Etiket arşivi: Sakıp Sabancı Müzesi

Çağdaş Sanata Varış 262|Heykeller ve Nesneler 1 Anish Kapoor

  Çift, Anish Kapoor, 2006. Sakıp Sabancı Müzesi’nin bahçesinde sergilenen sanatçının bu granit eseri müzenin kalıcı koleksiyonuna katıldı. Hindu bir baba ve Yahudi bir anneden doğan sanatçının eserlerinde yeryüzü ve gökyüzü, ruh ve madde, aydınlık ve karanlık gibi ikilemlere rastlanıyor. Kullandığı sanatsal dil gayet sade ama eserlerin içinde barındırdığı enerji ve kültürel çeşitlilik dikkat çekiyor. Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki sergisi (2014) heykel, mimari, mühendislik ve teknolojiyi bir araya getiren eserlerden oluşmuştu. Sergi, sanal sergi olarak internet ortamında da izlenebildi. 1954’te Bombay’da doğan ve 1970’lerden bu yana Londra’da yaşayan Anish Kapoor, Britanya’yı 1982 Paris Bienali ve 1990 Venedik Bienali’nde temsil etmiş, burada Premio Duemila’ya (en iyi genç sanatçı ödülü) layık görülmüştü. Sanatçı, 1991 yılında da Turner Ödülü’nü kazandı. Kapoor, 2009 yılında, Londra’daki Kraliyet Sanat Akademisi’ndeki tüm galeri mekânının açıldığı, ilk yaşayan sanatçı oldu. Hindistan’daki ilk kişisel sergisini ise 2010 yılında açtı. 2013 yazında, Kraliçe'nin doğum günü törenlerinde ödüllendirilip Sir unvanını aldı. Kapoor, “Taşın hafızası vardır. Bir eser ne zaman içsel hafızamıza hitap etmeye başlar, işte o zaman sanat eseri olur. Sanatın bazı unsurları bu anlamda hafızayı harekete geçirmede çok güçlüdür”, diyor. Kapoor, eserin fiziksel ve sosyal alan arasındaki ilişkiyi sağlamasını önemsiyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Çift, Anish Kapoor, 2006.
Sakıp Sabancı Müzesi’nin bahçesinde sergilenen sanatçının bu granit eseri müzenin kalıcı koleksiyonuna katıldı.
Hindu bir baba ve Yahudi bir anneden doğan sanatçının eserlerinde yeryüzü ve gökyüzü, ruh ve madde, aydınlık ve karanlık gibi ikilemlere rastlanıyor. Kullandığı sanatsal dil gayet sade ama eserlerin içinde barındırdığı enerji ve kültürel çeşitlilik dikkat çekiyor. Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki sergisi (2014) heykel, mimari, mühendislik ve teknolojiyi bir araya getiren eserlerden oluşmuştu. Sergi, sanal sergi olarak internet ortamında da izlenebildi.
1954’te Bombay’da doğan ve 1970’lerden bu yana Londra’da yaşayan Anish Kapoor, Britanya’yı 1982 Paris Bienali ve 1990 Venedik Bienali’nde temsil etmiş, burada Premio Duemila’ya (en iyi genç sanatçı ödülü) layık görülmüştü. Sanatçı, 1991 yılında da Turner Ödülü’nü kazandı. Kapoor, 2009 yılında, Londra’daki Kraliyet Sanat Akademisi’ndeki tüm galeri mekânının açıldığı, ilk yaşayan sanatçı oldu. Hindistan’daki ilk kişisel sergisini ise 2010 yılında açtı. 2013 yazında, Kraliçe’nin doğum günü törenlerinde ödüllendirilip Sir unvanını aldı.
Kapoor, “Taşın hafızası vardır. Bir eser ne zaman içsel hafızamıza hitap etmeye başlar, işte o zaman sanat eseri olur. Sanatın bazı unsurları bu anlamda hafızayı harekete geçirmede çok güçlüdür”, diyor. Kapoor, eserin fiziksel ve sosyal alan arasındaki ilişkiyi sağlamasını önemsiyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Anish Kapoor, 2015 yılında Moskova Yahudi Müzesi’nde dört eserini sergiledi. Fotoğrafta bunlardan üçü görülüyor: 2003 yılına ait eseri, ünlü kinetik balmumu heykeli Benim Kırmızı Anavatanım; konveks ve konkav paslanmaz çelik eseri S Biçimli Dalga (2006) ve yansımadan görülen sarı, fiberglas duvar heykeli Sığınak (2007). Anish Kapoor,  taş, çelik, cam, PVC, balmumu, yağlıboya, ileri teknoloji ürünleri kullandığı obje, heykel ve yerleştirmelerinde resim ile heykelin sınırlarını bulanıklaştırıyor. Sanatçının kullandığı renkler ise Hindistan kültürünün bir parçası olan renk pigmentleridir. Kapoor, “İzleyiciyi zaman ve mekanla etkileşime geçiren ve objeyi objeliğinden uzaklaştıran heykelle ilgileniyorum”, diyor. Fotoğraf: http://enfr.blouinartinfo.com

Anish Kapoor, 2015 yılında Moskova Yahudi Müzesi’nde dört eserini sergiledi. Fotoğrafta bunlardan üçü görülüyor: 2003 yılına ait eseri, ünlü kinetik balmumu heykeli Benim Kırmızı Anavatanım; konveks ve konkav paslanmaz çelik eseri S Biçimli Dalga (2006) ve yansımadan görülen sarı, fiberglas duvar heykeli Sığınak (2007).
Anish Kapoor, taş, çelik, cam, PVC, balmumu, yağlıboya, ileri teknoloji ürünleri kullandığı obje, heykel ve yerleştirmelerinde resim ile heykelin sınırlarını bulanıklaştırıyor. Sanatçının kullandığı renkler ise Hindistan kültürünün bir parçası olan renk pigmentleridir.
Kapoor, “İzleyiciyi zaman ve mekanla etkileşime geçiren ve objeyi objeliğinden uzaklaştıran heykelle ilgileniyorum”, diyor.
Fotoğraf: http://enfr.blouinartinfo.com

Kapoor’un, Berlin’de Martin Gropius Bau’da 2013 yılında açtığı sergide yer alan, çoğunlukla anıtsal boyutlarda heykeller üreten sanatçının anıtsal İlk Beden adlı eseri. Fotoğraf: www.art-in-tv.de

Kapoor’un, Berlin’de Martin Gropius Bau’da 2013 yılında açtığı sergide yer alan, çoğunlukla anıtsal boyutlarda heykeller üreten sanatçının anıtsal İlk Beden adlı eseri.
Fotoğraf: www.art-in-tv.de

Anish Kapoor’un Versailles Sarayı bahçesinde 2015 yılında sergilediği Dirty Corner adlı eseri üç kez saldırıya uğradı. Esere Fransız medyasında Kraliçenin Vajinası adı takılmıştı. Eserin sarayın bahçesine yerleştirilmesinin ardından üzerine sarı boya döküldü. Boya kısmen temizlenebilmişti. Bir ay sonra iki kez üzerine, bazıları anti-semitik olmak üzere yazılar yazıldı. Sanatçı, toplumdaki tahammülsüzlüğün altını çizmek için eserin üzerine yazılan yazıları muhafaza etmek istedi. Ancak mahkeme grafitinin kaldırılmasına ve esere bir alarm sistemi yerleştirilmesine karar verdi. Mahkeme kararından sonra Anish Kapoor, Instagram’da grafitinin üstünün kapatılmış halinin fotoğraflarını paylaştı ve “Fransa’da ırkçılar mahkeme kararı ile ırkçı ifadelerinin üzerini kapattırdı, ırkçıların kazanmasına izin vermeyelim” paylaşımında bulundu. Daha sonra yazıların üzeri altın yaldız ile kapatıldı. Fotoğraf: jezebel.com

Anish Kapoor’un Versailles Sarayı bahçesinde 2015 yılında sergilediği Dirty Corner adlı eseri üç kez saldırıya uğradı.
Esere Fransız medyasında Kraliçenin Vajinası adı takılmıştı. Eserin sarayın bahçesine yerleştirilmesinin ardından üzerine sarı boya döküldü. Boya kısmen temizlenebilmişti. Bir ay sonra iki kez üzerine, bazıları anti-semitik olmak üzere yazılar yazıldı.
Sanatçı, toplumdaki tahammülsüzlüğün altını çizmek için eserin üzerine yazılan yazıları muhafaza etmek istedi. Ancak mahkeme grafitinin kaldırılmasına ve esere bir alarm sistemi yerleştirilmesine karar verdi.
Mahkeme kararından sonra Anish Kapoor, Instagram’da grafitinin üstünün kapatılmış halinin fotoğraflarını paylaştı ve “Fransa’da ırkçılar mahkeme kararı ile ırkçı ifadelerinin üzerini kapattırdı, ırkçıların kazanmasına izin vermeyelim” paylaşımında bulundu. Daha sonra yazıların üzeri altın yaldız ile kapatıldı.
Fotoğraf: jezebel.com

Bulut Kapısı, Anish Kapoor, 2006. 2004 yılında açılan Chicago kentinin Millennium Park’ına yerleştirilen, yapımı 2006 yılında biten heykel, 168 paslanmaz çelik levhadan oluşuyor ve yapımı 23 milyon dolara mal olmuş. Civadan esinle tasarlanmış olan heykelin halk arasındaki adı Fasulye (The Bean). İzleyenlerin heykele her baktığında kendi yansımasını görmesi, kendisiyle heykel arasında bir bağ kurmasını sağlıyor. Her yansıma bir varoluş kanıtı gibidir. Yumuşak kıvrımlı dinamik yapısı ile de hiçbir yansımayı üzerinde sabit tutmamakta ve sürekli hareket ettirmektedir. Bir çekim alanı oluşturan heykel, gökyüzünü, bulutları ve güneşi izleyiciler ile buluşturmaktadır. 2015 yılında Çin’in Xinjiang bölgesinde  Karamay’da bir Çinli sanatçı Bulut Kapısı’nın neredeyse aynısını yaptı ve Kapoor dava açtı. Çinli muhalif sanatçı ve aktivist Ai Weiwei ile Anish Kapoor, 2015’te Avrupa’da yaşanan sığınmacı krizi ile ilgili sığınmacıların durumlarına ve yaşamsal haklarına dikkat çekmek için omuzlarında sığınmacıları temsilen battaniyeler taşıyarak ve mültecilerin kat ettikleri mesafeyi sembolik biçimde dile getirmek üzere Londra’da birlikte yürüyüş yaptılar. Kapoor, 2016 yılında heykelin tüm yüzeyini ışığı emen, yüksek teknoloji ürünü Vantablack denen, siyahın en siyahı olarak tanımlanan malzeme ile kapladı. Sanatçı açık havada yer alan tüm heykellerini bu madde ile kaplayacağını, çünkü dünyanın, heykellerin yapım tarihine göre daha kara bir yer olduğunu söylüyor. Fotoğraf: www.statuestorieschicago.com

Bulut Kapısı, Anish Kapoor, 2006.
2004 yılında açılan Chicago kentinin Millennium Park’ına yerleştirilen, yapımı 2006 yılında biten heykel, 168 paslanmaz çelik levhadan oluşuyor ve yapımı 23 milyon dolara mal olmuş. Civadan esinle tasarlanmış olan heykelin halk arasındaki adı Fasulye (The Bean). İzleyenlerin heykele her baktığında kendi yansımasını görmesi, kendisiyle heykel arasında bir bağ kurmasını sağlıyor. Her yansıma bir varoluş kanıtı gibidir. Yumuşak kıvrımlı dinamik yapısı ile de hiçbir yansımayı üzerinde sabit tutmamakta ve sürekli hareket ettirmektedir. Bir çekim alanı oluşturan heykel, gökyüzünü, bulutları ve güneşi izleyiciler ile buluşturmaktadır.
2015 yılında Çin’in Xinjiang bölgesinde Karamay’da bir Çinli sanatçı Bulut Kapısı’nın neredeyse aynısını yaptı ve Kapoor dava açtı.
Çinli muhalif sanatçı ve aktivist Ai Weiwei ile Anish Kapoor, 2015’te Avrupa’da yaşanan sığınmacı krizi ile ilgili sığınmacıların durumlarına ve yaşamsal haklarına dikkat çekmek için omuzlarında sığınmacıları temsilen battaniyeler taşıyarak ve mültecilerin kat ettikleri mesafeyi sembolik biçimde dile getirmek üzere Londra’da birlikte yürüyüş yaptılar.
Kapoor, 2016 yılında heykelin tüm yüzeyini ışığı emen, yüksek teknoloji ürünü Vantablack denen, siyahın en siyahı olarak tanımlanan malzeme ile kapladı. Sanatçı açık havada yer alan tüm heykellerini bu madde ile kaplayacağını, çünkü dünyanın, heykellerin yapım tarihine göre daha kara bir yer olduğunu söylüyor.
Fotoğraf: www.statuestorieschicago.com

 

 

Bizans İmparatorluğu 93| Paleologos Hanedanı

  • 1204 yılından önce Karadeniz ile Akdeniz birbirlerinden bağımsız ticaret bölgeleriydi. Her biri farklı ürünlere ve nakliyat ağına sahipti. Konstantinopolis bu iki bölge dahilindeki ticaret ve sevkiyat faaliyetleri için ana varış ve kalkış yeri, transit geçiş ve aktarma limanı konumundaydı.
  • IV. Haçlı Seferi’nin Konstantinopolis ekonomisi üzerinde hem kısa hem uzun vadeli etkileri oldu. Çıkan yangınlar zanaat ve ticaretin yoğun olarak yapıldığı alanları yıkıma uğratmıştı. Talan ve yağmacılık da mal kayıplarına neden olmuştu.
  • Latin istilası ile Bizans saray erkanı ve seçkinlerin birçoğu göç etmişti.  Bu gelişmeler şehrin sanayiini ve ticari altyapısını felce uğratarak toplumun orta ve alt katmanlarını da göçe zorlamıştı.
  • Bizans, Latinlerin işgal ettiği toprakların önemli bir bölümünü geri alamadığı için taşradan başkente para ve mal akışı önemli ölçüde azaldı. Genel çaplı yerel tüketimin ve üstün nitelikli imalata yönelik yatırımın eksikliği de şehir ekonomisinde gerilemeye sebep oldu. 1261’e gelindiğinde, devlet teşebbüslerinin teşvikiyle canlanan ekonomik büyümeye rağmen, gidişatı tersine döndürme imkanı kalmamıştı.
  • İtalyan tüccarlar başlarda faaliyetlerini Konstantinopolis ahalisinin artan talebine dayandırmışlardı. Oysa 1260’dan itibaren Konstantinopolis ve Karadeniz’deki İtalyan ticaretine yoğunluk kazandıran, Batılıların tahıl, sanayi hammaddesi ve mamul maddelere artan talebi olmuştur.
  • Venedik Cumhuriyeti, imparatorluğun ayrıcalıklı ticaret ortağıydı. Oysa 1204 yılındaki yağmanın en büyük suç ortağı olmuş, Konstantinopolis’in Latin işgalinden sonra bütün ticaret merkezlerini ele geçirmişti. Mihail Paleologos, Venedik’ten ayrıcalıkları geri almış, Venedik’in baş rakibi ve düşmanı Ceneviz Cumhuriyeti’ne vermişti.
  • Dördüncü Haçlı Seferi’nin dini bakiyesi, 1054 yılındaki hizipleşmeyi, birbirine can düşmanı iki mezhebe dönüştürmesi oldu.
Venediklilerin 1204’te Konstantinopolis’i Fethi, Venedikli sanatçı Domenico Tintoretto (1518-1594), Hamburger Kunsthalle, Almanya. Fotoğraf:www.mystudios.com

Venediklilerin 1204’te Konstantinopolis’i Fethi, Venedikli sanatçı Domenico Tintoretto (1518-1594), Hamburger Kunsthalle, Almanya.
Fotoğraf:www.mystudios.com

PALEOLOGOS HANEDANI
1261-1453

 

  • 1261 yılında Paleologos Hanedanı yönetimi geri aldı ve Fatih Sultan Mehmet’e kadar aynı aile tahtta kaldı.
  • Latin istilası deneyimi, Bizans’ın, Konstantinopolis olmadan da, parçalanmış dahi olsa hayatta kalmaya devam edebileceğini göstermişti.
  • Parçalardan ikisi, Trabzon İmparatorluğu ve Epir Despotluğu, Bizans İmparatorluğu ile bütünleşmeye direndiler.
Galata Pera Podestası, Cenovalı Grimaldi’nin yaptırdığı kulenin tamamlanması anısına hazırlanmış levha (1443), İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmektedir.

Galata Pera Podestası, Cenovalı Grimaldi’nin yaptırdığı kulenin tamamlanması anısına hazırlanmış levha (1443), İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmektedir.

  • Silivri, Selanik ve Mistra yerel yönetim modeline sahipti.
  • Şehri Latinlerden geri alan VIII. Mihail Paleologos, Ortodoks Kilisesi’nin Papalık ile birleşerek batılı düşmanlarından kurtulmasının doğru bir strateji olacağını da düşünüyordu. Bu düşüncesi bile topluma nifak tohumları ekmişti.
  • VIII. Mihail Paleologos, IV. İoannes ’in şahsında Laskaris Hanedanı’na ihanet etti. Laskaris Hanedanı’na bağlı bir keşiş olan Patrik Arsenios taraftarları bir muhalefet gücü oluşturmuşlardı. Bu hareket “çuval kumaşlılar” denilen bir hizbe dönüşmüştü. Bu isim ile eskiçağ çileciliğine ve heretikliğe anıştırma yapılıyordu.
  • Konstantinopolis’te tutunabilmek için deniz kuvvetlerine gereksinimi vardı. Venediklilerle boy ölçüşebilecek tek güç olan Cenevizlilerle Nymphaeum Antlaşması’nı imzaladı. Bizans, 1204’e kadar kendi tekelinde olan Karadeniz ticaretini Cenevizlilere açmak zorunda kaldı. 1204’te Venedikliler tarafından Konstantinopolis’teki mahallerinden dışarı atılmış Cenevizlilere Konstantinopolis’te çok daha geniş bir yerleşim alanı vermek gerekti. Galata’daki ilk Ceneviz imtiyaz alanı, bugünkü Galata Köprüsü’nden Atatürk Köprüsü’ne ve Haliç’ten bugünkü Bankalar Caddesi’ne uzanan bir araziydi. Bu alanda Podesta Sarayı, borsa olarak kullanılan Loggia, Dominiken ve Fransisken tarikatlarına ait kiliseler, 1349’da inşa edilen, Podesta Sarayı’nın üstündeki yamacın tepe noktasında, İsa Kulesi adını verdikleri bugünkü Galata Kulesi vardı. 14. yüzyılın ilk yarısına gelindiğinde yaşadıkları bölge neredeyse özerk bir mıntıka halini almıştı. Cenevizlilere verilmiş arazi 15. yüzyılın başına kadar genişleyerek 37 hektara ulaşarak son şeklini aldı.
  • Bütün bu olanlardan sonra, Konstantinopolis ekonomik üstünlüğünü kaybetti. Tarımsal tabanın küçülmesi ile vergi gelirleri azalmış, ticari tavizler vermek zorunda kalmışlardı. Cenevizlilerin Pera kolonisi Konstantinopolis’ten bütünüyle bağımsız konumdaydı ve ticaretin çoğunu ele geçirmişti.
  • VIII. Mihail Paleologos terk edilmiş, soyulmuş ve tahrip edilmiş bir şehri geri aldı. Haçlıların saldırısı karşısında çökmüş olan deniz surları sağlamlaştırıldı, Blakhernai Sarayı’nın ve kamu binalarının onarımı yapıldı.
  • Paleologos Rönesansı adı verilen atılımın ürünü olan yapıtların çoğu VIII. Mihail’in oğlu II. Andronikos (1282-1328) dönemine aittir.
  • II. Andronikos, babasının Roma ile birleşmeden yana olan tutumuna derhal son verdi.
  • Paleologoslar döneminin bilinen en önemli kamu yapısı Tekfur Sarayı’dır. Yakın dönemde yapılan araştırmalar onu 14. yüzyıl ortasına tarihlendirmektedir.
  • Pammakaristos Meryem Ana Kilisesi (Fethiye Camii), Muhliotissa Kilisesi (Moğol Kilisesi veya Kanlı Kilise), Khora Manastırı (Kariye Müzesi) Paleologos döneminin en önemli yapıları arasındadır.
  • Dönemin resim sanatının en güzel örnekleri Khora (Kariye) ve Pammakaristos’un duvarlarını süsledi.
Zonaras’ın Tarih adlı eserinde Paleologos Hanedanı imparatorları. Eser, İtalya, Modena’daki Biblioteca Estense’de bulunuyor. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

Zonaras’ın Tarih adlı eserinde Paleologos Hanedanı imparatorları. Eser, İtalya, Modena’daki Biblioteca Estense’de bulunuyor.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

 

 

Bizans İmparatorluğu 45 | Donanma ve Gemiler

  • Büyük Konstantin zamanında donanmanın iki yüz tane otuz kürekli savaş kadırgasından oluştuğu ve donanmanın iki bin nakliye gemisiyle desteklendiği biliniyor.
  • Bizans donanmasına İskandinav askerler alındığı, 902 yılında Bizans donanmasında 700 İskandinav denizcisi bulunuyordu.
  • Grek ateşi Bizanslıların en önemli silahı idi. Bu sıvı, püskürtülüyor veya toprak kaplar içinde atılıyordu. Grek ateşi hemen yanmaya başlıyor, hatta suda bile yanabiliyordu. Nafta, sülfür ve güherçileden oluştuğu biliniyordu ama oranları ve tam formülü hiçbir zaman kayıtlara geçirilmemişti, formül devlet sırrı idi. 7. yüzyılda bu formülü geliştirmişlerdi. En ufak sarsıntıda patladığı için karada kullanmanın riskli olduğunu görüp yalnızca deniz savaşlarında kullanmaya başlamışlardı.bu silah sayesinde denizlerde adlarını duyurmuşlar, 941 yılındaki Rus savaşında kullanarak Prens İgor’un donanmasını yakıp Konstantinopolis’i kurtarmışlardı. Ülkelerine sağ dönebilenler Bizanslıların göklerin şimşeğine sahip olduklarını anlatmışlardı.
  • Kuşatmacıların kendilerini Grek ateşinin alevlerinden koruyabilmek için hareketli kulelerini yeni kesilmiş hayvanların sirke emdirilmiş postlarıyla kapladıkları biliniyor.
Madrid Ulusal Kitaplık'ta bulunan Skilitzes Yazması’ndan bir minyatür, Grek Ateşi. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sabancı Üniversitesi, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

Madrid Ulusal Kitaplık’ta bulunan Skilitzes Yazması’ndan bir minyatür, Grek Ateşi.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sabancı Üniversitesi, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

  • 1960 yılından itibaren Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü’nün denizlerimizde tespit ettiği yüzün üzerindeki batık geminin büyük çoğunluğunu Bizans gemileri oluşturur.
  • Bizans döneminde, deniz ticareti büyük ölçüde artmıştır.
  • Bizans İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinde deniz ticareti Doğu Akdeniz ile sınırlıdır.
  • Justinyen yönetiminde, daha önce Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilmiş olan kıyıların tamamı geri alınmış, ticaret Batı Akdeniz’e yayılmıştır.
  • Bizanslılar, Arap işgallerine kadar Akdeniz’i denetim altında tutmuşlardır.
  • Yük gemileri, Romalılar tarafından kullanılmış olanlara kıyasla, küçülmüştür. Bu küçülmenin nedenleri arasında yeni başkent Konstantinopolis’ten tahıl üretim merkezlerine olan yolun kısalmış olması; savaşlar ve veba yüzünden nüfustaki azalma; devlet malı gemilerden, özel ticari gemilere geçilmesi sayılabilir. Ayrıca, küçük tekneler düşman gemilerinden kaçmak için de daha uygundu.
  • Bizans döneminde gemi yapım teknikleri, daha hızlı ve daha ucuz teknikleri devreye sokarak değişmiştir.
  • 7. yüzyılda kuşak tahtaları ve iç döşemeler için az işlenmiş yarım tomrukları kullanarak işgücünden ve paradan tasarruf sağladılar. Yarı işlenmiş tomruk kullanımı ve masraflı dişi-erkek geçmeli zıvanalı bağlantı yönteminden vazgeçtiler. Geçmeli sistemi bırakma, kaplamaları çivilerle bağlama yöntemi büyük tasarruf sağladı. Seyir kürekleri, kıça yakın geminin her iki yanına, bir çift güverte kirişine monte edilmiştir.
  • Çapa gövdeleri ve kolları ince olduğundan sık sık kırılırlar, buna karşı yedek çapa takımları gemilerde bulundurulurdu.
  • Geceleri gemiyi aydınlatmak için, fırında pişmiş çömlekten yapılma yağ lambaları kullanılırdı.
  • Rodos’un Akdeniz sularındaki beş yüz yıl (yak. M.Ö. 700-200 yılları arası) boyunca sürdürmüş olduğu otoritesi, Rhodos Yasasıbaşlığıyla MÖ 1. yüzyılda Roma Hukuku’na da kazandırılmıştır. I. Justinyen deniz ticaretindeki riski en aza indirgemek ve imparatorluğun deniz ticaret potansiyelini arttırabilmek amacıyla, hazırlattığı Digesta’nın bir bölümüde Rhodos Denizcilik Yasaları’nın (Lex Rhodia) derlenmesine ayrılmıştı. Bu yasa maddeleri, 12. yüzyıla kadar varlığını sürdürerek çeşitli konularda Doğu Romalı denizcilere rehberlik etmiştir. 13.-14.yüzyıllarda ise Doğu Roma Deniz Ticareti’nin yoğunluğunun azalmasına paralel olarak, yasal düzenlemeler de giderek geçerliliğini yitirmiş, İstanbul’un 1453 yılındaki fethine kadar yalnızca İtalyan ve Slav denizciler tarafından kullanılmıştır.
  • Başarılı bir seferin ardından tüm denizcilere eşit kar dağıtılmasını öngören Rodos Denizcilik Yasaları’na göre, gemi sahibi ve/veya kaptanı iki hisse; dümenci (küreklerin idaresi onda idi), pruva sorumlusu (çapalarla ilgilenirdi), gemi marangozu ve lostromo (gemici ve miçoların amiri) birer buçuk hisse; gemiciler birer ve aşçı yarım hisse sahibiydiler.
  • Rodos Denizcilik Yasası’na göre kaptan gemideki tüm paradan sorumluydu.
  • Gemiler, liman vergileri ve bazı gümrük noktalarında ihracat harcı ödemek zorundaydılar.

 

Yenikapı kazılarında bulunan tarihi miras ayrı bir yazının konusu olacaktır.

Bizans İmparatorluğu 43 | Ordu 1

Fotoğraf:Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sabancı Üniversitesi, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

Fotoğraf:Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sabancı Üniversitesi, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

  • Askerlere ödenen ücret, deneyimleri oranında artardı.
  • Erken Bizans döneminde, Mithras kültü, Hıristiyanlığın yayılmasına rağmen, özellikle orduda hala yaygındı.
  • İmparatorların beş yılda bir her askere belli bir miktarda altın ödemesini öngören bir yasa vardı. Buna uymayan imparatorlar da olurdu.
  • Devlet çok sayıda deve beslerdi. Bizans ordusu düşman üzerine yürürken develer ordunun ağırlıklarını taşırdı. Askerler de ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çekmezdi.
Asker azizlerden biri olan Aya Yorgi. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Asker azizlerden biri olan Aya Yorgi.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Traklar, Teselyalılar Giritliler gibi, Roma’da da savaşta herkes kendi yöre kıyafetini giyerdi. Asker azizlerin betimlemeleri, Bizans asker kıyafetlerini anlatır. Bizans’ta zırh balık pulu gibidir, demir pullar gömlek üzerine dikilirdi. Örneğini Arkeoloji Müzesi’nde görmek mümkün.
  • Paralı asker olarak Bizans ordusuna girebilmek için vaftiz olmak gerekiyordu.
  • Düşmanları, onlara cepheden saldırmak yerine, gizlilik ve kurnazlıktan yararlanmak gerektiği kanaatine varmıştı.
  • Büyük Konstantin, daha çok Alman asıllı askerlerden oluşan bir muhafız birliği kurmuştu. Bu birlik içinden imparator da çıkmıştır (Jovian).
  • Vareng Alayı seçme Rus ve başka kuzeyli paralı askerlerle kurulmuş, alaya İngilizler de alınmıştı. 945 ve 971 antlaşmalarında Kiev’deki Rus Prensliği, Bizans imparatoruna istediği zaman asker vermeyi kabul etmişti.
  •  Bizans, 11. yüzyılda Avrupa ve Batı Asya’nın en güçlü ordusuna sahipti, denir.

 

Bizans İmparatorluğu 4 | Giriş 2

  • Bizans’ta politikalar heterojen olmuştur ama imparatorluk makamı kavramı çağlar boyu aynen korunmuştur.
  • Bizans İmparatorluğu aslında Roma İmparatorluğu’dur. Ancak zaman içinde imparatorluğun dini, çok tanrıcılıktan Hıristiyanlığa, dili ise Latince’den Yunanca’ya değişti. Böylece, sonraları Bizans olarak adlandırılacak kültür ortaya çıktı. Bizans, Helenizm ve Hıristiyanlık melezi bir uygarlık idi.
  • Aziz Basileios, pagan edebiyatından işlerine yarayanları almalarını; ancak Helen yazı ve edebiyatını kapsamlı bir şekilde öğrendikten sonra Hıristiyan sırlarını anlayabilecek olgunluğa erişilebileceğini yazmıştır.
5. yüzyıl sonu, 6. yüzyıl başına tarihlenen fildişi Roma ve Konstantinopolis betimli diptik (açılıp kapanabilen yüzeylerden oluşan iki parçalı resim). Sağdaki Konstantinopolis, Roma’dan bir santimetre daha yüksek. Tesadüfen mi, bilerek mi yapıldığını merak ettim. Viyana, Kunsthistorisches Museum. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

5. yüzyıl sonu, 6. yüzyıl başına tarihlenen fildişi Roma ve Konstantinopolis betimli diptik (açılıp kapanabilen yüzeylerden oluşan iki parçalı resim). Sağdaki Konstantinopolis, Roma’dan bir santimetre daha yüksek. Tesadüfen mi, bilerek mi yapıldığını merak ettim. Viyana, Kunsthistorisches Museum.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

  • Bazı tarihçiler, Bizans İmparatorluğu yıkıldığı zaman uygarlığıyla birlikte yok olduğunu iddia etmişlerdir. Uygarlık, devletten daha kapsamlı bir olgudur ve çoğu zaman bir devletin ölümü, uygarlığının da ölümünü gerektirmez.
  • Bizans, eski Greko-Romen dünya ile Rönesans Avrupa’sı ve Osmanlı İmparatorluğu dünyaları arasında bir bağ meydana getirir.
  • Roma, Batı ve Germen alemi için ne tesir yaptıysa, Bizans da Slav ve Doğu alemi için aynı tesiri yapmıştır. Slavlar, Bulgarlar ve Ulahlar (Makedonya’da ve Romanya’da yaşayan etnik grup), Bizans’ın dinini, idare şeklini, edebiyatını, sanatını benimsemişlerdir. Ortodoksluk, Kiril alfabesi, Rus sarayındaki gelenek ve merasimler Bizans’tan alınmış, Bizans İmparatorluğu siyasi mevcudiyetini kaybettikten sonra bile tesirini  sürdürmüştür.
  • Hem Kutsal Kitaplar’ın hem Helenistik eserlerin tercüme edilmesini sağlayarak Ermeni ve Süryanileri; ilahiyat, eğitim ve manastır sistemi ile Latin Batı’yı derinden etkilemişlerdir.
  • Emeviler’in merkezi Şam Doğu Bizans vilayetlerindendi. O topraklarda Bizans yapısı büyük oranda dağılmadan kalmıştı. İslam’ın ilk dönemlerinin idari, ekonomik, mali ve sosyal kurumları Bizans geleneğinden oldukça etkilenmişti. Bağdat merkezli Abbasiler önceleri Pers etkisindeki kültürel-politik bir çevrede kalmışlar, Halife Memun’un saltanatı döneminde (813-833), Yunan metinlerinin önemli bir bölümünün tercüme edilmesi ile Helenistik mirasın parçaları İslam uygarlığına aktarılmıştı. Halife, Bilgelik Evi adlı bir araştırma enstitüsü kurmuş, Yunan alimlerini metinleri Arapçaya çevirmeleri için bir araya getirmişti. Yunan tıbbı ilk sırada çevrilenlerdendi. Galenos’un 128 tıbbi araştırması, astronomi, aritmetik, geometri, coğrafya alanlarındaki yazılar; Aristo’nun yazılarının büyük bir kısmı, Platon’un Diyaloglar’ından dördü, Plotinos’un ve Yeni Platoncuların çalışmaları Arapçaya bu dönemde aktarılmıştı.
  • Konstantinopolis, dönemin en büyük politik güçlerinden birinin merkezi; pagan dünyadan Hıristiyanlığa geçişin kararının verildiği kent; Ortodoks Hıristiyanlığın kültür merkezi; Ortaçağ Avrupası’nın en etkili bilim yuvası olmuştur.
  • Roma ile Konstantinopolis, Papa ile Patrik, Yunan ile Latin arasındaki üstünlük mücadelesi her zaman sürmüştür.