi kapakları, reklamlar, kuşe kağıtlı dergiler, ucuz romanlar, çizgi romanlar, step dansı, Hollywood filmleridir. Bunların ortak noktası, kitle kültürünün tezahürleri olmalarıdır. Eklektizm ’in önemli isimleri David Salle ve Sigmar Polke’dir. Fiona Rae ve Chris Offili de etkilenen isimler arasında sayılabilir.
  • Postmodernizm’de zanaat sanatta gittikçe daha önemli bir konu haline gelmiştir. Buradaki temel isim, İngiliz seramik sanatçısı Grayson Perry’dir. Zanaat ve ustalığın geri dönüşü, Postmodernizm’de, hiç kimse sanata inanmadığı için zanaat ustalıkları bu boşluğu dolduruyor eleştirisine yol açmıştır.
  • Camp, 1960’lardan günümüze popüler olan bir estetik duyarlılık veya sosyal pratiktir. Küstahlık, abartı ve banalliğin benimsenip, saçmalığın hoş ve komik bulunduğu bu tarz, yüksek kültürün birçok anlayışına meydan okur.

 

Bizans İmparatorluğu 65 | Bizans Sanatı 6

  • Sanatçıların en büyük müşterileri devlet ve kiliseydi.
  • Sanatçılardan yaptıkları portreleri en kolay biçimde tanınacak şekilde yapmaları istenirdi. Bu politikanın bir neticesi olarak portrelerde standart bir insan yüzü kullanılır, bu yüze Kutsal Kitaptaki şahsın ayırıcı, tanımlayıcı özellikleri eklenirdi. Aziz Petrus yüzyıllar boyu beyaz Sakallı, Vaftizci Yahya kaba saba giyimli, Aziz Paul kel olarak betimlemişti.
  • Kullanılan renkler de belliydi. İsa çarmıhtan önce mavi ve altın rengi, dirilişten sonra eflatun ve altın rengi elbise giyerken, Meryem mavi ve eflatun, Aziz Petrus bej ve altın rengi giysi ile betimlenirdi.
  • Konstantinopolis’e özgü ipek işleri dış piyasalarda da aranan ürünlerdi.
Fildişi diptik (iki parçalı levha), 513, Konstantinopolis. National Museum Liverpool, İngiltere. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Fildişi diptik (iki parçalı levha), 513, Konstantinopolis.
National Museum Liverpool, İngiltere.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Bizans’tan günümüze ulaşan seramikler 7. yüzyıldan itibaren sırlıdır, 12. yüzyıldan sonra imparatorlukta sırlı seramik kullanımı yaygınlaşmıştır.
  • Bizans döneminde zengin evlerinin ipek, seramik, cam, gümüş, fildişi ve kemik objeler ile süslendiğini biliyoruz. Şimdiye kadar bilinen tek Bizans cam atölyesi Korint’teki imalathanedir.
  • İpek üretimi ve dokumacılık 12. yüzyılda eyalet merkezlerine de yayılmıştı. Peleponez dokumacılarının ürünleri Selanik’te satılmaktaydı; Korint, Atina ve Teb dokumaları 12. yüzyılın sonunda ün kazanmışlardı. Selçuklu Emirleri haraçlarının mutlaka Teb kumaşlarıyla ödenmesinde ısrarlıydılar. Teb ve Selanik, 12. yüzyılda Bizans başkentinden daha önemli bir ipekli dokuma merkezi haline gelmişti. Ege adalarında da ipekli kumaş üreten atölyeler oluşmuştu.
  • 12. yüzyıldaAynaroz’da marangoz,ayakkabıcı, terzi, dokumacı gibi zanaatkarlar bulunmaktaydı. Aya Sofya’nın mülklerinde de bağımlı zanaatkarlar ve tüccarlar vardı.
Harbaville Triptiği, geç 10. yüzyıl, fildişi, Louvre Müzesi, Paris. Fotoğraf:home.psu.ac.th

Harbaville Triptiği, geç 10. yüzyıl, fildişi, Louvre Müzesi, Paris.
Fotoğraf:home.psu.ac.th

  • Kilise ve saraylar değerli kumaşlarla, fildişi, altın ve gümüş üzerine taşlarla süslenmiş yapıtlarla dolu idi.
  • Bizans’ta lükse olan düşkünlük fildişi ve mors dişinden yapılma objelere düşkünlükte de kendini gösterir. Hindistan, Afrika ve Vikinglerle yapılan pahalı ticaretle ithal edilen bu malzemenin kullanımı sadece İmparatorluk’un refah dönemlerinde olabilmiştir.
  • Fildişi eritilebilir olmamasına rağmen 4. yüzyıl başlarından kalma bir belgeye göre bir libre külçe gümüşün kırkta biri kadar ettiği; fildişinin 24 katı kadar değer biçilen ipeğin para yerini tutan bir meta olduğu bilgisi aynı belgede yer alır.
  • 11. yüzyılda, nakit para sıkıntısı yaşandığı dönemde, saray mensuplarının alacakları en az bir kere ayni olarak ödendiğinde, para yerine top top ipek kumaş dağıtılmıştı.