Etiket arşivi: Sanliurfa

Ay ve Harran

Ulu Cami, Harran, Şanlıurfa. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2000.

Ulu Cami, Harran, Şanlıurfa.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2000.

  • Harran; Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya’daki Asur ve Babillerin çoktanrılı inancına dayanan paganlığın önemli merkezlerinden biri idi.
  • Ay tanrısı Sin, paganların asırlar boyunca en büyük tanrısı olmuştur.
  • Bu dönemde Harran’da astronomi ilmi çok ilerlemiştir.
  • Bölge insanının bir kısmı Hıristiyan, bir kısmı Müslüman olurken bir kısmı da 11. yüzyıla kadar Sabi inancını benimsemiştir.
  • Sabi inancı monoteist bir inanç olmakla birlikte burada paganizm ile karışmış, farklı bir çehreye büründüğü için mensupları Harranlı Sabiler olarak anılmışlardır. Onlara göre yüce varlık sadece yaratma gibi önemli işleri yapar, diğer işleri gezegenler ve onlar adına inşa edilen tapınaklardaki putlar yapardı. Bu dönemde de Sin önemini korumuştur.
  • Bu dinin mensupları İslâm kaynaklarında Harrânîler (putperestler) adıyla anılmıştır.
  • Harran, zamanın özellikle Sin/Ay inancının önemli tapınaklarının yer aldığı merkezler arasındaydı. MÖ 2000’li yıllarda Harran’da ünlü bir Sin mabedi olduğu bilinmektedir.
  • EdessaUrfa, MS 3. yüzyıla kadar yıldız ve gezegen kültürünün hakim olduğu dini ve politik bir merkez idi. Pagan dönemde yörenin inanç ve ritüelleri Güneş, Ay, Jüpiter, Venüs, Merkür, Satürn ve Mars kültü etrafında şekillenmekteydi. Urfa çevresinde yaşayan Bedeviler için kaynaklarda gezegenlere kurban kestikleri yazar.
  • Harran bölgesinde güneşin de önemli bir inanç figürü olduğu biliniyor. Ancak kaynaklarda MS 3. yüzyıla kadar Ay tanrısından başka bir ilah ve inanış şekli yer almamıştır.
  • Yeri kesin olarak tespit edilemeyen Sin mabedinin, höyükte, iç kalede ya da Ulu Camii’nin yerinde olduğu konusunda değişik fikirler ileri sürülmektedir.

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

Kaybolan İzler, Mümtaz Fırat, YKY, 2017.

mekan360.com/360fx_ulucamiiharransanliurfa.html

ekitap.kulturturizm.gov.tr/TR,80698/harran-ve-harrandaki-mimari-eserler.html

 

 

Dövme – Tendeki Nakış 4

  • 1960’lardan itibaren beden, kültürün izlerini üzerine kaydettiği bir alan olarak düşünüldü. Beden, kültürün ve tarihsel gelişmelerin canlı bir tanığı olarak kabul edildi. Antropoloji metinlerinde beden, kültürün ve sosyal yapının dövmeyle, giysiyle, ritüelle, dansla yansıdığı bir alan olarak yerini aldı. M. Foucault, G. Deleuze, J. Derrida, J. F. Lyotard, J. Baudrillard gibi çağdaş filozoflar bu alana özel bir ilgi göstermişlerdir.
  • Beden yüzeyindeki yazılar, bedenin boyanması, dövmeler kültürün bir biçimde beden üzerine yazılmasını simgeler.
  • Modern insanların yaptırdıkları dövmeler de birer kimlik göstergesi olarak okunabilirler ama geleneksel topluluklarda görülen dövme, kültürel bağlamın tüm örüntülerini sergiler. Dövme yaptırmaya kendi iradeleriyle karar vermiş olsalar da, buna yol açan kültürel ortamın varlığı esas belirleyicidir.
  • Süs için, inanç nedeniyle, bir sağaltma tekniği, bekaretin simgesi olarak yapılan dövmeler vardır. Ülkemizde geleneksel dövmelerin sembolleri aşiretleri ya da bazı aileleri simgeler.
  • Etnisite, din, coğrafya, yaş ve cinsiyet gibi değişkenler dövmede kullanılan sembolleri etkileyebilir. Dolayısıyla dinler tarihi, antropoloji, sosyoloji, halkbilim, sanat tarihi, göstergebilim dövme söz konusu olduğunda kavramsal tartışmalarda kendilerine yer bulabilecek disiplinlerdir.
Mardin’de kadınların yüzlerinde, ellerinde dövmeler vardır. Bazı kadınların alt dudağı mosmordur. Peygamberin kızı Fatma’yı bir kölenin ısırdığına, bu kutsal insanın alt dudağını yaraladığına inanırlar, bu yüzden alt dudaklarını dövmeyle morartırlar. Hazreti Fatma’yı zenci bir kölenin öpmesi ile/şeytanın öpmesi ile dudağının morardığı da söylencenin başka şekilleridir. Zamanın genç kızlarının Hz. Fatma bundan utanç duymasın diye, Hz. Fatma’ya benzemek için, alt dudaklarına dövme yaptırdıklarına inanılır. Bu yüzden alt dudağa yapılan dövme helal, diğerleri haramdır da denir.  Dara’da yalnızca fotoğraf yoluyla iletişim kurabildiğimiz bu hanımın da dudağında küçük, mor bir dövmesi vardı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mardin’de kadınların yüzlerinde, ellerinde dövmeler vardır. Bazı kadınların alt dudağı mosmordur. Peygamberin kızı Fatma’yı bir kölenin ısırdığına, bu kutsal insanın alt dudağını yaraladığına inanırlar, bu yüzden alt dudaklarını dövmeyle morartırlar. Hazreti Fatma’yı zenci bir kölenin öpmesi ile/şeytanın öpmesi ile dudağının morardığı da söylencenin başka şekilleridir. Zamanın genç kızlarının Hz. Fatma bundan utanç duymasın diye, Hz. Fatma’ya benzemek için, alt dudaklarına dövme yaptırdıklarına inanılır. Bu yüzden alt dudağa yapılan dövme helal, diğerleri haramdır da denir.
Dara’da yalnızca fotoğraf yoluyla iletişim kurabildiğimiz bu hanımın da dudağında küçük, mor bir dövmesi vardı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ülkemizde dövmenin birçok bölgede var olduğu bilinmektedir. Ama geleneksel dövmenin nispeten yoğun görüldüğü iller Şanlıurfa, Mardin ve Gaziantep’tir. Diyarbakır, Batman ve Kilis de listeye eklenebilir. Dövme taşıyan kişi sayısının Şanlıurfa’da ve özellikle Harran çevresinde en yoğun olduğu saptanmıştır. Bölgede dövme daha çok Araplar ve Kürtler arasında; Kürtlerde ise daha çok Ezidilerde yaygındır. Aynı bölgede vücutların mahrem bölgelerine de dövme yapılabildiği bilinmektedir.
  • Bölgede yaşayan Arap, Kürt, Türkmen, Karaçi, Ezidi topluluklarının benzer dövme simgeleri ve teknikleri kullandığı söylenebilir. Coğrafi açıdan dövme görülme sıklığı, Suriye sınır bölgesine yaklaştıkça artmaktadır.
  • Süryaniler, haç ziyareti sırasında kollarına haç sembolü ve haccın gerçekleştiği yılı dövme ile işlerler.

 

Yavaş Hareketi 7 | Cittàslow 2

  • Cittàslow “an”ı yaşamaya vurgu yapar.
  • Küresel ekonomik mantığa göre işleyen yapılanmaya karşı çıkar. Ancak içine kapalı bir model değildir.
  • Cittàslow hem bir kentsel sosyal hareket, hem de bir yerel yönetişim modelidir.
  • Kentlere marka değeri kazandıran bir sistemdir. Dolayısıyla turizm faaliyetini artırdığı saptanmıştır.
  • Yabancı bir tür, kendi ortamı olmayan bir ekosistemin içine dahil edilmeye çalışılırsa, bu türün özelliği bozulmaya başlayabiliyor. Sistemi oluşturan yapılar ne kadar yerel ve çeşitliyse, sistemin fonksiyonları o kadar verimli ve dirençli oluyor. Yani yerelin özgünlüğünü korumak, araştırmaların da gösterdiği gibi, önemlidir.
Fotoğraf:ariakurabiye.blogspot.com

Fotoğraf:ariakurabiye.blogspot.com

  • Kentlerin Yavaş Kentler Birliği’ne üye olabilmeleri için birliğin belirlediği 59  kriter üzerinden değerlendirilmesi ve uygunluğun her dört yılda bir denetlenmesi yapılıyor.
  • Cittàslow Genel Merkezi zaman zaman yeni kriterler ilave ediyor. Son olarak sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışma şartı getirildi. Ulusal ağlara da kriter koyma yetkisi verildi.
  • Ağustos 2014 itibariyle birliğe 29 ülkeden 189 kent katılmış oldu.
  •  Türkiye’de Cittàslow Hareketi Seferihisar’ın (İzmir) 2009’da Cittàslow ünvanını kazanmasıyla başladı.
  • Şubat 2014 itibarıyla toplam dokuz yerel yönetim bölgesi Cittàslow ağına dahil oldu. Bunlar Akyaka (Muğla), Taraklı (Sakarya), Perşembe (Ordu), Vize (Kırklareli), Gökçeada (Çanakkale), Yenipazar (Aydın), Halfeti (Şanlıurfa) ve Yalvaç’tır (Isparta).
  • 2013 yılında Seferihisar dünyadaki tüm Cittàslow’ların ve adaylarının katıldığı genel kurula ev sahipliği yaptı.
  • Seferihisar Cittàslow olduktan sonra Teos Antik Kenti’ne sponsor bulundu ve 50 yıl aradan sonra kazılar tekrar başladı.
  • Seferihisar’da yerel üretim ve sürdürülebilir enerjiyi destekleyen çalışmalar, Taraklı’da mimari ve yerel kalkınma üzerine çalışmalar gerçekleştiriliyor.
  • Çıkartılan yasa sonucu Akyaka, Ula İlçesi’ne bağlı bir köy oldu. Artık vizyonunu belediye imkanları ve bütçesi ile değil, köy bütçesi ile gerçekleştirmeye çalışacak.
  • Türkiye’deki 60 yerel yönetimin Cittàslow  ağına katılımı için çalışmalar devam etmekte. Cittàslow Türkiye, şimdilerde Giresun’a bağlı Tirebolu’nun dosyasını değerlendiriyor.
  • KKTC’de Yeniboğaziçi ağa katılmış tek yer.
  •  ABD’deki üç Sakin Şehir de California Eyaleti’nde. Almanya’daki 10 yerleşimin dördü Bavyera’da, üçü Baden-Württemberg’de. Portekiz’deki 5 Yavaş Şehir’in dördü Algarve’de. İskandinav ülkelerinde Cittàslow bir-iki tane var. Belki de bu ülkeler Cittàslow prensiplerinin hepsine değilse bile çoğuna uygun yaşadıkları içindir.
  • Hareketi başlatan İtalya, 68 Sakin Şehir ile dünyada bu konuda başı çekiyor.
  • Yavaş Şehirler’in ancak gelişmenin daha kaliteli bir kalkınma lehine frenlenmesi ile korunabileceği düşünülüyor.

Süryaniler 1

Mor Gabriel Manastırı duvarında Süryanice bir yazıt.

Mor Gabriel Manastırı duvarında Süryanice bir yazıt.

  • Süryaniler Sami ırkındandır.
  • Süryanilerin, Aramilerin mirasçısı oldukları düşünülmektedir.
  • En eski Semitik yazı Akadcadır, MÖ 2000’lerden eskidir.
  • Aramiler, İbranilerin yakınında yaşamış, uzun ömürlü olmayan küçük krallıklar kurmuşlar, Asur, Babil, Pers saldırılarına karşı duramamışlardır.
  • Ama Aramice yaygın olarak kullanılan bir dil olmuştur. Aramice yazısı pratik olduğu için, dilleri farklı olan halklar tarafından da kullanılmıştı: Örneğin İbranice, Pehlevice, Sogdca, Uygurca, Moğolca…
  • Aramicenin pek çok diyalekti vardır. Hz. İsa ve Havariler Aramicenin Celilece diyalektini konuşuyordu.
  • Süryanice Sami dillerinin Kuzeybatı öbeğine bağlıdır.
  • Süryanice, Doğu Aramca lehçesidir.
  • Aramicenin Süryanice formunun çıkış yeri Edessa’dır (Şanlıurfa).
  • 3.-7. yüzyıllarda Hıristiyan yazınının başlıca dillerinden biri;  Hıristiyan dünyasında  önemli bir edebiyat ve ayin dili olmuştur.
  • Süryani, Suriyeli anlamına gelir.
  • Kalde dilinde Süryani, dağlılar anlamına gelir.
  • Süryani kelimesi özellikle Hıristiyanlıktan sonra yaygınlık kazandı.
  • MS 38 yılında Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir. İlk Hıristiyan olan topluluklardandır.
  • 7. yüzyıldaki Arap fetihlerinden önce Suriye, Ortadoğu’nun ilk ve en önemli Hıristiyan ülkelerinden biriydi.
Mort Şimuni Kilisesi’nde izlediğimiz ayinden bir görüntü. Kadınların başları örtülü ve yan sahındalar. Mort (Azize) Şimuni Kilisesi, Midyat’ın metropolitlik kilisesidir. Midyat’ın merkezindeki en eski kilisedir ve 9. yüzyılda inşa edilmiştir.

Mort Şimuni Kilisesi’nde izlediğimiz ayinden bir görüntü. Kadınların başları örtülü ve yan sahındalar.
Mort (Azize) Şimuni Kilisesi, Midyat’ın metropolitlik kilisesidir. Midyat’ın merkezindeki en eski kilisedir ve 9. yüzyılda inşa edilmiştir.

  • 451 yılında yapılan Khalkedon (Kadıköy) Konsili’nde:
    *Hz. İsa’nın Tanrısal ve İnsani olmak üzere iki doğası olduğunu kabul eden Diofizitler ile,
    *Tek doğası olduğunu kabul eden Monofizitler ayrıştılar.
  • Hz. İsa’nın iki doğası olduğunu kabul eden Rumilere göre (Melkailer- İmparatorun Adamları, Bizanslılar, yani bugünkü Rum Ortodoksları), Hz. İsa’nın bu iki doğası birbiriyle karışmaz, değişmez ve ayrılamazdı. Hz. İsa tam bir insan ve tam bir Tanrı’dır, Meryem Ana ise Tanrı’nın annesidir (Teotokhos).
  • Konsil kararına karşı çıkarak Hz. İsa’nın tek doğası olduğuna inanan, yani Monofizit öğretiyi benimseyenler ilk üç Ekümenik Konsil’in (İznik 325, Birinci İstanbul 381 ve Birinci Efes 431) kararlarını tanımışlar, diğer Konsillerde alınan kararları tanımamışlardır. Monofizit Süryaniler Doğu Kilisesinden, Rumilerden, yani Bizans’tan ayrıldılar. Bizans İmparatorluğu Khalkedon Konsili kararlarını desteklediği için, Monofizit Süryaniler zor dönemler yaşadılar. Monofizit öğretiyi benimseyen diğer kiliseler Kıpti-Kopt, Ermeni Apostolik (Gregoryen), Habeş ve Evanjelist Şam kiliseleridir. Bu kiliselerin kendi patriği vardır. Meryem Ana insan anasıdır.
Dereiçi (Killit) Köyü, Mor Yuhanon Kilisesi’nden.

Dereiçi (Killit) Köyü, Mor Yuhanon Kilisesi’nden.

  • 5. yüzyılda Süryanice konuşan Hıristiyanlar, ilahiyat konusundaki anlaşmazlık yüzünden, ikiye bölündü: Nasturiler ve Yakubiler. Bu iki grup, kendi lehçelerini geliştirdiler.
  • Nasturiler, Doğu Süryanileridir. Diofizittirler. Asuriler olarak da bilinirler.
  • Konstantinopolis patriği Nestorios’un öğretilerinin yandaşlarının toplandığı Edessa (Şanlıurfa) ilahiyat okulu, imparatorluk buyruğuyla 489’da kapatıldı ve Nasturiler İran’a göç ettiler.
  • Tarihi merkezleri Irak’ın Musul ve İran’ın  Urmiye kentleridir. Daha ziyade İran’ın etki alanındaydılar. İngilizcede Nestorians olarak anılırlar.
  • Çin’de 7.-10.yüzyıllar arasında bir Nasturi cemaati gelişti. Orta Asya’da bazı Tatar kabileleri neredeyse bütünüyle Nasturi oldular.
  • 14. yüzyılda Nasturi Kilisesi Timur’un saldırıları altında ezilince Nasturiler, Dicle Irmağı-Van ve Urmiye Gölleri arasındaki bölgeye göç ettiler.
  • Nasturilerden 1445’te ayrılarak Katolikliği seçenler, Kıbrıslılar,
  • Nasturilerden 1551’de ayrılarak Katolikliği seçenler, Keldaniler (Chaldeans) olarak anıldılar ve Doğu Süryani ayin usulünü korudular.
  • 1898’de Urmiye’deki Nasturi grubu Rus Ortodoks Kilisesi’ne kabul edildi.
  • 1915-1924 yıllarına dek Nusaybin, Siirt ve Hakkari’de önemli bir Nasturi topluluğu vardı.
  • Günümüzde en  büyük Nasturi cemaati Hindistan’ın Kerala Eyaleti’ndedir.
  • Yakubiler, Batı Süryanileridir. Monofizittirler. Edessa psikoposu Yakub’un adından dolayı Yakubiler olarak da anıldılar. İngilizcede kendilerine Syriac değil, Syrians denmesini tercih ederler. Onlara göre Syrian, Hıristiyan ile eş anlamlıdır.
  • 1626’da Halep’te Cizvit ve Kapuçin tarikatları kuruldu. Bu gelişme, Yakubiler arasında Katolikliğin yayılmasına yol açtı.
  • 1656’da Yakubilerin bir bölümü Katolikliği benimsedi ve Süryani Katolik Kilisesi kuruldu. Süryani Katolik Kilisesi, Antakya ayin usulüne bağlı bir Doğu Katolik Kilisesi’dir.
  • 1782 yılından sonra Süryani Katolik patrikleri görevlerini aralıksız sürdürebildiler.
  • Süryani Katolik patrikleri sırasıyla Deyrü’z-Zafaran, Şarfe, Halep, Mardin ve Beyrut’ta görev yaptı.
  • Süryani Katoliklerin bazı metinleri Arapçadır ama Aziz Yakub ayini Süryanice yapılır.
  • Monofizitliğe bağlı kalanlara Süryani Kadim adı verildi.
  • 1845’te Osmanlı İmparatorluğu tarafından resmen tanınan Süryani Kadim Kilisesi patrikliğinin makamı Antakya idi.
  • Birinci Dünya Savaşı yıllarında bu kiliseye bağlı topluluğun büyük bölümü Anadolu’dan ayrıldı.
  • Antakya Kilisesi Patriği  536’de Antakya’dan ayrılmak zorunda bırakılmış, pek çok yer değiştirmek zorunda kalmış, 969’da Malatya’da, 1058’de Diyarbakır’da, 1293-1932 arasında Deyrü’z-Zafaran’da, 1932’de Humus’ta idi ve 1959 yılında Şam’a taşındı ve halen de oradadır.
  • Suriye’nin 7. yüzyılda Araplarca fethedilmesinden sonra İslam topraklarında yaşayan Süryaniler de kendi din adamlarının yönetiminde millet statüsü aldılar.
  • Süryani Kadim Kilisesi’nin ayin dili, Hz. İsa ve Havariler’inin konuştukları Aramcaya çok benzeyen ve bugün konuşulan, ayrıca yazı dili olarak da kullanılan Edessa Süryanicesidir.
  • Süryaniler Rumi takvimi kullanırlar.
Mor Gabriel Manastırı’nda, Mor Gabriel’in mezarı.

Mor Gabriel Manastırı’nda, Mor Gabriel’in mezarı.

 

 

 

İnanç Dosyası 53 | Christianity 4 Early Christianity

The volcanic surface–cover of Cappadocia has undergone erosion by rain, snow, floods, streams, strong winds and changes in temperature.  Although the soft, porous rock, known as tufa, is readily carved and shaped when moistened, afterwards it rapidly sets hard. Here, the geological structure of the locality has facilitated the formation of underground townships and cave churches. The first Christian immigrants to arrive in this region settled in the underground dwellings opened up by the Hittites two thousand years before. These were enlarged and developed.  They became a safe refuge and hiding-place for these Christians and were equipped with wells, food storage houses cemeteries, ventilation and heating facilities. Turkey – Cappadocia, Uchisar

The volcanic surface–cover of Cappadocia has undergone erosion by rain, snow, floods, streams, strong winds and changes in temperature. Although the soft, porous rock, known as tufa, is readily carved and shaped when moistened, afterwards it rapidly sets hard. Here, the geological structure of the locality has facilitated the formation of underground townships and cave churches. The first Christian immigrants to arrive in this region settled in the underground dwellings opened up by the Hittites two thousand years before. These were enlarged and developed. They became a safe refuge and hiding-place for these Christians and were equipped with wells, food storage houses cemeteries, ventilation and heating facilities.
Turkey – Cappadocia, Uchisar

Christianity reached Cappadocia very rapidly. Although it is not known for sure whether Saint Paul ever visited Cappadocia on his journeys to spread the Gospel, it is definite that the populace of this area who had accepted Christianity, suffered heavy oppression and massacres, until the Roman Emperor, Constantine the Great, granted recognition of their religion. In the fourth century CE this region became the religious centre for a large number of theologians. After the fifth century, the populace was subjected to attacks from the Sasanians and the Arabs and was obliged to withdraw into the underground dwellings. The remains of the so-called Hidden Church, built in the sixth century in the form of a basilica, are still standing. Coloured frescoes decorated the walls of the cruciform churches built in the eight and ninth centuries. Between 730 and 843 CE, the iconoclastic period, some of the townships of Cappadocia hid and sheltered those who sought to protect the holy paintings. When banning and repression of holy painting were lifted, the art of fresco painting developed and flourished. Turkey – Cappadocia, Zelve Valley

Christianity reached Cappadocia very rapidly. Although it is not known for sure whether Saint Paul ever visited Cappadocia on his journeys to spread the Gospel, it is definite that the populace of this area who had accepted Christianity, suffered heavy oppression and massacres, until the Roman Emperor, Constantine the Great, granted recognition of their religion. In the fourth century CE this region became the religious centre for a large number of theologians. After the fifth century, the populace was subjected to attacks from the Sasanians and the Arabs and was obliged to withdraw into the underground dwellings. The remains of the so-called Hidden Church, built in the sixth century in the form of a basilica, are still standing. Coloured frescoes decorated the walls of the cruciform churches built in the eight and ninth centuries. Between 730 and 843 CE, the iconoclastic period, some of the townships of Cappadocia hid and sheltered those who sought to protect the holy paintings. When banning and repression of holy painting were lifted, the art of fresco painting developed and flourished.
Turkey – Cappadocia, Zelve Valley

Turkey – Cappadocia, White Church.

Turkey – Cappadocia, White Church.

Its ancient name was Hromgla, nowadays the place is called Rumkale.  It is estimated that people first settled there in the 9th century BCE. It is said that St. John duplicated the drafts of the New Testament and hid them in the castle. The standing buildings are the products of the late Roman period and the Middle Ages. Hromgla was very important during the 12th Century, when it was the seat of the Armenian Patriarch, Saint Nerses, who made ecumenical contact with Latin and Byzantine churches and also with Muslims and Jews. He is the last Patriarch to be formally elevated to sainthood and all Christians recognize him as a saint. His grave at Rumkale is visited by Armenians, Syrian Christians, Yazidis and Muslims. Sacrifices are offered in the name of this revered person by all who favour the idea of interfaith dialogue. Turkey-Sanliurfa-Halfeti

Its ancient name was Hromgla, nowadays the place is called Rumkale. It is estimated that people first settled there in the 9th century BCE. It is said that St. John duplicated the drafts of the New Testament and hid them in the castle. The standing buildings are the products of the late Roman period and the Middle Ages. Hromgla was very important during the 12th Century, when it was the seat of the Armenian Patriarch, Saint Nerses, who made ecumenical contact with Latin and Byzantine churches and also with Muslims and Jews. He is the last Patriarch to be formally elevated to sainthood and all Christians recognize him as a saint. His grave at Rumkale is visited by Armenians, Syrian Christians, Yazidis and Muslims. Sacrifices are offered in the name of this revered person by all who favour the idea of interfaith dialogue.
Turkey-Sanliurfa-Halfeti