Etiket arşivi: Sanayi Devrimi

Çağdaş Sanata Varış 166| Loft 2

Fotoğraf: www.nytimes.com

Fotoğraf: www.nytimes.com

  • Lofttaki sanat tüketimi loftun da tüketiminin yolunu açmış; loftlar talep edilen alternatif bir mimari yapı, 1970’lerde ABD’de bir moda akımı olmuştur. 1980’lerden sonra loft konsepti, Avrupa’da da yayılmış, sanayileşmiş bölgelere bu amaçla sermaye akışına yol açmış, loft yaşamı bir burjuva şıklığına dönüşmüştür.
  • Yeni orta sınıf içerisinde sanatçı ya da bohem yaşam tarzına, bu yeni Postmodern kültürel yaşantı deneyimine eğilim gösteren bir kitle ortaya çıkmıştır. 1960’lı yıllardan itibaren sanatsal avangardın ve bohem yaşam biçimlerinin toplumu rahatsız eden ve orta sınıf ahlakını ihlal eden bir karşı kültür olarak algılanması son bulmuş, bu kişiler, kabul gören ve özenilen toplumsal aktörlere dönüşmüştür. Bu durum ABD toplumunda, sanatı yüksek kültürden ve seçicilikten uzaklaştırıp tabana yayan sanatçıların statülerinin değer kazanmasıyla güçlenmiştir.
  • 1970’lerin sonuna gelindiğinde sanatçıların loftlar üzerindeki tekeli ortadan kalkmış, sanatçılar bölgeyi, gayrimenkul kira ve vergi değerlerindeki artıştan ötürü terk etmek zorunda kalmıştır.
  • Loftların sanatçılardan zenginlere geçmesi ikinci soylulaştırma olarak adlandırılır ve loftlardaki endüstriyel karakter azalmaya başlar. Endüstriyel çağrışımlı malzemeler yapay malzemeler ya da yüksek maliyetli malzemelerle değiştirilmiş, loftlar daha orta sınıf bir eve dönüşmüştür. Bu mekan anlayışı, günümüzde tasarımcısına ve kullanıcısına sosyal statü kazandıran bir mekan olarak saygınlık kazanmıştır.
  • Loft konutlara dönüşen binalar, Modernizm projesi çerçevesinde salt işleve yönelik biçimde inşa edilmiş, Postmodern konutlara dönüştüklerinde estetik nesnelere dönüşmüşler; bunlar hem Modernizm’in hem de Postmodernizm’in örnekleri olmuşlardır. Mimari nesnenin kendisini değil ama onu görme biçimimizi değiştirmişlerdir. Bu bize Marcel Duchamp’ın Pisuar’ını ve Andy Warhol’un Campbell çorba kutularının nesnenin kendisini değil ama izleyicinin onu görme biçimini değiştirmesini anımsatır. Modern sanayi binalarını Postmodern sanat atölyelerine ve yaşam alanlarına dönüştürülmesinde entelektüel bir katkıdan söz edilebilir.
  • Geç kapitalizm çağında tüketicilerin neredeyse tüm satın alma tercihlerini imaj oluşturma çabaları belirlemektedir. Bu tüketim anlayışı, bireyin kendisinden çok, toplumun görmesi için yapılmaktadır. Geç kapitalizmin sınıfsız toplumunda kimlik artık doğuştan getirilen bir şey olmaktan çıkmış ve işaretler aracılığıyla inşa edilen bir göstergeye dönüşmüştür. Tüketimin asli unsuru, inşa edilmek istenen kimliklere ilişkin birer damga olmasıdır.
  • Günümüzde binaların düzenlenişleri doğrudan kültürel kodların bir dışavurumudur. Loftun küresel çapta bir ithalat ve tüketim nesnesi olabilmesinin ardında, günümüz toplumunun tüketim algısı yatmaktadır. Loft tüketicisine, evin yanı sıra bir kimlik ve imaj da vermektedir. Loft, toplumun seçkin tabakasına ait kimliksel bir gösterge sağlamakta, tüketicisini seçkin, kibar ve saygın kılacak işaretler üretmektedir.
  • 20. yüzyılın ikinci yarısında ofis, apartman, AVM gibi post-endüstriyel yapıların da yaygınlaşmasıyla, eski sanayi yapılarına romantik ve sanatsal bir anlam yüklenmiştir. Endüstriyel estetik üzerine yapılanan loft yaşamı, sanat ve sanayi arasında yeni bir ilişkidir.
  • Loft herhangi bir tasarımcının yapıtı değildir, önderliğinde mimarlar yoktur.
  • Loftlar artık birer kültürel miras sayılmaktadır.
  • Loft mimarlığı, sanayi sonrası toplumun bir mimari formudur.
Fotoğraf: rdujour.com

Fotoğraf: rdujour.com

  • Temel loft türleri beş tanedir.

Doğal Loft. Ham loft ya da sanatçı loftu (raw loft, artist’s loft) olarak da adlandırılan, geç 19. yüzyıl ya da erken 20. yüzyıl yapıları. Loftun beş temel mimari ölçütünü de karşılar.

Gerçek Loft. Sert loft, otantik loft (true loft, hard loft) da denir. Doğal loftun sınai karakterinin az ya da çok korunarak onarılmış, dönüştürülmüş halidir. Zemin çoklukla orijinal haliyle kullanılır veya endüstriyel malzemeye uyumlu yeni bir zemin malzemesi kullanılır. Duvarlar olduğu gibi bırakılır veya dokusu korunarak kireç badana veya plastik boyayla renklendirilir. Tesisat ögeleri açıkta bırakılır veya asma tavanla gizlenir. Banyo dışındaki tüm alan açıktır. Mekânsal ayırma yapılacaksa perde, modüler seperatör, alçıpan duvarlar kullanılabilir. Yatak odası asma katta yer alabilir. Mutfak birimi açık sistemde bırakılır. Bu tür loftlar çoğunlukla eklektik bir karaktere sahiptir. Bir loft mekanın gerçek loft sayılabilmesi için endüstriyel karakterini tamamen kaybetmemiş olması lazımdır.

Ara Loft. Gerçek loftlar gibi dönüştürülmüş endüstriyel binalarda yer alırlar. Sınai karakter büyük ölçüde yok edilmiştir. Endüstriyel çağrışımlı malzemeler yerine yapay malzemeler ya da yüksek kaliteli malzemeler uygulanır. Duvarlardaki endüstriyel doku yok edilir. Çıplak strüktür yok edilmiştir. Çoğunlukla konforludur ve minimal çizgiler hakimdir.

Sahte Loft. Yeni sert loft (fake loft, new hard loft) da denir. Sınai karakterin taklit edildiği yeni betonarme yapılardır. Kent merkezinde olmak zorunda değillerdir. Yüksek tavana, serbest plana, çıplak strüktüre ve geniş pencerelere sahiptirler. Isıtma, elektrik ve su tesisatları sanayi tipi değil, konut tipidir. Merkezi havalandırma ve ısıtma, teknolojik mutfak ve banyo, manzaralı pencereler, teraslar, egzersiz salonu, bina görevlisi gibi konfor artırmaya yönelik özellikler taşıyabilirler.

Yeni Loft. Yumuşak loft ya da yeni konstrüksiyon (soft loft, new construction loft) isimleri de verilir. Yeni tasarlanmış ve uygulanmış betonarme yapılardır. Kent içinde veya dışında yer alabilirler. Yeni loftlar serbest plan, yüksek tavan ve geniş pencere özelliklerini karşılarken, çıplak strüktürü karşılamazlar. Konforu ön planda tutarlar. Tesisat elemanları açıkta bırakılmaz; mutfak ve banyoda yüksek kalite malzeme ve işçilik uygulanır.

  • Loftun oluşabilmesi için Sanayi Devrimi, Fordist Devrim ve Post Sanayi Toplumu aşamalarının geçirilmesi gerekmiştir. Sanayi Devrimi’nde sanayi binaları inşa edilmiş; Fordist Devrim ile bu binalar boşaltılmış; sanatçılar ve bohemler tarafından soylulaştırılarak loftlara dönüştürülmüş; Post Sanayi Toplumu ile sanayi sektörü kent ya da ülke dışına çıkmış, kent merkezlerinde hizmet sektörü yükselişe geçmiş; orta ve üst gelir grupları loftlara talep göstermiş, konforlu loftlar ikinci soylulaşma ile ortaya çıkmıştır.
Fotoğraf: www.shockblast.net

Fotoğraf: www.shockblast.net

  • Doğu ve Batı Berlin’in birleşmesinden sonra, ticari mekanlarda yaşamanın kanuna aykırı olduğu zamanların sona ermesiyle, Berlin’deki loft piyasası hareketlenmeye Çağdaş Dönem’de başlamıştır.
Endüstriyel estetik üzerine yapılanan; çıplak strüktürü çıkış noktası olarak alan ve binanın dışına taşıyan; toplumsal yaşantıdan kopuk bir nesneler topluluğu olmaktan uzak, canlı ve yaşayan bir yer olmayı hedefleyerek geleneksel “müze” kavramına muhalefet eden; tek yüzeyinin geçirgen olmasının yanı sıra, dış çevre ile görsel bağlantısı fazla, hareket ve akışkanlık özgürlüğünü ifade edebilmeyi ve topluma açık bir mekan olmayı hedefleyen; sanat ve sanayi arasında ilişki kuran Pompidou Merkezi’nin yapımı 1977 yılında tamamlanmıştır. Fransa’nın 1970 yılında ilk kez uluslararası mimarlara da açtığı yarışmayı kazanan Renzo Piano, Richard Rogers ve Gianfranco Franchini binanın tasarımcılarıdır. Su tesisatı için yeşil, havalandırma için mavi, elektrik kabloları için sarı, güvenlik elemanları için kırmızı borular seçilmiştir. 1968 ruhunu yansıtan, sınırlardan arınmış bu mimari tasarımı günde yirmi bin kişi gezmektedir. Fotoğraf:issuu.com

Endüstriyel estetik üzerine yapılanan; çıplak strüktürü çıkış noktası olarak alan ve binanın dışına taşıyan; toplumsal yaşantıdan kopuk bir nesneler topluluğu olmaktan uzak, canlı ve yaşayan bir yer olmayı hedefleyerek geleneksel “müze” kavramına muhalefet eden; tek yüzeyinin geçirgen olmasının yanı sıra, dış çevre ile görsel bağlantısı fazla, hareket ve akışkanlık özgürlüğünü ifade edebilmeyi ve topluma açık bir mekan olmayı hedefleyen; sanat ve sanayi arasında ilişki kuran Pompidou Merkezi’nin yapımı 1977 yılında tamamlanmıştır.
Fransa’nın 1970 yılında ilk kez uluslararası mimarlara da açtığı yarışmayı kazanan Renzo Piano, Richard Rogers ve Gianfranco Franchini binanın tasarımcılarıdır.
Su tesisatı için yeşil, havalandırma için mavi, elektrik kabloları için sarı, güvenlik elemanları için kırmızı borular seçilmiştir.
1968 ruhunu yansıtan, sınırlardan arınmış bu mimari tasarımı günde yirmi bin kişi gezmektedir.
Fotoğraf:issuu.com

 

Çağdaş Sanata Varış 163| Sınai Üretim ve Mimari

  • Dünya 1750’lere kadar tarım devriminin etkisinde yaşamıştır. İmalat, lonca sistemi çerçevesinde, el aletleri kullanılarak, küçük atölyelerde yapılmıştır. Kitlesel üretim yapılmadığından büyük depo ihtiyacı da olmamıştır.
  • 18. yüzyıl sonunda buhar gücünün ve buharlı makinelerin kullanılmaya başlanması ile üretim, ulaşım ve iletişimde büyük ilerlemeler olmuş; üretim fazlası oluşmuştur.
  • Erken dönem sanayi yapıları, 18. yüzyılın sonlarına kadar doğal taş veya tuğladan, yığma strüktürlü, ahşap döşemeli ve fazla yüksek olmayan binalardan oluşuyordu. Kullanılan malzeme ve yapı tekniği nedeniyle, büyük açıklıkların bırakılmasına olanak yoktu.
Crystal Palace, Londra. Çevre düzenleme uzmanı olan Joseph Paxton'ın tasarladığı Kristal Saray 1851 yılında, çiçek seraları örnek alınarak, bütün uygar ülkelerin katılacağı uluslararası bir sergi için yapılmıştı. Açılışı, Kraliçe Victoria’nın kocası Prens Albert yapmıştı. Kristal Saray 1854'te sökülüp başka bir düzende yeniden kurulmuş, 1866'da geçirdiği bir yangından zarar görmüş ve onarılmıştı. 1936'daki bir yangında ise tümüyle yandı; ayakta kalan kuleleri de İkinci  Dünya Savaşı'nda İngiltere’ye saldıran Alman uçaklarına hedef oluşturduğu gerekçesiyle 1941'de sökülmüştü. Fotoğraf:aasid.parsons.edu

Crystal Palace, Londra.
Çevre düzenleme uzmanı olan Joseph Paxton‘ın tasarladığı Kristal Saray 1851 yılında, çiçek seraları örnek alınarak, bütün uygar ülkelerin katılacağı uluslararası bir sergi için yapılmıştı. Açılışı, Kraliçe Victoria’nın kocası Prens Albert yapmıştı.
Kristal Saray 1854′te sökülüp başka bir düzende yeniden kurulmuş, 1866′da geçirdiği bir yangından zarar görmüş ve onarılmıştı. 1936′daki bir yangında ise tümüyle yandı; ayakta kalan kuleleri de İkinci Dünya Savaşı’nda İngiltere’ye saldıran Alman uçaklarına hedef oluşturduğu gerekçesiyle 1941′de sökülmüştü.
Fotoğraf:aasid.parsons.edu

  • Büyük boyutlu buharlı makinelerin yaygınlaşmasıyla geniş açıklıklı alanlara gereksinim duyulmuştur. Bu yeni gereksinimler yeni bir imalathane, depo ve fabrika mimarisini zorunlu kılmıştır. Ayrıca fabrikalarda çıkan yangınların, yapıları ahşap yerine daha dayanıklı malzemelerle inşa etmeyi de zorunlu kılması üzerine, dönemin yapı malzemeleri de değişmiş, demir ana taşıyıcı görevini üstlenmiştir. Dökme demir ilk kez, 1851’de Londra’da Hyde Park içinde kurulan Crystal Palace’da kullanılmıştır. Demir-çelik, betonarme ve cam yeni malzemelere örnektir.
  • Bu dönemde dökme demir konstrüksiyonlu karkas, geniş cam cephelere, çatı ışıklıklarına, bölüntüsüz serbest planlara ve yüksek tavanlı geniş alanlara sahip binalar inşa edilmesine olanak tanımıştır. İşlevsellik, yararcılık, etkin düzenleme ve biçimsel basitlik bu dönem sanayi binalarının özellikleri olmuştur. Sanayi Devrimi’nin mimarlığa getirdiği akım Modernizm’dir.
  • Sanayi Devrimi’nin ortaya çıktığı ülke olan Britanya, 20. yüzyıla gelindiğinde yerini ABD’ye kaptırmış bulunuyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD, toplam dünya üretiminin % 42’sini tek başına karşılıyordu; en önemli sanayi üretim merkezlerinden birisi New York’tu. New York’un merkezindeki SoHo, 19. yüzyılda, neredeyse tamamen sınai depolama  ve üretim amaçlı inşa edilmiş binalardan oluşuyordu. New York’ta 19. yüzyılın ikinci yarısında Manhattan bölgesi de sınai faaliyetlerin yaşandığı bir başka bölgeydi.
  • 19. yüzyıl sonlarında seri çelik üretiminin geliştirilmesiyle bina taşıyıcı sistemlerinde dökme demirin yerini çelik almış, bu da yüksek binalar inşa edilmesine olanak tanımıştır.
Robert Indiana, Model T, 1966. Fotoğraf:robertindiana.com

Robert Indiana, Model T, 1966.
Fotoğraf:robertindiana.com

  • 1911 yılında Frederick Winslow Taylor’a göre, üretimde pratik kurallar yerine bilimsel ve rasyonel kıstaslar esas alınırsa, fabrikaların üretkenliklerinde büyük artışlar sağlanabilecektir. Taylor’un bilimsel işbölümü, zaman ve mekanın rasyonelleştirilmesine ve ortaya çıkan sonuçların standartlaştırılmasına dayanmaktadır. Taylorizm’in başlıca ilkesi, bir ürünün üretim sürecinin olabildiğince parçalanarak basit işlemlere ayrıştırılması ve bu işlemler için vasıflı işçi gerekmediğidir. Taylor ilkelerinin ilk yetkin uygulaması Henry Ford tarafından otomobil üretiminde yapılmış ve bu uygulama 1920’lerde yaygınlaşmıştır. Bu yöntemde işler, yapılış sırasına göre bir üretim hattına dizilir ve kayan bant boyunca sıralanan işçiler yalnızca tek bir parça iş yapar. 1925 yılına gelindiğinde Ford, montaj hattında seri üretim teknolojisi ile önceden bir yılda ürettiği otomobil sayısına yalnızca bir günde ulaşmaya başlar. Fordist üretim 1930’ların ortasında Avrupa’da da uygulanmaya başlanır, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yayılır.
  • Fordist üretim ile birlikte, sanayi üretiminde gereksinim duyulan binaların yapıları değişmiş, yatay-bant üretimi ile gereksinim duyulan mekan büyüklükleri artmış, buharlı makineler aracılığıyla kent merkezlerinde üretim yapmak üzere tasarlanmış binalar, imalathane ve depo binaları 1950’lerden başlayarak terk edilmiş, işsiz kalan üretim işçileri iş bulabilmek için kenti terk etmek zorunda kalmış, New York kent merkezi çöküntüye uğramıştır. Elektriğin yaygınlaşması, tramvayın ve otomobillerin ulaşımı kolaylaştırması, telefonla iletişimin basitleşmesi de kent merkezindeki yüksek maliyetli binalardan, kent dışındaki daha az maliyetli binalara geçişi avantajlı hale getirmiştir. Aynı etki dünyadaki tüm sanayileşmiş bölgelerde görülmüştür.
  • Sanayisizleştirme olarak anılan budönemde kent merkezleri büyük iş ve nüfus kaybına uğramış, kentlerde işsizlik, suç, etnik gerilimler, işlevini yitirmiş, terk edilmiş yapı ve araziler gibi sosyal ve fiziksel sorunlar, kentlerde yaşanan ekonomik çöküşün en görünür belirtileri olmuştur. Ancak, sabit yatırımların ve inşa edilen bina stoklarının önemli bir birikmiş sermaye meydana getirmesi nedeniyle, söz konusu çöküntü uzun sürmemiştir.

(16 Eylül 2014 tarihinde bloğumuzda Fordizm ve Post Fordizm yazısı yayımlanmıştı.)

  • Bir başka dönemsel gelişme de, İkinci Dünya Savaşı sonrasında cepheden dönen Amerikalı askerlerin, devletten aldıkları yardımları genellikle banliyölerdeki müstakil aile evlerine taşınmakta kullanarak, ülke genelinde bir kent merkezinden uzaklaşma akımı başlatmaları olmuştur. Kent merkezlerinin dışında açılmaya başlanan büyük alışveriş merkezleri de müşterileri kendine çekmeye başlayınca kent merkezindeki taşınmazların ederleri ve kiraları düşmüştür.
  • Fordizm, hammadde girişi ve ürün çıkışı kolay olan, yatay düzlemde eklemlenerek büyüyebilecek, tek katlı ve geniş hacimli yapıların inşasına yol açmıştır.
  • Fordist üretim, 1970’lerde yaşanan yeni bir bunalımın ardından yer yer terk edilmeye başlanmıştır. Batılı şirketler ürün tasarımını ve finansal yönetimi kendi ülkelerinde tutup, sınai üretimin büyük bir bölümünü üçüncü dünya ülkelerine, üretimin yapılmasının daha avantajlı olduğu ülkelere taşımaya başladılar. Esnek üretim sistemi, Post Fordist, sanayi sonrası yönetim ile sermaye mekanı sınırsızlaşmıştır. İşgücü piyasaları, ürünler ve tüketim kalıpları esnekleşir. Artık büyük fabrikalar değil, büyük markaların küçük merkezleri öne çıkar.
  • Post Fordist üretim, çokuluslu şirketleri doğuran Postmodern bir üretim biçimidir.
  • Taylorizm/Fordizm kitle üretimi ve tüketimi üzerine kuruluyken Post Fordizm esnek üretim ve tüketim düzenini öngörür. Bu üretim yapısının ürettiği Postmodern ekonomide, teknoloji yoğun üretim, kültür ürünleri sanayii, tasarım ve moda yönelimli üretim faaliyetlerinde sürekli yeniliklerin önerilmesi önemlidir ve katma değerin büyük kısmı bu tür faaliyetlerde üretilmeye başlanmıştır. Beyin emeği ile çalışan grubun büyüklüğü sanayi toplumuna göre çok artmıştır.
  • Çokuluslu şirketlerin, çok sayıda ülkede etkinlikte bulundukları için çokuluslu olduklarını, ama mülkiyet ve denetimler açısından ulusal nitelikte oldukları da söylenir.

 

Sanayi Devrimleri

  • Sanayi devrimlerinin tanımlanmasında hangi enerji kaynaklarının kullanılmakta olduğu belirleyicidir.
  • Birinci Sanayi Devrimi’nde odun ve kömür, İkinci’de petrol ve elektrik, Üçüncü’de nükleer enerjiye geçişten bahsedilir.
  • İlk devrimde öncü Birleşik Krallık, İkinci’de öncü ABD ve Almanya,
  • 16. yüzyıldan başlayarak Avrupa’nın nüfusu hızla artmaya başladı; tarımdaki gelişmeler bu sektördeki nüfus ihtiyacını azaltınca artan nüfus kentlere göç etmeye başladı. Böylece sanayi için hazır işgücü oluştu. Yaşam düzeyi yükseldi. Bu da tüketim malı talebini arttırdı. Yeni Dünya’nın keşfi ile Avrupa’ya altın, gümüş gibi kıymetli metaller taşındı. Ayrıca İngilizler Babür İmparatorluğu’nun hazinesini İngiltere’ye getirdi. Protestanlık ahlakının düsturu çalışkanlığın başlıca değer haline gelmesi; Aydınlanma ile bilimsel bilginin değerinin artması; Fransız Devrimi ile  sanayi toplumuna uygun siyasal bir yapılanmanın temellerinin atılması.

Bunlar sanayi devrimine yol açan süreçler olmuştur.

 

  • İlk Sanayi Devrimi 18. yüzyılın ortalarında, kömürün buhara dönüştürülerek  buhar gücünün sanayiye uygulanması ile makineleşmiş endüstrinin doğması ile ortaya çıktı. Sermaye birikiminin artması da bu dönemde gerçekleşti. Kâğıda basılan gazete, dergi ve kitap bu dönemde  iletişimin temel araçları haline geldi.
  • 18. yüzyılda Birleşik Krallık dünyanın mali merkezi konumundaydı ve düzenin temeli bireysel hak ve özgürlüklerin korunmasına, iç piyasadaki özgür rekabete dayanıyordu. Ayrıca İngiltere, zengin kömür ve demir kaynaklarına sahipti. Dünyanın en büyük sömürge imparatorluğu olması Birleşik Krallık’a hem kaynak hem de geniş bir pazar imkanı sunuyordu. Bir ada ülkesi olması onu Avrupa’da yaşanan tüm olumsuzluklardan uzak tutmuştu. Zaten 16. yüzyıldan beri de dokuma sanayisinde dünya liderliğini koruyordu. Dolayısıyla Birinci Sanayi Devrimi’ne Birleşik Krallık’ın öncü olması çok doğaldı. Buharla çalışan makine de 1763 yılında James Watt  tarafından İskoçya’da bulunmuştu.
  • Elektrikli iletişim, telefon, ilk devrimin sonlarına rastladı.
  • Sanayinin gelişmesi işçi sınıfının büyümesi ve bilinçlenmeye başlaması, uzun çalışma saatleri, sağlıksız çalışma koşulları, düşük ücretler, özellikle küçük çocukların ve kadınların iş hayatında ezilmesi sonuçlarını doğurdu. Burjuvazi ve proletarya arasındaki çatışmalar, sosyalist, komünist topluma geçiş özlemlerini gündeme getirmiştir.
  • Birinci Sanayi Devrimi’nin bitişi için 1830, 1850 ve 1870 yılları önerilir. 1870, emperyalizmin de başlangıcı kabul edilen Fransa – Prusya Savaşı en çok kabul gören tarihtir.

 

  • İkinci Sanayi Devrimi 1870-1914 dönemindeki ekonomik ve sosyal değişimleri ifade eder.
  • İkinci Sanayi Devrimi’nin belirleyici unsuru çelik üretiminin yarattığı teknolojik dönüşüme bağlı olarak demiryollarının gelişmesi ile ulaşımın, haberleşmenin ve dağıtımın kolaylaşması; yeni nakliye olanaklarıyla ticaretin ivme kazanması; petrol ve türevlerinin ekonomide kazandığı önem; elektrik, petrol tabanlı içten yanmalı motorlar ve otomotiv sektörünün gelişimidir. Atlantik ötesi telgraf ve radyo bağlantılarının sağladığı olanaklarla, borsa ve hisse senedi piyasası oluşmuştur. İş dünyasında meydana gelen diğer gelişmelere bakıldığında ise sendikaların kabul görmeye başlaması, istihdamda beyaz yakalıların oranının artması sayılabilir. Radyo, gramofon, fotoğraf ve sinema ile yeni tüketim biçimleri, kavramlar ve sanatlar ortaya çıkmıştır.
  • Çağımız ayrıca düşün sanayileştirilmesidir. Bir sanatçının bütün dünyayı güldürüp ağlatabildiği bir uygarlıktır.

 

  • Üçüncü Sanayi Devrimi, İkinci Dünya Savaşı sonrası başlayan ve 1970’li yıllardan sonra ivmesi artan, üretimin sayısallaştığı, bilişim teknolojisi dönemi olarak da adlandırılır. Sentetik mallar, bilgisayar teknolojisi, mikroelektronik teknoloji, fiber optikler, telekomünikasyon, biyogenetikler, biyotarım, lazer teknolojisi bu dönemin belirleyici unsurlarıdır. Sanayi ve ticaretin küreselleşmesi de bu dönemde gerçekleşmiştir.
  • Dünyadaki kaynakların hızla tükenmekte olduğu da bu dönemde gündeme geldi. Doğal yaşamın olumsuz nitelikler kazandığı ve dünyanın sürdürülebilirliğinin zorlaştığı; çevrenin korunması, kirlilik yaratan endüstrilerden vazgeçilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının tercih edilmesi ve enerji tüketiminin teknolojik gelişmeler aracılığı ile azaltılması çareleri aranmaya başlandı. Yenilenebilir enerjinin yaygın ve ekonomik kullanımı, güneş, rüzgâr, yeraltı ve hidrojen enerjileri; taşıma sistemlerinin elektrikli hale gelmesi ile sıfır emisyonlu ulaşıma geçilmesi; yeşil ekonomi,  binaların kendi enerjilerini üretmeleri, enerji depolama teknolojilerinin gelişimi, İnternet altyapısının enerji altyapısı ile birlikte çalışmasının olanaklarının geliştirilmesi günümüzün başlıca sorunları olmaya devam ediyor.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 4 | Romantizm 1

  • Romantizm için başlangıç ve bitiş tarihi saptamak olanaksızdır. Kimileri akımın 1800’de başlayıp, 1850 dolaylarında sona ermiş olduğunu öne sürerler ama akım, yaşamaya, onsuz düşünülemeyecek akımları beslemeye devam etmiş, 18.yüzyılda oluşmaya başlamış, ülkelere, sanat türlerine göre değişik tarzda ortaya çıkmış, 19.yüzyılın sonuna kadar devam etmiştir. Romantizm, Sembolizm ve Empresyonizm’e, Kübizm ve Soyut Sanat’a kapı açmıştır. Artık, kurallar yoktur, bundan böyle her şey mümkündür.
  • Romantizm, bir başkaldırı tohumu taşır, devrimle yakın ilişkisi vardır. Bireyin, var olana,  kurulu düzene, kutsala karşı hoşnutsuzluğu dile gelir.
  • 19.yüzyılın ilk yarısında Fransız Devrimi ve Sanayi Devrimi gerçekleşti. Otoriteye, geleneğe karşı özgürlük ve bireycilik, siyasette olduğu gibi sanatta da öne çıktı. Romantizm’de siyasal, dinsel, yazınsal özgürlük söz konusudur.
  • Bir süreden beri tartışılmakta olan düşünce ve kavramlar için Fransız Devrimi bir katalizör olmuştur.
  • Anayasaya kavuşan, bağımsızlıklarını veya milliyetlerinin tanınması hakkını elde eden uluslarla beraber ulus kavramı, devrimci ve romantik bir kavram oldu. 1820’de İspanya ve Napoli’de, 1821’de Yunanistan’da, 1830 yılında Polonya ve Fransa’da, 1830’larda İrlanda’da devrimci patlamalar oldu.
  • Milliyetçiliğin Romantizm ile çıkar ortaklığı vardır.
  • Çağa, devletin yetkilerini sınırlamayı savunan, felsefe, ekonomi ve siyasal düşüncede liberalizm hakimdir. Liberalizm, burjuvazinin dünya görüşü ve ideolojisidir. 1789 Devrimi, burjuvaziye iktidar yolunu açmıştır.
  • Romantik sanat, yeni iktidarın isteklerini ve gereksinimlerini yansıtır.
  • Fransa sınırlarının ötesine yayılan bir etkiye sahip, ünlü Napolyon Yasası’na göre, hiç kimse doğuştan ayrıcalıklara sahip değildir ve kanun önünde herkes eşittir.
  • Romantizm akımında eşzamanlı bir uluslararası hareket söz konusu değildir.
  • Bir tek romantizmden söz etmek, onu zaman ve mekanla sınırlamak mümkün değildir. Farklı ülkelerde farklı yankılar yaratmıştır.
  • Romantizm, homojen ve eşgüdümlü bir hareket değildir, birçok romantizm vardır.
  • Coşkuyu, yüreğin usa üstünlüğünü, sanatların kardeşliğini savunur.
  • Avrupa’ya egemen olan us tapıncından vazgeçildi.
  • Usdışı, düşçü, tanımlanamaz olan, melankolik ve nostaljik duygular uyandıran, şiirsel, bireyci, tutkuyu egemen kılan,
  • Goethe’ye göre: klasik=sağlıklı, romantik=hasta. Oysa, Goethe’nin Werther adlı romanı romantizmi besleyen kaynaklar arasında yer almıştı. Goethe ve Schiller doğmakta olan akıma ılımlı bir bakış açısını benimsediler.
  • Klasiklerin özdeksel, romantiklerin tinsel olduğuna dair bir başka tanımlama da yapılabilir.
  • Romantik dünya dişi bir dünyadır.
  • Romantik bakışta acı kaynağı olan kadın, onurlandırılmış, övülmüş, büyük saygı görmüştür.
  • Romantik ruhta zaman zaman zevk ile acı, güzellik ile dehşet birbirine karışarak Kara Romantizm denen, beden/ölüm/şeytan’da yoğunlaşma ortaya çıkmıştır. Kara Romantizmin tanrısı şeytandır. Dehşetin sınırlarına uzanan romantizmi ile Goya’nın bazı tabloları Kara Romantizm’e örnek verilebilir.
  • Özgürlük, kardeşlik ve devrim kavramları romantizmin mirasıdır.
  • Artık, esin kaynakları gündelik yaşamda aranacaktır.