Etiket arşivi: Samuel Huntington

Huntington’ın Demokrasi Dalgaları

  • Demokratikleşme tarih boyunca dalgalar halinde uluslararası toplumu etkilemiş, bazı görüşlere göre, 1980’lerden itibaren kuvvetle esmeye başlayan küreselleşme rüzgarı ile birlikte bu dalgalar iyice yükselmişti.
  •  Olgunlaşmış bir demokrasi, içerisinde insan hakları, kuvvetler ayrılığı, düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü, genel ve eşit oy gibi ilkeleri barındırmalıydı.
Büyük Dalga, Katsushika Hokusai (1760-1849). Fotoğraf: Kitaplık Kedisi.

Büyük Dalga, Katsushika Hokusai (1760-1849).
Fotoğraf: Kitaplık Kedisi.

  • ABD’li siyaset bilimci Samuel Huntington (1927-2008) 1991 yılında demokrasi dalgalarını üç döneme ayırmıştı. Bu teoriye göre üç demokrasi dalgasına karşılık dünyada iki de ters dalga yaşanmıştı.İlk dalga 1828-1926 yılları arasında Atlantik ve Avrupa’da etkili olmuş, sonra çekilme dönemine girmişti. Bu dönemde 29 demokratik ülke ortaya çıkmıştı.

    Birinci ters dalga 1922-1942: Mussolini’nin iktidara gelmesi ile başlayan dönemdi.

    İkinci demokrasi dalgası 1943-1962 yılları arasında yükselmiş, demokratik ülke sayısı 36 olmuştu.

    İkinci ters dalga 1958-1975 yılları arasındaydı ve demokratik ülke sayısı 30’a düşmüştü. Askeri yönetimlerin iktidara oturduğu ülkeler arasında Portekiz, Yunanistan ve Türkiye de vardı.

    Son dalga 25 Nisan 1974’te Lizbon’da bir radyo istasyonunda çalan Grandola Vila Morena adlı şarkıyla başlıyordu. Kadife Devrim olarak bilinen şiddetsiz bir askeri darbe ile Portekiz’de yükselişe geçen yeni demokrasi dalgası, Soğuk Savaş’ın (1949-1989) bitiminin ardından iyice coşmuştu.

    Huntington’a göre küreselleşmenin hikayesi ile Üçüncü Dalga’nın hikayesi birlikte yazılacaktı. Küresel süreç, demokrasinin önüne çekilen bütün setleri yıkıp geçerken ekonomik piyasaları da serbestleştirerek, hukuk kurallarını evrenselleştirecek ve insan topluluklarını özgürleştirecekti.

    Ama beklendiği gibi olmadı.

Büyük Tavşan Dalgası, Katsushika Hokusai. Bu ünlü tablonun birçok replikası ve yeniden yorumlamaları da yapıldı. Tablonun günümüz mangasının gelişiminde büyük etkileri olduğunu ve Avrupalı büyük sanatçıları da etkilediğini söylemek gerek. Fotoğraf: Kitaplık Kedisi

Büyük Tavşan Dalgası, Katsushika Hokusai.
Bu ünlü tablonun birçok replikası ve yeniden yorumlamaları da yapıldı. Tablonun günümüz mangasının gelişiminde büyük etkileri olduğunu ve Avrupalı büyük sanatçıları da etkilediğini söylemek gerek.
Fotoğraf: Kitaplık Kedisi

 

Yararlanılan Kaynaklar

Duvar, Deniz Ülke Arıboğan, İnkılap Kitabevi, 2017.

Üçüncü Dalga: Geç 20. Yüzyılda Demokratikleşme, Samuel P. Huntington, Kilit Yayınları, 2011.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 231|Çağdaş Dönem 7 Korku 1

  • 1989’da Hint asıllı Britanyalı yazar Salman Rushdie’ye karşı çıkartılan İran kaynaklı ölüm fetvası, bir devletin İslami kanunları kendi sınırlarının ötesine de dayatması olarak algılandı. Bu olay, İslam’ın Avrupa’daki varlığını görünür kılmıştı.
  • 1989’da Fransa’da yaşanan “Başörtüsü meselesi” bir geriye dönüş, kadın haklarına, düşünce ve ifade özgürlüğüne bir tehdit, dolayısıyla uzun mücadele ile kazanılmış hakların sorgulanması olarak algılandı.
  • Fransa’da Stasi Komisyonu’nun 2003’te hazırladığı, devlet okullarında dinsel simgelerin göze batacak şekilde takılmasını veya giyilmesini yasaklayan kanun teklifi 2004 yılında yasalaştı. Fransa, 2010 yılında da yüzü tamamen örten kıyafeti yasakladı.
  • Fransa’da laiklik dört ilke üzerine kurulmuştur:
    Kilise ile devletin ayrışması,
    Siyasi iktidarın çeşitli inançlar karşısında tarafsız oluşu,
    İnanç özgürlüğü,
    Hakların eşitliği.

Bazı hukukçulara göre çıkarılan kanunda, hakemin tarafsızlığı değil, kamusal alanın tarafsızlığı gözetilmiştir.

  • Günümüzde Fransa’da 5 milyon Müslüman olduğu düşünülmektedir.
  • 1989’da Almanya’da referans kültürü hakim kılmaya yönelik Leitkultur gibi yeni temalar ortaya çıktı. Dışlayıcı bir tonu olan Leitkultur nosyonu, ulusal kimliğin yüceltilmesine ve kültürlerarası ilişkilerin bir hiyerarşi içinde algılanmasına yol açtı. Leitkultur, göçmenlerin çifte aidiyetlerini de reddetmeye yönelikti. 2000’lerde Leitkultur fikri, çokkültürcülüğün reddi, kültürel göreliliğin kınanmasına dönüştü.
  • Günümüzde Almanya’da 4,5 milyon Müslüman olduğu düşünülmektedir.
  • Medya, Avrupa’nın iki payandası cinsiyet eşitliği ve ifade özgürlüğü etrafında İslam’ın varlığına karşı genel bir seferberlik ilan etti. Recm, kadın sünneti, erkek çocuğun sünneti, zorla evlendirme gündeme geldi. Seferberlik sürüyor.
  • Terör saldırıları, günlük yaşamın seyrini sekteye uğratır, toplumsal sözleşmeyi parçalar, toplumu kutuplaşmaya sürükler, öngörülemeyen bir dizi olaya yol açar, toplumun tamamını yaralar.
  • Avrupa’da çokkültürcülüğe karşı geliştirilen ilk sert eleştiriler Hollanda’da 2000 yılında yapıldı. Çokkültürcülük Dramı adlı makalede göçe açık bir toplumun kırılganlığı vurgulandı.
  • 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra da pek çok olumsuz gelişme yaşandı.
  • 11 Eylül saldırılarından sonra, 2001 yılında İslam’ı Batı’nın yeni düşmanı olarak değerlendiren siyaset bilimci Samuel Huntington’ın Medeniyetler Çatışması tezine, İtalyan gazeteci Oriana Fallaci kendi yorumunu getirdi, İslam karşıtı bir manifesto olan Öfke ve Kibir adlı kitabını yayımladı. Kitap, geniş şekilde alıntı yapılan bir çok satar oldu, İtalya’da ders kitabı olarak okutulmaya başlandı. Fallaci 1990 yılında İnşallah adlı kitabında da İslam’a saldırmıştı.
  • 2004’te Submission/Teslimiyet adlı 10 dakikalık kısa filmin yönetmeni Hollandalı Theo van Gogh öldürüldü. Filmde, İslamistan’da, kadının aşağılanması konu ediliyordu.
  • Temmuz 2005’de El-Kaide Londra’ya saldırdı. 2007’de İngiliz hükumeti terörle mücadele kapsamında Bireylerin Radikalleşmesini Önleme Programı’nı başlattı (Prevent).
  • Eylül 2005’te bir Danimarka’nın en büyük günlük gazetesinde yayımlanan “Muhammed’in Yüzleri” özel sayısı, Hz. Muhammed’in 12 karikatürü yayımlandı. İslam’ın kutsal tabularını kırma, İslam’ın yergili temsiline razı etme, Peygamber’i eskiden kullanılan savaşçı imajından terörist imajına sokma girişimi olarak yorumlanan karikatürler bir dizi olaya neden oldu.
  • 2008’de Saraybosna’da binlerce cami yıkıldı. Savaşta camilerin yıkımında uygulanan sistematik şiddet mimari savaşı (warchitecture) kültürel-dinsel abidelere karşı girişilmiş bir soykırım olarak yorumlanmakta.
2009’da İsviçre’de yapılan referandumda İsviçrelilerin %57,5’i ülkelerinde minare yasağına "evet" demiştir. Yasak, Federal Anayasa’ya girmiştir. Birçok Avrupa ülkesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında çoğunlukla minare ve cami inşaatlarının yasaklanması lehine sonuçlar çıkmıştır: Çek Cumhuriyeti %78, Slovakya %70, Belçika %59, Danimarka %51, İtalya %60. Fotoğraf: www.cnnturk.com

2009’da İsviçre’de yapılan referandumda İsviçrelilerin %57,5’i ülkelerinde minare yasağına “evet” demiştir. Yasak, Federal Anayasa’ya girmiştir.
Birçok Avrupa ülkesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında çoğunlukla minare ve cami inşaatlarının yasaklanması lehine sonuçlar çıkmıştır: Çek Cumhuriyeti %78, Slovakya %70, Belçika %59, Danimarka %51, İtalya %60.
Fotoğraf: www.cnnturk.com

  • 2010’da Almanya’da Thilo Sarrazin’in bir yılda bir milyon satan Almanya Kendini Yok Ediyor adlı kitabı, nüfusun daha az eğitimli ve daha az zeki kesimlerinin hızla çoğalmasının ülkenin ekonomik rekabet gücünü, kültürel mirasını, özünü kaybetmesine yol açacağını anlatıyordu.