Etiket arşivi: Semerkand

Özbekistan Gezisi 50 Politik Gelişmeler 3 Andican Olayları

11 Mayıs 2005

  • Moskova ve Beijing’i endişeye sevk eden ABD-Özbekistan ilişkileri 2004 yılı itibariyle soğumaya başladı. Yine 2004’te Kerimov, Rusya’nın Orta Asya İşbirliği Örgütü’ne katılması gerektiğini belirtti, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) Taşkent’teki zirvesinde Özbekistan, Rusya ve Çin ile ikili anlaşmalar imzaladı.
  • ABD-Özbekistan yakınlığı, Taşkent’in Moskova ve Orta Asya başkentleri tarafından yalnızlaştırılmasıyla yanıtlandı. Amerikan kuvvetlerinin Afganistan’dan çekilmesiyle birlikte Rusya’nın Orta Asya’da etkisini arttırması, Taşkent’in Moskova nüfuzundan endişe duymasına yol açtı.
Andican Olayları sırasında biz de grup olarak Semerkand’da idik. BBC’de olayları izlediğimizde, yukarıdaki kareyi TV’de gördük. Aynı kare 24 Mayıs günü Hürriyet’te Uğur Ergan’ın haberinde yer aldı. Türkiye’nin Özbekistan’a hibe ettiği, üzerinde Türk bayrağı bulunan Land Rover marka askeri ciplerin Andican Olaylarında kullanılmasından TC rahatsız oldu, Türk bayrağının kaldırılması Özbekistan’dan resmen istendi.

Andican Olayları sırasında biz de grup olarak Semerkand’da idik. BBC’de olayları izlediğimizde, yukarıdaki kareyi TV’de gördük. Aynı kare 24 Mayıs günü Hürriyet’te Uğur Ergan’ın haberinde yer aldı.
Türkiye’nin Özbekistan’a hibe ettiği, üzerinde Türk bayrağı bulunan Land Rover marka askeri ciplerin Andican Olaylarında kullanılmasından TC rahatsız oldu, Türk bayrağının kaldırılması Özbekistan’dan resmen istendi.

  • Yaklaşık 300.000 nüfusu olan Andican’daki olayların başlangıcı, Özbek makamlarının radikal dinci örgütlerle bağlantıda bulunduğunu iddia ettiği 23 kişiyi, ülkede bölücülük yaparak mevcut iktidarı devirmeye çalışmak suçuyla 3-7 yıl arası hapse mahkum etmesiyle başladı. Hapsedilenlerin suçsuz olduğunu ifade eden ve serbest bırakılmalarını talep eden yakınlarının başlattığı protesto gösterileri yaklaşık üç aydır sürmekteydi. Önceleri birkaç yüz kişinin katılımıyla yapılan protesto gösterileri, 11 Mayıs 2005 tarihinde, Özbekistan’da daha önce benzeri görülmemiş bir şekilde 4.000 kişinin katıldığı büyük bir gösteriye dönüştü. Eylem şiddetlenerek ikinci günün gecesinde Andican’da bulunan hapishane basılarak mahkumların çıkarılmasına ve güvenlik güçlerinin rehin alınmasına kadar vardı. İslam Kerimov da bölgeye geldi, güvenlik güçleri olaylara müdahil oldu.
  • Olaylarda, Kırgızistan topraklarında aktif olan, radikal dinci örgüt Hizbut Tahrir’in adı geçti. Başka bir görüşe göre ise, Özbekistan’da yaşanan her olayın radikal dinci teröre bağlanmasının bir klasik olduğu yönünde idi. Yönetim herhangi bir muhalif yapılanmaya izin vermediği için, siyasi muhalefetin de, radikal dincilerle birlikte ülkede şeriat düzeni kurma, ülkeyi bölme ile suçlandığı bilinmektedir.
  • Özbek halkının genel anlamda muhafazakar Müslümanlar olduğu ifade edilebilir. Bölgelere ve kentlere göre farklılık arz etse bile genel anlamda din konusunda hassas bir toplumdan bahsetmek mümkündür. Özbek tekkelerinin şeyhleri, kökenleri ya da aşiret ilişkileri önemli olmaksızın, yüzyıllar boyunca Orta Asyalı Müslümanların sözcüsü olmuşlardır. İstanbul’daki Orta Asyalı şeyhlerin neredeyse tamamı Nakşibendi tarikatındandı.
  • Orta Asya toplumunun kimliği, kişiliği ve kültürünün iki kültürel hat tarafından biçimlendirildiği düşünülür.
    Birinci hat büyük ölçüde Amu Derya vadisinde, Horasan, Fergana, Kaşgar gibi kentlerde odaklanan, kentli, okuryazar ve çok iyi örgütlenmiş yönetici grupları içerir.
    Siri Derya boyunca Aral ve Hazar denizlerinin çizdiği hattın kuzeydoğusunda uzanan ve Karakum Çölü’nü de içeren ikinci hat yarı kentli ve göçebe grupları içerir.
    Maveraünnehir, bu iki hat arasında bir geçiş hattıdır. İran-İslam etkileri birinci hatta baskın olmuştur.
  • Sosyo-ekonomik, tarihi, kültürel ve siyasi sebeplerden dolayı siyasi İslam hareketleri, 20. yüzyılın başından beri, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan’ın paylaştığı Fergana Vadisi’nde daima taban bulmuştur. Suudi ve İranlı misyonerler, kendi İslam anlayışlarını yaymak amacıyla Fergana Vadisi’ni seçmişlerdir. Fergana’da binlerce medrese, cami ve Kuran kursu vardır. 1916 yılında Çar karşıtı isyan burada başlamış; Kızıl Ordu’ya karşı bağımsızlık savaşı veren Basmacılar buradan çıkmış; Enver Paşa burada öldürülmüştü. 1990 yılında SSCB’nin dağılması ile Fergana yine olayların merkezi oldu. 1991 yılında Suudi Arabistan’ın desteğini alan bölgede, 1994 yılına gelindiğinde 15.000 talebenin eğitim göreceği medreseler hazırdı.
  • Ülkede binlerle ifade edilen tutuklamaların, tutukluluk sırasında öldüğü iddia edilenlerin ve faili meçhul cinayetlerin kamu vicdanını zorladığı da bilinmektedir.
  • Andican olayları olduğunda, Afganistan, Özbekistan ve Kırgızistan’da ABD’nin; yine Kırgızistan’da ve Tacikistan’da Rusya’nın askeri üsleri bulunmaktaydı. Bu üslerin tümünün tahsis edilme nedeni aynıdır: “Uluslararası radikal dinci terörizm ile mücadele.”
  • Özbek yönetimi Andican Olaylarını, anayasal düzenin değiştirilerek İslami bir yönetim kurulması girişimi olarak değerlendirirken uluslararası kamuoyu aynı görüşü paylaşmadı. Olaylara müdahale biçimi, kullanılan silahlar, yaşamını yitirenlerin sayısındaki çelişik rakamlar, Kırgızistan’a sığınan muhalifler Batı’da çok eleştirilirken, Rusya ve Çin olayları Özbekistan’ın iç işi olarak nitelendirdi. BM, ABD ve AB, Kerimov yönetiminden, Andican olaylarının bağımsız bir komisyon tarafından soruşturulmasını istedi, olumsuz yanıt alınca, Batılı devletler ve NATO Kerimov’u kınadı.
  • Olaylardan bir gün sonra Rusya, olayların radikal dinci örgütler tarafından gerçekleştirildiğini bildirdi; Kerimov’un ölenlerin sivil halk değil, teröristler olduğu şeklindeki açıklamasına destek verdi.
  • Çin, Özbekistan Hükümeti’nin tavrını kuvvetle desteklediğini açıkladı.
  • Özbekistan yönetimi ABD ile herhangi bir pazarlık yapmadan keskin bir dönüş yaparak ABD’yi karşısına aldı; Kongre 23 milyon dolarlık yardımı askıya aldı; Güneşli Özbekistan Hareketi’nin başındaki Sancar Umarov’un Washington’a gitmesi ilişkileri iyice gerginleştirdi.
  • Üyeler arasında hedeflenen ekonomik ilerlemenin kaydedilememesi, kurulması hedeflenen Serbest Ekonomik Bölge’nin ve Barış Gücü’nün 1999 yılından beri kurulamamış olması nedeniyle Taşkent, GUUAM’dan 2005 yılında ayrıldı. Kerimov, 1999-2005 yılları arasında Özbekistan’da gerçekleşen bombalı eylemler karşısında GUUAM’dan güvenlik alanında da destek alamadığını düşündü. Ayrıca, örgüt içerisinde demokrasinin ve insan haklarının ilerlemesine yönelik hedeflerin gündeme gelmesi de Kerimov’u rahatsız etmişti.
  • ABD’nin sivil toplum kuruluşları ve büyükelçilikleriyle ülke halklarını cesaretlendirmesi, siyasi örgütlenmelerin açıkça teşvik etmesi ve maddi olarak desteklemesi Kerimov iktidarı için açık bir tehdit olarak değerlendirilmiştir.
  • Özbekistan, Andican Olaylarından 16 gün sonra, 29 Temmuz 2005’te, ABD’nin Özbekistan’daki askeri üssünü 6 ay içerisinde boşaltmasını istedi.
  • Oysa Özbekistan bağımsız olduğundan beri en Rusya karşıtı liderlerden biri olan, ABD’nin desteğini arayan, olabildiğince Rusya’dan uzaklaşmaya çalışan; 2004 yılından itibaren soğumaya başlayan ABD-Özbekistan ilişkilerinin kaderini büyük ölçüde Andican olayları belirlemiştir, işte bu yüzden Andican Olayları önemlidir, Andican Olayları dönüm noktası olmuştur.
  • Özbekistan, Ekim 2005’te Rusya, Belarus, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından kurulan Avrasya Ekonomi Topluluğu’na üye oldu; Kasım 2008’de geçici olarak bu örgütü terk etti. Kasım 2009’da bazı konular üzerinde anlaşamadığı için Orta Asya Birleşik Enerji Sistemi Projesi’nden ayrıldı. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üyesi olan Özbekistan, bu teşkilatın ortak askerî tatbikatlarına iştirak etmeyip sadece gözlemci sıfatıyla faaliyetlerine katılıyor.
  • Bunların yanında Özbekistan, ciddi siyasal ve toplumsal sorunlarla da yüz yüze. Ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirliği; Özbekistan İslami Hareketi, İslami Cihat Birliği ve Hizb ut-Tahrir gibi yönetim karşıtı örgütlerin tehdidi; yaklaşık 30 milyonluk nüfusunda 129 çeşit milletin bulunması ve bu etnik grupların çoğunun, komşu ülkelerin ana topluluğu ile aynı olmasının yarattığı sınır ötesi etnik sorunlar Özbekistan’ı ciddi şekilde zorlayabiliyor.
  • Orta Asya’daki Çin-Rusya rekabetinde bölge ülkelerinin kimi tercih edecekleri konusu da zorlu bir alan. Kazakistan ve Kırgızistan, Rusya’nın oluşturduğu Avrasya Birliği’ne üye olmak isteklerinden dolayı taraflarını belirttiler. Özbekistan ile Türkmenistan için ise taraf olmak zor bir seçenek.
  • Orta Asya devletleri ile Rusya arasındaki yüzyıldan daha uzun bir sürede gelişmiş olan ilişkiler derin ve çok yönlüdür. Orta Asyalılar Çin’i Rusya’dan çok daha büyük bir tehdit olarak görmektedir.
  • Özbekistan, Orta Asya’da Kazakistan ile liderlik yarışındadır. Kırgızistan üzerinde doğalgaz fiyatını arttırmakla baskı oluşturabilirken, Tacikistan’ı da doğalgazı kesmekle tehdit edebiliyor. Ayrıca Kazakistan-Özbekistan, Kırgızistan-Özbekistan ve Tacikistan-Özbekistan arasında ciddi bir su sorunu yaşanıyor. Sovyet döneminden kalma Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan arasındaki anklav sorunu (bir devletin topraklarının başka bir devlet tarafından kuşatılması) Taşkent’in diğer Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerini gerebiliyor.
  • Kerimov yönetimi, diğer ülkelerin insan hakları, demokrasi, ekonomi ve güvenlik araçları ile söylemlerini kullanarak ona baskı yapılmasını önlemeyi amaçlıyor. Özbekistan’a yoğun yatırım yapan Çin, Japonya ve Güney Kore’nin bu hususta hassas davranmak suretiyle Özbekistan ile kesintisiz sıcak ilişkilerini devam ettirebildikleri de bir gerçek.

 

Özbekistan Gezisi 45 Semerkand 6 Uluğ Bey Rasathanesi

Uluğ Bey Rasathanesi. 1424-1429 yılları arasında Semerkand’ın Kuhak tepesine yapılan rasathanenin bir zamanlar burçları olduğu ve duvarlarının resimlerle, çinilerle süslü olduğu bilinmektedir. Rasathane 48 m çapında, 45 m yükseklikte, üç katlı bir yapı idi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uluğ Bey Rasathanesi. 1424-1429 yılları arasında Semerkand’ın Kuhak tepesine yapılan rasathanenin bir zamanlar burçları olduğu ve duvarlarının resimlerle, çinilerle süslü olduğu bilinmektedir.
Rasathane 48 m çapında, 45 m yükseklikte, üç katlı bir yapı idi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Güneşin ve ayın gözlemlenmesi için kullanılan dev sekstant için, gelmiş geçmiş en büyük gökbilim aygıtı denir. Sekstant kuzey-güney eksenindeydi. Yarısı zemine gömülmüştü. Günümüze ulaşan bu zemine gömülü parçadır. Doğu-batı ekseninde çok büyük bir güneş kadranı yer alıyor, sekstant bunun iğnesi işlevini görüyordu. Uluğ Bey, hocası Kadızade Rumi’den başka Kaşan doğumlu Gıyasettin Cemşid al-Kaşi (1380-1429) ve Semerkand doğumlu Ali Kuşçu (1403-1474) gibi dönemin ünlü İslam bilginlerini kurduğu eğitim ve araştırma kurumlarında toplamıştır. Kendisi de gözlemlere katılmıştır. Semerkand rasathanesinde Uluğ Bey ile birlikte çalışmış gökbilimcilerin ortak eseri olan, önce Farsça yazılmış, sonra Arapça ve Türkçe ’ye çevrilmiş olan cetveller zaman bölümlemeleri, uygulamalı gökbilim, gezegenler kuramı ve astroloji bölümlerinden oluşur. Gözlemlerin sonuçları Küregen Cetvelleri ’ne kaydedilmişti. Uluğ Bey, bu Cetvellerin giriş bölümünde Kuran’dan şu ayete yer vermiştir: “Bıraktığımız izler ne olduğumuzu gösterir.” Uluğ Bey, 30 yıllık gözlemlerin ardından uzun süredir izlemeyi seçtiği, uğursuzluğu ile tanınan Satürn’ün, kendi çevresinde dönmesinin tam süresini saptayarak cetvelleri tamamlama olanağını buldu. Uluğ Bey’in adını taşıyan Semerkand Rasathanesi’nde Zic-i Uluğ Bey kataloğunun hazırlanması ile 1018 yıldızın gökyüzündeki konumları tespit edilmiş; tutulma dönemlerini öngörmek için hesap yöntemleri geliştirilmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Güneşin ve ayın gözlemlenmesi için kullanılan dev sekstant için, gelmiş geçmiş en büyük gökbilim aygıtı denir. Sekstant kuzey-güney eksenindeydi. Yarısı zemine gömülmüştü. Günümüze ulaşan bu zemine gömülü parçadır. Doğu-batı ekseninde çok büyük bir güneş kadranı yer alıyor, sekstant bunun iğnesi işlevini görüyordu.
Uluğ Bey, hocası Kadızade Rumi’den başka Kaşan doğumlu Gıyasettin Cemşid al-Kaşi (1380-1429) ve Semerkand doğumlu Ali Kuşçu (1403-1474) gibi dönemin ünlü İslam bilginlerini kurduğu eğitim ve araştırma kurumlarında toplamıştır. Kendisi de gözlemlere katılmıştır. Semerkand rasathanesinde Uluğ Bey ile birlikte çalışmış gökbilimcilerin ortak eseri olan, önce Farsça yazılmış, sonra Arapça ve Türkçe ’ye çevrilmiş olan cetveller zaman bölümlemeleri, uygulamalı gökbilim, gezegenler kuramı ve astroloji bölümlerinden oluşur.
Gözlemlerin sonuçları Küregen Cetvelleri ’ne kaydedilmişti. Uluğ Bey, bu Cetvellerin giriş bölümünde Kuran’dan şu ayete yer vermiştir: “Bıraktığımız izler ne olduğumuzu gösterir.”
Uluğ Bey, 30 yıllık gözlemlerin ardından uzun süredir izlemeyi seçtiği, uğursuzluğu ile tanınan Satürn’ün, kendi çevresinde dönmesinin tam süresini saptayarak cetvelleri tamamlama olanağını buldu. Uluğ Bey’in adını taşıyan Semerkand Rasathanesi’nde Zic-i Uluğ Bey kataloğunun hazırlanması ile 1018 yıldızın gökyüzündeki konumları tespit edilmiş; tutulma dönemlerini öngörmek için hesap yöntemleri geliştirilmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uluğ Bey’in Gökbilim Cetvellerinin (Zic-i Ulugi) tamamlanmasına yardım eden Alaeddin Ali ibn Muhammed Kuşi veya Ali Kuşçu (1403-1474), Uluğ Bey öldürüldükten sonra bu değerli derlemeyi kurtarıp, Tebriz’e, Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan’ın yanına sığınmış; bu sultan da onu Fatih Sultan Mehmet’in yanına İstanbul’a göndermişti. Ali Kuşçu, birkaç yıl sonra İstanbul’da ölmüştü. Ali Kuşçu’yu Fatih Sultan Mehmet’e Cetvelleri teslim ederken tasvir eden Osmanlı minyatürü. Fotoğraf:muhend1sbey.wordpress.com

Uluğ Bey’in Gökbilim Cetvellerinin (Zic-i Ulugi) tamamlanmasına yardım eden Alaeddin Ali ibn Muhammed Kuşi veya Ali Kuşçu (1403-1474), Uluğ Bey öldürüldükten sonra bu değerli derlemeyi kurtarıp, Tebriz’e, Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan’ın yanına sığınmış; bu sultan da onu Fatih Sultan Mehmet’in yanına İstanbul’a göndermişti. Ali Kuşçu, birkaç yıl sonra İstanbul’da ölmüştü.
Ali Kuşçu’yu Fatih Sultan Mehmet’e Cetvelleri teslim ederken tasvir eden Osmanlı minyatürü.
Fotoğraf:muhend1sbey.wordpress.com

  • Uluğ Bey öldürüldükten sonra rasathane, “içindeki 40 cini kovmak için” yıkılır. Ali Kuşçu 1449’da Konstantinopolis’e kaçar. Uluğ Bey’in yıldız haritası orada yayınlanır. Fetih sonrası Ali Kuşçu’nun Cetvelleri Fatih Sultan Mehmet’e takdim ettiği düşünülür. Ali Kuşçu’nun İstanbul’a ne zaman vardığı bilgisinin net olmadığı açıktır. Bu haritanın detayları Avrupa’ya ulaşmış, Latince ’ye çevrilmiş ve 17. yüzyıl sonuna kadar Avrupa üniversitelerinde kullanılmıştır.
  • Uluğ Bey rasathanesinden önce:
    8. yüzyılın ortasında Abbasi Halifesi el-Mem’un Bağdat’ta;
    İlk Büyük Selçuklu sultanı Melikşah (1055-1092), Ömer Hayyam’ın (1048-1131) da çalıştığı İsfahan’da;
    1259 yılında, Cengiz Han’ın torunu ve İlhanlı hanedanının kurucusu Hülagu Han’ın emriyle kurulmuş olan, Doğu Azerbaycan’daki ünlü Meraga rasathanesini sayabiliriz. Uluğ Bey’in Meraga rasathanesini küçük yaşta ziyaret ettiği düşünülüyor.
  • Uluğ Bey döneminde tezhipli gökbilim yazmaları da kopya edilmiştir.
  • Aydaki tepelerden birine Uluğ Bey’in adı verilmiştir.

 

 

Özbekistan Gezisi 44 Semerkand 5 Registan Meydanı

Orta Asya’daki eski pazar yerlerinin adı Registan. Bugün bu ad, daha çok medreselerle çevrili eski meydanlar için kullanılıyor. Üç medresenin ortasında kalan, eskiden pazar kurulan geniş alanda konserler, gösteriler, şenlikler düzenleniyor. Biz de burada ışık gösterisi izledik. Registan pazarı ise Bibi Hanım Camii’nin yanına taşınmış. Registan Meydanı, Uluğ Bey’in hükümdarlığı zamanında inşa edilmiştir. Fotoğrafta solda Timurlu eseri Uluğ Bey Medresesi (1417-1420), sağda bir Şeybani eseri olan Şirdar Medresesi (1619-1635), ortada ise yine bir Şeybani eseri olan Tillakari Medresesi (1646-1660) görülmektedir. Bu yapılar, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Orta Asya’daki eski pazar yerlerinin adı Registan. Bugün bu ad, daha çok medreselerle çevrili eski meydanlar için kullanılıyor. Üç medresenin ortasında kalan, eskiden pazar kurulan geniş alanda konserler, gösteriler, şenlikler düzenleniyor. Biz de burada ışık gösterisi izledik. Registan pazarı ise Bibi Hanım Camii’nin yanına taşınmış. Registan Meydanı, Uluğ Bey’in hükümdarlığı zamanında inşa edilmiştir.
Fotoğrafta solda Timurlu eseri Uluğ Bey Medresesi (1417-1420), sağda bir Şeybani eseri olan Şirdar Medresesi (1619-1635), ortada ise yine bir Şeybani eseri olan Tillakari Medresesi (1646-1660) görülmektedir. Bu yapılar, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uluğ Bey’in Semerkand mimarisine asıl katkısı Registan Meydanı’ndaki adını taşıyan medresesidir. Yapımı 1417-1420 arasında gerçekleştirilen bu medrese de dört eyvanlı avlu planına uygundur. Yapının bitişiğinde bir hankah ve bir mescit vardı ama bunlar günümüze ulaşmamıştır. Taçkapıda yıldızlar motif olarak kullanılmış, mozaik ve baklava biçiminde çini bezemelerle süslenmiştir. Medresenin alt katı dershane, üst katları yatakhane imiş ve iki öğrenci bir hücreyi paylaşırmış. Yüzden fazla öğrenci medresede ders alabilmekteydi. Bu medrese, 15. yüzyılda Orta Asya’nın en büyük eğitim kurumuydu ve verilen eğitimin kalitesiyle ün salmıştı.  Eğitim parasızdı ve öğrenciler sınavla alınırdı. Uluğ Bey Medresesi’nde, teoloji, astronomi ve felsefe tahsil edilmiş. Uluğ Bey kendisi de burada ders vermiş. Uluğ Bey önce kendi adını taşıyan medreseye defnedilmişti. Baba katili Abdüllatif öldürülünce başa geçen Abdullah, Uluğ Bey’i Gur Emir’e nakletmişti. Uluğ Bey Buhara’da daha mütevazi bir medrese yatırmış, kapıların üzerine “Aklını aydınlatmak her Müslüman erkek ve kadının görevidir” yazdırmıştı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uluğ Bey’in Semerkand mimarisine asıl katkısı Registan Meydanı’ndaki adını taşıyan medresesidir. Yapımı 1417-1420 arasında gerçekleştirilen bu medrese de dört eyvanlı avlu planına uygundur. Yapının bitişiğinde bir hankah ve bir mescit vardı ama bunlar günümüze ulaşmamıştır.
Taçkapıda yıldızlar motif olarak kullanılmış, mozaik ve baklava biçiminde çini bezemelerle süslenmiştir.
Medresenin alt katı dershane, üst katları yatakhane imiş ve iki öğrenci bir hücreyi paylaşırmış.
Yüzden fazla öğrenci medresede ders alabilmekteydi. Bu medrese, 15. yüzyılda Orta Asya’nın en büyük eğitim kurumuydu ve verilen eğitimin kalitesiyle ün salmıştı. Eğitim parasızdı ve öğrenciler sınavla alınırdı. Uluğ Bey Medresesi’nde, teoloji, astronomi ve felsefe tahsil edilmiş. Uluğ Bey kendisi de burada ders vermiş.
Uluğ Bey önce kendi adını taşıyan medreseye defnedilmişti. Baba katili Abdüllatif öldürülünce başa geçen Abdullah, Uluğ Bey’i Gur Emir’e nakletmişti.
Uluğ Bey Buhara’da daha mütevazi bir medrese yatırmış, kapıların üzerine “Aklını aydınlatmak her Müslüman erkek ve kadının görevidir” yazdırmıştı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Şirdar Medresesi’nin taçkapısında Aral kaplanı, güneş ve geyik motifleri işlenmiş. Kaplanların yüzü insan yüzü; bu tabu yıkıcı bir seçim olmuş. Medresenin 54 hücresi varmış. Medresenin arkasına 18. yüzyılda bir çarşı inşa edilmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Şirdar Medresesi’nin taçkapısında Aral kaplanı, güneş ve geyik motifleri işlenmiş. Kaplanların yüzü insan yüzü; bu tabu yıkıcı bir seçim olmuş. Medresenin 54 hücresi varmış. Medresenin arkasına 18. yüzyılda bir çarşı inşa edilmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bir zamanlar talebelerin kullandıkları odaların çoğu el işi atölyelerine ve hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlara dönüşmüş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bir zamanlar talebelerin kullandıkları odaların çoğu el işi atölyelerine ve hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlara dönüşmüş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dükkana dönüşmemiş bir hücre. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dükkana dönüşmemiş bir hücre.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Akşam Şirdar Medresesi’nin avlusunda bir gösteri izledik. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Akşam Şirdar Medresesi’nin avlusunda bir gösteri izledik.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tillakari Medresesi. 17. yüzyılın ilk yarısında Alçin kabilesinden Semerkand hükümdarı Yalanguş Bahadır tarafından eski hankah yerine bir medrese, kervansaray yerine de içinde bir mescit olan Tillakari Medresesi inşa edilmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tillakari Medresesi. 17. yüzyılın ilk yarısında Alçin kabilesinden Semerkand hükümdarı Yalanguş Bahadır tarafından eski hankah yerine bir medrese, kervansaray yerine de içinde bir mescit olan Tillakari Medresesi inşa edilmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Günümüzde müze olarak gezilen Tillakari Medresesi içindeki caminin eşsiz bezemeleri, Timurlu dönemi yapı geleneğinin 17. yüzyılda da gücünü koruduğunu gösterir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Günümüzde müze olarak gezilen Tillakari Medresesi içindeki caminin eşsiz bezemeleri, Timurlu dönemi yapı geleneğinin 17. yüzyılda da gücünü koruduğunu gösterir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Bizans İmparatorluğu 94| Bizans ve Müslümanlar

  • Konstantinopolis, biri, 674/678, diğeri 717/718’de olmak üzere Emeviler tarafından iki kez kuşatılmıştı.
  • 8.-10. yüzyıl arasında Abbasi-Bizans siyasi sınırı Toros Dağları’ndan geçerdi.
  • 10. yüzyılın ikinci yarısında Abbasiler güçten düşünce, Ermenistan, Kuzey Suriye, Kıbrıs ve Girit Müslümanlardan Bizans’a geçti.
  • 11. yüzyılda Selçukluların Yakındoğu’ya gelişi, Bizanslılarla Müslümanların kurduğu üç yüz yıllık dengenin yıkılmasına yol açtı.
  • Anadolu Selçukluları ve Osmanlılar başta olmak üzere, Türkçe konuşan hanedanlar, 11.-15. yüzyıllar arasında, oynak sınırlar ve hem Bizans, hem de Türk tarafında çeşitli merkezler ortaya çıkmış; 13. yüzyıl başlarında Anadolu Selçuklularıyla İznik İmparatorluğu arasında denge dönemleri de olmuştur.
  • Yakın Doğulular, özellikle de Araplar, Konstantinopolis’i değişik nedenlerle ziyaret etmişlerdir: Askerler, casuslar, siyasi sürgünler, diplomatlar gibi. Esirler için fidye vermek, kültürel alışverişler, iktisadi ve dini temaslar, yoğun bir tüccar, hacı ve bilim adamı değiş tokuşuyla sonuçlanmıştır.
  • Müslüman elçilerin Konstantinopolis’te hareketleri sıkı bir denetime tabi tutulmuş, bir imparatorluk görevlisi sürekli onlara eşlik etmiş, hareket özgürlüğünü kısıtlamış, şehrin emperyal ve zengin yüzünü göstererek onları etkilemeye çalışmışlardır.
  • Bizans ordusundaki Arap askerler savaşarak hayatlarını kazanmak için gönüllü olarak oradaydılar.
  • 10. yüzyılda Bizans ordusunda Orta Asya’daki Fergana Vadisi’nden gelme askerler de vardı.
  • Müslüman Yakındoğu’nun sınır bölgelerindeki askerler ve sivil nüfus, zaman zaman Bizans ordularının eline düşüyor ve Konstantinopolis’e getirilip köle olarak satılıyor veya ileride fidye karşılığında serbest bırakılmak ya da değiş tokuş edilmek üzere esir olarak tutuluyordu. 10. yüzyıl başında, Konstantinopolis’te ikisi Müslüman esirlerin kaldığı dört zindandan bahsedilir.
Eyüp Sultan’ın bahçesindeki asırlık çınar. Fotoğraf:www.geziresim.com

Eyüp Sultan’ın bahçesindeki asırlık çınar.
Fotoğraf:www.geziresim.com

  • Alt tabakadan gelen Müslüman esirler, tutsaklıkları süresince sarayın bitişiğindeki ipek atölyesinde üretime katılmak zorundaydılar.
  • İslam dünyasından gelen tüccarlar şehrin ayrı bir mahallesinde üç aya kadar kalabilirlerdi. Müslüman tacirler şehrin Durungarios kapısını kullanırlardı.
  • Müslümanlar Konstantinopolis’e ilmi nedenlerle de geliyorlardı. İlmi nedenler, kitap bulmaktan uzmanlığını sunmaya kadar değişebiliyordu. Bizanslı alimlerin öğrencileri arasında Doğu ülkelerinden gelen öğrenciler de olduğu biliniyor.
  • Konstantinopolis’teki Müslümanlar, varlığı hem Bizans hem de Arap kaynaklarınca doğrulanan camide ibadet edebiliyor, 674’teki Emevi kuşatmasında ölen, Hazreti  Muhammed’i Mekke’den Medine’ye göç ettiği zaman evinde misafir eden sahabe, Eyyub el-Ensari’nin türbesini ziyaret edebiliyorlardı. Şehre gelen Müslümanların ibadeti için caminin/camilerin 8. yüzyılda yapıldığı düşünülüyor.
  • Ortaçağın sonları itibariyle, Konstantinopolis hakkında Arapça büyük bir külliyat oluşmuştur. Arap yazarlar Bizans başkentinden zaman zaman Yeni Roma adıyla bahsetmişlerdir. Şehrin refahı ve debdebesini vurgulayan hayranlık eserlerde belirgindir.
  • Şehrin pazarlarında fiyatların ucuz, çeşidin bol olduğu; Müslüman Yakındoğu’nun uzun mesafe ticaretiyle uğraşan Yahudi tüccarlarının Konstantinopolis’e mutlaka uğradıkları yazılmıştır. Konstantinopolis’te Müslüman tüccarlara çok iyi davranıldığı kaydedilmiştir.
  • Konstantinopolis’in Hıristiyan tabiatı 12. yüzyıla kadar yazılmış Arapça eserlerde pek betimlenmemiştir. 12. yüzyılın başlarında Selçuklu sultanı Melik Şah’ın hekimi ve coğrafyacı el-Mervazi, Aya Sofya’da yapılan dini törenleri ayrıntılarıyla nakleden ilk yazar olmuştur.
  • Dördüncü Haçlı Seferi sırasında Latinlerden bir grup Galata’dan karşıya geçerek şehrin Müslümanların yaşadığı bölgesine girip Aya İrini Kilisesi’nin yanındaki camiyi ateşe vermişler, cami ile birlikte bölgenin tümü yanmıştır.
  • 1449 yılında Uluğ Bey öldürülünce, Ali Kuşçu Semerkand’ı terk ederek Konstantinopolis’e kaçmıştır.

 

Özbekistan Gezisi 43 Semerkand 4 Uluğ Bey

  Uluğ Bey Medresesi’nde iki hücre. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Uluğ Bey Medresesi’nde iki hücre.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Uluğ Bey (1394-1449), Timur’un torunu. Doğum adı Muhammed Taragay. Uluğ Bey adını ona Timur vermiş.
  • Mirza (prens) Uluğ Bey, doğumundan bir süre sonra annesi Gevherşad Begüm’den alınıp eğitimi için Timur’un ilk eşi olan Saray Mülk Hanım’a verildi. (Timur, Bibi Hatun Camii’ni de bu eşine adamıştı.)
  • Genç mirzanın atabeyinin (eğitmen) kim olduğu belli değil.
  • Çok küçük yaşta okuma yazma öğrendi. Timur’un hayranlığını uyandıran bir belleğe sahip olduğu biliniyor. Akıldan hesaplama konusunda da olağanüstü yetenekli olduğunu yazılanlardan öğreniyoruz.
  • Birçok kışı Timur’un en gözde kış karargahı olan Azerbaycan’da, Karabağ’da geçiriyor. 1403’te Erzurum’a dedesinin yanına gidiyor.
  • 1404 yılının sonbaharında seferden dönen Timur, Semerkand bahçelerinden birinde bir şölen veriyor ve Timur bu şölende 10 yaşındaki Uluğ Bey’i, kardeşi İbrahim Sultan’ı, ve 9-17 yaşındaki üç kuzenini evlendiriyor.
  • 1405 yılında Timur Çin seferine çıkarken, Semerkant’tan ayrılmadan önce Taşkent’i ve Moğolistan’ı Uluğ Bey’e; Fergana, Kaşgar ve Hotan’ı da Uluğ Bey’in kardeşi İbrahim Sultan’a bıraktı. Her iki mirza da dedelerine son seferinde eşlik ettiler. Timur, ordu Otrar’a vardığında öldü.
  • Timur ölmeden önce ardılı olarak en büyük oğlu merhum Cihangir’in oğlu Pir Muhammed’i seçmişti. Ama son arzusuna uyulmadı, çalkantılı bir dönem başladı. Bu dönemde Uluğ Bey, Timur’un güvenilir adamlarından Şah Melik’e emanet edildi. Dört yıl boyunca Uluğ Bey’i Şah Melik eğitti.
  • Uluğ Bey’in babası Şahruh düzeni sağladı ve 40 yıl boyunca hükümran oldu. 15 yaşındaki Uluğ Bey’i kral naibi ve Semerkand valisi olarak atadı.
Uluğ Bey Medresesi içinde Uluğ Bey ve bilginleri temsil eden heykel grubu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uluğ Bey Medresesi içinde Uluğ Bey ve bilginleri temsil eden heykel grubu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Uluğ Bey bu sırada kendisine geometri ve gökbilim öğreten Kadızade Rumi’den (gerçek adı Selahattin Musa) eğitim aldı.
  • Çağının en büyük alimleri arasında olan Uluğ Bey, matematik ve gökbilime ilaveten felsefe, edebiyat, tarih, sanat, müzikle de ilgileniyordu.
  • Doğu’da ilimler ve şiir genellikle birlikte ilerler. Uluğ Bey de çok iyi bildiği iki dilde, Farsça ve Türkçe dizeler yazıyordu. Uluğ Bey’den bir örnek:

    “Dinler sis gibi dağılıyor
    İmparatorluklar çözülüyor
    Ama alimlerin çalışmaları ebediyen baki kalıyor.”

    Uluğ Bey’in kardeşi Baysungur da hat ve minyatür sanatlarında sivrilmişti. "Kelile ve Dimne" adlı eserden Baysungur ‘un Meclisi. Fotoğraf:gizlenentarihimiz.blogspot.com

    Uluğ Bey’in kardeşi Baysungur da hat ve minyatür sanatlarında sivrilmişti.
    “Kelile ve Dimne” adlı eserden Baysungur ‘un Meclisi.
    Fotoğraf:gizlenentarihimiz.blogspot.com

    • Uluğ Bey ilimlerin dil ve din farklarını ortadan kaldırdığını düşünüyordu.
    • Uluğ Bey, güzel nesnelerle çevrili olarak yaşamayı seviyordu. Yeşim taşına, özellikle de beyaz yeşim taşına düşkündü. Yiyecek ve içeceklerin yeşim kaplarla getirilmesinden hoşlanıyordu. Gur Emir Türbesi’nde Timur’un mezar taşı olarak kullanılması için Moğolistan’dan iki büyük nefrit denen siyah yeşim taşı kütlesi getirtmek için iki bin kişiyi seferber etmişti.
    • Hemen bütün İslam ülkelerinde hükümdarlar ve ileri gelenler arasında doğanla avlanmak çok yaygındı. Doğanları av için evcilleştiren kişinin Büyük İskender’in ardıllarından olan Ptolemeus olduğu düşünülüyor. Uluğ Bey de doğanla avlanmaktan zevk alıyordu ve çok iyi bir doğancı idi.
    • Dar görüşlü din adamlarını sarayından uzaklaştırmış, bu yüzden tarikat önderlerinin güvenini kazanamamıştır. Çevresine bol maaşlar bağladığı alimleri, sanatçı ve şairleri toplamıştı. Sarayında Çağatayca şiirler yazan şairler topluluğu olduğu biliniyor.
    • Uluğ Bey, iki oğlundan, kendisinin Semerkand’da yetiştirdiği küçük oğlu Abdülaziz’i tercih ediyordu. Büyük oğlu Abdüllatif, babaannesi Gevherşad Begüm’ün yanında Herat’ta büyümüştü.
    • Şahruh 1447 yılında öldüğünde resmen ardılını belirlememişti. Oğullarından sadece Uluğ Bey hayattaydı ve o da kendini Şahruh ’un ardılı kabul ediyordu. Ama annesi Gevherşad Begüm, Şahruh ‘un yerini, Baysungur ’un oğlu, yeğeni Alaüddevle’nin almasını istiyordu. Uluğ Bey Aalüddevle’ye karşı Abdüllatif’i de yanına alarak Horasan seferine çıktı ve Terbab zaferini küçük oğlu Abdülaziz adına ilan etti, bu da büyük oğlunu küçük düşürdü. Uluğ Bey, bilim ve kültür alanındaki başarısını devlet yönetiminde gösteremez. Kararlı bir yönetici değildir. Askeri işleri oğlu Abdülaziz’e devretmiştir ama o da becerikli değildir. Timurlu soyundan gelen öbür şehzadelerin ayaklanmalarını denetim altına alamaz. Oğlu Abdüllatif onu 1449’da tahttan indirir ve yine onun komplosu ile Uluğ Bey öldürülür. Altı ay sonra da Abdüllatif öldürülür.
    • Uluğ Bey’in 600. doğum yıldönümü olan 1994 yılında onun döneminin eserleri restore edilir.